HULVÂN

حلوان
Müellif:
HULVÂN
Müellif: TAHSİN YAZICI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 13.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hulvan
TAHSİN YAZICI, "HULVÂN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hulvan (13.11.2019).
Kopyalama metni
Bağdat’ın 190 km. kuzeydoğusunda Bağdat-Horasan yolu üzerindeki Kasrışîrin ile Kirind arasında ve Diyâle nehrinin kollarından Hulvançay’ın (Hulvân-rûd) sol kıyısında yer almaktadır; Zagros dağlarındaki Paytak Geçidi’ne de (Akabe-i Hulvân) yakındır. Şehir Ortaçağ’daki idarî taksimatta bazan Irâk-ı Arap, bazan da Irâk-ı Acem bölgesinde gösterilmişse de genellikle Cibâl eyaletinin Irak sınırındaki ilk şehri kabul edilmiştir. Taberî’nin naklettiği bir rivayette Hulvân’ın Sâsânî hükümdarlarından I. Kavâd (Kubâd, 488-531) tarafından kurulduğu belirtilirse de (Târîḫ, II, 92) çivi yazılı kaynaklarda Halmanu, Helenistik dönemde Hala denilen şehrin Hulvân olduğu bilinmektedir. Diğer Arapça kaynaklarda Kavâd’ın burada kadastro işlerini yürüten bir daire kurduğu ve şehrin Araplar tarafından fethi sırasında çok miktarda arazi sicil defteri ele geçirildiği kaydedilir.

Celûlâ Savaşı’ndan (16/637) sonra Cerîr b. Abdullah el-Becelî, Sa‘d b. Ebû Vakkās’ın gönderdiği 3000 kişilik yardımcı kuvvetle Hulvân üzerine yürüyünce Kisrâ III. Yezdicerd İsfahan’a kaçtı. Şehir, halkına dokunulmaması, yurtlarından çıkmak isteyenlere izin verilmesi şartıyla ve barış yoluyla fethedildi. Cerîr daha sonra burada Azre b. Kays el-Becelî’yi vekil bıraktı (Belâzürî, s. 432). Muâviye dönemindeki teşkilâtlanma sırasında Mâhülkûfe adı verilen bölgenin batısı Hulvân ile sınırlı idi.

Emevîler ve Abbâsîler’den sonra Büveyhî hâkimiyetine giren şehir, X. yüzyılın sonlarına doğru Ebü’l-Feth Muhammed b. Annâz tarafından burada kurulan Annâzîler hânedanının eline geçti. XI. yüzyılın başında Hasanveyhîler ile Annâzîler arasında kısa bir süre için el değiştiren şehir, özellikle Annâzîler’den Hüsâmüddevle Ebü’ş-Şevk Fâris döneminde (1010-1046) büyük bir önem kazandı. Ancak çok geçmeden kardeşleri tarafından sıkıştırılan Hüsâmüddevle, bir yandan da Selçuklu Kumandanı İbrâhim Yınal’la savaşmak zorunda kaldı. Sonuçta İbrâhim Yınal Hulvân’ı ele geçirerek tahrip ettirdi (1046). Annâzîler’den Sa‘dî b. Ebü’ş-Şevk, amcası Mühelhil’e kızdığı için Şâzencan aşiretine mensup bir toplulukla İbrâhim Yınal’a katıldı ve Hulvân’da onun adına hutbe okuttu (Safer 438/Ağustos 1046). Ancak Mühelhil daha sonra Hulvân’ı işgal ederek İbrâhim Yınal adına okunmakta olan hutbeye son verdi. Sa‘dî daha sonra Oğuzlar’ın yardımıyla Hulvân’a tekrar hâkim oldu. Tuğrul Bey 447 (1055) yılında Bağdat’a giderken burada ordugâh kurmuştu. Hulvân, zaman zaman Büyük Selçuklu sultanları tarafından Bağdat şahnelerine iktâ olarak verilirdi. Hülâgû da Bağdat üzerine yürüdüğü sırada 18-31 Aralık 1257 tarihleri arasında burada konaklamıştı.

544’te (1149) vuku bulan bir deprem şehre büyük zarar verdi (İbnü’l-Cevzî, X, 138). Daha sonra Hulvân harabelerinin yakınında yeniden kurulan Ser-i Pul-i Zihâb bugün İran sınırları içinde Kasrişîrin şehristanına bağlı bir şehirdir.

Hulvân müslümanların eline geçtikten sonra meyve yetiştiriciliğindeki ününü sürdürmüştür; Ḥudûdü’l-ʿâlem burada özellikle incir üretilip ihraç edildiğini yazar. İbn Havkal şehirdeki binaların taştan ve kerpiçten yapıldığını, çok sıcak bir iklime sahip olduğunu, hurma, incir ve nar yetiştirildiğini (Ṣûretü’l-arż, s. 368), Makdisî de eski bir kaleye sahip olan şehrin etrafının sekiz kapılı bir surla çevrildiğini, üzüm bağları ve incir bahçeleriyle kuşatılmış bu küçük şehrin içinde bir ulucami dışında bir sinagog bulunduğunu kaydeder (Aḥsenü’t-teḳāsim, s. 123). Hamdullah el-Müstevfî ise Irâk-ı Arap’a dahil ettiği şehrin harap olduğunu ve bir köy (mezraa) manzarası arzettiğini, bununla beraber yörede çok sayıda ziyaretgâh bulunduğunu belirtir (Nüzhetü’l-ḳulûb, s. 40).

Arap şairleri, Paytak Geçidi’nde bulunan iki hurma ağacını birbirine kavuşan iki âşığın sembolü saymış ve bundan esinlenerek birçok şiir yazmışlardır. Hulvân harabelerinde ilk kazıyı yapan H.C. Rawlinson burada Sâsânî ve İslâm dönemlerine ait çeşitli eserler bulmuştur. Günümüze intikal eden sikkelerden Hulvân’da darphâne olduğu tesbit edilmiştir (Miles, IV, 371, 375).

Ortaçağ’da Hulvân’da birçok âlim yetişmiştir; bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Hadisçi Hasan b. Ali el-Hallâl el-Hulvânî, Ebû Bekir Muhammed b. Abdullah el-Hulvânî, hadisçi Ebü’l-Hüseyin Muhammed b. Fazl el-Hulvânî, Abbâsî Halifesi Müsterşid-Billâh’ın Batı Karahanlı Hükümdarı Arslan Han Muhammed b. Süleyman’a gönderdiği elçi ve Sem‘ânî’nin de hocası olan hadisçi Ebû Sa‘d Yahyâ b. Ali el-Hulvânî, fakih Ebû Muhammed Bedel b. Hüseyin b. Ali el-Hulvânî.

BİBLİYOGRAFYA
Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 375, 377-378, 432-433, 442, 451, 479, 600; İbnü’l-Fakīh, Kitâbü’l-Büldân, s. 165, 199, 210-211, 258; İbn Hurdâzbih, el-Mesâlik ve’l-memâlik, s. 5-6, 14-16, 41, 172, 232, 243, 250; İbn Rüste, el-Aʿlâḳu’n-nefîse, s. 270; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), bk. İndeks; İstahrî, Mesâlik (de Goeje), s. 79-80, 87, 166, 190, 200; İbn Havkal, Ṣûretü’l-arż, s. 368; Ḥudûdü’l-ʿâlem (Minorsky), s. 139, 201; Makdisî, Aḥsenü’t-teḳāsim, s. 123; Sem‘ânî, el-Ensâb, IV, 191-193; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, X, 138; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, II, 290-294; Müstevfî, Nüzhetü’l-ḳulûb (Strange), s. 28, 36, 40-41, 44, 103, 165, 219; A. K. S. Lambton, Landlord and Peasant in Persia, London 1953, s. 15; Ferheng-i Fârisî, V, 746; G. le Strange, The Lands of Eastern Caliphate, London 1966, s. 61, 63, 79, 191-192, 228; G. C. Miles, “Numismatics”, CHIr., IV, 371, 375; Kāmûsü’l-a‘lâm, III, 1976-1977; “Hulvân”, İA, V/1, s. 585; L. Lockhart, “Ḥulwān”, EI2 (İng.), III, 571-572; DMF, I, 863; II, 843; Abdülkerim Özaydın, “Annâzîler”, DİA, III, 215-216; Mustafa Fayda, “Cerîr b. Abdullah”, a.e., VII, 411.
Bu madde ilk olarak 1998 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 18. cildinde, 345-346 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.