İNAK

Müellif:
İNAK
Müellif: AHMET TAŞAĞIL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2000
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.08.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/inak
AHMET TAŞAĞIL, "İNAK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/inak (04.08.2020).
Kopyalama metni
Arap harfleriyle ايناق، اينق، اناق ve عناق şeklinde yazılan inaḳ/inag kelimesi Türkçe “güvenmek, itimat etmek” anlamına gelen ina(n)mak kökünden türemiştir (Clauson, s. 182); aynı zamanda “sığınak, sığınılacak yer” demektir (Gabain, s. 273). Eski Uygurca’da inak/inagın “güven, sığınak, ümit; dost, arkadaş”, aynı kökten türeyen inalın (yinal, yenal) memuriyet-rütbe unvanı ve şahıs adı, inançın ise (yinanç) yine şahıs adı olarak ve “vezir, mutemet, nâzır” anlamlarında kullanıldığı bilinmektedir (Caferoğlu, s. 86). Hazar Hakanlığı’na bağlı olarak yaşayan Macarlar’ın yedi boyundan birinin adı Yinö (inak) idi. Oğuz destanında inak hükümdarın çok yakın adamları arasında zikredilmektedir. Kelime Moğollar döneminde de inag şekliyle “hükümdarın mahrem dostu, mutemet adamı” mânasına geliyordu (Şemîs Şerîk-i Emîn, s. 50). Devletinin teşkilâtını daha çok eski Türk geleneğine uydurmaya çalışan Cengiz Han da bu unvanı kurduğu sisteme dahil etmişti; sürekli biçimde maiyetinde bulunan, onun en yakın dostu ve müşaviri olan nökerlere (nedim) inag deniliyordu. Bu unvan XV. yüzyıl Çağatayca’sında imparatorluk temsilcisi karşılığındadır; Timur’un kumandanları arasında da İnag Humârî adında bir kişi bulunuyordu. Farsça kaynaklarda inakān ve inakıyân şekillerinde çoğul olarak da kaydedilen inakın bazan “hükümdarın mühürdarı” anlamında kullanıldığı görülür (geniş bilgi için bk. Doerfer, II, 217-219). Bugünkü Farsça’da ise اناق (emin, güvenilir) ve ايناق’tan (hükümdarın en yakın danışmanı) başka bir de عنق imlâsıyla yazılan “arkadaşlar grubu; asiller, şehzadeler” anlamında bir kelime bulunmaktadır.

İnal kelimesi ilk defa VIII. yüzyıl Uygur Budist metinlerinde “Ten͡gride bolmuş inal” şeklinde görülmektedir. Yine eski Türk belgelerinde İnal Öge ve İnal Çor isimlerine rastlanmaktadır; 716 yılında babası Kapgan’ın yerine geçen ve kısa bir süre kağanlık yapan İnel’in adı da muhtemelen bu unvanla ilgilidir. Dîvânü lugāti’t-Türk’te “annesi hatun kökten, babası halktan gelen gençler için bir hitap şekli” olarak tarif edilirken (I, 122) Kutadgu Bilig’de “beyzade, inanılır insan” anlamında kullanılmıştır (beyit nr. 4497, 4805). Tuğrul Bey’in anne bir kardeşi İbrâhim de Yinal unvanını taşıyordu. Oğuz destanında, Çin seferinden dönen Oğuz Han’ın Almalık yakınlarındaki kanlı bir savaşta öldürdüğü söylenen İnal Han’ın Kırgız hükümdarı olduğu anlaşılmaktadır. Moğol belgelerinde Cengiz’in oğlu Cuci’ye bağlandığı belirtilen Kırgız reislerinden birinin adı da İnal’dır. Bu durumdan ve yine Cengiz Han’ın, Oyrat reisi Kuduka-beki’yi mükâfatlandırmak maksadıyla oğlu İnalçi’ye kendi kızını vermesiyle ilgili kayıtlardan (Moğolların Gizli Tarihi, s. 239) İnal ve ondan türetilen isimlerin Moğollar arasında yaygın olduğu belli olmaktadır. Diğer taraftan Kıpçak hanlarından birinin adı da İnal Öz idi. Daha sonra Çağatayca’da ve Kırgızlar arasında Moğol ve Tacikler’in hükümdarı karşılığında inal tabiri kullanılmıştır. İdil (Volga) Bulgarları’na ait bir mezar taşında İbrâhim İnal isminin yazılı olmasına dayanarak bu ad ve unvanın onlar tarafından da benimsendiği söylenebilir.

VIII. yüzyıl Orhon yazıtlarında Tarduş İnançu Çor ve İnançu Apa Yargan Tarkan, bir Yenisey kitâbesinde El ögesi İnançu Bilge ve Uybat kitâbesinde “Urung başı ertim, inançı ertim” ibarelerinde “bakan” anlamında kullanılan inanç kelimesi Uygurca Budist metinlerinde, “El inanç tirek; ol ödün inançları, buyrukları” şeklinde geçmektedir. 627 yılında Doğu Göktürk Devleti’ne karşı bağımsızlığını kazanan ve Çin ile siyasî ilişki kuran Sir Tarduşlar’ın kağanının Çince yazılışı “İ-nan” olan adı da muhtemelen Türkçe İnan’ın karşılığı idi. Bu isme, Fergana dolaylarında Mughon yakınlarındaki bir mezarda bulunan bir yüzüğün üzerinde de Göktürk alfabesiyle yazılmış olarak rastlanmıştır. 820 yılında bir Çin prensesini almak üzere T’ang hânedanı sarayına İnançu Külüg Çigşi unvanlı bir elçi gönderilmiştir. Turfan metinlerinde “vezir-nâzır”, Dîvânü lugāti’t-Türk (I, 122) ve Kutadgu Bilig’de (beyit nr. 4068) “inanılır, güvenilir kişi” anlamlarına gelen inanç, X. yüzyılda İnanç Tirek (Çince’si Yin-nan Ti-lio) gibi Uygur elçilerinin adları arasında görülmektedir. Selçuklu emir, ferman ve mezar taşlarında Uluğ İnanç, İnanç Atabek, İnanç Bilge Tercüman Bek, İnanç Uluğ Müşrif Bek ve Artukoğulları’nınkilerde de İnanç Bilge Beygu Kutluğ Buka gibi unvanlar yer almıştır. 1100 yılında Sultan Muhammed Tapar ile Berkyaruk arasındaki Büyük Selçuklu sultanlığı için yapılan mücadelelerde İnanç Yabgu adlı bir kumandanın da adı geçmektedir. Hârizmşahlar Devleti zamanında Rey şehri emirinin adı İnanç Bey idi. İlhanlı Hükümdarı Gāzân Han, Şemseddin Ahmed Lâkûşî’yi Anadolu Selçuklu vezirliğine tayin ettiği menşurda Selçuklu divan geleneğine uygun olarak inanç lakabını kullanmıştır ki bu bütün Selçuklu emirlerine gönderilen ferman ve menşurlarda da vardı. Meselâ IV. Kılıcarslan tarafından Dîvân-ı İstîfâ’nın başına getirilen Mecdüddin Mehmed için Uluğ İnanç Bilge unvanı kullanılmıştır (Turan, s. 4). Hatta diğer İslâm devletlerinden gelen mektuplarda da bunların ihmal edilmediği dikkat çeker (a.g.e., s. 1). İnanç unvanına Artuklu, Mengücüklü ve Saltuklu kitâbelerinde de rastlanır. XIV. yüzyıl Çağatay ve Kıpçak lehçelerinde aynı mânalara gelen kelime Naymanlar arasında da İnanç Bilge Han şahıs adında görülmektedir.

İnak unvanı Timurlular’dan sonra Orta Asya’da sadece Buhara, Hîve ve Hokand hanlıklarında kullanılmıştır. Buhara Hanlığı’nda başveziri takip eden ve hükümdarın emirlerini halka ulaştıran görevliye “büyük inak”, hanın sekreter ve mühürdarlığını yapan görevliye de “küçük inak” deniliyordu; zamanla bu unvan devlet adamları protokol sırasında beşinci dereceye düşmüştür. Hîve Hanlığı’nda atalıklardan sonra gelen makam sahiplerine ve hanların yakın çevresine mensup kişilere boy beyi karşılığında bu ad veriliyordu; hanlar karar alırken onlarla istişare ederlerdi. İnak, Ebülgazi Bahadır Han devrinde “devlet işlerinde yardımcı” ve “küçük kardeş” anlamında kullanılıyordu. 1763’te boy beylerinden Muhammed Emin İnak’ın Hîve’de yönetimi ele geçirdikten sonra kurduğu hânedan İnaklılar diye anılmıştır. Muhammed Emin İnak, bizzat kendisinin yönettiği bir İnak şûrası teşkil etti; bu meclise inaklar, kuşbegi (başvezir), muhtar (maliye bakanı) ve atalıklar (kumandan) katılıyordu. İnak unvanını zamanla devlet protokolünde handan sonra gelen ikinci kişiler taşımaya başladı. Meselâ kaynaklarda Muhammed Rahim Han’ın ağabeyi Kutluğ Murad İnak Bek “İnakaka” veya “Biy-İnak” diye zikredilmektedir. XIX. yüzyılın ortalarında Hezâresb valilerine de inak unvanı verildiği görülür. Hîve’de bulunan Kongrat, Nayman, Kıyât, Mangıt, Kanglı ve Kıpçak boy beylerinin yanında Türkmen kabile reisleri de inak unvanını kullanmışlardır. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren inaklar önem ve yetkilerini kaybettiler. Hokand Hanlığı’nda ise saraydaki muhafızlara, ihtiyaçları karşılayan memurlara, çeşitli görevlilere ve eyalet valilerine inak unvanı verilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA
Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi, I, 122; Doerfer, TMEN, II, 217-220; IV, 196-199; Clauson, Dictionary, s. 182, 184, 187, 188; Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig (trc. Reşid Rahmeti Arat), Ankara 1985, II, beyit nr. 4068, 4497, 4805, ayrıca bk. İndeks; Moğolların Gizli Tarihi (trc. Ahmet Temir), Ankara 1948, s. 151, 177, 189, 194, 239; H. Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, İstanbul 1940, III, 145, 164; J. R. Hamilton, Les ouighours à l’époque des cinq dynasties, Paris 1955, s. 89, 148, 152, 157, 161, 187; Gy. Mooravcsik, Byzantino-Turcica, Beyrut 1958, s. 139; Ahmet Caferoğlu, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul 1968, s. 86; Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981, s. 183, 185, 194, 219, 465; Şemîs Şerîk-i Emîn, Ferheng-i Iṣṭılâḥât-ı Dîvânî Devrân-ı Moġul, Tahran 1357 hş., s. 50; V. V. Barthold, Moğol İstilâsına Kadar Türkistan (haz. Hakkı Dursun Yıldız), İstanbul 1981, s. 504, 530, 532, 548; İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, Ankara 1987, s. 117, 146, 165, 252, 261, 344, 383; Faruk Sümer, Oğuzlar, İstanbul 1992, s. 61, 76, 77; Bahaeddin Ögel, İslâmiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara 1984, s. 199; B. Y. Vladimirstov, Moğolların İçtimaî Teşkilâtı (trc. Abdülkadir İnan), Ankara 1987, s. 142, 234; A. von Gabain, Eski Türkçe’nin Grameri (trc. Mehmet Akalın), Ankara 1988, s. 53, 54, 122, 273; Abdülkadir Donuk, Eski Türk Devletlerinde İdârî-Askerî Unvan ve Terimler, İstanbul 1988, s. 16-18; Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmî Vesikalar, Ankara 1988, s. 1, 4, 6, 7, 16, 19, 22, 60, 73-75, 81, 173; Ahmet Taşağıl, Gök-Türkler, Ankara 1995, s. 80, 81, 115; Yu. Bregel, “Inaḳ”, EI2 Suppl. (İng.), s. 419-420.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2000 yılında İstanbul'da basılan 22. cildinde, 255-256 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER