En Çok Okunan

HÜRREM SULTAN

Müellif:
HÜRREM SULTAN
Müellif: CAHİT BALTACI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 1998
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 26.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/hurrem-sultan
CAHİT BALTACI, "HÜRREM SULTAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/hurrem-sultan (26.08.2019).
Kopyalama metni

Muhtemelen bugün Ukrayna sınırları içinde kalan, o dönemde Lehistan hâkimiyetinde bulunan Rogatin (Rohatyn, Ruthene) bölgesinde yaşayan fakir bir Katolik papazının kızı olup asıl adı Alexandra Lisowska’dır. Batı kaynaklarında Rossa, Roza, Rosanna, Rvziae, daha yaygın olarak da Roxelane adlarıyla, Osmanlı kaynaklarında ise hemen sadece Haseki Sultan olarak geçer. Yavuz Sultan Selim döneminde Kırımlılar’ın Ukrayna ve Galiçya’ya kadar uzanan akınları esnasında esir alındı. On dört-on yedi yaşlarında iken Hafsa Sultan veya Makbul İbrâhim Paşa tarafından henüz şehzade olan Kanûnî Sultan Süleyman’a takdim edildi. Kendisine güler yüzlü olmasından dolayı Hürrem veya Hürremşah adı verildi ve sarayda iyi bir terbiye gördü. Çok geçmeden zekâsı ve cazibesi sayesinde Kanûnî’nin gözdesi oldu. 1521’de Şehzade Mehmed’i dünyaya getirdikten sonra haseki unvanını aldı. Hürrem Sultan’ın 1522’de Kanûnî’den Mihrimah adında bir kızı ile daha sonra arka arkaya Abdullah, Selim, Bayezid ve Cihangir adında oğulları oldu. Bunlardan Abdullah küçük yaşta öldü (1526). Padişahın kendisine olan teveccühünden dolayı, Kanûnî’nin daha önceki hanımı ve en büyük şehzade Mustafa’nın annesi Mâhıdevran Gülbahar Sultan ile aralarında şiddetli bir mücadele başladı. Oğlu üzerinde büyük otoritesi bulunan ve iki gelini arasında denge kurmaya çalışan Vâlide Hafsa Sultan’ın ölümünden sonra Kanûnî Mâhıdevran Gülbahar Sultan’ı Manisa’da vali olarak bulunan büyük oğlu Mustafa’nın yanına gönderdi ve ardından câriyelerle nikâh mecburiyeti olmamakla birlikte Hürrem Sultan’la nikâhlandı. Çağdaş bazı kaynaklarda Hürrem Sultan’ın büyü yaparak sarayda mevkiini kuvvetlendirdiği ve padişahın sevgisini kazandığı nakledilmektedir (Busbeck, s. 42, 103). Gerçekten padişahın büyük sevgisine mazhar olan Hürrem Sultan kısa sürede onun üzerinde büyük nüfuz ve hâkimiyet kurmayı başardı. Kanûnî’nin batı ve doğu seferleri münasebetiyle İstanbul’da bulunmadığı zamanlarda ona gönderdiği mektuplarından bu sevginin derecesi anlaşılmaktadır (Uluçay, Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları, s. 5 vd.).

Sarayda tam bir otorite kuran Hürrem Sultan, daha sonra kendi oğullarından birinin kocasından sonra padişah olması için mücadele etmeyi hayatının yegâne gayesi haline getirdi. O sıralarda oğulları için en büyük tehlike saltanata aday gibi görülen Şehzade Mustafa’nın varlığı idi. Zira gerek Vezîriâzam Makbul İbrâhim Paşa gerekse henüz hayatta bulunan Vâlide Hafsa Sultan bu şehzadeye veliaht gözüyle bakıyor, asker ve halk da bu şehzadeyi çok seviyordu. Hürrem Sultan faaliyetlerine Şehzade Mustafa’ya taraftar olan devlet adamlarını ortadan kaldırtmakla başladı. Esasen Vâlide Hafsa Sultan 1534’te ölünce işi önemli ölçüde kolaylaşmıştı. Şark seraskerliği esnasında adı bazı olaylara karışan Makbul İbrâhim Paşa’nın Irakeyn Seferi’nden döndükten sonra padişahın gözünden düşmesinde ve kısa süre sonra da öldürülmesinde Hürrem Sultan’ın önemli rol oynadığı sanılmaktadır.

Vezîriâzam İbrâhim Paşa’nın ortadan kaldırılmasından sonra devlet işlerine daha çok karışmaya başlayan Hürrem Sultan, 25 Ocak 1541 gecesi Eski Saray’da (Sarây-ı Atîk-i Âmire) çıkan bir yangının ardından haremi Yeni Saray’a (Topkapı) taşıdı ve harem protokolünü başlattı. Aynı yıl içinde Şehzade Mustafa’nın Manisa’dan alınarak İstanbul’a daha uzak Amasya’ya gönderilmesinde etkili oldu. Kızı Mihrimah’ın Rüstem Paşa ile izdivacından sonra ise onun kısa sürede vezir ve çok geçmeden vezîriâzam olmasında faal rol oynadı. Ancak saltanata aday yapmak istediği oğlu Şehzade Mehmed’in Manisa’da ölümü üzerine (1543) Hürrem Sultan hayatta kalan oğullarından Bayezid ve Selim’den birinin, özellikle daha iyi yetişmiş olan Bayezid’in veliaht olması için çaba sarfetti. Manisa ve Karaman sancak beyliklerinde bulunan Selim ve Bayezid’in, kendilerini ispatlamaları ve buna bağlı olarak asker ve halkın teveccühünü kazanmaları için 1548’de İran’a sefer yapılmasında etkili oldu. Böylece Selim Edirne’de kaymakam olarak bulunma, Bayezid Halep’te babasına katılma emrini alırken en büyük şehzade Mustafa Amasya’da âdeta itibar ve teveccühten düşmüş bir halde bırakılmıştı. 1553 İran seferi esnasında Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinde kızı Mihrimah Sultan ve damadı Rüstem Paşa ile birlikte Hürrem Sultan’ın büyük rolünün bulunduğunda şüphe yoktur (Âlî, vr. 431a). Nitekim bu olayın asker arasında meydana getirdiği hoşnutsuzluk yüzünden Rüstem Paşa sadrazamlıktan alınmış, yerine ikinci vezir Kara Ahmed Paşa getirilmiştir. Hürrem Sultan ise Kanûnî’ye gönderdiği bir mektubunda Rüstem Paşa’nın öldürülmemesi ricasında bulunmuştu. Ancak iki yıl sonra yine Hürrem Sultan’ın tesiriyle Ahmed Paşa da katledildi ve yerine tekrar Rüstem Paşa tayin edildi. Şehzade Mustafa’nın öldürülmesinden birkaç ay sonra bu olaya çok üzülen Şehzade Cihangir de Halep’te ölünce Hürrem Sultan’ın hayatta sadece Bayezid ve Selim adlı oğulları kalmıştı. Hürrem Sultan bundan sonra kendisini hayır işlerine verdi, bazı diplomasi faaliyetlerine katıldı. Şah Tahmasb’ın kız kardeşiyle haberleştiği gibi Süleymaniye Camii’nin inşasından sonra şahtan hediyeler gelince karşılığında bir teşekkür mektubu yazdı (Feridun Bey, II, 65).

Hürrem Sultan 26 Cemâziyelâhir 965’te (15 Nisan 1558) İstanbul’da öldü ve Süleymaniye Camii hazîresine defnedildi. Mezarının üzerine daha sonra Kanûnî tarafından büyük bir türbe yaptırılmıştır. Hürrem Sultan adına Avrupa’da ve Türkiye’de tiyatro ve opera oyunları sergilenmiştir.

Haseki Hürrem Sultan’ın yaptırdığı en büyük hayır eseri İstanbul’da halen Haseki adıyla anılan semtteki cami, medrese, mektep, imaret ve dârüşşifâdan oluşan külliyedir (bk. HASEKİ KÜLLİYESİ). Hürrem Sultan yine İstanbul’da Kariye adıyla anılan tekkeyi daha sonra medreseye çevirtmiştir (Atâî, s. 168). Ayasofya civarındaki çifte hamamın da bânisi olup ayrıca Kudüs’te, Mekke ve Medine’de hayır eserleri vardır. Başta Haseki Külliyesi olmak üzere yaptırdığı bütün eserler için yüksek gelirli vakıflar bırakmıştır (İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 953 [1546], s. 434-435). Ayrıca Kanûnî Sultan Süleyman zevcesinin ölümünden sonra onun için Mekke ve Medine’de imaretler yaptırmış, Edirne’ye su getirterek birçok çeşmeden akıtmış, Cisr-i Mustafa Paşa’da kervansaray, cami ve imaret inşasıyla buralar için gelir kaynakları vakfetmiştir (Feridun Bey, I, 608 vd.). 968 (1561) yılında da Hicaz halkına 3000 altın göndermiştir.


BİBLİYOGRAFYA

TSMA, nr. E. 5038, 5662, 5859, 5926, 6036, 6056, 11480.

Haseki Sultan Vakfiyesi, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3752.

İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 953 (1546), s. 434-435.

, I, 608; II, 65.

O. G. Busbeck, Türk Mektupları (trc. H. Cahit Yalçın), İstanbul 1939, s. 42, 103.

Âlî, Künhü’l-ahbâr, İÜ Ktp., TY, nr. 5959, vr. 431a-b.

, s. 101, 102, 105, 129, 168.

, III, 502.

, V, 323-324; VI, 8.

: Mir’ât-ı Medîne, II, 891.

, I, 32.

Ahmed Refik [Altınay], Kadınlar Saltanatı, İstanbul 1332, I, 50 vd.

a.mlf., “Hürrem Sultan’ın Son Seneleri”, , sy. 32 (1918), s. 108 vd.

M. Çağatay Uluçay, Osmanlı Sultanlarına Aşk Mektupları, İstanbul 1950, s. 5-47.

a.mlf., Haremden Mektuplar, İstanbul 1956, s. 80-84.

a.mlf., Osmanlı Saraylarında Harem Hayatının İçyüzü, İstanbul 1959, s. 83 vd.

a.mlf., “Kanuni Sultan Süleyman ve Ailesi ile İlgili Bazı Notlar ve Vesikalar”, Kanunî Armağanı, Ankara 1970, s. 227 vd.

a.mlf., Harem II, Ankara 1971, s. 2, 41, 45, 47.

a.mlf., Padişahların Kadınları, s. 34-35.

, s. 510.

a.mlf., “Hurrem Sultan”, , V/2, s. 593-596.

, s. 232-234, 496-499.

Abdülkadir Özcan, “Mimar Sinan’a Siparişte Bulunanlar”, Mimarbaşı Koca Sinan: Yaşadığı Çağ ve Eserleri, İstanbul 1988, s. 133-134.

M. Sokolnicki, “La Sultane Ruthene”, , XXIII/90 (1959), s. 229-239.

Şule Aksoy Kutlukan, “Hurrem Sultan Vakfiyesi”, Antika, sy. 24, İstanbul 1987, s. 21-24.

S. A. Skilliter, “K̲h̲urrem”, , V, 68-70.

Bu madde ilk olarak 1998 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 18. cildinde, 498-500 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.