HASSÂN b. SÂBİT

حسّان بن ثابت
Müellif:
HASSÂN b. SÂBİT
Müellif: HÜSEYİN ELMALI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1997
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 09.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hassan-b-sabit
HÜSEYİN ELMALI, "HASSÂN b. SÂBİT", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hassan-b-sabit (09.12.2019).
Kopyalama metni
Yesrib’de (Medine) dünyaya geldi. Kendisine atfedilen bir rivayette Resûl-i Ekrem’den yedi sekiz yıl önce (562-563) doğduğu kaydedilmekle birlikte 570 veya 590 yıllarında dünyaya geldiğine dair rivayetler de vardır. Hz. Peygamber’i, ashabını ve İslâm dinini müşriklerin hicivlerine karşı şiirleriyle savunduğu için “şâirü’n-nebî”, Ebü’l-Hüsâm (keskin kılıç sahibi) ve Ebü’l-Mudarrib (iyi savaşçı) unvanlarıyla tanınmıştır; ayrıca annesine nisbetle İbnü’l-Fürey‘a künyesiyle de bilinir. Hassân, Medine’nin yerleşik iki önemli Arap kabilesinden biri olan Hazrec’in Neccâroğulları kolundandır. Abdülmuttalib’in annesinin Neccâroğulları’ndan olması sebebiyle Hassân’ın Resûl-i Ekrem’le soy yakınlığı vardır. Kendisi gibi şair olan babası kabilesinin ileri gelenlerindendi. Annesi Fürey‘a da aynı kabilenin diğer bir önemli şahsiyeti olan Hâlid b. Kays’ın (veya Hubeyş yahut Huneys) kızı olup İslâmiyet’i kabul etmiştir.

Hassân’ın Câhiliye devrindeki hayatına dair şiirlerinde bazı ipuçları bulunmaktadır. Mensup olduğu Hazrec ile Evs arasındaki kabile savaşlarında hasım Evs kabilesinin şairi Kays b. Hatîm’in hicivlerine cevap vermiştir. Bu iki kabile arasındaki çatışmalar Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretine kadar devam etmiş olup bunların en önemlilerinden Yevmü’r-rebî‘, Yevmü Sümeyha, Yevmü’d-Derek ve muhtemelen en sonuncusu olan Yevmü Buâs Hassân’ın şiirlerinde geçmektedir (Dîvân [nşr. Velîd Arafât], I, 35, 40, 49, 239, 241, 244, 245, 309, 424).

Devrinin diğer önemli şairleri olan A‘şâ, Nâbiga ve Hutay’e gibi Hassân b. Sâbit de şiirleriyle para kazanmaktaydı. Nitekim kaynaklar onun bir yıl Yesrib’de, ertesi yıl Gassânî saraylarında kaldığını ve melikler için söylediği kasideler karşılığında bol bahşiş aldığını zikretmektedir. Bu ziyaretlerinin birinde Gassânî Hükümdarı Amr b. Hâris’in huzurunda söylediği “Lâmiyye Kasidesi” bu türün en güzel örneklerinden biridir. Rivayete göre Hassân kasidesini okuduğu zaman hükümdarın yanında şiirini takdim etmek üzere gelen Nâbiga da vardı; ancak hükümdar Hassân’ın şiirini Nâbiga’nınkinden daha çok beğenmişti. Böylece Gassânî saraylarında büyük itibar kazanan şaire Gassânîler’in önemli yardımları olmuş, hatta Müslümanlığı kabulünden sonra da bu yardımlar devam etmiştir (İbn Kuteybe, s. 139). Ayrıca Hassân’ın Hîre’deki Lahmî hükümdarlarından Nu‘mân b. Münzir’in (580-602) sarayında da bir müddet kaldığı rivayet edilir (Dîvân [nşr. Velîd Arafât], I, 40, 49).

Hassân b. Sâbit, İslâm’dan önceki dönemde Ukâz panayırında düzenlenen şiir müsabakalarına da katılırdı. Nâbiga’nın hakemliğinde yapılan bir yarışmada A‘şâ ve kadın şair Hansâ’dan sonra üçüncü olduğunun ilân edilmesi üzerine Nâbiga’ya itiraz ederek, “Senden de babandan ve dedenden de daha iyi şairim” demiştir (İbn Kuteybe, s. 160). Hassân’ın Câhiliye devrinde geçen yaklaşık altmış yıllık hayatı şarabı ve şarap meclislerini tasvir etmek, ihsanlarına nâil olmak için Gassânî ve Hîre hükümdarlarını ziyaret edip onları övmek, Evs ve Hazrec arasındaki çarpışmalara katılıp kendi kabilesinin asalet, şeref ve kahramanlıklarını dile getirmekle geçti. Altmış yaşlarında iken İkinci Akabe Biatı’nın ardından (622) müslüman oldu. Hz. Peygamber’in hicretten sonra Hassân’ın kardeşi Evs ile Osman b. Affân’ı kardeş ilân ettiği biliniyorsa da bu hususta Hassân’la ilgili bilgi yoktur. Onun İslâmiyet’i kabul etmesiyle müslümanlar, şöhreti Hicaz bölgesini aşıp diğer Arap topraklarına yayılmış olan güçlü bir şair kazanmışlardır. Hassân’ın bundan sonraki hayatı tamamıyla Resûl-i Ekrem’in yanında geçmiş, en güzel şiirlerini onun için söylemiş, artık fahriyyelerinde Allah’ın resulünü savunmakla övünmüştür.

Hz. Peygamber’le birlikte savaşlara katılmadığına dair bir rivayete bakarak Hassân’ın cesaretinden kuşku duyulmuşsa da yeni araştırmacılardan Sâmî Mekkî el-Ânî ve Abdülcebbâr el-Muttalibî’nin de belirttikleri gibi bu doğru değildir. Muhtemelen bu iddia, Resûl-i Ekrem katında itibarı olan şairi çekemeyen eski hasımları tarafından uydurulmuştur. Esasen Hassân ileri yaşlarda müslüman olmuş, ayrıca Vâkıdî’den gelen bir rivayete göre (bk. Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, IV, 171) bir elinin “hayat damarı” kesilmiş olduğundan önemli ölçüde işlevini yitirmişti. Dolayısıyla savaşlara katılmayışı bu gibi meşrû sebeplere dayanıyordu. Kaldı ki onun Hz. Peygamber’le birlikte sefere çıktığı (a.e., IV, 149) ve savaşlara katıldığı (Zehebî, II, 518) rivayetleri de vardır.

Resûl-i Ekrem’le birlikte müslümanlar, ilk dönemlerden itibaren Kureyşliler’in ve onları destekleyenlerin hem fiilî hem de sözlü saldırılarına mâruz kalmakta, özellikle Abdullah b. Ziba‘râ, Ebû Süfyân b. Hâris, Amr b. Âs ve bunlara eşlik eden Dırâr b. Hattâb, Ebû Uzzâ el-Cumahî, Hübeyre b. Ebû Vehb el-Kureşî ve Ümeyye b. Ebü’s-Salt gibi şairlerin hicretten sonra da devam eden hicivleri onları üzmekteydi. Bu hicivlere aynı yöntemle karşılık vermenin gerekli olduğu kanaatine varan Resûl-i Ekrem müslümanlardan bu konuda kendisine yardım etmelerini istemişti. Bu isteği Hassân b. Sâbit, Kâ‘b b. Mâlik ve Abdullah b. Revâha yerine getirmekle beraber özellikle Hassân’ın hasımlarına yönelttiği, Câhiliye devrinin kokuşmuş değer yargılarını ve soy saplantılarını dile getiren hicivleri son derece etkili oluyordu. Rivayete göre müşriklerin hicivli saldırılarına önce Hz. Ali’nin cevap vermesi düşünülmüş, fakat Hz. Peygamber ona izin vermeyince bu işi Hassân üstlenmiş ve dilini işaret ederek, “Yemin ederim ki Busrâ ile San‘â arasında (Hicaz’ın kuzeyi ile güneyi arasındaki bölgelerde) beni bunun kadar sevindirecek bir dil yoktur” şeklindeki sözüyle bu konuda ne kadar azimli ve iddialı olduğunu göstermiştir. Resûl-i Ekrem’in, “Onları ne şekilde hicvedeceksin, çünkü ben de onlar gibi Kureyşliyim?” sorusuna Hassân, “Seni yağdan kıl çeker gibi Kureyş müşriklerinin arasından çekip çıkaracağım” cevabını vermiştir. Böylece şiirleriyle İslâmiyet’e büyük hizmetlerde bulunan Hassân hakkında Hz. Peygamber, “Hassân’ın fıtrî kabiliyetini ve ilhamını Rûhulkudüs teyit ediyor” demiş, ayrıca onun için “Allahım, Hassân’ı Rûhulkudüs ile teyit et!” şeklinde dua etmiştir (Buhârî, “ʿİlim”, 68, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 6, “Meġāzî”, 30, “Edeb”, 91).

Hassân b. Sâbit Medineli olduğu için Kureyş’in ensâb ve eyyâmı hakkında yeterli bilgiye sahip olmamakla birlikte bu konuda Hz. Ebû Bekir’den aldığı bilgileri şiirinde etkili bir şekilde kullanmayı başarmıştır. Bu sayede müşrikleri hicveden şiirleri Resûlullah’ın, “Bu hicivler onlara karşı oktan daha etkili olacaktır” şeklindeki iltifatına mazhar olmuştur (Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 157). Hassân, Kureyşliler’den başka Kâ‘b b. Eşref ve Rebî‘ b. Ebü’l-Hukayk gibi yahudi şairlerine de karşılık vermiştir (Dîvân [nşr. Velîd Arafât], I, 211, 426).

Hicretle birlikte kurulan İslâm devletinin ortaya koyduğu yeni dünya görüşü ve değerler sistemi Hassân’ın önüne engin ufuklar açmış, ona şiirde yeni temalar işleme imkânı sağlamıştır. Bedir Gazvesi’nin ardından Mekke’ye giderek bu savaşa katılan ve ölen müşrikler için söylediği şiirlerle Kureyşliler’in intikam duygularını tahrik eden yahudi şair Kâ‘b b. Eşref ve onu evlerinde misafir edenler hakkında Hassân’ın söylediği şiirler o kadar etkili olmuştur ki artık Kâ‘b’ı evinde misafir etmeye hiç kimse cesaret edememiştir (a.g.e., I, 211-212, 426-427). Hassân’ın Asr-ı saâdet’te meydana gelen bütün önemli olaylar için bir veya birkaç şiiri bulunmaktadır.

Hassân b. Sâbit’in Müreysî‘ Gazvesi’nden sonra meydana gelen ifk olayına adı karışan dört kişi arasında yer aldığı ve bundan dolayı kendisine kırbaç cezası verildiği rivayet edilmektedir. Bu rivayetin yanlış olduğunu söyleyenler varsa da (İbnü’l-Esîr, II, 6) Hassân, Hz. Âişe hakkındaki bir kasidesinde onun iffetini dile getirerek kendisinden özür dilemektedir (Dîvân [nşr. Abdurrahman el-Berkūkī], s. 324-325; a.e. [nşr. Velîd Arafât], I, 234, 292, 510). Hz. Âişe ile olan daha sonraki münasebetlerinden hayatının sonuna kadar onun teveccühüne mazhar olduğu anlaşılmaktadır (Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, IV, 168). Hakkında söylediği bir hiciv dolayısıyla veya Hz. Âişe’ye iftira edenler arasında bulunması sebebiyle kendisini kılıçla yaralayan Safvân b. Muattal yakalanarak Hz. Peygamber’in huzuruna getirilince Hassân ondan intikam almamış, bu hakkını Resûl-i Ekrem’e bırakmıştır. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Mısır’dan Mukavkıs’ın kendisine gönderdiği iki kardeş câriyeden biri olan Sîrîn’i Beyraha mâlikânesiyle birlikte Hassân’a hediye ederek onun gönlünü almıştır (Dîvân [nşr. Velîd Arafât], I, 284-285). Hassân’ın kendisi gibi şair olan oğlu Abdurrahman bu câriyeden doğmuştur.

Hassân b. Sâbit’in en büyük başarılarından biri de 9 (630) yılında, müslümanların elindeki esirlerini kurtarmak ve saygınlıkta müslümanlarla boy ölçüşmek için hatip ve şairleriyle birlikte yetmiş seksen kişilik bir heyetle Medine’ye gelen Temîmoğulları’na karşı söylediği şiirleriyle (Dîvân [nşr. Abdurrahman el-Berkūkī], s. 243-252; a.e. [nşr. Velîd Arafât], I, 101-103) onları mağlûp edip müslüman olmalarını sağlamasıdır (geniş bilgi için bk. İbn Sa‘d, I, 294; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, IV, 152-157).

Resûl-i Ekrem Hassân’ın şahsına ve sanatına çok değer verirdi; hatta şiirlerini okuması için ona Mescid-i Nebevî’de bir minber tahsis etmişti. Ayrıca bazı savaşlara çıkarken hanımlarını Hassân’ın Beyraha mâlikânesine bırakır, döndüğünde ganimetten ona da pay ayırırdı.

Hz. Peygamber’in vefatı sırasında artık iyice yaşlanmış olan Hassân’ın yıldızı da sönmeye yüz tutmuş ve bundan sonra bir nevi inzivâ hayatı yaşamaya başlamıştır. Bununla birlikte Hz. Ömer döneminde birkaç defa mescidde şiir okuduğu, hatta bir defasında halifenin mescidde şiir okumayı doğru bulmadığı için Hassân’ı oradan uzaklaştırmak istemesi üzerine, “Burada senden daha hayırlı olan kimse (Peygamber) bulunurken bile şiir okuduğumu biliyorsun” deyince Ömer’in itiraz etmeyip oradan ayrıldığı rivayet edilmektedir (Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, IV, 150). Hassân’ın bu dönemde hayatının sönük geçmesinde şiirin Arap toplumunda eski önemini kaybetmiş olmasının da payı vardır. Zira Resûl-i Ekrem’in vefatı esnasında hemen hemen bütün Arabistan halkı, bu arada Hassân’la karşılıklı hiciv söyleyen şairler müslüman olmuşlardı.

Kaynaklarda Hassân’dan, daha çok Hz. Osman’ın hilâfetinin (644-656) son zamanlarında meydana gelen olaylar münasebetiyle söz edildiği görülmektedir. Zira kendisi Hz. Âişe ile birlikte Hz. Osman’ın tarafını tutup onun idaresinden memnun olmayanlara cephe almıştı. Hz. Osman şehid edildiğinde, yaşının ilerlemiş olmasına rağmen Hassân onun ardından başkalarına söylediklerinden daha çok sayıda mersiye söyledi (Dîvân [nşr. Velîd Arafât], I, 96, 120, 311, 319, 320, 511). Hz. Ali halife olunca ona biat etmeyen az sayıdaki ensardan biri de Hassân’dır. Bir ara Medine’den ayrılıp Şam’a Muâviye’nin yanına gittiyse de orada uzun süre kalmayıp Medine’ye döndüğü anlaşılmaktadır. Bu ziyaret sırasında Muâviye Hassân’a ilgi göstermiş, Hz. Osman’a ve kendisine verdiği destekten dolayı memnuniyetinin bir ifadesi olarak -belki de bağış kabul etmediği için- Beyraha Kasrı ile bir bahçesini yüksek fiyatla satın almıştır.

Kaynaklarda Hassân’ın 40 (660), 50 (670) veya 54 (674) yılında vefat ettiği kaydedilmektedir. Ancak onun muammerûndan olduğu ve 120 yıl yaşadığı rivayeti (İbn Kuteybe, s. 139; İbnü’l-Esîr, II, 7; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, IV, 3) doğru kabul edilirse Muâviye’nin hilâfetinin son zamanlarında 60 (680) yılına doğru öldüğü söylenebilir. 104 yıl yaşadığı yolunda rivayetler de vardır. Hassân Hz. Ömer zamanında görme duyusunu kaybetmişti.

Hassân b. Sâbit’in Câhiliye döneminde söylediği şiirler genellikle hiciv, methiye, fahriyye, gazel ve nesîb türündendir. İslâmî dönemde hiciv, methiye ve mersiyenin yanı sıra müslümanların başarı ve kahramanlıkları ile âyet ve hadislerden ilham alarak ortaya koyduğu hikmet ve darbımeseller de şiirlerinde önemli yer tutar. Bundan dolayı Hassân’ın şiirleri, İslâmiyet’in ve Kur’an’ın Arap edebiyatına tesirinin boyutlarını göstermesi bakımından önemli bir örnek teşkil eder. İslâmî kavramlar onun şiirlerinde çağdaşlarına göre daha fazla yer alır. Meselâ kendisi gibi muhadramûn şairlerinden olan Hutay’e’nin şiirlerinde bu özellik yok denecek kadar azdır; çünkü Hutay’e müslüman olduktan sonra dinden çıkmıştır, daha sonra tekrar ihtida etmişse de İslâm’ın ruhunu Hassân kadar içine sindirememiştir.

Bazı edebiyatçılar, Hassân’ın Câhiliye devrinde söylediği şiirlerin İslâmî dönemdeki şiirlerine nisbetle daha güçlü olduğu kanaatindedir. Asmaî bu konuda, “Şiir, yolu kötülük olan uğursuz ve faydasız bir insana benzer, iyiliğe girdi mi zayıf düşer. Nitekim Hassân Câhiliye’nin en ileri gelen şairlerinden biriydi, İslâmiyet gelince şiiri zayıfladı” demektedir (İbn Kuteybe, s. 139). Asmaî’nin, kendi şiirinin de İslâmî dönemde eski gücünü kaybettiğini söyleyen birine, “İslâm yalanı (mübalağayı) meneder; halbuki şiiri yalan güzelleştirir” dediği rivayet edilir.

Asmaî ve İbn Sellâm el-Cumahî gibi bazı şiir tenkitçileri, başka şairlerle kıyas edilemeyecek derecede çok sayıda şiirin uydurulup Hassân b. Sâbit’e isnat edildiğini söylemektedirler (Cumahî, I, 215). Hassân’ın şiirlerinin İslâmî dönemde gücünü kaybettiği düşüncesinde onun adına uydurulan şiirlerin rolü olduğu düşünülebilir. Bilhassa siyer ve megāzî müelliflerinin, özellikle İbn İshak’ın Hassân’a ait olmayan birçok şiiri ona nisbet ettiği kabul edilmektedir. Öte yandan Hassân’ın İslâmî dönemde söylediği şiirlerinin çoğunu herhangi bir hadisenin vukuu anında irticâlen söylediği ve o sıralarda yaşının çok ilerlemiş olduğu da unutulmamalıdır. Bütün bunlara rağmen birçok şiir otoritesine göre Hassân özellikle şehirli Arap toplumunun en iyi şairidir.

Hassân b. Sâbit’in şiirleri ilk defa Basra mektebine mensup Arap dilcisi Muhammed b. Habîb (ö. 245/860) tarafından bir divan halinde toplanmış, ondan Sükkerî (ö. 275/888), bu ikisinden de diğer müellifler rivayet etmişlerdir. İbn Habîb’in düzenlediği divanın bilinen en eski iki nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde mevcut olup (III. Ahmed, nr. 2534, 2613) birincinin istinsah tarihi 419 (1028), diğerininki 482’dir (1089) (Karatay, Arapça Yazmalar, IV, 267-268).

İlk defa 1281 (1864) yılında Tunus’ta yayımlanan divanın farklı kişiler tarafından birçok neşri yapılmıştır. İçindeki şiir sayısı bakımından aralarında büyük farklar bulunan bu baskıların, şiir sayısının çokluğu, divanın en eski yazma nüshalarına dayanması ve ilmî usullere göre neşredilmesi bakımından en mükemmeli Velîd Arafât’ın neşridir (I-II, Beyrut 1974). Bu neşrin mukaddimesinde divanın diğer baskıları, değişik rivayetleri ve yazma nüshaları hakkında da geniş bilgi verilmiştir (I, 29-49). Hassân’ın divanı Şükrî el-Mâlikî ve Abdurrahman el-Berkūkī tarafından şerhedilmiştir (Kahire 1904, 1929) (diğer şerhleri ve nüshaları için bk. Brockelmann, GAL, I, 31; Suppl., I, 67; Sezgin, II, 291-292).

Hassân b. Sâbit’in hayatı ve şiirleri hakkında Muhammed Tâhir Dervîş, İhsan en-Nas, Rebîa Ebû Fâzıl, Îsâ Yûsuf, Muhammed İbrâhim Cum‘a ve Muhammed Ali Ebû Hamde tarafından müstakil eserler kaleme alınmıştır (bk. bibl.).

BİBLİYOGRAFYA
Buhârî, “ʿİlim”, 68, “Bedʾü’l-ḫalḳ”, 6; “Meġāzî”, 30, “Edeb”, 91; Müslim, “Feżâʾilü’ṣ-ṣaḥâbe”, 157; Hassân b. Sâbit, Dîvân (nşr. Abdurrahman el-Berkūkī), Beyrut 1966, s. 243-252, 324-325; a.e. (nşr. Velîd Arafât), Beyrut 1974, I, 35, 40, 49, 96, 101-103, 120, 211, 212, 234, 238, 239, 241, 244, 245, 284-285, 292, 309, 311, 319, 320, 424-425, 426-427, 510, 511, ayrıca bk. neşredenin mukaddimesi, I, 11-47; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, I, 294; Cumahî, Fuḥûlü’ş-şuʿarâʾ, Kahire 1980, I, 215-220; İbn Kuteybe, eş-Şiʿr ve’ş-şuʿarâʾ (nşr. Müfîd Kamîha), Beyrut 1981, s. 139-140, 160; Müberred, el-Kâmil (nşr. M. Ahmed ed-Dâlî), Beyrut 1406/1986, III, 1472-1473; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî (nşr. Semîr Câbir), Beyrut 1986, IV, 3, 141-175; İbn Abdülber, el-İstîʿâb (Bicâvî), I, 341-351; Ebû Zeyd el-Kureşî, Cemhere (nşr. M. Ali el-Hâşimî), Dımaşk 1406/1986, II, 621-625; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe, II, 5-7; Nevevî, Tehẕîb, I, 156-158; İbn Manzûr, Muḫtaṣaru Târîḫi Dımaşḳ, VII, 289-304; İbn Seyyidünnâs, Mineḥu’l-midaḥ (nşr. İffet Visâl Hamza), Dımaşk 1407/1987, s. 72-75; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, II, 512-523; İbn Fazlullah el-Ömerî, Mesâlik, XIV, 23-26; İbn Hacer, el-İṣâbe, I, 326; a.mlf., Tehẕîbü’t-Tehẕîb, II, 247-248; Abdülkādir el-Bağdâdî, Ḫizânetü’l-edeb, I, 227; Şevkânî, Derrü’s-seḥâbe, s. 465-466, 684; Mehmed Zihni, el-Hakāik, İstanbul 1310, I, 220-224; Ali Fehmi Câbic, Ḥüsnü’ṣ-ṣıḥâbe fî şerḥi eşʿâri’ṣ-Ṣaḥâbe, İstanbul 1324, I, 211-214, 228-282; Ahmed el-İskenderî – Mustafa İnânî, el-Vasîṭ fi’l-edebi’l-ʿArabî ve târîḫih, Kahire 1335/1916, s. 158-161; Brockelmann, GAL, I, 31; Suppl., I, 67 vd.; C. Zeydân, Âdâb (Dayf), I, 171-173; Karatay, Arapça Yazmalar, IV, 267-268; Ahmed Hasan ez-Zeyyât, Târîḫu’l-edebi’l-ʿArabî [baskı yeri ve tarihi yok], s. 152-154; Şevkī Dayf, Târîḫu’l-edeb, II, 77-83; Ziriklî, el-Aʿlâm, II, 188; Kehhâle, Muʿcemü’l-müʾellifîn, III, 191-192; Blachère, Târîḫu’l-edeb, s. 346-349; Abdülhüseyin Ahmed el-Emînî, el-Ġadîr fi’l-Kitâb ve’s-Sünne, Tahran 1366, II, 34-65; Ömer Ferruh, el-Minhâc fi’l-edebi’l-ʿArabî ve târîḫih, Beyrut 1380/1960, s. 34-35; a.mlf., Târîḫu’l-edeb, I, 325-331; Mârûn Abbûd, Edebü’l-ʿArab, Beyrut 1960, s. 127-128; M. İbrâhim Cum‘a, Ḥassân b. S̱âbit, Kahire 1965; Sezgin, GAS, II, 289-292; Muhammed M. Hüseyin, el-Hicâʾ ve’l-heccâʾûn fi’l-Câhiliyye, Beyrut 1970, s. 211-256; M. Abdülmün‘im Hafâcî, el-Ḥayâtü’l-edebiyye fî ʿaṣri ṣadri’l-İslâm, Beyrut 1973, s. 205-228; M. Tâhir Dervîş, Ḥassân b. S̱âbit, Kahire 1976; M. el-Hıdr Hüseyin, Naḳżu kitâb fi’ş-şiʿri’l-Câhilî, Dımaşk 1977, s. 158-159; Abdülvehhâb es-Sâbûnî, Şuʿarâʾ ve devâvîn, Beyrut 1978, s. 77-79; K. Avvâd, Aḳdemü’l-maḫṭûṭâti’l-ʿArabiyye fî mektebâti’l-ʿâlem, Bağdad 1982, s. 131; Afîf Abdurrahman, Muʿcemü’ş-şuʿarâʾi’l-câhiliyyîn ve’l-muḫaḍramîn, Riyad 1403/1983, s. 91-92; Abdurrahman el-Berkūkī, Şerḥu Dîvâni Ḥassân b. S̱âbit, Beyrut 1983, s. 19-41; Miftâḥu künûzi’s-sünne, s. 159; İhsan en-Nas, Ḥassân b. S̱âbit, Dımaşk 1985; Hannâ el-Fâhûrî, el-Câmiʿ fî târîḫi’l-edebi’l-ʿArabî, Beyrut 1986, I, 413-415; M. Ali Ebû Hamde, Fi’t-teẕevvuḳi’l-cemâlî li-Hemziyyeti Ḥassân b. S̱âbit ḥavle fetḥi Mekke, Ürdün 1988; Îsâ Yûsuf, Ḥassân b. S̱âbit el-Enṣârî, Beyrut 1990; Rebîa Ebû Fâzıl, Ḥassân b. S̱âbit: şâʿirü’l-İslâm, Beyrut 1993; Th. Nöldeke, “The Dīwān of Ḥassān b. T̲h̲ābit”, WZKM, XXV (1911), s. 98-106; Süleyman Tülücü, “Hassân b. Sâbit b. el-Münzir el-Ensârî”, İslâm Düşüncesi, sy. 1, İstanbul 1967, s. 250-252; M. J. Kister, “On a New Edition of the Dīwān of Ḥassān b. Thābit”, BSOAS, XXXIX (1976), s. 265-266, 284-286; Sâmî Mekkî el-Ânî, “Eḍvâʾ cedîde ʿalâ sîreti Ḥassân b. S̱âbit”, Mecelletü Âdâbi’l-Müstanṣıriyye, II, Musul 1977, s. 77-90; a.mlf., “Şiʿru Saʿîd b. ʿAbdirraḥmân b. Ḥassân b. S̱âbit el-Enṣârî”, a.e., sy. 24-25 (1993-1994), s. 1-26; H. L. Gottschalk, “Dīwān of Ḥassān b. T̲h̲ābit”, WZKM, LXV-LXVI (1973-74), s. 364-365; Seyyid Hasan Karûn, “el-Veḳāʾiʿ ve’l-aḥdâs̱ fî şiʿri Ḥassân b. S̱âbit”, ME, L/3 (1978), s. 611-625; Abdülcebbâr el-Muttalibî, “Ḥassân b. S̱âbit fî meʿâyîri’n-naḳd”, el-Mevrid, IX/4, Bağdad 1981, s. 303-328; Saîd el-A‘zamî en-Nedvî, “Ḥassân b. S̱âbit el-Enṣârî”, el-Baʿs̱ü’l-İslâmî, XXIX/2, Leknev 1984, s. 67-85; XXX/3 (1985), s. 87-97; Mehmet Türkmen, “Hassân b. Sâbit el-Ensârî”, Erciyes Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, sy. 2, Kayseri 1985, s. 407-414; Abdürrahîm er-Rahmûnî, “er-Rüʾyetü’l-İslâmiyye fî şiʿri Ḥassân b. S̱âbit el-Enṣârî”, ed-Dâre, XIII/3, Riyad 1987, s. 55-68; Ahmed Ateş, “Hassân”, İA, V/1, s. 343-347; W. Arafat, “Ḥassān b. T̲h̲ābit”, EI2 (İng.), III, 271-273.
Bu madde ilk olarak 1997 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 16. cildinde, 399-402 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.