İDRÎS I

إدريس
Müellif:
İDRÎS I
Müellif: MUHAMMED RAZÛK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2000
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 15.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/idris-i--idrisiler
MUHAMMED RAZÛK, "İDRÎS I", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/idris-i--idrisiler (15.12.2019).
Kopyalama metni
Doğumu, çocukluğu ve gençliği hakkında bilgi yoktur. Âlim bir kişi olan babası Abdullah b. Hasan, Emevîler’in son zamanlarında ve Abbâsîler’in kuruluş döneminde Medine’deki Ehl-i beyt mensuplarının reisiydi.

Ehl-i beyt mensuplarından Sâhibüfah diye meşhur olan Hüseyin b. Ali, Abbâsî Halifesi Hâdî-İlelhak zamanında Kûfe’de halifeliğini ilân etti. Kûfe’den Horasan’a, oradan da Medine’ye geçip etrafına birçok kimse topladı. Aralarında Abdullah b. Hasan’ın oğullarından İdrîs ve Yahyâ’nın da bulunduğu Ehl-i beyt’e mensup bazı kimseler de ona katıldı. Yaklaşık 300 kişilik silâhlı bir kuvvetle, Mekke yakınlarında bulunan ve bugün Şühedâ diye anılan Fah vadisine giden Hüseyin b. Ali, Abbas b. Muhammed kumandasındaki Abbâsî ordusuyla yapılan savaşta (8 Zilhicce 169 / 11 Haziran 786) öldürüldü; Yahyâ b. Abdullah Deylem’e kaçarken İdrîs b. Abdullah, hizmetkârı Râşid ve Mağribli hacıların yardımıyla Kızıldeniz’i geçerek önce Nûbe’ye, oradan Ali b. Süleyman el-Hâşimî’nin vali olarak bulunduğu Fustat’a geçti. Burada posta teşkilâtının başında bulunan Sâlih b. Mansûr’un âzatlısı Vâzıh’ın yardımıyla Abbâsîler’in takibinden kurtuldu, Berka ve Kayrevan üzerinden Tilimsân’a, ardından Mağrib bölgesinin merkezi sayılan Tanca’ya ulaştı.

İdrîs b. Abdullah, kuruluşundan itibaren Ehl-i beyt’e kötü davranan Abbâsî iktidarına karşı kin ve intikam duygularıyla dolu idi. Abbâsîler’den Ebû Ca‘fer el-Mansûr’a biat edilmeden önce Medine’de ağabeyi Muhammed en-Nefsü’z-Zekiyye’ye biat edilmişti. Hilâfeti Mansûr’unkinden önce gerçekleştiğinden Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik, Muhammed en-Nefsü’z-Zekiyye’ye meyletmişler, onun halifeliğini Abbâsîler’e tercih etmişlerdi. Ayrıca İmam Mâlik, Abbâsî Halifesi Mansûr’un hal‘ine fetva vererek Muhammed en-Nefsü’z-Zekiyye’ye biat etmiş, daha sonra da kardeşi İdrîs b. Abdullah’ın halife olmasını tavsiye etmişti. İdrîs b. Abdullah, mevcut ve meşrû halifeye baş kaldırdıkları için Abbâsîler’e yapılan biatın geçerli olmadığına ve 145 (762) yılında Medine yakınında Abbâsîler’ce öldürülen ağabeyi Muhammed en-Nefsü’z-Zekiyye’nin hilâfeti kendisine vasiyet ettiğine, dolayısıyla hilâfetin kendi hakkı olduğuna inanıyordu. Nitekim bu hususu, kendisine biat edildiği sırada irad ettiği hutbede, “Bizde bulduğunuzu bizden başkasında bulamazsınız” sözleriyle dile getirmişti (Abdülhay el-Kettânî, I, 85-86). Mağrib’de davasını anlatmak ve insanları etrafına toplamak amacıyla Berberî kabilelerinin reisleriyle temasa geçen İdrîs b. Abdullah, Hz. Peygamber’in soyundan geldiği için kısa zamanda ilgi merkezi olmaya başladı. Tanca’daki faaliyetlerine bir süre devam eden İdrîs, büyük bir Berberî kabilesi olan Evrebe’nin reisi Ebû Leylâ İshak b. Muhammed ile anlaşarak bu kabilenin yaşadığı Fas ile Miknas arasında dağlık Zerhûn bölgesi yakınında bulunan Velîlâ’ya gitti. Kabile mensupları İdrîs’i çok iyi karşıladılar. Dinî konularda geniş bilgi sahibi ve Hz. Peygamber’in soyundan faziletli bir insan olduğunu söyleyerek Berberî kabilelerini İdrîs’e biat etmeye çağırdılar. Bu olaydan altı ay sonra bütün şehir halkı ona biat etti (4 Ramazan 172 / 5 Şubat 789). Böylece İdrîsîler hânedanının temeli atılmış oldu.

Kısa sürede Fas ile Miknâs arasındaki Berberîler’e de kendini benimseten İdrîs biat aldığı yıl halkının çoğunu Mecûsî, hıristiyan ve yahudilerin oluşturduğu Tâdlâ’yı ele geçirmeyi başardı. Başta Zenâte, Miknâse, Zevâga olmak üzere bütün Berberî kabileleri Abbâsîler’e olan biatlarından vazgeçip İdrîs b. Abdullah’a biat ederek onun cihad faaliyetlerine katıldılar. Kuvvetli bir ordu kurmaya muvaffak olan İdrîs, Selâ ve Tâmesnâ’yı ele geçirdikten sonra doğuya yöneldi. Tilimsân ve civarında yerleşen Mağrâve kabilesinin reisi Muhammed b. Hazer el-Mağrâvî kendisine sığındı. İdrîs, henüz biat alışının üzerinden iki yıl geçmeden Safer 174 (Temmuz 790) tarihinde Tilimsân’a girdi. İdaresi altına aldığı bölgelerin halkı zekâtlarını ona ödemeye başladılar. Böylece ekonomik yönden de güçlenen İdrîs, Fas şehrini kurduğu gibi bazı imar faaliyetlerine de başladı.

İdrîs b. Abdullah ölünceye kadar siyasî ve askerî faaliyetlerine devam etti; kıyı şeridi hariç Kuzey Fas’ı ve güneyde Bû-Rakrâk nehrine kadar olan bölgeyi kontrolü altına almayı başardı. Hârûnürreşîd, İdrîs’in üzerine ordu göndermek yerine onu Şemmâh lakabıyla bilinen Süleyman b. Cerîr adlı adamına zehirletmeyi planladı. Doktor kılığında Mağrib’e giden Şemmâh, İdrîs’in yakınında yer almayı başardıktan sonra bir ağrısı dolayısıyla zehirli bir sakızı ilâç olarak çiğneterek ölümüne sebep oldu (1 Rebîülâhir 177 / 16 Temmuz 793). İdrîs, Velîlâ yakınlarındaki Zerhûn şehrine defnedildi. Mağribliler’in ziyaret ettiği kabrinde günümüzde de her yıl adına törenler düzenlenmektedir. İdrîs b. Abdullah’ın ölümünden sonra Berberîler onun hamile câriyesinin doğum yapmasını beklediler ve doğan çocuğa babasının adını vererek İdrîsîler hânedanını devam ettirdiler.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Hazm, Cemhere, s. 49; İbn Ebû Zer‘, el-Enîsü’l-muṭrib, Rabat 1973, s. 15-25; İbn Haldûn, el-ʿİber, IV, 2-8, 12-18; Muhammed b. Ali es-Senûsî, ed-Dürerü’s-seniyye fî aḫbari’s-sülâleti’l-İdrîsiyye, Beyrut 1980; Ahmed el-Halebî, ed-Dürrü’n-nefîs ve’n-nûrü’l-enîs fî menâḳıbi Mevlâ İdrîs b. İdrîs, Fas 1300; A. Ben Talha, Moulay-Idriss du Zerhoun, Rabat 1965; Ali el-Cüznâî, Cenâ zehreti’l-âs fî binâʾi medîneti Fâs, Rabat 1967; İsmâil el-Arabî, Devletü’l-Edârise: Mülûkü Tilimsân ve Fâs ve Ḳurṭuba, Beyrut 1403/1983, s. 51-70; İbrâhim Harekât, el-Maġrib ʿabre’t-târîḫ, Dârülbeyzâ 1405/1984, I, 97-98; Abdülhay el-Kettânî, et-Terâtîbü’l-idâriyye (Özel), I, 85-86; René Basset, “İdrîs I”, İA, V/2, s. 935; D. Eustache, “Idrīs Ier”, EI2 (Fr.), III, 1057; Muhammed Zenîber, “İdrîsü’l-Evvel”, Maʿlemetü’l-Maġrib, Rabat 1410/1989, I, 261-263.
Bu madde ilk olarak 2000 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 21. cildinde, 480-481 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.