İNEBAHTI DENİZ SAVAŞI

Müellif:
İNEBAHTI DENİZ SAVAŞI
Müellif: İDRİS BOSTAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2000
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/inebahti-deniz-savasi
İDRİS BOSTAN, "İNEBAHTI DENİZ SAVAŞI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/inebahti-deniz-savasi (10.07.2020).
Kopyalama metni
Sıngın Donanma Savaşı olarak da bilinir. Osmanlı deniz tarihinde yenilgiyle sonuçlanan ve donanma kaybedilen ilk büyük savaş olarak kabul edilmektedir. II. Selim zamanında Venedik idaresindeki Kıbrıs’a sefer düzenlenmesi ve adanın Osmanlılar tarafından fethi üzerine (978/1570), başta papalık olmak üzere Venedik ve İspanya gibi büyük donanmalara sahip devletlerin öncülüğünde Kıbrıs’ı kurtarmak için bir Haçlı ittifakı kuruldu (20 Mayıs 1571). Bu ittifakın hazırlıkları ile meşgul olan ve tek başına donanma ile Kıbrıs’a yardıma gitmeye cesaret edemeyen Venedik, adanın düşüşünden sonra bunun karşılığını Adriyatik’teki Osmanlı kıyılarına saldırmakla almak istedi. Ramazan 978’de (Şubat 1571) İstanbul’a gelen haberlerde İspanya ve Venedik donanmasının Kefalonya ve Zaklise taraflarında olduğu bildirilmişti. Bunun üzerine Osmanlılar biri Kıbrıs’a yapılacak müttefik yardımını önlemek, diğeri henüz alınamamış olan Magosa’ya ikmalde bulunmak amacıyla iki donanma hazırlamak için harekete geçtiler. Şubat ve mart aylarında Rumeli ve Anadolu’daki kadılıklara kürekçi temini; Çorum, Ankara, Çankırı, Canik ve Karahisarışarkî sancaklarına da sipahileriyle birlikte donanmaya katılmaları için emirler gönderildi (BA, MD, nr. 12. hk. 208, 786). Ayrıca sahillerde gemi inşa etmek isteyen levent reislerine yardımcı olunması tâlimatı verildiği gibi 18 Ramazan 978’de (13 Şubat 1571) Avlonya azaplar ağası olan Kara Hoca bu reislere başbuğ tayin edildi. Manya âsileri İspanya ve Venedik ile iş birliği yaptığından karadan da 2 Zilhicce’de (27 Nisan) Vezir Ahmed Paşa serdarlığında Arnavutluk ve Dalmaçya kıyılarına bir ordu gönderildi (BA, MD, nr. 12, hk. 316, 375, 787).

Kıbrıs’a gidecek olan Kaptanıderyâ Müezzinzâde Ali Paşa, 19 Şevval 978’de (16 Mart 1571) 103 kadırgadan oluşan donanması ile İstanbul’dan yola çıktı. 18 Zilkade’de (13 Nisan) Fenike’ye gelen kaptan-ı deryâ zilhicce başlarında (nisan sonları) Magosa’ya ulaşmış ve kendisine verilen emir gereği mühimmatı teslim edip on beşyirmi gemiyi orada bıraktıktan sonra dönüp Rodos Boğazı’nda müttefik kuvvetlerin gemilerinin yolunu kesmek üzere harekete geçti.

Şevval 978’de (Mart 1571) donanma serdarı tayin edilen Vezir Pertev Mehmed Paşa ise beraberindeki 124 gemiyle 9 Zilhicce’de (4 Mayıs) İstanbul’dan ayrıldı ve geri kalan gemiler, muharrem (haziran) başlarında eski Cezayirigarp beylerbeyi Hasan Paşa maiyetinde gönderildi. Donanmada kürekçinin yetersiz olduğu görüldüğünden adalardan kürekçi temin edilmesi uygun görüldü. Arnavutluk ve Dalmaçya kıyılarında yürütülecek olan bu deniz harekâtında Mora, Yanya ve Delvine sancaklarının yardımcı olmaları ve Cezayirigarp Beylerbeyi Uluç Ali Paşa’nın da bu donanmaya katılması kararlaştırıldı.

İnebahtı Seferi’nin güzergâhını gösteren bir ruûs defterine göre (BA, KK, nr. 223, s. 134-202) donanma 24 Zilhicce 978’de (19 Mayıs 1571) Sakız’da ve 2 Muharrem 979’da (27 Mayıs 1571) Eğriboz’da idi. Aynı gün Uluç Ali Paşa altı baştarda, bir kadırga ve on bir kalyata ile gelmiş, bunlardan ikisini Hacı Murad Reis ile İstanbul’a göndermişti. Yine Trablusgarp Beylerbeyi Câfer Paşa da bir kadırga ve bir kalyata ile donanmaya katılmıştı. Donanma altı yedi gün Eğriboz’da kalıp bütün gemiler yağlandıktan sonra 9 Muharrem’de (3 Haziran) buradan ayrıldı (BA, MD, nr. 10, hk. 14). Bundan birkaç gün sonra kaptan-ı deryâ kendi donanmasıyla Pertev Paşa’ya ulaştı ve birlikte Girit üzerine gidildi (BA, MD, nr. 10, hk. 27; BA, KK, nr. 223, s. 136). Bu sırada İstanbul’dan gelen emirlerde donanmanın Girit civarında fazla oyalanmaması istenmiş, kaptan-ı deryâya da Pertev Paşa ile birlikte hareket etmesi tavsiye edilmişti.

Uzun süre Ege denizinde dolaşan donanma 24 Muharrem’de (18 Haziran) Girit adasına gelmiş ve beş altı gün süren yağmalama saldırılarından sonra 5 Safer - 6 Rebîülevvel (29 Haziran - 29 Temmuz) tarihleri arasında sırasıyla Manya, Avarin, Ballı Kilise, Zaklise, Kefalonya, Bahşılar, Sobot ve Sazana adasını yağmalamış, nihayet Arnavutluk kıyılarına ulaşmıştır. 9 Rebîülevvel - 1 Cemâziyelevvel (1 Ağustos - 21 Eylül) tarihleri arasında ise Ülgün, Bar, Nova, Budva, Draç, Korfu, Balıklağo, Gomaniçe, Preveze ve Balyabadra’ya uğrayarak 2 Cemâziyelevvel’de (22 Eylül) İnebahtı’ya gelmiştir. Donanma on gün burada kaldıktan sonra 13 Cemâziyelevvel’de (3 Ekim) İnebahtı’nın karşısında yer alan Balyabadra yakınlarına geçmiş ve savaş öncesinde burada demirlemiştir. Dalmaçya kıyılarındaki harekât sırasında Uluç Ali Paşa maiyetindeki donanmayla Zadar’a kadar uzandığı gibi Kara Hoca da Venedik kıyılarına kadar ilerlemiş ve bu tehdit altında Venedikliler şehri savunmak amacıyla ciddi bir tahkimat yapmak zorunda kalmıştı.

Bütün bu gelişmeler olurken muharrem sonlarında (haziran ortaları) İspanya’dan 110 kadırga, altmış barça ve iki kalyonun gelmeye hazır olduğu haberi alındı. Ancak henüz ortada savaşacak bir donanma olmadığından rebîülevvelde (ağustos) kaptan-ı deryânın donanmanın bu sene Adriyatik’te kışlaması teklifi uygun görülerek 150 geminin Kotor Limanı’nda demirlemesi kararlaştırıldı (BA, MD, nr. 16, hk. 40, 649). Fakat çok geçmeden Don Juan kumandasındaki İspanya donanması 24 Ağustos’ta Otranto’ya ulaştı; burada yapılan görüşmelerden sonra müttefik donanması 16 Eylül’de Mesina’dan çıkıp 27 Eylül’de Korfu’ya geldi.

Bu durumda iki donanmanın savaş için çok hazırlıklı olduğunu söylemek mümkün değildir. Osmanlı donanması altı ay süren uzun bir deniz harekâtından sonra yorgun düşmüş ve bazı levent gemileriyle etraftaki sancak beyleri izin isteyerek donanmadan ayrılmıştır. Bu sebeple Osmanlı donanmasının kürekçi ve savaşçı eksikliği bulunuyordu. Müttefik donanması ne yapacağı konusunda kararsızdı. İspanya donanma kumandanı Don Juan ya doğrudan Kıbrıs’a veya Tunus’a gidilmesinde, Venedik donanma kumandanı Veniero ise Osmanlı donanmasına saldırılmasında ısrar etmekteydi. Papalık, donanma kumandanı Colonna’nın da teşvikiyle Osmanlı donanması üzerine gidilmesine karar verildi.

Osmanlı donanması İnebahtı körfezinde beklerken müttefik donanmasının gelmekte olduğu haberi alındı. Bunun üzerine donanma serdarı Pertev Paşa, Kaptanıderyâ Müezzinzâde Ali Paşa, Cezayirigarp Beylerbeyi Uluç Ali Paşa, Trablusgarp Beylerbeyi Câfer Paşa, Hayreddin Paşazâde Hasan Paşa, on beş sancak beyi ile tecrübeli reislerin katıldığı bir savaş meclisi toplandı. Müzakerelerde tecrübeli bir denizci olan Uluç Ali Paşa, müttefiklerin müstahkem bir mevki olan İnebahtı Boğazı’nı geçmesinin imkânsız olduğunu ileri sürerek ciddi eksikleri olan donanmanın körfezden dışarı çıkmamasını ve müttefik donanmasının burada beklenmesini teklif etti. Bu düşünce Pertev Paşa tarafından da benimsendi. Ancak kaptan-ı deryâ bu görüşe karşı çıktı ve aldığı emir gereği mutlaka savaşmak gerektiğini söyledi.

İki donanma 17 Cemâziyelevvel 979’da (7 Ekim 1571) İnebahtı körfezinde karşı karşıya geldi. İki tarafın gemi sayısı hakkındaki bilgiler oldukça farklıdır. Osmanlı donanmasında yaklaşık 230 gemi, 25.000 savaşçı, müttefik donanmasında ise 243 gemi ve 37.000 savaşçı bulunmaktaydı. İki donanma arasındaki asıl önemli fark, Osmanlı donanmasının uzun süren yorucu ve yıpratıcı savaşlardan sonra zayıf düşmesi, müttefik donanmasının ise taze bir kuvvete sahip olmasıydı. Öğleye doğru başlayan ve akşam güneş batarken sona eren savaş çok şiddetli ve kanlı oldu. Osmanlı donanmasında 20.000 kişinin öldüğü bu savaşta başta Kaptanıderyâ Müezzinzâde Ali Paşa olmak üzere on bir sancak beyi ve alay beyleri, tersane eminiyle kethüdâsı ve pek çok reis hayatını kaybetti. Trablusgarp Beylerbeyi Câfer Paşa ve Müezzinzâde Ali Paşa’nın iki oğlunun da aralarında bulunduğu 3000 kişi esir düştü. Pertev Paşa’nın gemisi de batırıldı ve serdar denizden yaralı olarak güçlükle kurtarıldı. Sadece Uluç Ali Paşa, müttefik donanmasına verdiği kısmî zarardan sonra usta manevralarla kendisine ait otuz gemiden oluşan filoyu savaş mahallinden çıkarmayı başardı ve süratle oradan uzaklaştı. Bütün Osmanlı donanmasında 190 gemi ya batmış veya ele geçirilmiş, gemilerdeki 15.000 forsa da serbest kalmıştı. Müttefik donanmasında ise 8000 ölü, 21.000 yaralı yanında on beş kadırga batmış ve pek çoğu da tahrip olmuştu. Ayrıca donanma kumandanı Don Juan yaralandığı gibi Don Kişot müellifi Cervantes de sol kolunu kaybetmiş ve pek çok İspanyol, İtalyan ve Maltalı asilzade ölmüştü.

II. Selim, İnebahtı Deniz Savaşı’nın sonucunu Uluç Ali Paşa’nın gönderdiği bir mektupla 3 Cemâziyelâhir 979’da (23 Ekim 1571) öğrendi (Kâtib Çelebi, s.140) ve ertesi gün tedbir olarak Mora kıyılarının korunması için Vezir Ahmed Paşa’ya ve Rumeli beylerbeyine emirler gönderdi (BA, MD, nr. 16. hk. 139,144). Pertev Paşa ise 27 Cemâziyelevvel’de (17 Ekim) İnebahtı’da bulunuyor, savaşta hayatını kaybedenlerin yerlerine yeni tayinler yapıyor ve terakkîler veriyordu (BA, KK, nr. 223, s. 4-88). Ancak II. Selim ve Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa, İnebahtı Deniz Savaşı’na katılanların durumlarından hiç memnun değillerdi. Hatta Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi’nin İnebahtı ile ilgili bir fetvasında “savaştan kaçarken gark olanlar Hak hazretlerinin gazabı cânibine mübtelâlardır. Halâs olanlara dahi an karîb erişir” denilmekteydi (BA, A.NŞT, nr. 1066, s. 3). Bu sebeple gerek donanmada gerekse İnebahtı’da verilen terakkîlerin ve yapılan tayinlerin geçersiz olduğu ilgili makamlara bildirilmiş (BA, MD, nr. 12, hk. 1089), sadece savaşta çarpıştığı halde batan gemilerden kurtulanlar istisna edilmiştir (Safvet, II [1326], s. 561).

Savaşta gösterdiği gayretlerinden dolayı Uluç adı Kılıç’a çevrilen Ali Paşa’ya 8 Cemâziyelâhir 979’da (28 Ekim 1571) kaptan-ı deryâlık görevi ve Cezayir beylerbeyiliği verildi. Maiyetindeki gemilerle birlikte Pertev Paşa’ya iltihak etmesi ve İstanbul’a dönmesi istendi. 19 Cemâziyelâhir’de (8 Kasım) Eğriboz’a gelen donanma bir süre bu bölgede muhafaza görevini sürdürmüş ve nihayet 6 Receb’de (24 Kasım) İstanbul’a yaklaşmıştır. Donanma serdarı Pertev Paşa başarısızlığından dolayı mâzulen tekaüt edilmiştir. Donanmanın 8 Receb’de (26 Kasım) dönmesi üzerine timarlı sipahilerin yoklaması yapılmıştır. Buna göre Saruhan, Amasya, Çorum, Canik ve Karahisarışarkî sancaklarında donanma ile geri dönen sipahilerin sayısı oldukça az olup 500 civarındaydı (BA, MAD, nr. 15324).

Bu savaşta donanmasının çok önemli bir kısmını kaybeden Osmanlılar, savaşı takip eden kış mevsimini bütün tersanelerinde gemi inşa faaliyetleriyle geçirmek zorunda kaldı. Başta İstanbul, Gelibolu, İzmit ve Sinop tersaneleri olmak üzere Varna, Silistre, Semendire, Burgaz, İğneada, Vize, Ahyolu, Süzebolu, Midye, Kefken, Bartın, Samsun, Biga, Gemlik, Rodos, Alanya, Antalya ve Sakarya üzerinde gemi inşasına başlandı. Cemâziyelâhir 979’da (Kasım 1571) ellisi Rumeli ve ellisi Anadolu kıyılarında olmak üzere 100 geminin inşası kararlaştırıldı. Nihayet İstanbul Tersanesi’nde inşa edilen gemilerle birlikte toplam 134 gemi beş altı ay içinde vücuda getirildi. Aynı zamanda levent reisleri de gemilerini inşa ve tamir etmek suretiyle gelecek yıl için hazırlandılar. Bütün gemilerin tamamlanmasından sonra tersanede toplanan 250 kadırga ve 300 civarında gönüllü reisin çektirilerinden oluşan Osmanlı donanması, 1 Safer 980’de (13 Haziran 1572) Kılıç Ali Paşa’nın kaptan-ı deryâlığı altında denize açıldı.

İnebahtı Deniz Savaşı Katolik hıristiyan dünyasının son büyük Haçlı seferidir, kalıcı sonuçları olmayan geçici bir zafer niteliği taşımaktadır. Çünkü Kutsal İttifak’ın asıl amacı olan Kıbrıs Osmanlılar’dan geri alınamadığı gibi Venedik çok geçmeden yeni bir ahidnâme ile (981/1573) dostluk kurmak, Kıbrıs için savaş tazminatı vermek ve Zenta adası için ödediği haracı arttırmak zorunda kalmıştır. Yeniden inşa edilen ve kısa sürede Akdeniz’e açılan Osmanlı donanması, karşısında mukabele edecek bir donanma bulamamış, ayrıca Tunus tamamen fethedilmiştir (982/1574). Bununla beraber İnebahtı Deniz Savaşı, XV. yüzyıldan beri hıristiyan Avrupa’da var olan Türkler’in yenilmezliği efsanesini yıkmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
BA, MD, nr. 10, hk. 14, 22, 23, 27; nr. 12, hk. 15, 62, 183, 208, 211, 314, 316, 367, 375, 394, 464, 474, 510, 532, 786, 787, 1089; nr. 14, hk. 48; nr. 16, hk. 34, 40, 139, 144, 563, 649; BA, KK, nr. 223, s. 4-88, 134-202; BA, MAD, nr. 15324; BA, A.NŞT, nr. 1066, s. 3; Selânikî, Târih (İpşirli), I, 82-86; Peçuylu İbrâhim, Târih, s. 496-500; Kâtib Çelebi, Tuhfetü’l-kibâr, s. 90-96, 140; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/1, s. 14-26; Danişmend, Kronoloji, II, 398-414; F. Garnier, Journal de la bataille de Lepante, Paris 1956; Halil İnalcık, “Lepanto in the Ottoman Documents”, Il Mediterraneo nella seconda metà del 500 alla luce di Lepanto, Firenze 1974, s. 185-192; F. Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası (trc. Mehmet Ali Kılıçbay), İstanbul 1989-90, II, 289-304; C. Imber, “The Reconstruction of the Ottoman Fleet After the Battle of Lepanto 1571-1572”, Studies in Ottoman History and Law, İstanbul 1996, s. 85-101; Safvet, “Sıngın Donanma Harbi Üzerine Bazı Vesikalar”, TOEM, II (1326/1910), s. 558-562; S. Soucek, “İnebahtı Savaşı (1571) Hakkında Bazı Mülâhazalar”, TED, IV-V (1974), s. 35-48; Zeki Arıkan, “Michel Lesure, Lépante. La crise de l’empire ottoman, Paris 1972”, a.e., VII-VIII (1977), s. 423-430; Paulino Toledo, “İnebahtı: Dünya Egemenliği İçin Akdeniz’de Yapılan Son Deniz Savaşı” (trc. Özlem Şakiroğlu), Erdem, VI/18, Ankara 1990, s. 861-877; Hans Georg Majer, “The Ottoman State on the Eve of Lepanto, 1571”, Byzantinische Forschungen, XVI, Amsterdam 1991, s. 53-73; M. Cavid Baysun, “Lepanto”, İA, VII, 39-45.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2000 yılında İstanbul'da basılan 22. cildinde, 287-289 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER