İBN MA‘SÛM - TDV İslâm Ansiklopedisi

İBN MA‘SÛM

ابن معصوم
Müellif:
İBN MA‘SÛM
Müellif: MUSTAFA ÖZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 1999
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-masum
MUSTAFA ÖZ, "İBN MA‘SÛM", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-masum (28.10.2020).
Kopyalama metni
15 Cemâziyelevvel 1052’de (11 Ağustos 1642) Medine’de, bazılarına göre ise Mekke’de (Ziriklî, IV, 258) doğdu. Aslen Şîrazlı olup Medine’ye yerleşen bir aileye mensuptur. Soyu baba tarafından kelâm, felsefe, mantık, matematik ve astronomi âlimi Mîr Gıyâseddin Mansûr ile (ö. 949/1542) filozof Sadreddîn-i Şîrâzî’ye (ö. 1050/1641) ulaşır. Riyâżü’s-sâlikîn adlı eserinin mukaddimesinde ve Sülvetü’l-ġarîb’inde (Riḥletü İbn Maʿṣûm el-Medenî, s. 84-85) soyunun Hz. Hüseyin’in torunu Zeyd b. Ali Zeynelâbidîn’e ulaştığını söyler. Annesi, o devirde Hicaz’da Şâfiîler’in imamı olan Ahmed el-Menûfî’nin kızıdır.

İbn Ma‘sûm, başta babası olmak üzere Ca‘fer b. Kemâleddin el-Bahrânî ve Muhammed Ali eş-Şâmî gibi hocalardan öğrenim gördü. Babası, 1054 (1644) yılında Haydarâbâd Sultanı Abdullah Kutubşah’ın hizmetinde nâibü’s-saltana olarak göreve başlayınca İbn Ma‘sûm Medine’de ailesiyle kalarak tahsiline devam etti. On bir yıl sonra Haydarâbâd sultanının gönderdiği heyet eşliğinde ailesiyle birlikte Haydarâbâd’a gitti. Burada bulunduğu yıllarda ilmî faaliyetlerini sürdürdü. Sultan Abdullah Kutubşah’ın ölümünün ardından hükümdar olan Vezir Mirza Ebü’l-Hasan, İbn Ma‘sûm’u ve babası Nizâmeddin Ahmed’i hapse attırdı. Babasının 1086 (1675) yılında hapishanede ölmesinden sonra kendisinin de öldürüleceğini öğrenince hapisten kaçtı. Burhânpûr’a gidip Bâbürlü Hükümdarı Evrengzîb’e sığındı. Evrengzîb ona han unvanını vererek 1300 atlıdan oluşan askerî birliğine reis tayin etti, Ahmednagar’a gittiğinde kendisini Evrengâbâd muhafızı olarak görevlendirdi. İbn Ma‘sûm, burada bir süre görev yaptıktan sonra Mâhor genel valiliğine tayin edildi; ardından Burhânpûr saray divanı başkanlığına getirildi. Uzun yıllar bu görevi yürüttükten sonra hükümdarın uygulamalarına dayanamayıp (Dîvân, s. 171) istifa etti (1114/1702). Bir süre sonra kırk sekiz yıldır yaşamakta olduğu Hindistan’ı terkederek yerleşmek niyetiyle ailesiyle Mekke’ye gitti. Hac farîzasını ifa edip Medine’ye geçti. Uzun yıllar sonra döndüğü bölgede şartların değiştiğini görmesi ve uygun bir ortam bulamaması sebebiyle yolculuğuna devam etti. Sırasıyla Basra, Necef, Kerbelâ’ya uğrayıp Bağdat’a geldi. Buralarda da ömrünün son dönemini geçireceği ilmî bir çevre bulunmadığını görünce İran’a gitmeye karar verdi. Horasan, Meşhed, Kum ve İsfahan üzerinden o devirde bir ilim merkezi olan dedelerinin memleketi Şîraz’a gitti. Orada yerleşip büyük dedesi Mîr Gıyâseddin Mansûr’un yaptırdığı el-Medresetü’l-Mansûriyye’de ders vermeye başladı. Hayatının sonuna kadar bu medresede öğretim faaliyetlerini sürdüren İbn Ma‘sûm, aralarında Seyyid Emîr Muhammed Hüseyin b. Muhammed Sâlih el-Hatunâbâdî, Bâkır b. Mevlâ Muhammed Hüseyin el-Mekkî’nin de bulunduğu çok sayıda öğrenci yetiştirdi. Vefatında, Çerâğ-ı Cihân (Şah Çerağ) lakabıyla tanınan Seyyid Ahmed b. Mûsâ b. Ca‘fer’in hazîresinde büyük dedesi Gıyâseddin Mansûr’un kabrinin yanına defnedildi. Bir Şiî âlimi olan İbn Ma‘sûm, biyografik eserlerinde ve özellikle Sülâfetü’l-ʿaṣr’da Şiî müellif ve âlimleri her fırsatta överken Sünnî müellifleri eleştirmekten geri durmamıştır. Bu bakımdan onun değerlendirmelerini ihtiyatla karşılamak gerekir.

İbn Ma‘sûm genç yaşta şiir yazmaya başlamış, başta methiye ve mersiye olmak üzere gazel, hamâse, tasvir, hamriyyât gibi türlerde çok sayıda kaside nazmetmiştir. Şiirlerinin çoğunu Hz. Peygamber ile (a.g.e., s. 83, 109, 112, 135, 337) babası, soyu, hocaları ve dostları hakkında kaleme aldığı methiyelerle mersiyeler teşkil eder. Bu yönleriyle kendisi gibi Hz. Hüseyin soyundan gelen şair Şerîf er-Radî’ye benzetilir. Bir bedî‘ âlimi olmasına rağmen bedîiyyesi dışındaki şiirlerinde edebî sanatlara fazla iltifat etmemiş, hicivden de uzak durmuştur.

Eserleri. 1. Riyâżü’s-sâlikîn fî şerḥi’ṣ-Ṣaḥîfeti’(l-Kâmile)s-Seccâdiyye. Necmeddin Bahâ eş-Şeref el-Alevî’nin rivayet ettiği, İmam Zeynelâbidîn’in elli dört dua ve münâcâtını ihtiva eden eser üzerine 1106’da (1694) yazdığı şerhtir (Tahran 1271, 1304, 1317; Tebriz 1334). 2. el-Kelimü’ṭ-ṭayyib ve’l-ġays̱ü’ṣ-ṣayyib fi’l-edʿiyeti’l-meʾs̱ûre. Hz. Peygamber ve Ehl-i beyt’ten intikal eden duaları ihtiva etmektedir (Tahran 1326). 3. el-Ḥadâʾiḳu’n-nediyye fî şerḥi’l-Fevâʾidi’ṣ-Ṣamediyye. Bahâeddin Âmilî’nin, kardeşi Abdüssamed için yazdığı nahve dair eserin şerhi olup 1079’da (1668-69) telif edilmiştir (Tahran 1274, 1297, 1321; Tebriz 1305). Müellifin bu eser üzerine ayrıca iki şerhi daha bulunmaktadır. 4. Envârü’r-rebîʿ fî envâʿi’l-bedîʿ. Hz. Peygamber için 1077 (1666-67) yılında yazdığı ve içinde 155 bedîî sanatın geçtiği 149 beyitlik bedîiyye tarzındaki kasidesinin şerhidir. Eser 12.000 beyte varan şiir örneklerinin yanı sıra birçok edebî parça, tarihî hadise ve fıkhî meseleyi de ihtiva etmektedir (Haydarâbâd 1273; Tahran 1304 [nşr. Şâkir Hâdî Şükr]; Kerbelâ 1388/1968; Bağdad 1389/1969). 5. ed-Derecâtü’r-refîʿa fî ṭabaḳāti’l-İmâmiyye mine’ş-Şîʿa. Eserde sahâbe, tâbiîn ve imamlardan doğrudan hadis rivayet eden muhaddislerle âlimler, fakihler, filozoflar, Arap edebiyatı âlimleri, mutasavvıflar, hükümdarlar, emîrler, vezirler, şairler ve ilimde meşhur kadınlar on iki bölümde ele alınmıştır (Necef 1382/1962; Beyrut 1403/1983). 6. Sülâfetü’l-ʿaṣr fî meḥâsini’ş-şuʿarâʾ bi-külli Mıṣr. XI. (XVII.) yüzyılda yaşayan şairlerin biyografisini ve şiirlerinden örnekleri içeren eseri müellif 1082 (1671) yılında Hindistan’da iken kaleme almıştır. Şehâbeddin el-Hafâcî’nin (ö. 1069/1659) Reyḥânetü’l-elibbâ ve zehretü’l-ḥayâti’d-dünyâ adlı eserine zeyil olarak hazırlanan ve beş bölümden meydana gelen eser Mekke, Medine, Suriye, Mısır, Yemen, Acem, Irak, Bahreyn ve Mağrib’de yetişen şairleri ihtiva etmektedir (Tahran 1324/1906; Kahire 1324/1906; Katar 1382). 7. Sülvetü’l-ġarîb ve üsvetü’l-erîb. İbn Ma‘sûm 1064’te (1654) başladığı, on dokuz ay süren Mekke-Haydarâbâd yolculuğu esnasında gördüğü yerleri, ilginç olayları, karşılaştığı kimseleri, onlarla yaptığı müzakere ve tartışmaları anlattığı bu eseri 1074-1075 (1663-1664) yıllarında kaleme almıştır. Eser, Şâkir Hâdî Şükr tarafından Riḥletü İbn Maʿṣûm el-Medenî ev Sülvetü’l-ġarîb ve üsvetü’l-erîb adıyla yayımlanmıştır (Beyrut 1408/1988). 8. Dîvân. 5000 beyitten meydana gelmekte olup Şâkir Hâdî Şükr tarafından neşredilmiştir (Beyrut 1408/1988). Eserin son tarafında, müellifin Afîfüddin et-Tilimsânî ile Va’vâ’ ed-Dımaşkī gibi şairlerin şiirlerine yaptığı tahmîsleri, bazı Yemenli şairlerin müveşşahlarına nazîreleri ve dostluk üzerine kaleme aldığı çeşitli urcûzeleri yer alır. 9. Ḥadîḳatü’l-ʿilm (Haydarâbâd 1266/1849).

İbn Ma‘sûm’un diğer eserleri de şunlardır: Muvażżıḥu’r-reşâd fî şerḥi’l-İrşâd (Teftâzânî’nin nahve dair İrşâdü’l-hâdî adlı eserinin şerhidir); ez-Zehre (nahivle ilgilidir); Aḥvâlü’ṣ-ṣaḥâbe ve’t-tâbiʿîn ve’l-ʿulemâʾ (yalnız sahâbeyle ilgili bölümünün bir kısmı yazılabilmiştir); eṭ-Ṭırâz fî ʿilmi’l-luġa (Fîrûzâbâdî’nin Ḳāmûs’u tarzında bir sözlük olup tamamlayamadığı en son çalışmasıdır); Mülḥaḳu Sülâfeti’l-ʿaṣr (Teẕyîlü’s-Sülâfe); Risâle fî aġlâṭi’l-Fîrûzâbâdî fi’l-Ḳāmûs. Müellifin bunlardan başka et-Teẕkire fî şerḥi mesâʾili’t-Tebṣıra, et-Teẕkire fi’l-fevâʾidi’n-nâdire, Risâle fi’l-müselsele bi’l-âbâʾ, Miḥakkü’l-ḳarîż, Nefsetü’l-maṣdûr gibi eserleri de bulunmaktadır (Dîvân, neşredenin girişi, s. 11-14; Tebrîzî, II, 92-93; Abdülhüseyin Ahmed el-Emînî, XI, 347-348).

BİBLİYOGRAFYA
İbn Ma‘sûm, Riḥletü İbn Maʿṣûm el-Medenî (nşr. Şâkir Hâdî Şükr), Beyrut 1408/1988, s. 84-85; ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 5-13; a.mlf., Dîvân (nşr. Şâkir Hâdî Şükr), Beyrut 1408/1988, s. 83, 109, 112, 135, 171, 337; ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 5-30; a.mlf., ed-Derecâtü’r-refîʿa fî ṭabaḳāti’l-İmâmiyye mine’ş-Şîʿa, Beyrut 1403/1983, s. 3-16; Hür el-Âmilî, Emelü’l-ʿâmil (nşr. Ahmed el-Hüseynî), Necef 1385, II, 176; Muhibbî, Nefḥatü’r-Reyḥâne, IV, 187-195; Şevkânî, el-Bedrü’ṭ-ṭâliʿ, I, 428-429; Hânsârî, Ravżâtü’l-cennât (nşr. Esedullah İsmâiliyyân), Kum 1391, IV, 394-397; Hediyyetü’l-ʿârifîn, I, 763; a.mlf., Îżâḥu’l-meknûn, I, 144, 276, 395, 463, 487, 603; II, 20, 25; Serkîs, Muʿcem, s. 244-245; Brockelmann, GAL, II, 554-555; Suppl., II, 627-628; Abbas el-Kummî, Sefînetü’l-biḥâr, Beyrut, ts. (Dârü’l-Murtazâ), II, 245-246; Tebrîzî, Reyḥânetü’l-edeb, II, 90-94; Kehhâle, Muʿcemü’l-müʾellifîn, VII, 28-29; Abdülhüseyin Ahmed el-Emînî, el-Ġadîr fi’l-Kitâb ve’s-Sünne, Tahran 1366, XI, 344-353; Zübeyd Ahmed, el-Âdâbü’l-ʿArabiyye, s. 195-198, 216-217; Maʿa’l-Mektebe, s. 169; C. Zeydân, Âdâb (Dayf), III, 306; Aʿyânü’ş-Şîʿa, VIII, 152-153; Ali Ebû Zeyd, el-Bedîʿiyyât fi’l-edebi’l-ʿArabî, Beyrut 1403/1983, s. 123-125; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), IV, 258-259; Abdullah Mirdâd Ebü’l-Hayr, el-Muḫtaṣar min Kitâbi Neşri’n-nevr ve’z-zehr, Cidde 1406/1986, s. 359-360; Muhammed Habîb el-Hîle, et-Târîḫ ve’l-müʾerriḫûn bi-Mekke, London 1994, s. 378-382.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1999 yılında İstanbul'da basılan 20. cildinde, 172-173 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER