HASSA ORDUSU

HASSA ORDUSU
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 12.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hassa-ordusu
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "HASSA ORDUSU", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hassa-ordusu (12.12.2019).
Kopyalama metni
İslâm ve Türk devletlerinde muhafaza görevi yapan, dâimî statüde, özel olarak yetiştirilmiş, çeşitli adlarla anılan askerî birliklere tarihî terminolojide genellikle “hassa ordusu” denir. Abbâsî halifelerinin gulâmlardan meydana gelen ve “haresü’l-halîfe” adı verilen askerlerinin bulunduğu bilinmektedir. İlk müslüman Türk devletlerinden Karahanlılar’da da saray muhafızlarından ayrı bir hassa ordusu mevcuttu. Muhtemelen doğrudan hükümdarın şahsına bağlı olan bu orduda ücretli askerler görev yapardı. Batı Karahanlı hükümdarlarından Arslan Han’ın hassa ordusu 12.000 Türk köleden meydana geliyordu. Hassa ordusu askerlerinin malî işleri Dîvânü’l-ceyş denilen özel bir divan tarafından yürütülürdü. Gazneliler’de ise sultanın muhafız askerlerine “gulâmân-ı hâs” denirdi. Tamamı atlılardan meydana gelen Gazneli hassa ordusunda sadece Türkler değil diğer milletlerden de askerler bulunurdu.

Cengiz Han’a ait hassa ordusunun muntazam bir teşkilâtı olduğu bilinmektedir. Gece gündüz han sarayını koruyan bu muhafızların arasında okçular, kapıcılar, sofracılar ve seyisler vardı. Bunların dışındaki 1000 bahadır hanın özel koruması durumundaydı. Bu bahadırlar savaş sırasında hassa ordusunun öncü kuvvetlerini teşkil ederdi. Cengiz Han bütün Moğollar’ı bir bayrak altında topladıktan sonra 1206’da hassa ordusu yeniden teşkilâtlandırıldı. Nöbetçilerin, okçuların ve özel muhafızların sayısı 10.000’e çıkarıldı. Cengiz’in hassa askerleri sıkı bir disiplin altındaydı. Nöbetini ihmal edenler dayakla veya askerlikten atılmakla cezalandırılırdı; fakat bu cezalar mutlaka hanın bilgisi dahilinde verilirdi. Öte yandan hassa askerlerinin bazı imtiyazları mevcuttu. Meselâ bir muharip muhafız ordusu eri ordudaki binbaşıdan, muharip olmayan erler ise yüzbaşıdan önce gelirdi. Cengiz’in hassa ordusu yalnız hanla birlikte sefere çıkardı. Cengiz Han’ın kumandanlarının çoğu hassa ordusundan yetişmişti. Böylece bütün imparatorluk ordusu hanın tecrübeli adamlarının elinde, dolayısıyla hanın denetiminde bulunurdu. Hârizmşahlar’da da hükümdara bağlı, merkezde ve merkeze yakın garnizonlarda oturan bir hassa ordusu vardı. Bu ordu gulâmlardan ve Kanglı-Kıpçaklar’dan teşekkül ederdi. Ülke sınırları genişledikçe yeni müslüman olan Türk kabilelerinden de askerî birlikler kurularak hassa ordusuna bağlandı.

Gazneliler’i örnek alan Selçuklular’daki hassa ordusu genellikle saray gulâmlarından, esirlerden teşkil edilir ve sipahi denilen bu askerler Selçuklu ordusunun çekirdeğini oluştururdu. Bunlar da sürekli merkezde, merkeze yakın yerlerde kalırdı ve sayıları hiç eksilmezdi. Anadolu Selçukluları’nın hassa ordusu “müfred (mefâride), halka-i hâs, gulâmân-ı dergâh, mülâzımân-ı yatak (yayak)” şeklinde dört sınıfa ayrılırdı. Kalabalık olan hassa askerlerinin bir kısmı piyade idi. Mefâride askerlerinin bir bölümünü meydana getiren halka-i hâssın başlıca görevi padişahın çadırını beklemekti. Gulâmlardan saray için ayrılanların içinden değerli devlet adamları çıkmıştır. Bu maiyet askerlerinin hepsine ücret verilirdi.

Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletlerinin hassa askerleri, İlhanlılar’da olduğu gibi köle ve esirlerden değil hükümdarların mensup bulundukları aşiret kuvvetlerinden teşekkül ederdi. Bu askerlerden hükümdar muhafızı olanlara “korucu” (kurçi) denirdi. Safevîler de bu tabiri kullandılar. Hassa askerleri merkezden başka, eyaletlerdeki şehzadelerin maiyetinde de bulunurdu. Bu devletlerin hassa birlikleri Anadolu beyliklerine göre teşkilâtça daha geniş ve daha düzenliydi. Ayrıca Safevî Şahı I. Abbas, 1587’de tahta çıktıktan bir süre sonra korucular dışında doğrudan kendisine bağlı Çerkez, Ermeni ve Gürcüler’den devşirilmiş gulâmlardan oluşan 12.000 kişilik özel bir birlik kurdu.

Eyyûbîler’de dâimî orduyu teşkil eden hassa askerleri, Türkler’den satın alınarak veya toplanarak belli bir eğitimden geçirildikten sonra âzat edilen kölelerden meydana gelirdi. Bunlar Eyyûbî ordusunun en cengâver muharip sınıfıydı ve Abbâsîler’deki memlük teşkilâtına benzerdi. Asker olduktan sonra hürriyetlerine kavuşan bu köleler bağlı bulundukları emîrlerin adıyla anılır ve yükselerek emîr olabilirlerdi. Nitekim Eyyûbî Devleti’nin ardından gelen Memlük Sultanlığı idarenin tamamen kölelere geçmesiyle ortaya çıktı. Hassa askeri Memlük ordusunda da vardı ve bunlara “memâlîk-i sultâniyye” denirdi. Anadolu beyliklerinde kullanılan hassa ordusu Selçuklular’dakinden farklı değildi. Ordunun temelini yine maaşlı hassa askerleri oluştururdu. Ulu bey denilen hükümdarın yaya ve atlılardan meydana gelen dâimî hassa kuvvetleri vardı. Bunlar savaş esirlerinden veya satın alınan kölelerden temin edilirdi.

Osmanlılar’da Kapıkulu ocakları doğrudan padişaha bağlı ve onun emrindeki askerî kuruluşlardı. Yaya ve atlılardan meydana gelen bu birlikler savaşlarda merkezde bulunur, genelde padişah otağını muhafaza ederlerdi. Bu bakımdan hassa ordusu konumundadırlar. Saray muhafızlarından bostancılarla yine saray hizmetkârları baltacılar da padişahın hassa askeri sayılır, gerekirse savaş için bunlardan da yararlanılırdı (bk. KAPIKULU). Osmanlı Devleti’nde asıl mânasıyla hassa teşkilâtı XIX. yüzyılda kuruldu. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından varlığına gerek görülmeyen Bostancı Ocağı da lağvedildi, bunlardan ve hasekilerden seçilen askerler Muallem Bostâniyân-ı Hâssa adıyla kurulan yeni ocağa bağlandı. 27 Muharrem 1242 (31 Ağustos 1826) tarihli nizamnâmeye göre zâbitleriyle birlikte 1527 kişiden oluşan bir tertip (tabur) bir binbaşının kumandasına verildi (Lutfî, I, 201), hepsinin üstünde bostancıbaşı ağa vardı. Üç yıl sonra bostancıbaşı tabirinin yerini muhafız paşa aldı (Esad Efendi, s. 254). Tâlimli hassa bostancılarının başına ayrıca bir nâzır verildi (Cevdet, XII, 186-187). Nâzır yeni askerlerin maaş ve iâşe gibi işlerinden sorumlu olacaktı. Bu maaşlı hassa bostancıları, Sarây-ı Hümâyun ile birlikte Dolmabahçe’den Ortaköy’e kadar olan yerleri koruyacaklardı (BA, HAT, nr. 24040). Böylece II. Mahmud zamanında kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye hassa ve mansûre adlarıyla iki sınıfa ayrıldı ve her birinin başına birer ferik tayin edildi (1831). Çıkarılan başka bir nizamnâmeye göre eski Soğukçeşme Ocağı tâlimli hassa bostancılarına tâlimhâne yapıldı (BA, HAT, nr. 17694). Hassa askeri olmak için başvuranlardan yaşları on beşin altında olanlar burada askerî ve dinî eğitime tâbi tutulur, ardından yeteneklerine göre dikimhâneye, tophâneye, tıp ve mızıka mekteplerine veya piyade neferliğine gönderilirdi. Hassa bostancılarının ekmek tayınları erzak nâzırınca tahsis edilecek fırından, et tayınları hassa kasapbaşı tarafından verilirdi. Diğer ihtiyaç maddelerini ise nâzır satın alırdı. Neferler için sabahları pirinç veya mercimek çorbası, akşamları yahni, cuma ve pazartesi geceleri pirinç veya bulgur pilavı yapılırdı.

Hassa askerleri başlarına sefer zamanında barata, hazar zamanında şubara denilen başlık giyerler ve kendilerine mevsimine göre elbise verilirdi (BA, Cevdet-Askerî, nr. 3263). Gerekli toplar Tophâne-i Âmire’den, diğer silâhlar Cebehâne-i Âmire’den gönderilirdi. Bir nefer zamanla yükselerek onbaşı, çavuş, sancaktar, mülâzım, yüzbaşı ve kolağası; ehliyetli binbaşı da padişahın iradesiyle haseki ağa, hatta bostancıbaşı olabilir veya bir başka devlet hizmetinde kullanılmak üzere kapıcıbaşılık vb. bir rütbe ile dış hizmete çıkarılırdı. Aynı hiyerarşi ve terfi sistemi topçu, cebeci gibi sınıflarda da uygulanırdı.

Suç işleyen hassa bostancı neferlerinin küçük suçları ocakta cezalandırılır, büyük suçlar ise Bâbıâli’ye bildirilirdi (BA, Cevdet-Askerî, nr. 2968). Hassa bostancılarının inzibat görevlerinden başka seferî hizmetleri ve kale muhafızlığı gibi görevleri de vardı (BA, HAT, nr. 17694). İstanbul dışından gelen hassa askerlerinin hazar zamanında sılaya gitme meselesi de bir nizama bağlandı. Bunlar beş neferde bir nöbetleşe olarak memleketlerine gönderilecek ve izin süresi gideceği yerin uzaklığına göre beş, altı veya sekiz ay olabilecekti. Zâbit ve neferlerden malî durumu iyi olanlara hac izni de verilirdi. Gerek sılaya gerekse hacca gidenler maaşlı izinli sayılırdı. Hizmet süresi on iki seneyi bulanlardan isteyenler askerlikten ayrılıp emekli olabilirdi. Ölen hassa askerlerinin teçhiz, tekfin ve terekelerinin durumu da bir nizama bağlandı ve nâzırın idaresine verildi (BA, HAT, nr. 55008). Böylece 1826’da kurulan Muallem Bostâniyân-ı Hâssa Ocağı’nın teşkilâtı zamanla gelişti, mansûre taburlarından olduğu gibi hassa taburlarından da alaylar teşkil edildi. Her üç taburuna bir miralay tayini gereken Asâkir-i Hâssa-i Muhammediyye ferikliğine ilk defa padişah yaverlerinden Ahmed Fevzi Paşa getirildi (BA, Cevdet-Askerî, nr. 15199). Zamanla alayların sayısı arttıkça her iki alaydan bir livâ teşkil edildi ve ilk defa yine adı geçen paşa müşîr-i hâssa unvanıyla hassa askerlerine serasker tayin edildi. Sadece İstanbul’da bulunan, maaş ve imtiyaz bakımından mansûre askerlerinden farklı olan hassa askerlerinin 1834’ten itibaren taşrada yedek redif birlikleri de kuruldu (BA, Cevdet-Askerî, nr. 18933). 6 Eylül 1843 tarihinde askerî teşkilâtın yeni bir nizama bağlanması esnasında ordular teşkil edildi, uzun süre hassa ordusu adıyla anılan İstanbul’daki ordu daha sonra Birinci Ordu oldu.

BİBLİYOGRAFYA :

BA, MAD, nr. 8368, s. 30-31, 118; nr. 10116, s. 52, 58, 217; BA, Kānunnâme-i Askerî Defteri, I, 91-101; Kānunnâme-i Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye, İÜ Ktp., TY, nr. 5824, vr. 70b-74a; Nizâmülmülk, Siyâsetnâme (Bayburtlugil), s. 148; İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-ʿAlâʾiyye, s. 38, 187; D’Ohsson, Tableau général, VII, tür.yer.; Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Üss-i Zafer, İstanbul 1293, s. 254; a.mlf., Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2000, s. 573, 620; Cevdet, Târih, XII, 186-187; Lutfî, Târih, I, 201; Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri, s. 202-203, 205-206; a.mlf., Medhal, s. 13, 53-54, 100-102, 285, 415 vd.; a.mlf., “Asâkir-i Mansûre’ye Fes Giydirilmesi Hakkında Sadrı-azamın Takriri ve II. Mahmud’un Hatt-ı Humâyunu”, TTK Belleten, XVIII/70 (1954), s. 224; Barthold, Moğol İstilâsına Kadar Türkistan (haz. Hakkı Dursun Yıldız), İstanbul 1981, s. 474 vd.; Reşat Genç, Karahanlı Devlet Teşkilâtı, İstanbul 1981, s. 282, 284, 288, 291-293; Ramazan Şeşen, Salâhaddîn Devrinde Eyyûbîler Devleti, İstanbul 1983, s. 144 vd.; Abdülkadir Özcan, “Hassa Ordusunun Temeli: Muallem Bostaniyân-ı Hassa Ocağı, Kuruluşu ve Teşkîlatı”, TD, sy. 34 (1984), s. 347-396; a.mlf., “Hassa Ordusu’ndan Birinci Ordu’ya”, Tarih ve Medeniyet, sy. 47, İstanbul 1998, s. 20-23.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-1. cildinde, 542-543 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.