KAPICI

KAPICI
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2001
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 08.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kapici
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "KAPICI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kapici (08.12.2019).
Kopyalama metni
Özel işlerini yaparken Hz. Peygamber’in kapıda bir görevli bulundurduğu, Hulefâ-yi Râşidîn’den her birinin kapıcılarının olduğu, fakat bu görevin Emevîler döneminde Sâsânî tesiri altında müesseseleşmeye başladığı, asıl gelişmenin ise Endülüs Emevîleri ve Abbâsîler zamanında gerçekleştiği, diğer İslâm devletlerinde de bu görevi yapan kişilerin bulunduğu (bk. HÂCİB) bilinmektedir. Kelimeye Yûsuf Has Hâcib’in eserinde “kapug il başı” şeklinde rastlanır (Kutadgu Bilig, s. 78). Daha sonra Anadolu Selçukluları’nda hükümdar sarayının kapılarını açıp kapamakla görevli perdedarların vazifesini Osmanlılar’da saray kapıcıları devralmıştır (Uzunçarşılı, Medhal, s. 80). Akkoyunlular’da ve Safevîler’de kapıcılar eşik ağasının, Memlükler’de emîr-i candarın maiyetinde bulunurdu. Fâtımîler’deki sâhibü’d-dâr Osmanlı döneminin kapıcılar kethüdâsıydı. Osmanlı Devleti’nde resmî belgelerde bazan Arapça bevvâb, bevvâbîn ve Farsça çoğul şekliyle bevvâbân olarak geçen kapıcılar kuruluş yıllarından itibaren Edirne Sarayı’nda, İstanbul’un fethinden itibaren de Eski Saray’da, daha sonra Yeni Saray’da, Galata Sarayı’nda ve sancağa çıkan şehzadelerin saraylarında görev yapmışlardır. Yıldırım Bayezid zamanında kapıcılardan, Çelebi Mehmed zamanında ise kapıcıbaşıdan söz edilir.

Memlükler’deki gibi Osmanlı Devleti’nde de kapıcıların saray muhafızlığı, teşrifatçılık ve rikâb-ı hümâyun hizmetleri gibi çeşitli görevleri vardı. Topkapı Sarayı’nın Bâb-ı Hümâyun ve Bâbüsselâm adıyla anılan birinci ve ikinci ana kapılarında nöbet tutan kapıcılar Bîrun görevlilerindendi. Üçüncü kapı olan Bâbüssaâde’nin muhafazası Enderun’a bağlı akağaların göreviydi. Ortakapı da denilen Bâbüsselâm’ı bekleyen kapıcılar daha imtiyazlı olup “bevvâbân-ı dergâh-ı âlî” unvanıyla anılırlardı. Burada her gece bir kapıcıbaşı nöbetçi kalır ve kapıcıları denetlerdi. Dîvân-ı Hümâyun ve ikindi divanlarında ayak hizmetlerini kapıcılar görürdü. Bunlar cuma ve bayram selâmlıklarında padişaha refakat ederler, bayram törenlerinde tahtın karşısında ayakta dururlardı.

İstanbul’daki Eski Saray’da 1552 yılında 12 akçe yevmiyeli bir kapıcılar kethüdâsı ile bevvâbîn-i Bâb-ı Hümâyun denilen otuz iki kapıcı bulunuyordu. Burada bir süre çalışan kapıcılar, yeniçeri yaya ve atlı birliklerine veya Yeni Saray kapıcılığına terfi ederlerdi. XV. yüzyılın ikinci yarısında henüz iki kısma ayrılmamış olan kapıcıların mevcudu 1478 yılına kadar elli civarındaydı. Bu tarihlerde ikiye ayrılmasından sonra kırk beş bölükten oluşan dergâh-ı âlî kapıcılarının sayısının XVII. yüzyıl başlarında 1925, Bâb-ı Hümâyun kapıcılarının mevcudunun ise beş bölük halinde 417 kişi olduğu bilinmektedir (Ayn Ali, s. 93). IV. Murad zamanında 1832 olan bu sayı halefi Sultan İbrâhim döneminde yükselmiş, Bâb-ı Hümâyun’dakiler ise 400’e düşmüştür. Köprülü Mehmed Paşa’nın sadrazamlığı devrinde Ortakapı kapıcıları 1315’e, dışkapı kapıcıları 109’a indirilmiştir. XVII. yüzyılın ikinci yarısında tamamı 1962 kişiydi (Eyyûbî Efendi Kānûnnâmesi, s. 21; Hezarfen Hüseyin Efendi, s. 96). XVIII. yüzyılın ilk yarısında bölükler kırk beşten on beşe düşürülmüş; XVII. yüzyıl ortalarında 177 kişilik beş bölük olan Bâb-ı Hümâyun kapıcıları da XVIII. yüzyılda elli yedi kişilik dört bölüğe inmiştir. Her bölüğün bir bölükbaşısı, kethüdâsı ve kâtibi olurdu. Kapıcılar ulûfeli idiler ve maaşlarını üç ayda bir Küçük Rûznâmçe Kalemi’nden alırlardı. Ayrıca bazı tayin ve tevcihlerden de gelirleri olup bunun dışında kendilerine her yıl elbise ile başta cülûs olmak üzere çeşitli vesilelerle bahşişler verilirdi. Bölükbaşının yevmiyesi 100, kâtip ve kethüdânınki 70’er akçe idi.

Kapıcıların kapı nöbeti dışındaki başlıca görevleri, Dîvân-ı Hümâyun’un toplandığı günlerde iş takip etmek için saraya gelenlere yol göstermek, hiç kimseyi silâhlı olarak Ortakapı’dan içeriye almamaktı. Dîvân-ı Hümâyun’da birine falaka cezası verilecekse değneği sadrazamın izniyle kapıcılar vururdu. Padişah saray dışında iken Otâğ-ı Hümâyun’un kapısında nöbet bekleme hizmetini de kapıcılar görürlerdi (BA, MD, nr. 5, s. 623). Gerek sefere çıkılırken gerekse savaş esnasında padişahın mehterhânesi saltanat sancaklarının altında nevbet çalar, bu esnada bir tarafta çavuşlar, diğer tarafta kapıcılar saf halinde dururlardı. Serdâr-ı ekremin maiyetinde bulunan dergâh-ı âlî kapıcıları savaş hakkında merkeze haber getirirlerdi (Selânikî, I, 18, 194, 334, 359; II, 449). Sarayın kapıcı ihtiyacının karşılanması devşirme sistemine dayanırdı. Daha sonraları saraydaki aşçı, helvacı, ekmekçi gibi hizmetlilerle Bostancı Ocağı’ndan, Bâb-ı Hümâyun ve Eski Saray kapıcılığından terfian Bâbüsselâm kapıcılığına tayin yapılırdı (BA, MD, nr. 12, s. 464). XVII. yüzyıl başlarından itibaren kapıcıbaşı oğulları Acemi Ocağı’na alınmaya başlanmıştır (Akgündüz, IX, 152). Kapıcılar kıyafet olarak başlarına zerrînkülâh veya zerkula denilen, üzeri arkaya yatık olmayan sırmalı bir üsküf, arkalarına nîmten kürk, altlarına da kadife şalvar giyerlerdi. Taşra kazalarındaki ihtisap hizmetleri ve bazı muhzırbaşılıklar da kapıcılara tevcih edilirdi. XVII ve XVIII. yüzyıllarda rikâb-ı hümâyun ağalarından biri dış hizmete tayin edildiğinde nöbette bulunan Bâbüsselâm kapıcıları ile Bâb-ı Hümâyun kapıcılarına 100’er akçe, pîşkeşçiye 150, meşaleciye 40, mataracıya 50 ve iskemleciye 40 akçe verilirdi. Bunların dışında Eflak, Boğdan ve Erdel elçileri mûtat vergilerini getirdiklerinde kapıcılara para ve çeşitli hediyeler sunarlardı. Bayramlarda Dîvân-ı Hümâyun üyeleri de “ıydiyye” adı altında bahşiş verirlerdi. Celâlzâde Kanunnâmesi’nde beyler seferde iken ordu resminin tamamının, ordu İstanbul, Edirne ve Bursa’da iken bunun yarısının kapıcıbaşılara ait olduğu belirtilir. Şehzadeler sancağa çıktığında kapıcılar 10.000, şehzade lalalığından ise 600 akçe pay alırlardı (a.g.e., VII, 245, 246, 300). Kapıcıların başbölükbaşısı divan toplantılarında kapı arasında beklerdi. XVI. yüzyıl ortalarında kapıcılardan timara çıkanlara yıllık geliri 15.000 akçe olan dirlik verilirdi. Tayin ve tevcihleri başkapıcıbaşının arzıyla gerçekleşirdi. Taşrada görev yapan şehzadelerin yanındaki kapıcıbaşı ve kapıcılarla diğer hizmet erbabının merkezden tayinine özen gösterilirdi.

Kapıcılar Kethüdâsı. Kapıcıların en büyük âmiri, belgelerde “kethüdâ-i bevvâbîn-i şehriyârî” şeklinde geçen kapıcılar kethüdâsıdır. Eşik ağasının Osmanlılar’daki muadili olan kapıcılar kethüdâsı (Şem‘dânîzâde, I, 59) padişahla sadrazam arasındaki görüşmelerde hazır bulunur ve aracı olur, telhisleri götürür, cevabı yine yerine ulaştırırdı. Yabancı gözlemci ve araştırmacılar kendisinden saray müşiri veya saray nâzırı diye bahsederler (Hammer, III, 230). Fâtih Sultan Mehmed’in Kānunnâme-i Âl-i Osmân’ında saray hizmetlisi olarak geçen ve rütbe bakımından çavuşbaşı ile cebecibaşı arasında bulunan kapıcılar kethüdâsı, Dîvân-ı Hümâyun toplantılarına gelen vezirleri çavuşbaşıyla beraber karşılayan, dava için gelenleri Bâb-ı Hümâyun’dan içeri alan ve yetkili divan üyeleriyle görüştüren bir kimse olarak nitelenir. Genellikle Enderun görevlilerinden terfian tayin edilen kapıcılar kethüdâsı, kapı ağası vasıtasıyla padişahtan aldığı emri vezîriâzama ve divan üyelerine ulaştırırdı. Aynı zamanda Dîvân-ı Hümâyun’un düzeninden sorumlu olup bu hizmetleri sırasında elinde gümüş asâ bulundururdu. Bayram ve cuma selâmlıklarında, kılıç alaylarında halkın şikâyet dilekçelerini toplayıp (D’Ohsson, VII, 17) padişaha ve gereği yapılmak üzere onun adına sadrazama sunardı. Dîvân-ı Hümâyun’da vezîriâzamın önünde şikâyet dilekçelerini okuyanlardan biri de kapıcılar kethüdâsı idi (İpşirli, sy. 14 [1994], s. 16). Görevden alınan vezîriâzamlardan mührü alır, yeni tayin edilene de eğer taşrada ise yanında bir miktar kapıcı ile yine kethüdâ teslim ederdi. Arza girişlerde divan üyelerine yol gösterirdi. Divan toplantılarından sonra yenilen yemeğin hazırlanıp dağıtılmasına çavuşbaşı ile birlikte nezaret eder, kâtibiyle beraber kazaskerlerin sofrasından kalkan yemeği yerdi. Gerektiğinde Anadolu’dan asker tedarikiyle de görevlendirilen kapıcılar kethüdâsı Kırım hanlarının tayinini tebliğ eder ve hanı sefere davet için nakit ve çeşitli hediyelerle Kırım’a giderdi (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 20). Taşrada bulunan vezîriâzamların siyaseten katlini, yanında kapıcı ve cellâtlarla birlikte çok defa kapıcılar kethüdâsı gerçekleştirirdi. Nitekim Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın katliyle kapıcılar kethüdâsı Kazzazzâde Ahmed Ağa görevlendirilmişti (a.g.e., s. 167). Kapıcılar kethüdâsının yevmiyesi XVII. yüzyıl sonlarında 60 akçe iken daha sonra artmıştır. Bu maaş dışında kendisine ayrıca yıllık Şam avârızı gelirlerinden 7000 kuruş verilirdi.

Kapıcılar kethüdâsı mîrâhurluğa, silâhdarlığa, sadâret kaymakamlığına veya başbâki kulluğuna tayin edilebilir ve yerine çaşnigîr, şehremini, şâtır, mîrâhûr-ı sânî veya Has Oda ağalarından biri getirilebilirdi (Selânikî, I, 220; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 173, 281). Mesai arkadaşı çavuşbaşı ile kapıcılar kethüdâsı arasında bazan görev değişikliği olur, bu iki görevli birbirinin yerine tayin edilebilirdi (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 540, 715). Dîvân-ı Hümâyun’daki görevleri dışında kapıcılar kethüdâsı padişahın rikâb-ı hümâyun hizmetinde bulunur, binişlerde ona hizmet ederdi. Lutfi Paşa, kapıcılar kethüdâsının devlet sırlarına vâkıf olması sebebiyle bir yere gitmesini uygun bulmaz (Âsafnâme, s. 78). Bazan vekâleten tayin edilebilen kapıcılar kethüdâsı ile çavuşbaşının teşrifatla ilgili görevleri tedrîcen Teşrifat Kalemi’nde toplanmıştır. Bâbıâli’nin teşekkülünden sonra kapıcılar kethüdâsına burada bir büro tahsis edilmiştir. Kapıcılar kethüdâlığının yerini XIX. yüzyılda Mâbeyin başkitâbeti almıştır.

Kapıcıbaşılar. Kapıcılar kethüdâsının divan ve rikâb-ı hümâyun hizmetlerindeki yoğun meşguliyetleri yüzünden kapıcıların tayin, terfi ve emeklilik işleri ikinci büyük âmirleri olan kapıcıbaşı tarafından yapılırdı. Kendisi de kapıcıbaşılık yapan Lutfi Paşa kapıcıbaşıların özengi ağalarından olduğunu belirtir (a.g.e., s. 18).

Bâb-ı Hümâyun ve dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarının sayısı Fâtih Sultan Mehmed devrinde tek olup bunun teşrifattaki yeri mîralem ile mîrâhûr-ı evvel arasında idi. Kapıcı bölükleri çoğaldıkça bunların da sayısı artmış ve içlerinden en kıdemlisi başkapıcıbaşı olmuştur. Bunun altında ikinci ve daha küçük rütbeli kapıcıbaşılar vardı. Kapıcıbaşı sayısı XVI. yüzyıl ortalarında dörde, aynı yüzyıl sonlarında ona, XVIII. yüzyılın ilk yarısında altmışa, sonlarında ise 150’ye (D’Ohsson, VII, 18) yükselmiştir. III. Murad döneminde yirmi bir olan kapıcıbaşı sayısı (Selânikî, II, 853), I. Ahmed zamanında ona düşmüştür. Önceleri kapıcılıktan, müteferrikalıktan, silâhdarlıktan, çakırcıbaşılıktan, bazı Enderun ağalıklarından ve bostancıbaşılıktan yapılan kapıcıbaşı tayinleri, devşirme sisteminin bozulmasından sonra ağırlıklı olarak paşa ve ümerâ oğullarına inhisar etmiştir. Kapıcıbaşılar görev esnasında başlarına mücevveze, sırtlarına serâsere kaplı samur kürk veya muvahhidî atlas giyerler (a.g.e., IV, 552) ve ellerinde gümüş asâ taşırlardı. Dîvân-ı Hümâyun’un toplandığı günlerde kapıcıbaşılar eski divanhâne ile Bâbüssaâde arasındaki sekide bulunurlar, aralarından ikisi resmî kıyafetiyle divanhâne kapısında hizmet eder, bayram tebriklerinde ise padişahın tahtının karşısında dururdu. Kılıç alaylarında kapıcılar kethüdâsı ve kapıcıbaşılar karadan Eyüp Camii’ne giderler ve burada deniz yoluyla gelecek padişahı beklerlerdi. Hükümdarın Arz Odası’nda elçi kabulü töreninde yine iki kapıcıbaşı elçinin koltuklarına girip kendisini huzura çıkarır ve yer öptürürdü. Taşrada görevli vezirlere ve beylerbeyilere gönderilen önemli fermanları ve ölüm emri gibi gizli emirleri kapıcıbaşılar götürürlerdi (BA, MD, nr. 3, s. 132, 176; nr. 6, s. 450, 481). Padişah camiye çıktığında ve mevlid alaylarında ellerinde asâlarla kapıcıbaşıların bir kısmı da hazır bulunurdu. Kapıcıbaşılar diplomatik görevler için yabancı ülkelere elçi olarak da gönderilirdi.

Kapıcıbaşıların yevmiyeleri XVII. yüzyıl ortalarına kadar 150 akçe idi. Ayrıca bazı muhzırbaşılıkların, yani şer‘î mahkeme mübâşirliklerinin aidatları kapıcıbaşılara aitti. Kapıcıbaşılar bunu iltizama verirlerdi. Eflak, Boğdan ve Erdel’de yönetici değişiklerinde görev alırlar, bu münasebetle kendilerine yeni kral ve voyvodalar tarafından bol hediye ve bahşiş verilirdi. Beylerbeyi tayinlerinin de kapıcıbaşılar tarafından tebliğ edildiği bilinmektedir. Vergi toplamak, orduya erzak ve para götürmek, nefîr-i âm, teftiş ve mübâşirlik, surre eminliği hizmetlerinde bulunmak diğer görevleri arasında sayılabilir. Dış hizmete çıktıklarında Kanûnî Sultan Süleyman devrinde 400.000 akçelik has verilen kapıcıbaşılara XVI. yüzyıl sonlarında arpalık olarak 19.000 akçelik timar verilirdi. Kapıcıbaşılar dış hizmete genellikle sancak beyi, bazan da eyalet valisi, hatta vezir olarak (Îsâzâde Târihi, s. 46) çıkarlardı (Akgündüz, III, 369, 370). Hezarfen, XVII. yüzyıl ortalarında 450.000 akçelik has ile sancağa çıktıklarını belirtir (Telhîsü’l-beyân, s. 115). Kapıcıbaşılıktan yeniçeri ağalığına, mîrâhurluğa, silâhdarlığa, kapıcılar kethüdâlığına, baruthâne nâzırlığına ve matbah eminliğine tayin yapılabilirdi.

Kapıcılar kethüdâlığı (Şem‘dânîzâde, I, 87, 89) ve kapıcıbaşılık son yüzyıllarda rütbe veya pâye olarak da verilmeye başlanmış, hatta bazı âyanlara bile tevcih edilmiştir. II. Mahmud tarafından 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından merkezde ve taşrada sadece otuz kapıcıbaşı bırakılmış, diğerleri 300’er kuruş maaşla emekliye sevkedilmiştir. Bırakılan otuz kapıcıbaşının resmî kıyafetleriyle törenlerde istihdam edilmeleri kararlaştırılmıştır. 1840 yılında sayıları kırka yükseltilen kapıcıbaşılar, “serbevvâbîn-i rikâb-ı hümâyûn-ı mülûkâne” unvanıyla mîrâhurluğa bağlanmıştır. Böylece rikâb-ı hümâyun ve dergâh-ı âlî unvanlarıyla kapıcıbaşılık ikiye ayrılmıştır. Daha imtiyazlı olan rikâb hizmetindekiler nöbetleşe olarak cuma ve bayram selâmlıkları ile diğer resmî günlerde istihdam edilmiştir. Vak‘anüvis Ahmed Lutfi Efendi dergâh-ı âlî kapıcıbaşılarının isimlerini liste halinde vermiştir (Târih, V, 32-34). Yine aynı tarihçi, bir süre önce emekliye ayrılan kapıcıbaşıların fakru zaruret içine düştüklerini belirtmektedir (a.g.e., III, 165). 1851 yılında kapıcıbaşılığın derecesi yeniden belirlenmiştir. Mülkî rütbeler arasında önemli yeri olan kapıcıbaşılık 1908’de kaldırılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
BA, MD, nr. 3, s. 99, 108, 132, 176, 194; nr. 4, s. 56; nr. 5, s. 120, 623, 650; nr. 6, s. 27, 28, 29, 52, 318, 444, 450, 481, 611, 654; nr. 12, s. 334, 464; nr. 90, s. 123, 287, 289; BA, Cevdet-Saray, nr. 329, 2742, 2745; Yusuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig (nşr. Reşit Rahmeti Arat), Ankara 1959, tür.yer.; Fâtih’in Teşkilât Kanunnâmesi (nşr. Abdülkadir Özcan, , sy. 33 [1982] içinde), s. 31, 32, 35, 42; Ahmed Akgündüz, Osmanlı Kanunnâmeleri, İstanbul 1991-96, III, 135, 136, 369, 370; IV, 265, 542, 552, 587; VII, 24, 245, 246, 249, 300; VIII, 138, 139; IX, 100, 152; Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman (nşr. F. Giese, haz. Nihat Azamat), İstanbul 1992, s. 136; Lutfi Paşa, Âsafnâme (nşr. Mübahat Kütükoğlu, Prof.Dr. Bekir Kütükoğlu’na Armağan içinde), İstanbul 1991, s. 18, 21, 78; Âlî Mustafa, Mevâidü’n-nefâis fî kavâidi’l-mecâlis (nşr. Mehmet Şeker), Ankara 1997, s. 276, 282-283; Selânikî, Târih (İpşirli), I-II, bk. İndeks; Ayn Ali, Risâle-i Vazîfehorân, s. 93; Kitâb-ı Müstetâb (nşr. Yaşar Yücel), Ankara 1974, s. 4, 6, 25; Kitâbü Mesâlihi’l-müslimîn ve menâfii’l-mü’minîn (nşr. Yaşar Yücel), Ankara 1980, s. 109-110, 111, 112, 113; Koçi Bey, Risâle (Aksüt), s. 27, 41, 121; Eyyûbî Efendi Kānûnnâmesi (nşr. Abdülkadir Özcan), İstanbul 1994, s. 21, 29, 33, 56; Hezârfen Hüseyin Efendi, Telhîsü’l-beyân fî Kavânîn-i Âl-i Osman (haz. Sevim İlgürel), Ankara 1998, bk. İndeks; Tevkiî Abdurrahman Paşa, Kānunnâme (MTM, I/3 [1331] içinde), s. 9, 10, 13; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekāyiât (nşr. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, bk. İndeks; Îsâzâde Târihi (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 1996, s. 24, 27, 29, 43, 46, 168, 188, 228; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), I, 59, 87, 89, 124, 167, 179; II/A, s. 11, 15, 47, 71, 75, 82, 89, 106, 119, 120; III, 39, 45; D’Ohsson, Tableau général, VII, 17, 18-19; Vâsıf, Târih (İlgürel), s. 172, 206, 283, 300, 329, 352, 366, 392; Teşrîfât-ı Kadîme, s. 15, 17, 80, 91; Hammer (Atâ Bey), III, 230; Lutfî, Târih, III, 165; V, 32-34; IX, 53, 63, 68, 191; X, 45; XIII, 48; Uzunçarşılı, Medhal, s. 80, 275, 358; a.mlf., Saray Teşkilâtı, bk. İndeks; a.mlf., “Kapıcı”, İA, VI, 201-202; Cengiz Orhonlu, Osmanlı Tarihine Âid Belgeler, Telhîsler: 1597-1607, İstanbul 1970, s. 28, 38, 46, 55, 90, 115, 119; J. B. Tavernier, Topkapı Sarayında Yaşam (trc. Perran Üstündağ), İstanbul 1984, s. 32-33; R. F. Kreutel, Haniwaldanus Anonimi’ne Göre Sultan Bayezid-i Velî (trc. Necdet Öztürk), İstanbul 1997, s. 9, 20, 66; Mehmet İpşirli, “Osmanlı Devlet Teşkilâtına Dair Bir Eser: Kavânîn-i Osmânî ve Râbıta-i Âsitâne”, TED, sy. 14 (1994), s. 15, 16, 17, 19, 22; Pakalın, I, 212-213; II, 167-171; R. Mantran, “Ḳapid̲j̲i”, EI2 (Fr.), IV, 590-591; Abdülkadir Özcan, “Eşik Ağası”, DİA, XI, 462-463.
Bu madde ilk olarak 2001 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 24. cildinde, 345-347 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.