İVRANYE

Müellif:
İVRANYE
Müellif: MACHIEL KIEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.06.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ivranye
MACHIEL KIEL, "İVRANYE", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ivranye (04.06.2020).
Kopyalama metni
Günümüzde Vranye olarak anılan kasaba, Sırbistan’ın güneyindeki Južna (Güney) Morava nehrinin oldukça verimli vadisinde yer alır. Batı Balkanlar boyunca uzanan kuzey-güney yolu, ayrıca Niş üzerinden Selânik’i Belgrad’a ve Orta Avrupa’ya bağlayan demiryolu üzerinde bulunması burayı tarih boyunca önemli bir konuma getirmiştir. Osmanlı döneminde Vranje’den bozma İvranye denilen kasaba, Köstendil sancağına ait geniş bir kazanın merkezi durumunda olup zamanla müslümanların yaşadığı bir yerleşme yeri haline gelmiştir.

Vranje’den ilk defa 1093’te Anna Comnena’nın Alexiade adlı eserinde bahsedilmiştir. Buna göre Sırp Prensi Vukan, Skopia (Üsküp) civarındaki Bizans topraklarını yağmaladıktan sonra Vranea’ya geçmiş, orayı da yakıp yıkarak büyük bir ganimet ele geçirerek ülkesine dönmüştür. Arkeolojik kazılar da Vranje Kalesi’nin XI. yüzyılda inşa edildiğini ortaya koyar. 1193’te Vranje kısa bir süre Stefan Nemanja kumandasındaki Sırplar tarafından işgal edildi, 1207’de Nemanja’nın oğlu ve vârisi Stefan burayı kesin biçimde topraklarına kattı. 1343-1345 yılları arasında Stefan Dušan Yukarı Vranje, Aşağı Vranje ve Sobina köylerinin vergi gelirlerinin Athos’taki (Aynaroz) Hilendar Büyük Sırp Manastırı’na bağışlanmasına dair bir karar çıkardı. Vranje’nin ne zaman ve nasıl Osmanlı toprağı haline geldiği ise tam olarak bilinmemektedir.

1371’deki Çirmen Savaşı’nda hayatını kaybeden Kral Vukaşin’in ardından Ugljesa Vladkoviç, Vranje’nin merkez olduğu küçük bir prenslik kurdu. Burası 1389’dan sonra Sırplar arasındaki güç çatışmaları sırasında (Tripolje Savaşı) Sırp Despotu Stefan Lazareviç’in himayesine girdi. 1395’te Vranje topraklarıyla komşu olan ve devrik prensi Konstantin’in ardından uygun bir vârisi bulunmayan Köstendil Beyliği toprakları Osmanlılar tarafından fethedildi. Ocak 1413’te Fetret dönemi sırasında Mûsâ Çelebi Vranje’yi ele geçirip yakınlarındaki gümüş madeni kasabası Novo Brdo’yu almak istediyse de başarılı olamadı. Bu olay Despot Lazareviç’in hayatını anlatan Konstantin Kosteneçki’nin eserinde kaydedilmekte ve Novo Brdo’da yaşayan Dubrovnikli iki tüccarın 8 Mart 1413 tarihli anlaşmalarında da tasvir edilmektedir. Mayıs 1414’te Çelebi Sultan Mehmed’in bir elçisi Stefan Lazareviç’e geldi ve Kopriyan Kalesi ile Vranje ve Sofya arasında kalan alanın (Pirot/Şehirköy dahil) Stefan’a iadesini planladı. Aynı tarihe ait Dubrovnik mektuplarında eski Sırp Devleti’nin önemli merkezlerinden olan Raška arazisinin barış içerisinde bulunduğu yazılıdır. Haziran 1414’te ise Stefan Lazareviç’in Türkler’le barış halinde olduğu belirtilmişti. 10 Temmuz 1423’te “Kesar” unvanını taşıyan Ugljesa Vladkoviç, Vranje’deki Saint Nikolas Kilisesi’ni bütün gelirleriyle birlikte Athos yarımadasındaki Hilendar Manastırı’na bağışladı. Stefan Lazareviç’in 1427’deki ölümüne kadar barış devam etti. Hemen ardından Macarlar’ın kilit konumdaki Belgrad’ı işgal etmeleri ve 1428’de diğer önemli sınır kalesi olan Golubac’ı (Güvercinlik) muhasara altına almaları, kendilerini vâris bırakmadan ölen Lazareviç’in meşrû halefi olarak gören Osmanlılar’ın duruma müdahale etmelerine yol açtı. Lazareviç’in Sırp halefi Djuradj Brankoviç ile (Vılkoğlu) yaşanan çatışmalar sırasında Osmanlılar, Djuradj’ın başşehri Kruševac’ı (Alacahisar) ele geçirip bölgeyi Alacahisar sancağına bağladı. Bu arada Ugljesa Vladkoviç’in küçük prensliği Osmanlılar tarafından zaptedildi ve Köstendil sancağına bağlandı. Ancak Osmanlı kaynaklarında bu bilgiye rastlanmamaktadır.

Varna Savaşı’ndan sonra Kasım 1444’te Macar tehlikesinin azalmasıyla birlikte 1428’de Djuradj’dan alınan topraklar II. Murad tarafından kendisine iade edildi. II. Murad’ın vefatı (1451) ve İstanbul’un fethinin (1453) ardından iki yıl içerisinde Fâtih Sultan Mehmed Niş, Prizren ve Alacahisar yöresindeki bütün Sırp topraklarını ele geçirdi, ayrıca Vranje’yi (İvranye) kesin biçimde Osmanlı topraklarına kattı (Haziran 1455). Bu küçük şehir ve civarı (Pčinje, Inogošt, Prešova) Ilıca-Köstendil sancağına bağlandı. İvranye güçlü kalesi ve ihtişamlı yerleşimi dolayısıyla büyük bir kaza merkezi (1530’da kendisine bağlı 321 köy) haline geldi. 1519’da bölge 22.000 kişilik bir hıristiyan nüfusa sahipti. Sultanın sarayına hizmet eden 2062 erkeğin “voynugân-i mensûh” diye anılması ilginçtir (BA, TD, nr. 167, s. 210). Bunlar fetihten sonra Osmanlı hizmetine alınan ve eski prenslik ordusunun soyundan gelen kimseler olmalıdır.

İvranye ve çevresinin nüfusuna dair ilk güvenilir bilgiler 1519 yılına ait Köstendil tahririnde yer alır (BA, MAD, nr. 170; TD, nr. 167). Bu kaynaklar, İvranye’nin Osmanlı topraklarına katılmasından itibaren seksen yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen fazla büyümediğini gösterir. İvranye’de aynı tarihte bir imam ve hatibin de içinde bulunduğu kırk üç hâne, on beş bekâr erkek müslüman nüfusu bulunduğu, hıristiyanların ise otuz beş hâne, sekiz dul, üç mücerretten oluştuğu anlaşılır. Bu rakamlara göre toplam nüfus 350-400 civarındadır, tepedeki kale içerisinde de otuz iki kişiden meydana gelen bir garnizon mevcuttur. Kasaba önemli bir pazar yeri olup bir cuma camii ile kaza merkezi durumundadır. Bu cami, İvranye’nin 10 km. güneydoğusundaki Punoševci (Polnosevce) köyünde doğan Gedik Ahmed Paşa tarafından Fâtih Sultan Mehmed’in son zamanları ile II. Bayezid’in ilk dönemleri arasında yaptırılmıştı. Garnizonun yanı sıra Türk göçmenleri de şehirde yaşıyor olmalıdır. Bu topluluk sonradan yerli halkın İslâm’a girişiyle genişlemiştir. 1519’da hâne reislerinden on beşinin baba adının Abdullah olması ihtidâlarla ilgilidir. 1540’ta Kuripesić burayı Vraine adıyla anıp bir kale ve bir şehir diye tasvir eder. 937’de (1530) Mehmed Bey b. Ahmed Ağa babasından miras kalan, Türkler’in meskûn olduğu Çeltikçi köyünde bir mescid ve bir muallimhâne yaptırmıştı. Binaların giderleri İvranye’deki Gedik Ahmed Paşa Vakfı tarafından karşılanıyordu. İlgili kayıtta İvranye yöresinde ilk defa pirinç tarımı yapıldığından da bahsedilmektedir. Pirinç tarımını bölgeye Osmanlılar 1500’lerde getirmiş olmalıdır.

1570-1573 tarihli Köstendil sancağı mufassal tahriri İvranye’nin bir Türk-İslâm şehri durumuna geldiğini gösterir. Her ne kadar hâlâ nisbeten küçük de olsa cuma camii ile Kurtoğlu Camii etrafında kurulan yeni mahalle ve Abdi Hoca, Sefer Bey, Kara Hoca mescidleri çevresinde teşekkül eden mahallelerle birlikte toplam 120 müslüman hânesinin oluşturduğu beş mahalleye bölünmüş bir yerleşim yeriydi. Kara Hoca Mescidi’nin yanında bir de mektep vardı ve bu mahalle yeni ortaya çıkmıştı. Diğer iki mescid ise muhtemelen 1550’den hemen önceki yıllarda inşa edilmiştir. Köstendil sancağı garnizonlarına ait 980 (1572) tarihli kayıtlar kaledeki birliğin dizdar, kethüdâ ve imam da içinde olmak üzere otuz dört kişiden meydana geldiğini göstermektedir (BA, TD, nr. 264, s. 486-495).

1570 yılına ait tahririn vakıf bölümünde İvranye’de zengin bir derviş olduğu anlaşılan Baba Efendi tarafından yaptırılan bir hamamdan bahsedilir. Dört eyvanlı ve dört halvet hücreli bu hamam günümüze kadar ayakta kalmıştır. 1570’te hıristiyan cemaati yirmi hâne ve on iki mücerretle yaklaşık 150 kişiye düştü. Ancak zamanla İvranye hıristiyanlarının sayısı artacaktır. Bütün bir Osmanlı dönemi boyunca Ortaçağ’dan kalma Saint Nikola Kilisesi hıristiyanların tasarrufunda oldu. Bu kilise, birçok onarım ve değişimle birlikte günümüze ulaşmıştır. Müslüman nüfusun içerisinde, lakaplarına bakılarak ikinci veya üçüncü kuşak müslümanları oldukları anlaşılan on altı Çingene aile de bulunmaktaydı. Bunlar garnizondaki mehteran bölüğünde hizmet ediyordu. 1519 yılı ile kıyaslandığında bu son tarihte İvranye pazarının büyük ölçüde genişlediği görülür; 1570’te bütün ekonomik hareketliliklere ait vergilerin % 42’si bu pazardan alınıyordu. Aynı yıl içinde yeni bir panayır kuruldu. 1570’ten sonraki dönemde müslümanların hayat tarzına uygun birçok bina inşa edildi. 1581 yılında İvranye’den geçen Fransız seyyahı Jean de Palerme buradan Türkler’in meskûn olduğu küçük bir kasaba (varoş) diye bahseder. Evliya Çelebi görünüşe göre İvranye’ye gitmemiştir, ya da en azından çağdaşı olan İngiliz seyyahı Edward Browne gibi bu konuda suskun kalmayı tercih etmiştir. Kâtib Çelebi ise İvranye’ye dair, yakınındaki Vlasina’da demir madenlerinin varlığı ile silâh ve balta üretimi yapıldığı bilgisini vermektedir. Bu madenlerin Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına kadar faal olduğu bilinmektedir.

1831 yılına ait nüfus tesbitlerine göre kaza 306 köyden ve Çepine, Inogošt, Moravitsa, Vlasina olmak üzere dört koldan oluşuyordu (BA, Ceride, nr. 3999). Vlasi adı Romence konuşan yarı göçebe Ulahlar’dan gelmektedir. Geniş fakat verimsiz topraklarında her biri altı hâneden oluşan seksen iki köy bulunmaktaydı. Bu köylerin nüfusunun neredeyse tamamını hıristiyanlar teşkil ediyordu. Şehir ise 1570 tahririnin ardından geçen 260 yıl içerisinde dört misli büyüyerek 576 müslüman ve 144 hıristiyan hânesini barındırır hale geldi. Toplam nüfusu % 80’i müslüman olan 3600-3800 kişi civarındaydı. Kaza genelinde ise kadın-erkek toplamda % 25’i müslüman 29.401 kişilik bir nüfus vardı.

1864’te Tanzimat reformlarının bir parçası olarak eski Köstendil sancağı kaldırıldı ve topraklarının bir kısmı yeni kurulan büyük Tuna vilâyetine aktarıldı. Aynı zamanda Güney Sırbistan’da yer alan Niş, Leskofça ve İvranye de Tuna vilâyetine dahil edildi. Yeni vilâyetin ilk idarî salnâmesinde İvranye kasabasının Niş sancağına bağlı bulunduğu ve dört cami, 1759 hâne, 814 dükkân, on iki han, bir hamam, beş debbâğhâne, bir atölye, bir saat kulesi, bir medrese, üç mektep, altı tekke ve bir kilisesi olduğu kayıtlıdır. Hâne sayısından hareketle nüfusu yaklaşık 8000 olarak hesaplanabilir.

Söz konusu Salnâme-i Vilâyet-i Tuna’nın basıldığı yıl içinde Avusturyalı bilim adamı ve Yunanistan’da konsolosluk yapan Georg von Hahn, Wranja olarak zikrettiği İvranye’yi ziyaret etti ve salnâmelerde yer almayan bilgiler verdi. Ona göre İvranye geniş yeşilliklere sahip bir kırsal kasabadır ve temel ihraç maddesi olan kenevirin ana merkezidir. Şehir 1000 hıristiyan-Bulgar, 600 Arnavut-Türk müslüman ve elli Çingene hânesinden müteşekkildi. Toplam nüfusu 8000 dolayındaydı. İvranye bölgesi daha çok Bulgarlar tarafından iskân edilmişti. Yöredeki 360 köyün sadece altmışında Arnavut müslümanlar yaşıyordu ve bunlar her yıl Türk ordusuna yirmi beş-otuz asker veriyordu. Bölgede yalnızca bir Ulah köyü, bir de Bilyaç diye adlandırılan bir Türk köyü mevcuttu.

İvranye birkaç yıl sonra Prizren merkezli vilâyete dahil edildi. 1291 (1874) tarihli Prizren Vilâyeti Salnâmesi’nde (s. 110-112) İvranye kazasında 325 köyün ve 12.502 müslüman, 30.061 gayri müslim nüfusun bulunduğu kaydedilmişti. Bu da kazada % 29’u müslüman olan 42.563 erkek nüfusun yaşadığını gösterir. Şehrin kendisi aynı yılda 2069 hâne ve yaklaşık 8000 nüfus barındırmaktadır. İvranye kazası ise toplam 325 köyden oluşmaktadır. Şehirde beş cami, beş müslüman mektebi, iki medrese, sekiz tekke, bir hamam, iki kilise, iki hıristiyan mektebi, on dört han, bir telgrafhâne ve çarşısında 990 dükkân mevcuttu.

Doksanüç Harbi’nin başlamasıyla İvranye ve güneyde Preşova’ya kadar olan topraklar Sırp ordusu tarafından işgal edildi ve Berlin Antlaşması ile birlikte resmen Sırp Krallığı’na bağlandı. İşgalin hemen ardından İvranye, Leskofça, Niş, Kursumli ve Ürküp’teki (Prokuplje) bütün müslüman halk zorla yerinden edildi. İvranye ve Leskofça tamamen tahribata uğradı, yeni gelen yerleşimcilerle önceki kayıplar telâfi edilemedi. Ayrıca zanaatkârlar ve esnaf bölgeyi terketti. Yeni çizilen sınırlarla birlikte güney ve doğu ile irtibat kesildi, bu da bölgeyi olumsuz etkiledi. I. Dünya Savaşı’nda İvranye sert bir Bulgar işgaliyle karşılaştı ve aynı işgali II. Dünya Savaşı’nda da yaşadı. Yugoslavya’nın kurulmasının ardından (1945’ten sonra) burası sanayi bölgesi haline geldi. Şehir de büyüdü. 2012 Sırbistan nüfus sayımına göre İvranye’de 54.450 Sırp, 4125 Roman (Çingene), 487 Bulgar, 223 Makedon ve 1200 diğer etnik gruplardan nüfus bulunmaktaydı.

Günümüzde Osmanlı zamanından XVI. yüzyıla ait tarihî Baba Efendi Hamamı, Rauf Paşa’nın 1765 tarihli büyük konağı ve şehrin içinden akan derenin üstünde beyaz taştan 1844 yılında inşa edilmiş kemerli bir köprü kalmıştır. Her üç yapı da restore edilmiştir. Konağın bir kısmı şehir müzesi, diğer kısmı ise şehrin en iyi restoranı olarak kullanılmaktadır. Köprü, yüksek rütbeli bir Osmanlı’nın kızı olan Ayşe ile genç bir hıristiyan çoban olan Stefan’ın acıklı aşk hikâyesiyle irtibatlandırılarak bir sembol haline gelmiştir. Köprüde biri Arapça, biri Türkçe iki kitâbe mevcuttur. Arapça metinde şu ibare yer almaktadır: “Aşkın bir araya getirdiklerini ayıranlara lânet olsun!”

BİBLİYOGRAFYA :

J. G. von Hahn, Reise von Belgrad nach Saloniki, Wien 1868, s. 82-87; L. Stojanović, Stari srpski hrisovulji, akti, biografije i letopisi, Beograd 1890, III, 33; J. Ivanov, Severna Makedoniya, Istoričeski izdirvanya, Sofia 1906, s. 191; St. Novaković, Zakonski spomenici srpskih država srednjeg veka, Beograd 1912, s. 413-414, 460-461; N. Katanić – R. Anhegger, Beiträge zur Geschichte der Bergbaus im Osmanischen Reich, İstanbul 1943, s. 170-171; N. Katanić – M. Gojković, Gradja za proučavanje starih kamenih mostove i akvedukta u Srbiji, Makedoniji i Crna Gori, Beograd 1961, s. 91-102; J. Trifunoski, Vranjski Kotlovina, Antropogeografska proučavanja, Skopje 1962; I. Zdravković, Izbor gradje za proučavanje spomeniki islamske architektura, Beograd 1964, s. 44-50; A. Stojanovski, Vrajski kadiluk u XVI veku, Vranje 1985; Turski Dokumenti za istorijata na Makedonskiot Narod: Opširni popisni defteri ot XVI vek za Kustendilskiot sancak (ed. A. Stojanovski), Skopje 1985, V/4, s. 180-184; M. Spremić, Despot Djuradj Branković i njegovo doba, Beograd 1999, tür.yer.; K. Kosteneçki, Stefan Lazareviç: Yıldırım Bayezid’in Emrinde Bir Sırp Despot (trc. Hüseyin Mevsim), İstanbul 2008, s. 65-67; Salnâme-i Vilâyet-i Tuna, sy. 1 (1285/1868), s. 109; Prizren Vilâyet Salnâmesi, sy. 2 (1291/1874), s. 112-113; St. Stojanović, “Die Biographie Stefan Lazarević von Konstantin dem Philosophen als Geschichtquelle”, Archiv für Slavische Philologie, XVIII, Berlin 1876, s. 448; J. Haci Vasiliević, “Ka istoriji grada Vranja i njegove okoline”, Godišnica Nikola Čupica, XVI, Beograd 1896, s. 265-338; A. Solovjev, “Povelja kralja Dušana o manastirom Sv. Nikole u Vranji”, Prilozi, VII, Beograd 1927, s. 109; O. Zirojević, “Markovo Kale kod Vranje”, Vranjski Glasnik, VII, Vranje 1971, s. 287-290; D. Maksimović – O. Palamarevski, “Markovo Kale kod Vranje, pregled istraživačkih radova”, a.e., XX (1989), s. 141-167.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-1. cildinde, 683-686 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER