KANUNNÂME

قانون نامه
Müellif:
KANUNNÂME
Müellif: HALİL İNALCIK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2001
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.12.2018
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kanunname
HALİL İNALCIK, "KANUNNÂME", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kanunname (10.12.2018).
Kopyalama metni
Osmanlı döneminde genel olarak belirli bir konuya dair hukukî maddeleri ortaya koyan padişah hükmünü ifade eder. XV. yüzyılda yasaknâme kelimesi de aynı anlama sahipti. Arap hilâfeti sırasında kavânîn “kanunlar kodu” mânasına gelmekteydi. Osmanlı Devleti’nde kānunnâme teriminin anlamı genellikle vezirlerin ve paşaların yürürlüğe koyduğu düzenlemeleri, yetkili bir otoritenin kesin ve açık olarak belirlediği kanunları ya da reform tasarılarını ifade edecek şekilde genişlemiştir. Bununla birlikte kanunnâme, ancak padişah hükmü tarafından resmî bir nitelik kazanabileceği için herhangi bir normal kanun gibiydi. Sadece tek bir hüküm (ferman veya berat) ya da belirli ve sınırlı bir konu kanunnâmeyi şekillendirebileceği gibi bütün imparatorluğa yahut belirli bir bölgeye veya sosyal bir gruba uygulanabilen kanunnâmeler de vardı.

İslâm ülkelerinde resmî, tedvin edilmiş kanunnâmelerin uygulamasının iki kaynağı vardı: Eski Ortadoğu kültürlerine ait gelenekler ve Türk-Moğol hanlıklarının gelenekleri. Eski İran imparatorlukları resmî görevliler tarafından suistimal edilmesini önlemek için hukukî maddeleri -özellikle vergi kanunlarını- sürekli olarak halkın görebileceği yerlerde taşlar üzerine kazımak suretiyle ilân etmekteydiler. Bu uygulama, muhtemelen eski Mezopotamya medeniyetlerinden intikal eden bir gelenekti. Benzer biçimde hilâfet döneminde kanunnâme şeklinde hükümleri ve arazi vergileriyle ilgili şartları (şürût) ihtiva eden kayıtlar olmalıydı. Bu hükümler, vergi toplanmasında bir düstur olarak mültezimlere ve idarecilere resmen gönderilirdi. Moğol İran İmparatorluğu döneminde “Yasa-yi Kadîm-i Cengiz Han, Yargunâme” olarak bilinen Cengiz Han Yasası ya da Yasak-ı Büzürg, askerî-siyasî işlerin düzenlenmesi için kaynak vazifesi görmüştür. Müslüman Gāzân Han döneminde bile Cengiz Han yasası geleneği devletin iyi idaresi için esas kabul edildi. Moğol idaresinin çöküşünden sonra ulemânın yasaya karşı güçlü tepkisine rağmen yasaknâme veya sadece yasak terimi, hükümdar tarafından hazırlanan kanun kodları için kullanılmaya devam etti. Yerli görevlilerin çabalarıyla yasa ile İran-İslâm mezâlim yargılaması geleneği ortaya çıktı. Tedvin edilmiş kanunnâmelerin yalnızca İran, Anadolu, Irak ve Hindistan’da, yani Türk-Moğol geleneklerinin ve hanlıklarının etkili olduğu yerlerde ve tipik Osmanlı kanunlarının ve idaresinin yürürlükte bulunduğu Osmanlı Devleti’ne ait bölgelerde (Rumeli ve Anadolu) ortaya çıkmış olması ilginçtir. Kanunnâmeler kamu hukuku, devlet teşkilâtı, idare, vergi, ceza hukuku ve hisbe (ahkâm-ı dîvânî, istîfâ-i memâlik, tehdîd ve siyâset-i mücrimân) alanlarını kapsamaktaydı. Osmanlılar bir bölgeyi fethettiklerinde genellikle mevcut kanunları muhafaza etmişler veya önemsiz bazı değişikliklerle uygulamışlardır. Bu açıdan Memlük Kayıtbay, Akkoyunlu Uzun Hasan ve Dulkadırlı Alâüddevle kanunları, Osmanlı kanunnâmeleri olarak orijinal şekilleriyle bugüne ulaşmıştır. Bir Akkoyunlu kaynağı Uzun Hasan’ın, ülkesinin tamamında kullanılmak üzere uygulanması zorunlu bir ceza kanunnâmesi yayımladığını doğrulamaktadır (Woods, s. 121-122). Uzun Hasan’ın kanunnâmeleri ya da yasaları Doğu Anadolu’da, Azerbaycan’da, Irâk-ı Arab ve Irâk-ı Acem’de geçerliydi. Osmanlılar Doğu Anadolu’da yürürlükte olanları 922’den (1516) 955’e (1548) kadar uyguladılar. Irak’ın fethinden sonra Safevî kanunlarını yürürlükten kaldırırken Uzun Hasan’ın kanunlarını geçerli tuttular (H. İnalcık, TTK Belgeler, II/3-4, s. 140-142). Bu kanunnâmelerin temel amacı, örfî vergilerin ve pazar vergilerinin yani bâcların ödenme usullerini ve oranlarını göstermekti. Dulkadıroğulları kanunnâmeleri temel olarak ceza kanunnâmeleriydi. Güney Anadolu, Suriye ve Mısır için hazırlanan Osmanlı kanunnâmeleri örfî vergiler, gümrük vergileri ve pîşkeşlerle (hediye) ilgili Kayıtbay’a atfedilen kanunnâmeyi ihtiva eder (Barkan, Kanunlar, s. 200 vd., 364-365, 370). Hindistan’da Timur’a atfedilen Tüzükât, Âyîn-i Ekberî ya da “Ahkâm-ı Âlemgîrî” gibi sultanlar tarafından hazırlanan kanunlar ve düzenlemelerin varlığı da bilinmektedir. Ancak sadece I. Âlemgîr’in ceza kanunu imparatorluğa ait hükümler şeklinde yürürlüğe konduğu için gerçekten Osmanlı kanunnâmeleriyle karşılaştırılabilir özelliktedir.

Ulemânın bu tür tedvinlere karşı çıkması, kanunları sürekli hale getirme konusunda sultanları tereddüde sevketti. Böylece sultanlar kanunları, belirli bir konu hakkında imparatorluğa ait tek tek hükümler şeklinde yayımlama yolunu tercih ettiler. Sonuç olarak tedvin edilmiş yalnız birkaç kanunnâme vardır. Fâtih Sultan Mehmed, kendisinden sonraki nesilleri bağlayıcı şekilde tedvin edilmiş ve resmî olarak yürürlüğe konulmuş bir kanunnâme neşreden ilk müslüman hükümdar olarak görünmektedir. Bu konuda o muhtemelen Türk-Moğol hanlarının yasa / töre uygulamasını izlemiştir. Kendisi biri reâyâ, diğeri devlet teşkilâtıyla ilgili olmak üzere iki kanunnâme yayımlamıştır.

Fâtih Sultan Mehmed’in reâyâ için hazırlanan kanunnâmesi ilk defa halktan doğrudan vergi alan askerî sınıfın, timarlıların yolsuzluklarını önlemeyi, ikinci olarak para cezalarını ve vergi oranlarını belirlemeyi ve bu şekilde devletin tebaasına koruyucu adaleti getirme idealini gerçekleştirmeyi amaçlamıştı. Bu kanunnâme, kadılar ve valiler için anlaşmazlıkları çözmede bir uygulama olarak yayımlandı. Reâyâ kanunnâmesi belirli bir modele göre tedvin edilmiştir (kanunnâmelerin hiçbir sistemi izlemediği şeklindeki teori için bk. a.g.e., s. X-XIII). İlk üç bölüm, hem müslümanlara hem de gayri müslim reâyâya uygulanacak ceza maddelerini ihtiva etmekteydi. Konuların düzenlenmesi fıkıh eserleriyle benzerlik gösterir. Özellikle kanunnâme reâyânın devlete ve askerî sınıfa ödemesi gereken para cezalarının miktarını belirler. Üçüncü bölümün sonuna kadıların aldığı bazı vergilerin oranları eklenmiştir. Reâyâ kanunnâmesinin dördüncü bölümü reâyânın sipahilere ödediği düzenli vergileri sıralamaktadır. Reâyânın sipahiler için yerine getirmek zorunda olduğu geleneksel yedi göreve karşılık yedi nakdî vergiyi açıklar ve bu hizmetlerin yerine belirlenmiş vergileri gösterir (İnalcık, TTK Belleten, XXIII/92 [1959], s. 576-578). İlk olarak çift vergisine tâbi bütün müslüman reâyâyı ele alır. Daha sonra ayrı bir bölüm bütün hizmetlerden muaf tutulan Yörükler’in teşkilâtını ve yükümlülüklerini gösterir. Bir sonraki bölüm hıristiyan reâyâ tarafından ödenen ispençeye bağlı vergileri belirtir. Son bölüm, pazar yerlerinde ödenen ve hem hıristiyanlara hem müslümanlara uygulanan bâc vergilerini sıralar.

Genel olarak Osmanlı kanunnâmeleri sistematik bakımdan Osmanlı vergi mantığına ve idarî sistemine göre düzenlenmiştir. Ancak daha sonra eklenen kanunlar sisteme aykırıdır. Fâtih Sultan Mehmed’in kanunnâmesinde vergileri ve reâyâ ile sipahiler arasındaki ilişkileri düzenleyen dört bölüm sancak kanunnâmeleri ve tahrir kayıtları ile aynı sistemi takip eder. Bu bölümlerde sırasıyla çift vergileri, âşâr vergileri, meyve ağaçları vergileri, kovan vergileri vb., ardından hayvanlarla ilgili ödenen vergiler ve son olarak para cezaları ile zuhurata bağlı düzensiz vergiler yer alır. Bazı sancak kanunnâmeleri, Fâtih Sultan Mehmed kanunnâmesi gibi bâc vergilerini gösteren bir ek ihtiva eder.

Osmanlı kanunnâmeleri çıkarılış şekillerine göre şu ana başlıklar altında sınıflandırılabilir. 1. Padişah Hükümleri Şeklindeki Kanunnâmeler. Bunlar, belirli idarî meselelere ya da ihtiyaçlara cevap vermek üzere fermanlar yahut beratlar şeklinde yayımlanmış olup valiler ve kadılar tarafından uygulanmaları istenen hükümlerdir. Çoğunluğu orijinal olarak kanunnâme formundaydı ve belirli bir konu hakkında çok sayıda maddeyi ihtiva etmekteydi. Tamamlanmış ya da özet nüshalar başşehirdeki resmî kayıtlarda veya eyaletlerdeki kadı sicillerinde yer almaktadır. Resmî kopyaları bu kaynaklardan çıkarılabilir. Bu kanunlar, muhtemelen bürokratların ihtiyaçlarını karşılamak için padişah hükümleri şeklinde hazırlanmıştır. Bilinen en eski ferman-kanun mecmuası II. Bayezid döneminden kalmadır (Kānunnâme-yi Sultânî ber-Mûceb-i Örf-i Osmânî [nşr. R. Anhegger - H. İnalcık], Ankara 1956).

2. Sancak Kanunnâmeleri. İlhanlılar, her bölge için düzenlemeleri ve vergileri gösteren “kānûn-ı memleket” diye bilinen müstakil defterler hazırlamışlardı. Bu an‘ane şüphesiz Abbâsîler döneminden eski İran’a kadar uzanır. Osmanlılar kendi bölgesel vilâyet ya da sancak (livâ) kanunnâmeleriyle bu uygulamayı sürdürdüler. Bu kanunnâmeler padişahın tuğrasıyla onaylanmış ve her bölgenin mufassal tahrir defterlerinin başında yer almıştır. Bu çeşit kanunnâmeler, öncelikle reâyâ ile timar sahipleri arasındaki anlaşmazlıkları çözmek ve engellemek amacıyla devlet arazi (mîrî) sisteminin ve timarların yürürlükte olduğu eyaletler için mevcuttu. Sancak kanunnâmeleri resmî nitelikte olup belirli bir tarihte yürürlüğe girdikleri için hüküm formundaki kanunnâmelerle benzerlik göstermekteydi. Beylerbeyi divanları ve kadı mahkemeleri bu kanunlara uygun şekilde karar vermek zorundaydı.

Sancak kanunnâmeleri, reâyâ vergileri ve arazi kanunlarının formülleştirilmesi konusunda en iyi belirlenmiş ilkeleri takip etmiştir. Bu ilkeler, muhtemelen XV. yüzyılın ilk yarısı ya da kısa süre öncesindeki bir sistemi model almış ve “Kānûn-ı Osmânî” başlığı altında Osmanlı rejiminin özelliklerini belirlemiştir. Fâtih Sultan Mehmed, devletin bütün bölgelerinde yürürlüğe girecek olan reâyâ kanunnâmesinde bu ilkeleri kanunlaştıran ilk sultandır. Ferman formundaki kanunlar ve zaman zaman çıkarılan kanunlar hariç mufassal tahrir defterlerinde II. Bayezid’den önce hiçbir sancak kanunnâmesi yer almaz. Eldeki en eski sancak kanunnâmesi, 892 (1487) tarihli Hudâvendigâr (Bursa) Sancağı Tahrir Defteri’nde bulunmaktadır (Barkan, Kanunlar, s. 1-6). Her sancak için mufassal tahrir defterinin baş sayfalarına kanunnâme koyma uygulaması II. Bayezid döneminden kalmadır. 892 (1487) tarihli Hudâvendigâr Kanunnâmesi’nin daha sonrakiler için model alındığı anlaşılmaktadır.

Osmanlı hukuku genel olarak emsali izlediği için sancak kanunnâmelerini kronoloji ve coğrafyaya göre gruplara bölmek mümkündür. Vergi oranı temel alınırsa Batı Anadolu bölgesini içine alan Anadolu eyaletinin sancaklarına ait kanunnâmelerin Hudâvendigâr Kanunnâmesi ile birlikte bir grup teşkil ettiği ortaya çıkar. Malatya, Diyarbakır, Erzurum, Musul, Harput ve Mardin gibi Doğu Anadolu sancaklarıyla Suriye iki ayrı grup teşkil ederken Karaman, İçel ve Ankara gibi Orta Anadolu sancakları birincisine benzer şekilde başka bir kategori oluşturur.

Rumeli sancak kanunnâmeleri de özel ve ayrı bir grup meydana getirir. Burada tipik kānûn-ı Osmânî’yi temsil eden maddeler Bizans ve Slav örf hukuku ve kurumlarıyla birlikte verilmiştir. Çok sayıda kanun tamamen Osmanlı öncesi uygulamaya dayalıdır: Arazi birimi olarak baştina ve bir reâyâ vergisi olarak ispenç, Balkan feodalizminden geçen saman ve odun vergileri ve ikişer ölçek buğday ve arpa cinsinden tahıl vergisi gibi. İçki üretimiyle ilgili diğer vergiler -fıçı vergisi, obruçuna ve monapolya âdeti- aynı şekilde Osmanlı hâkimiyeti öncesine dayanır. Bir kısım Rumeli kanunnâmeleri Yörükler, müsellemler, voynuklar, Eflaklar, Tatarlar ve filoriciler gibi gruplarla ilgili maddeleri ihtiva eder. Rumeli kanunnâmelerinin bir diğer özelliği, reâyâ ve sipahiler arasındaki işleri düzenleyen tipik sancak kanunlarının yukarıdaki gruplarla ilgili olan maddelerle yan yana olmasıdır (bk. “Silistre Kanunnâmesi”, a.g.e., s. 278-289). Bazılarında ise yalnızca askerî sınıf üyeleri arasındaki işleri düzenleyen kanunlar yer alır (bk. “Niğbolu Kanunnâmesi”, a.g.e., s. 267-271).

Macaristan’la ilgili sancak kanunnâmeleri, Macar Krallığı döneminden intikal eden belirli vergiler ve kanunlar dışında XVI. yüzyıl Rumeli kanunnâmeleri örnek alınarak hazırlanmıştır. Bu durum, bir bölgenin fethinden sonra Osmanlılar’ın yeni fethedilen yerler için model olarak komşu bölgelerin sancak kanunnâmelerini aldıklarını gösterir. Yerel kanunların ve vergilerin muhafaza edilmesinden ve belirli tarihlerde Osmanlı hukukunda görülen değişikliklerden dolayı bazı farklılıklar da ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte Kānûn-ı Osmânî’nin ilkeleri daima mîrî arazi tasarrufu ve köylülerin statüsüyle ilgili meselelere dairdir.

3. Belirli Gruplarla İlgili Kanunnâmeler. Bu tür kanunnâmeler eyalet kanunnâmeleri ile aynı kategoride ele alınabilir. Özel kanunnâmeler genellikle belirli bir yerde devlete hizmet eden reâyâ grupları için çıkarılmıştır. Bunlar prensip olarak yedek askerî hizmeti yerine getiren gruplar olup en önemlileri yaya ve müsellem, canbâz, eşkinci Yörük ve eş-kinci Tatar ve Eflaklar’dır. Bu grupların kanunnâmeleri, yardımcı askerî kıtalar olarak teşkilâtlandırıldıkları için vergi muafiyetine sahip olduklarını gösterir. XV. yüzyılda bu gruplar askerî statüye sahiptiler, fakat XVI. yüzyılda askerî önemleri azaldıkça reâyâ statüsüne intikal ettiler ve mevcut sancak kanunnâmelerinin hükümlerine tâbi oldular. İkinci olarak çeltikçiler ve madenciler gibi devlet adına üretim alanında iş yapan belirli grupların kendi kanunnâmeleri vardı. Madenci kanunnâmelerinin çoğu Osmanlı öncesi yerel kanunların tercümesiydi. Belirli bir yerde yerleşik olan savaş esirleri (ortakçı kullar) bu gruplar arasında özel bir konumdadır. Aynı şekilde Rumeli Çingeneleri de kendi kanunnâmelerine tâbi idiler.

4. Devlet Teşkilâtlarıyla İlgili Kanunnâmeler. Bunlar üçüncü kategoriyi oluşturur. Fâtih Sultan Mehmed’in devlet teşkilâtlarıyla ilgili kanunnâmesinin başlangıcında devletin işlerini düzenlemek için yazıldığı ifade edilir. Saray, hükümet ve protokol konularıyla ilgili olarak Osmanlı devlet sisteminin mantığını izler. Sırasıyla hükümetin şekli ve yetki alanlarını, yetkililerin padişahla ilişkilerini, rütbeleri ve derecelerini, terfi, ücret, emekliliklerini ve cezaları ele alır. Fâtih Sultan Mehmed’in kanunnâmesi bu türde tektir. Sonraki padişahlar devlet teşkilâtıyla ilgili düzenlemeler çıkarmışlarsa da bunlar kapsamlı değildir. Bu konuda daha sonra hazırlanan kanunnâmeler ve düzenlemeler devlet adamları ve bürokratların derlemeleridir. En önemlileri arasında Ayn Ali Efendi, Nişancı Abdurrahman Paşa, Eyyûbî Efendi, Hezârfen Hüseyin Efendi’ninki sayılabilir.

Osmanlı arşivlerinde merasimle ilgili birkaç resmî kanunnâmenin yazma metinleri vardır (teşrifat defterleri), aynı zamanda merasimle ilgili olarak resmî görevliler tarafından yazılmış eserler de mevcuttur (Abdullah Nâilî Paşa, Defter-i Teşrîfât, TTK Ktp., nr. Y, 49). Padişahlar ya da sadrazamlar için el kitabı olarak veya reformlar tavsiye etmek için kaleme alınan bazı risâleler devlet teşkilâtıyla ilgili kanunlar hakkındaki ayrıntılı konuları ihtiva eder (meselâ Lutfî Paşa, Koçi Bey, Defterdar Sarı Mehmed Paşa’nın risâleleri bu konuda ilginç örneklerdir). Devlet teşkilâtının özel yönleriyle, söz gelimi yeniçerilerle ilgili Kavânîn-i Yeniçeriyân gibi kanunnâmeler de vardır (TSMK, Revan Köşkü, nr. 1320). Timarlar, hazine işleri, mukātaalar, gümrükler, darphâne, para birimi, kapı kulları, ulemâ, tahrir sistemi ve askerî seferlerle ilgili başka kanunlar ve kanunnâmeler de bulunmaktadır.

5. Genel Kanunnâmeler. Bu tür kanunnâmeler devletin bütün bölgelerinde yürürlükte olmak üzere düzenlenmiştir. Fâtih Sultan Mehmed’in reâyâ kanunnâmesi daha sonraki padişahların kanunlarının çekirdeğini teşkil etmiştir. Bu kanunnâme, II. Bayezid zamanında 907 (1501) yılında daha genişletilmiş ve değiştirilmiş bir uyarlamayla Kitâb-ı Kavânîn-i Örfiyye-i Osmâniyye başlığı altında yürürlüğe konmuştur (nşr. N. Beldiceaneu, Wiesbaden 1967). Kanunnâme Hersekzâde Ahmed Paşa’nın değişikliklerini ihtiva eder ve daha sonra Kanûnî Sultan Süleyman’a atfedilen kanunnâmenin temelini oluşturur. Giriş kısımları ve bölüm başlıkları birbirine benzer. Üç büyük bölüme ayrılmış olup ilk bölüm, Fâtih Sultan Mehmed’in ceza kanununun genişletilmiş ve daha sistematize edilmiş bir uyarlamasıdır. İkinci bölüm, sipahinin yükümlülükleri ve sipahi sınıfını etkileyen kanunlarla ilgilidir. Daha sonra sipahilerin reâyâ üzerindeki “sâhib-i raiyyet” ve “sâhib-i arz” olarak haklarını ve aldıkları vergileri tanımlar. Bu bölüm aynı zamanda has ve timar gelirleri ve bâc kanunu, yaya ve müsellemlerle ilgili ek bir kanunnâmeyi de ihtiva eder. Üçüncü bölüm, reâyânın hakları ve yükümlülüklerini ve mîrî toprak tasarrufu şartlarını ele alır. Bundan sonra askerî görevleri yerine getiren ve özel kanunlara bağlı olan azeb, Yörük, haymana ve Eflak gibi reâyâ grupları için hazırlanmış özel kanunlar yer alır. Sonuç olarak bu genel kanunnâmenin tedvin edilmesi sırasında yayımlanan iki özel kanun vardır. Biri Kānûn-ı Osmânî’yi ihlâl ettiği için yürürlükten kaldırılan Konya’daki bid‘atlarla ilgilidir. Diğeri ise saraya ait odun ile ilgili düzenlemeleri ihtiva eder.

Kanunnâmenin tedvini belli bir modelin takip edildiğini göstermektedir. İlk olarak önemli ölçüde 892 (1487) tarihli Hudâvendigâr Kanunnâmesi’nden ve benzer şekilde Karaman ve Rum (Amasya) gibi Anadolu sancakları kanunnâmelerinden alıntılar, aynı zamanda kānûn-ı Osmânî’nin dışında kanunlar mevcut olduğu için Rumeli’deki Vidin ve Semendire (Smederovo) gibi sınır sancaklarının kanunnâmelerine göndermeler yapar. Kanunnâmeye Semendire defter kayıtlarından maddeler doğrudan eklenmiştir. Vergi kanunları bölgesel bir karaktere sahiptir ve bu sebeple kanunnâme bu konuyla ilgili bir genel düzenleme ihtiva etmez. Arazi hukuku, timar sahipleri ve ceza hukuku alanlarında kanunnâme genel bir başvuru kaynağı niteliği taşır.

Padişah hükümleri şeklindeki yeni kanunların ve yine yeni sancak kanunlarının ortaya çıkışıyla bu genel kanunnâme II. Bayezid’den sonraki padişahlar tarafından yeniden düzenlenmiştir. Yavuz Sultan Selim’in kanunnâmesi geniş ölçüde yayılmış olmasa da Kanûnî Sultan Süleyman zamanında yürürlüğe konulan sonraki uyarlamasıyla dikkat çeker. Bu süreçte Nişancı Celâlzâde Mustafa Çelebi genel kanunnâmelerde önemli değişiklikler yapmıştır. Çok sayıda yazma nüsha onun adı altında bir araya getirilmiş kanunları ihtiva eder (Süleymaniye Ktp., Reîsülküttâb Mustafa Efendi, nr. 1004). XVI. yüzyılı takip eden buhran döneminde Kanûnî Sultan Süleyman’ın kanunnâmesi klasik Osmanlı rejiminin temeli olarak örnek gösterilmeye başlandı. Bununla birlikte timar rejiminin çökmesi bu kanunnâmenin önemli kısmını kullanılmaz hale getirdi ve XVII. yüzyılda Kānunnâme-i Cedîd-i Sultânî isimli yeni bir kanunnâme onun yerini aldı. Bu kanunnâme, o dönemde Osmanlı mahkemelerinde yaygın bir şekilde kullanılan ayrıntılı bir tedvindi (bu metinle ilgili eleştirel hiçbir çalışma yoktur; pek çok uyarlaması öşür gibi vergilerle ilgili 1084 [1673] tarihli bir fermanla biter; bazı uyarlamalar daha kısadır; bir uyarlama eklerle birlikte yayımlanmıştır: Millî Tetebbûlar Mecmuası, I, 49-112, 305-348; diğer önemli uyarlamaları çeşitli kütüphanelerde yer alır; örnek için bk. İÜ Ktp., TY, nr. 398, 400, 475, 969, 2664, 2730, 3586, 4107, 5828, 5845, 5846, 9550, 9623, 9737).

Bu kanunnâmenin kesin tedvini açıkça gerileme dönemlerinin problemlerine, özellikle arazi problemlerine cevap olarak 1084 (1673) yılından kalmadır. Klasik dönemde Nişancı Celâlzâde’nin formüle ettiği kanunlar ve XVI. yüzyılın sonlarında hazırlanan pek çok reformcu kanunun yazarı Nişancı Hamza Paşa tarafından formüle edilen diğerleri bu kanunnâmenin önemli bir bölümünü kaplar. Benzer şekilde 1012-1019 (1603-1610) yılları arasında yürürlüğe giren kanunlar, aynı zamanda Kānunnâme-i Sultan Ahmed Han’ı zikreden bu kanunnâmenin yeni özellikleri arasındadır. Kanunnâmeyi önceki derlemelerden ayıran bir diğer önemli nokta da Sultan I. Ahmed döneminden itibaren daha önce nişancılar tarafından ele alınan konularla, özellikle arazi ve sipahilerle ilgili hukuka dair müftülerin fetvalarının dahil edilmesidir. Derleyen kişi, temel olarak Pîr Mehmed’in fetva mecmuasından yararlanmıştır (Zâhirü’l-kudât, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1938; Şeyhülislâm Yahyâ Efendi’nin fetva koleksiyonlarının pek çok nüshası vardır, örnek için bk. Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1008; Bahâî Efendi koleksiyonu için bk. TSMK, Revan Köşkü, nr. 1938, vr. 151a-166b). Kānunnâme-i Cedîd-i Osmânî nişancıların hazırladığı ve padişahların onayladığı, sadece örfî kanunları ihtiva eden klasik dönemin kanunnâmelerinden esaslı farklılık arzeder.

Genel kanunnâmelerin hiçbirinin mahkemelerde ve devlet dairelerinde uygulanacak resmî bir kanun olmadığı iddia edilmiştir (Barkan, Kanunlar, mukaddime). Belirli bir konuda ve belirli bir tarihte geçerli olan bir kanunun daima en son ferman ya da en son sancak kanunnâmesindeki bir madde olduğu doğrudur. Bununla birlikte belirli bir süreçte beylerbeyi divanlarında ve mahkemelerde geçerli olan genel kanunnâmeler resmî kararlar için bir kaynak ve başvuru metni olmuştur. Genel kanunnâmelerde değişiklik gerektiren hükümler ya doğrudan kadı ya da beylerbeyi tarafından eldeki nüshaya dahil edilmiştir veya tasdik için başşehirdeki nişancıya gönderilmiştir. Bununla birlikte kadılar, ellerindeki resmen onaylanmamış kanunnâmelere göre karar verme konusunda serbest idiler. Daha önce kadılara ya da mahkeme görevlilerine ait olan ve günümüze kadar gelen yüzlerce kanunnâme vardır. Nâdir durumlarda bu görevliler, hukukî maddeleri kendi kişisel görüşlerine göre bölümler ve alt başlıklar halinde düzenlemişlerdir. Bu şekilde genel kanunnâmelerin birkaç türü günümüze ulaşmıştır. XVI. yüzyıla ait belgeler açıkça ortaya koymaktadır ki genel kanunnâmeler, merkezî hükümet tarafından mahkemelerce uygulanması zorunlu resmî kanunlar olarak bütün imparatorluk için yürürlüğe konulmuştur. Yürürlükte olan (ma‘mûlün bih) resmî bir kanunnâme, diğer kanunnâmeleri kontrol için referans olarak ya da divandaki belgelerin düzenlenmesi ve kayıtları için reîsülküttâbın elinin altında bulunurdu. Kadılar resmî kanunnâmeleri resmî sicillere kaydeder ve bundan böyle onlara uygun hareket etmek zorunda bulunurlardı. Fâtih Sultan Mehmed’in, II. Bayezid’in ve Kanûnî Sultan Süleyman’ın kanunlarının giriş kısımları, onların yayımlanmalarının bir padişah hükmü ve uygulanmalarının zorunlu olduğunu ifade eder. “Ma‘mûlün bih” ya da “mu‘teber” ifadeleri bunu açıklamak için kullanılır.

Avrupa hukuk terminolojisindeki anlamıyla resmî kanun kavramı Osmanlı Devleti’ne XIX. yüzyılda girmiştir. Bu yüzyılda kanunnâmelerin, nizamnâmelerin, hatta Mecelle’nin kanunlaştırılmasında ve yürürlüğe girmesinde Avrupa hukuk kavramları hâkim olmuştur. III. Selim dönemindeki askerî kanunlarda da açıkça görülen bu etki Tanzimat devrinin kanunlarında daha açık bir şekilde kendisini hissettirmiştir. Bunların bazıları (meselâ Ticaret Kanunu) Avrupa kanunlarının doğrudan tercümeleridir.

BİBLİYOGRAFYA
Kānunnâme Mecmuaları: TSMK, Revan Köşkü, nr. 1935, 1936; İÜ Ktp., TY, nr. 398, 400, 475, 696, 1734, 2664, 2730, 2753, 3586, 4107, 5828, 5845, 5846, 9550, 9623, 9737; British Museum, Or., nr. 9503; Bibliothèque Nationale, ancien fonds turc, nr. 34, 35, 85; Beyazıt Devlet Ktp., Veliyüddin Efendi, nr. 1969, 1970; Süleymaniye Ktp., Reîsülküttâb, nr. 1004, 1085, Esad Efendi, nr. 2362; Âtıf Efendi Ktp., nr. 1734; Staatsbibliothek, Vienna mixt. 478, H. O. 154; Bursa İl Halk Ktp., nr. 1996: TSMK, Bağdat Köşkü, nr. 347, 404; Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, nr. 72, 76, 80; Konya Koyunoğlu Müzesi Ktp., nr. 11337, 12334, 12337, 12395, 12396; Zâhirü’l-Kudât, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1938; Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1094; Yahyâ Efendi Fetvâları, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 1008; Bahâî Efendi Fetvâları, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1938, vr. 151a-166b; Reşîdüddin Fazlullah, Târîḫ-i Mübârek-i Ġāzânî (nşr. K. Jahn), London 1940, s. 149, 304; Şems-i Münşî, Düstûrü’l-kâtib (nşr. Abdülkerim Alioğlu Alizâde), Moskova 1964, I, 212, 322, 325; Abdullah b. Muhammed el-Mâzenderânî, Risâle-i Felekiyye (nşr. W. Hinz), Wiesbaden 1952, s. 57; Lutfî Paşa, Âsafnâme (nşr. Mübahat Kütükoğlu, Prof. Bekir Kütükoğlu’na Armağan içinde), İstanbul 1991, s. 49-99; Şeref Hân, Şerefnâme (ed. Veliaminof-Zernov), Petersburg 1862, II, 120; Ayn Ali, Kavânîn-i Âl-i Osmân; Koçi Bey, Risâle (Aksüt); Koca Hüseyin, Bedâyiü’l-vekāi‘ (nşr. A. S. Tveritonovoy), Moskova 1961, II, vr. 277b-283b; Avni Ömer, “Kānûn-i Osmânî Mefhûm-i Defter-i Hâkānî” (nşr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, TTK Belleten, XV/59 [1951] içinde), s. 381-399; Eyyûbî Efendi Kānûnnâmesi, İÜ Ktp., TY, nr. 734; Hezârfen Hüseyin Efendi, Telhîsü’l-beyân fî Kavânîn-i Âl-i Osmân (nşr. Sevim İlgürel), Ankara 1999; Naîmâ, Târih, V, 101, 199; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Nesâyihu’l-vüzerâ ve’l-ümerâ (nşr. ve trc. W. L. Wright), Princeton 1935; Abdullah Nâilî Paşa, Defter-i Teşrîfât, TTK Ktp., Y, nr. 49; Hırzü’l-mülûk, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1612; a.e. (haz. Yaşar Yücel, Osmanlı Devlet Teşkilâtına Dair Kaynaklar içinde), Ankara 1988; Tüzûkât-i Tîmûrî (nşr. M. Davy), Oxford 1783; Gıyâsî, Târîhü’l-Gıyâsî (nşr. M. Schmidt-Dumont), Freiburg 1970, s. 219; Teşrîfât-ı Kadîme; Kānunnâme-i Teşrîfât, İÜ Ktp., TY, nr. 220; Kavânîn-i Yeniçeriyân, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1320; Düstûr, Birinci tertip, İstanbul 1279; Aristarchi Bey, Legislation Ottomane, İstanbul 1873-74; Tevkiî Abdurrahman Paşa, Kānunnâme (MTM, II, I/3 [1331] içinde), s. 494-544; “II. Mehmed Kānunnâmesi” (nşr. Mehmed Arif, TOEM ilâvesi), İstanbul 1330; Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, “Kanunlaştırma Hareketleri ve Tanzimat”, Tanzimat I, İstanbul 1940, s. 139-209; Osmanische-Türkische Quellen zur Bulgarischer Geschichte, Sofia 1943, III; R. Anhegger, Beiträge zur Geschichte des Bergbaus im Osmanischen Reich, İstanbul 1943-45, 2 bölüm ve ek; Barkan, Kanunlar, tür.yer.; a.mlf., “Osmanlı İmparatorluğu Teşkilât ve Müesseselerinin Şer‘îliği Meselesi”, İÜ Hukuk Fakültesi Mecmuası, XI/3-4, İstanbul 1945, s. 214-215; Gökbilgin, Edirne ve Paşa Livâsı, s. 434; a.mlf., Rumeli’de Yürükler, Tatarlar ve Evlâd-ı Fâtihân, İstanbul 1957, tür.yer.; Kānunnâme-yi Sultânî ber Mûceb-i Örf-i Osmânî (nşr. R. Anhegger - Halil İnalcık), Ankara 1956; Kānûn-i Kānunnâme (nşr. B. Durdev v.dğr.), Sarajevo 1957; N. Beldiceanu, Les actes des premiers sultans conservés dans les manuscrits turcs de la Bibliothèque Nationale á Paris: I Actes de Mehmed II at de Bayezid II du ms. fonds Turc ancien 39, Paris-La Hey 1960; a.e.: II règlemets miniers 1390-1512, Paris-La Hey 1964; a.mlf., Les actes des premiers sultans, II règlements miniers 1390-1572, Paris-The Hague 1964; a.mlf., Code de lois coutumières de Mehmed II, Wiesbaden 1967; a.mlf. - I. Beldiceanu-Steinherr, “Quatre actes de Mehmed II concernant les valaques des Balkans slaves”, SOF, XXIV (1965), s. 115; A. S. Tveritinova, Kniga zakonov Sultan Selima I, Moskova 1969; U. Heyd, Studies in Old Ottoman Criminal Law, Oxford 1973, s. 7-32, 171-180, 189-190, 317; J. E. Woods, The Aqquyunlu: Clan Confedaration, Empire, Minneapolis-Chicago 1976, s. 121-122; Halil İnalcık, “Bursa Şer‘iye Sicillerinde Fatih Sultan Mehmed’in Fermanları”, TTK Belleten, XI/44 (1947), s. 693-703; a.mlf., “Osmanlı Hukukuna Giriş”, Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, XIII, Ankara 1958, s. 117; a.mlf., “Osmanlılarda Raiyyet Rüsûmu”, TTK Belleten, XXIII/92 (1959), s. 295-300, 576-578, 594-608; a.mlf., “Adâletnâmeler”, TTK Belgeler, II/3-4 (1965), 140-142, 156; a.mlf., “Suleiman the Lawgiver”, Ar.O, I (1969), s. 105, 115, 117-126, 128-135; W. Hinz, “Steuerinschriften aus dem mittelalterlichen vorderen Orient”, TTK Belleten, XIII/52 (1949), s. 745-769; Mebrure Tosun, “Sümer, Babil ve Asurlularda Hukuk”, a.e., XXXVII/148 (1973), s. 565.
Bu madde ilk olarak 2001 senesinde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 24. cildinde, 333-337 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.