HEVÂZİN (Benî Hevâzin)

بنو هوازن
Müellif:
HEVÂZİN (Benî Hevâzin)
Müellif: MEHMET ALİ KAPAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hevazin-beni-hevazin
MEHMET ALİ KAPAR, "HEVÂZİN (Benî Hevâzin)", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hevazin-beni-hevazin (21.10.2019).
Kopyalama metni
Adını Hevâzin b. Mansûr b. İkrime’den alan kabilenin soyu Adnân’a dayanır. Kays Aylân’a mensup olan Hevâzin’in önemli kolları arasında Benî Sa‘d b. Bekir, Benî Münebbih b. Bekir ve Benî Muâviye b. Bekir ile tâli kollarından Benî Cüşem b. Muâviye, Benî Nasr b. Muâviye, Âmir b. Sa‘saa b. Muâviye, Benî Hilâl b. Âmir b. Sa‘saa ve Benî Sakīf b. Münebbih kabileleri zikredilebilir. Bu büyük kabile, Mekke ile Necid arasında yer alan geniş sahada ve güneyde Yemen’e kadar uzanan bölgelerde yayılmış durumdaydı. Bunlardan Sakīfliler Tâif şehrinde otururlardı. Hevâzinliler’den bazıları Tâif ile Nahle arasındaki Ukâz’da bulunan Cihâr putuna (Cevâd Ali, IV, 517), bazıları Tebâle’de bulunan Zülhalesa’ya (İbnü’l-Kelbî, s. 40), bir kısmı da Suriyeliler’in ziyaret ettiği Ukaysır putuna taparlardı (a.g.e., s. 46-47).

Hevâzinliler, Yemen’de hüküm süren Kinde Krallığı’nın hâkimiyeti altında iken VI. yüzyılın ortalarına doğru Gatafânlılar’ın himayesine girmişler, hatta Gatafân reisi Züheyr b. Cezîme’ye vergi ödemek mecburiyetinde kalmışlardı. Bu durum, Âmir b. Sa‘saa kabilesinden Hâlid b. Ca‘fer’in “Yevmü’n-nefrâvât” adı verilen savaşta Züheyr b. Cezîme’yi öldürmesine kadar devam etti. Hevâzinliler, daha sonra Benî Gatafân’ın kollarından Abs ve Zübyân kabileleriyle yaptıkları savaşlarda yenilmişlerdir. Câhiliye döneminde Hevâzin ile diğer Arap kabileleri arasında Birinci ve Dördüncü Ficâr gibi çetin savaşlar olmuştur (bk. FİCÂR). Benî Süleym ile birlikte Hevâzinliler İslâm öncesinde Arabistan’da kabileler arasında çıkan savaşlarda önemli rol oynamışlar ve bu yüzden “Araplar’ın tencere taşları” (sacayağı) anlamına gelen “esâfi’l-Arab”dan biri (üsfiyye) kabul edilmişlerdir (diğer ikisi Gatafân ile A‘sur ve Benî Muhârib’dir, bk. İbn Habîb, s. 234; Hamîdullah, I, 469, 482).

Kabilenin bir kolu olan Benî Sa‘d b. Bekir’den bir grup Hz. Muhammed’in doğduğu yıl Mekke’ye gelmişti. Resûlullah’ın sütannesi Halîme bint Ebû Züeyb de bunların arasındaydı ve Hz. Muhammed’i alarak Benî Sa‘d yurduna götürmüştü.

Hevâzin kabilesi, Hîre Hükümdarı Nu‘mân b. Münzir b. Münzir’in kervanını Ukâz panayırına götürür ve güvenliğini sağlardı. Kervanı korumakla görevlendirilen Hevâzinli Urve er-Rehhâl b. Utbe’nin Kureyş’e mensup Berrâd b. Kays tarafından öldürülmesi iki kabile arasında savaşın çıkmasına sebep oldu. Nahle mevkiinde başlayan savaş Kureyşliler’in Harem bölgesine çekilmesi üzerine sona erdi. Dördüncü Ficâr olarak bilinen bu savaşa Hz. Muhammed de genç yaşlarında katılmıştır. Hevâzin ile Kureyş arasında bir kısmı ticarî rekabetten kaynaklanan birçok savaş meydana gelmiştir.

Hz. Peygamber, Hevâzin’in muhtelif kolları üzerine hicretin 6. (627-28) yılında Hz. Ali, 7. (628-29) yılında Hz. Ömer ve Hz. Ebû Bekir, 8. (629-30) yılında Şücâ‘ b. Vehb el-Esedî kumandasında seriyyeler gönderdi (İbn Sa‘d, II, 89-90, 117, 127). Mekke’nin fethi sırasında Hevâzinliler Evtâs’ta karargâh kurmuşlardı. Reisleri Mâlik b. Avf kabilenin malları ile kadın ve çocuklarını buraya getirmiş ve kabilenin Sakīf koluyla birleşmişlerdi. Resûlullah bunu haber alınca Attâb b. Esîd ve Muâz b. Cebel’i Mekke’de bırakarak 6 Şevval 8 (27 Ocak 630) tarihinde 12.000 kişilik bir ordu ile harekete geçti. Müslümanlar ilk defa bu kadar büyük bir orduya sahip oldukları için kendilerine fazlaca güveniyorlardı. Mâlik b. Avf, askerlerinin bir kısmının Huneyn vadisinde pusu kurmasını emretti. Huneyn vadisinden geçerken pusuya düşürülen ve kaçmaya başlayan müslümanlar Resûlullah’ın çağrısı üzerine yeniden toparlandılar. Yapılan saldırı sonunda Hevâzin mağlûp edildi. Kaçanların bir kısmı Evtâs’a, bir kısmı Tâif’e çekildi. Evtâs’ta karargâh kuranlar da yeni bir saldırıyla bozguna uğratıldı. Müslümanlar pek çok esir ve ganimet aldılar. Hz. Peygamber, esir ve ganimetlerin Mekke yakınlarındaki Ci‘râne’de toplanmasını emrederek Tâif’i muhasara etmek üzere yola çıktı.

Tâif muhasarasından sonra Resûl-i Ekrem’in huzuruna gelen bir Hevâzin heyeti kabilenin İslâmiyet’i kabul ettiğini bildirerek mallarını ve esirlerini geri istedi. Esirler arasında bulunan şair Ebû Cervel Züheyr b. Surad el-Cüşemî’nin okuduğu bağışlanmalarını isteyen şiiri de beğenen Resûlullah, Mâlik b. Avf’ı kabileye âmil tayin ederek esirlerini veya mallarını tercih etmelerini söyledi. Onların kadın ve çocuklarını tercih etmeleri üzerine Hz. Peygamber kadın ve çocukların geri verilmesini istedi. Ashabın büyük çoğunluğu buna razı oldu. Karşı çıkanları da Resûl-i Ekrem, elde edilecek ilk ganimetten her esire karşılık altı pay verileceğini söyleyerek ikna etti. Ayrıca bazı kaynaklara göre ganimet olarak alınan 24.000 deve ile 40.000 koyun ve 4000 ukıyye gümüş de iade edildi (Ali el-Kārî, II, 38; Kettânî, I, 291).

Hz. Peygamber ile Hevâzin arasındaki münasebetler sadece Hevâzin’in tâli kollarından Âmir b. Sa‘saa ile iyi yönde devam etmiş, Sa‘d b. Bekir kolundan ise Resûl-i Ekrem’in sütannesi Halîme’nin ailesine mensup küçük bir topluluk müslüman olmuştur.

Resûlullah’ın vefatından on gün sonra Medine’ye gelip müslümanların evlerinde misafir kalan Hevâzinliler namaz kılacaklarını, ancak zekâttan muaf tutulmak istediklerini, bu istekleri kabul edilirse bir barış anlaşması yapacaklarını söylediler. Hz. Ebû Bekir isteklerini reddetti. Hâlid b. Velîd’in Büzâha’da Tuleyha b. Huveylid ve Uyeyne b. Hısn’ı yenmesi üzerine tereddüt içinde bekleyen Hevâzin ve Süleym kabileleri Hz Ebû Bekir’e itaat arzettiler.

Hz. Ömer zamanında yedi gruba ayrılan Kûfeliler’in bir grubunu Hevâzin ve Temîm kabileleri oluşturuyordu (Taberî, IV, 48). Hevâzin’in reisi Mâlik b. Avf Kādisiye Savaşı’na ve Suriye’nin fethine katılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
, s. 40, 46-47; Vâkıdî, el-Meġāzî, III, 885 vd.; İbn Hişâm, es-Sîre2, IV, 80 vd.; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, II, 89-90, 117, 127, 147-157; İbn Habîb, el-Münemmaḳ, s. 234; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 22, 51, 55, 56, 70, 72-77; IV, 48, ayrıca bk. İndeks; İbn Hazm, Cemhere, s. 264; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, II, 261-273; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, I, 281; Kalkaşendî, Nihâyetü’l-ereb, Beyrut 1984, s. 391; Diyarbekrî, Târîḫu’l-ḫamîs, II, 103 vd.; Ali el-Kārî, Şerḥu’ş-Şifâʾ (Hafâcî, Nesîmü’r-riyâż fî şerḥi Şifâʾi’l-Ḳāḍî ʿİyâż içinde), Kahire 1327, II, 38; A. P. C. de Perceval, Essai sur l’histoire des arabes avant l’Islamisme, I-III, Paris 1847-49, bk. İndeks; M. Ahmed Câdelmevlâ v.dğr., Eyyâmü’l-ʿArab fi’l-câhiliyye, Kahire 1361/1942, s. 235, 295, 331, 336; Ziriklî, el-Aʿlâm, V, 264; Ömer Rızâ Kehhâle, Muʿcemü ḳabâʾili’l-ʿArab, Beyrut 1980, III, 1231-1232; Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, bk. İndeks; Hamîdullah, İslâm Peygamberi (Tuğ), I, 42, 469, 482, 515; II, 946, 1067-1068; Kettânî, et-Terâtîbü’l-idâriyye (Özel), I, 288-291; II, 311-312; Mustafa Fayda, Halid b. Velid, İstanbul 1990, s. 170-171, 204-211; J. Schleifer, “Hevâzin”, İA, V/1, s. 446-447; W. Montgomery Watt, “Hawāzin”, EI2 (İng.), III, 285-286.

Bu madde ilk olarak 1998 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 17. cildinde, 276-277 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.