KARACA AHMED

Müellif:
KARACA AHMED
Müellif: HAŞİM ŞAHİN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2001
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 02.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/karaca-ahmed
HAŞİM ŞAHİN, "KARACA AHMED", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/karaca-ahmed (02.04.2020).
Kopyalama metni
Orhan Gazi devrinde yaşadı (Âşıkpaşazâde, s. 200; Âlî Mustafa, s. 62). Rivayete göre Acem diyarında hükümdarlık yapan (Hoca Sâdeddin, V, 9) Süleyman el-Horasânî’nin oğludur (Uluçay, I, 19). Başlangıçta zevk ve safa içinde bir hayat sürerken bir vesileyle dervişliğe yönelmiş, Anadolu’ya gelerek (Taşköprizâde, s. 12; Mecdî, s. 33) Geyve Akhisarı’nın fethine katılmış, fetihten sonra da buraya yerleşmiştir (Baldırzâde Mehmed Efendi, s. 281).

Hacı Bektaş Vilâyetnâmesi’nde Karaca Ahmed’in Anadolu erenlerinin gözcüsü ve Sivrihisarlı Şeyh Nûreddin’in müridi olduğu ifade edilmektedir. Vilâyetnâmeye göre Hacı Bektâş-ı Velî Anadolu’ya geldiğinde Karaca Ahmed Anadolu’da bulunuyordu ve Fatma Bacı’nın uyarısıyla Hacı Bektaş’ın Sulucakarahöyük’te olduğunu yanındakilere bildirmişti. Bazı kerametlerini gördükten sonra yanına giderek kendisine intisap eden Karaca Ahmed’in Hacı Bektaş ile karşılaşması sırasındaki olaylar, Orta Asya şaman geleneğinde yer alan olağan üstü güçlere sahip olma ve vahşi hayvanları itaat altına alma gibi motifleri yansıtması bakımından önemlidir (Ocak, Alevî Bektaşî İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri, s. 141 vd.).

Saruhanoğulları’na ait bir vakfiyede Karaca Ahmed’in 1371 yılında hayatta olduğu kaydedilmektedir (Uluçay, I, 139). Bu durumda onun Hacı Bektaş’la görüşmesi pek mümkün görünmemektedir. Ayrıca Hacı Bektaş’ın 1240’ta Babaîler isyanı sırasında kardeşi Menteş ile birlikte Anadolu’ya geldiği düşünülürse (Âşıkpaşazâde, s. 204; Ocak, Babaîler İsyanı, s. 128) Karaca Ahmed’in ondan önce Anadolu’ya gelip Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gelişini haber verdiğine dair rivayetlere şüpheyle bakmak gerektiği ortaya çıkar.

Orhan Gazi döneminde Bizanslılar’la yapılan Palekanon savaşından sonra Üsküdar’a gelerek bugün kendi adıyla anılan türbe ve mezarlığın bulunduğu bölgeye yerleşen Karaca Ahmed burada kurduğu tekkede çok sayıda mürid yetiştirmiş, tekkesi Osmanlı-Bizans sınırında bir tampon bölge görevini üstlenmiştir. Dönemin önemli şahsiyetlerinden birinin gözlerini tedavi ettiği ve karşılığında birçok arazinin mülk olarak kendisine vakfedildiği rivayet edilmektedir. Osmanlı topraklarında büyük şöhrete kavuşan ve tarihçi Âlî Mustafa’nın ifadesiyle Rum abdallarının “kutb-ı nâmdâr”ı haline gelen Karaca Ahmed (Künhü’l-ahbâr, s. 55) Balkanlar’da çok defa Aziz George ile özdeşleştirilmiş, bunun sonucunda hıristiyan halk onu ve dolayısıyla İslâmiyet’i kolayca benimsemiştir.

Karaca Ahmed, Rumeli’deki fetihlere katıldıktan sonra Anadolu’nun pek çok yöresini dolaşarak hem hastaları tedavi etmiş, hem de kurmuş olduğu tekkeler vasıtasıyla Anadolu’nun İslâmlaşma’sına katkıda bulunmuştur. Osmanlı topraklarından geniş bir mürid kitlesiyle birlikte ayrıldıktan sonra ilk olarak Afyon’da bugün kendi adıyla anılan bölgede yerleşen Karaca Ahmed’e, bu faaliyetleri esnasında Göynük’te türbesi bulunan Yargeldi Sultan ve Hasan Basri gibi arkadaşları refakat etmişlerdir. Bu bölgede beylerden birinin akıl hastası kızını tedavi etmesi onun şöhretini daha da arttırmış ve burada kendisine geniş araziler vakfedilmiştir (Bayar, s. 67). Ancak kendisi bir süre sonra Afyon’dan ayrılıp Saruhanoğulları’nın hüküm sürdüğü Manisa bölgesine yerleşmiştir. Karaca Ahmed Manisa’ya geldiğinde Saruhan Bey’in Manisa ve Akhisar’ın fethiyle uğraştığı, Karaca Ahmed’in elli yedi bin müridiyle birlikte bu fethe katıldığı rivayet ediliyorsa da (a.g.e., s. 71) bu bilgi şüphelidir. Tarihî kayıtlardan, onun Saruhanoğulları topraklarında bu beyliğin son hükümdarı İshak Bey zamanında yaşadığı anlaşılmaktadır. Akhisar muhtemelen Karaca Ahmed’in son durağı olmuş (Köprülü, s. 259; Üner, III/12 [1974], s. 19), bundan sonra başka bir yere gitmeyip kurmuş olduğu tekkesinde hem ruh hekimliği yapmış hem de mürid yetiştirmiştir. Saruhanoğulları’nın vakfiyelerinde 1371 yılında Revak Sultan’a yapılan bir vakıf tahsisinde Karaca Ahmed’in şahit olarak adı geçmekte, 1390’da Hoşkadem Mescidi ve Yengi’deki Karaca Ahmed evkafının Karaca Ahmed Tekkesi’ne vakfedilmesine dair belgede ise artık yaşamadığı anlaşılmaktadır (Uluçay, I, 139 vd.). Bu durumda onun 1371-1390 yılları arasında vefat ettiği söylenebilir. Mecdî, mezarının Akhisar’da kendi adıyla anılan köyde bulunduğunu kaydeder (Şekāik Tercümesi, s. 33). Karaca Ahmed’in ölümünden sonra şeyhlik ve ruh hekimliği vazifesini oğlu Eşref devam ettirmiştir. Ayrıca Hızır Abdal adında bir oğlunun daha olduğu bilinmektedir.

Karaca Ahmed’in Bektaşîliğe intisabı ve daha sonra bu tarikatın en önemli şahsiyetlerinden biri haline gelmesi Hacı Bektaş’tan ziyade Abdal Mûsâ ile ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Karaca Ahmed’in Osmanlı topraklarında bulunduğu sırada bölgede yoğun bir şekilde Bektaşîlik propagandası yapan Abdal Mûsâ kendisiyle Hacı Bektaş ocağının postnişini olması sıfatıyla görüşmüş olmalıdır.

Onun İstanbul, Afyon, Manisa, Aydın, Sivrihisar, Göynük, Makedonya’da yedi türbesi; Akhisar Karaköy, Eşme-Karaca Ahmed ve Manisa Horoz köylerinde üç makamı bulunmaktadır. Üsküdar’daki türbenin yanında Karaca Ahmed’in Horasan’da binerek Anadolu’ya geldiğine inanılan atının bulunduğu bir mezar daha vardır. Karacaahmet Mezarlığı da onun adına izâfe edilmiştir.

Karaca Ahmed’in ruh hastalarını tedavi eden bir hekim olduğu inancı, “Karaca Ahmed ulu velî / Uslu olur gelen deli” beytiyle günümüzde de devam etmektedir. Türbelerinde hasta tedavilerinin yapılmakta olması halkın ona karşı sevgisini ve Türk tıp folklorundaki yerini göstermesi bakımından önemlidir.

BİBLİYOGRAFYA
Âşıkpaşazâde, Târih, s. 199-200, 204; Vilâyetnâme (haz. Abdülbaki Gölpınarlı), İstanbul 1958, s. 18-19; Ebülhayr Rûmî, Saltuknâme (haz. Şükrü Halûk Akalın), Ankara 1988, II, 45; Taşköprizâde, eş-Şeḳāʾiḳ, s. 12-13; Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 33; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh (haz. İsmet Parmaksızoğlu), Ankara 1999, V, 9; Âlî Mustafa, Künhü’l-ahbâr, İstanbul 1271, s. 55, 62; Baldırzâde Mehmed Efendi, Ravza-i Evliyâ (haz. Mefail Hızlı – Murat Yurtsever), İstanbul 2000, s. 281; M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, İstanbul 1994 (İstanbul 1919), s. 259; M. Çağatay Uluçay, Saruhan Oğulları ve Eserlerine Dair Vesikalar, İstanbul 1940, I, 19, 25, 139-140; Edib Ali Baki, Karaca Ahmed ve Delileri Tedavi Yurdu, İstanbul 1947, s. 5 vd.; Nezihe Araz, Anadolu Evliyaları, İstanbul 1958, s. 417-420; Aysel Okan, İstanbul Evliyaları, İstanbul 1968, s. 78 vd.; Mehmet Yaman, Karaca Ahmed Sultan Hazretleri, İstanbul 1974, s. 70 vd.; Muharrem Bayar, “Afyon’da Yaşamış Büyük Velilerden Karaca Ahmed Sultan”, II. Afyon Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Afyon 1991, s. 67-71; Irène Mélikoff, Uyur İdik Uyardılar: Alevîlik-Bektâşîlik Araştırmaları (trc. Turan Alptekin), İstanbul 1993, s. 159; Ahmet Yaşar Ocak, Babaîler İsyanı, İstanbul 1996, s. 128 vd.; a.mlf., Alevî ve Bektaşî İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri, İstanbul 2000, s. 141 vd.; Şükrü Halûk Akalın, “Akhisar’daki Karaca Ahmed Türbesi ve Bu Türbe İle İlgili İnançlar”, V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, Ankara 1997, s. 21; Bedri Noyan (Dedebaba), Bütün Yönleriyle Bektâşîlik ve Alevîlik, Ankara 1998, I, 273-274; Selim Çapar, Göynük, Ankara 1998, s. 48; Naci Kum, “Karaca Ahmed’ler Hakkında İncelemeler, Düşünceler”, TFA, IV/94 (1957), s. 1500-1501; Ragıp Üner, “XIII. Yüzyılda Yaşayan Bir Ruh Hekimi Karaca Ahmed Sultan”, Hayat Tarih Mecmuası, III/12, İstanbul 1974, s. 19; Baha Tanman, “Karaca Ahmed Türbesi ve Tekkesi”, DBİst.A, IV, 442.

Haşim Şahin
Bu madde ilk olarak 2001 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 24. cildinde, 374-375 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.