KARAKULAK

KARAKULAK
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 27.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/karakulak
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "KARAKULAK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/karakulak (27.05.2020).
Kopyalama metni
Kelime olarak “vaşak” yahut “çakal” anlamına gelen karakulak kavramı ile daha ziyade özel ve resmî haberleri götürenlerin kastedildiği anlaşılmaktadır. Bunun bir bakıma “hafiye” anlamında kullanıldığı düşünülebilir. Emir çavuşu da denilen bu görevliler başta sadrazam olmak üzere vezirlerin, defterdarın, yeniçeri ağasının ve bostancıbaşının maiyetinde bulunurlar ve yasakçı, haberci olarak istihdam edilirlerdi. Sadrazam Daltaban Mustafa Paşa (ö. 1703) gençliğinde Sadrazam Kara İbrâhim Paşa’ya intisap etmiş ve bir süre onun karakulağı olmuştur (Anonim Osmanlı Tarihi, s. 397). Sadrazam Köprülüzâde Fâzıl Ahmed Paşa’nın karakulağı Ahmed Ağa’nın Kandiye kuşatması sırasındaki haberleşme ve kalenin teslim alınması işindeki faaliyetleri, fethin Sultan IV. Mehmed’e bildirilmesi esnasındaki görevleriyle aynı karakulağın Kamaniçe Kalesi’nin alınmasıyla sonuçlanan 1672 Lehistan seferinde Leh kralı ile yapılan haberleşmelerdeki hizmetleri, hatta bir süre Lehistan’da rehin tutulması dönemin tarihi olan Silâhdar Fındıklılı Mehmed Ağa’nın eserinde anlatılır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın 1683 Viyana seferi esnasında fethedilen kalelerden Ovar’ın (Altenburg) fethi haberini getiren Karakulak Mehmed Ağa’ya hil‘at giydirilmişti (Zeyl-i Fezleke, s. 830).

Yeniçeri karakulağının Ağakapısı hareminde bir dairesi bulunurdu. Bu görevli ocakla sadrazamlık makamı arasındaki haberleşmeyi sağlama işlerinde istihdam edilirdi. Bostancı Ocağı’nda odabaşıdan sonra karakulaklar gelir ve bu görevlilerin tamamı bostancıbaşı karakulağının emri altında hizmet ederdi. Bostancıbaşı karakulağı sürekli sadrazamlık dairesinde olur ve sarayla Paşakapısı arasındaki haberleşmeyi temin ederdi. Teşrifat merasimlerinde de görev yapar ve bu vesileyle kendisine hil‘at giydirilirdi (Teşrîfât-ı Kadîme, s. 66). Meselâ şehreminliğe tayin edilen bir kişinin bostancıbaşı karakulağı ile birlikte saraya gidip Dârüssaâde ağasından hil‘at giymesi teşrifat kurallarındandı (Uzunçarşılı, Saray Teşkilâtı, s. 377). Genellikle Bostancı Ocağı’ndaki hiyerarşik silsileye göre bostancı hasekilerinden biri karakulaklığa, karakulak ise bostancılar odabaşılığına yükseltilirdi (Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Târih, s. 620). II. Mahmud döneminin güçlü şahsiyeti Hâlet Efendi’nin karakulağı Menemen voyvodalığına tayin edilmişti. Ancak karakulakların daha ziyade haseki ağası veya başbâki kulu oldukları görülmektedir. Sivas Beylerbeyi Karakulak Mustafa Paşa (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 707), Bostancıbaşı Karakulak Mustafa Ağa ve Silâhşor Karakulak Osman Ağa gibi bazı devlet ricâli bu sıfatla anılmaya devam etmiştir (Subhî Târihi, s. 43, 150). Istabl-ı âmire erkânı arasında bir karakulak bulunduğu bilinmekte ve bunun rütbe bakımından saraya ait kayıklarda kürek çeken hamlacının altında, telhisî ağanın üstünde olduğu anlaşılmaktadır (Uzunçarşılı, Saray Teşkilâtı, s. 508). Menzil atları sürücülerine de karakulak denilirdi. Bunlar ulakların önlerinde giderler, bir yerleşim yerine girerken yüksek sesle ve belli bir makamda bağırıp postanın geldiğini halka duyururlardı.

Sadrazam ile vezir konaklarındaki hizmetliler arasında karakulak adıyla anılan hatırlı bir ağa vardı. Gedikli konumundaki bu ağanın maiyetinde ve emrinde nöbetle yirmi dört saat görev yapan dördü kavas yedi ağa bulunurdu. Bu arada konakta eyerlenmiş halde sekiz at daima hazır durumda karakulak ağanın emrinde bekletilirdi. Karakulak ağa emrindeki görevlilerle İstanbul’un herhangi bir yerinde çıkan yangına da müdahale ederdi. O sırada su taşıtma, gerekli yerleri yıktırma işlerini yerine getirir, yangında zarar görenlerin listesini tutardı. Yangın görevlisi olmalarından dolayı bu memurlara “kara haber bekleyen” anlamında karakulak denildiği de nakledilir (Abdülaziz Bey, s. 182-183).

BİBLİYOGRAFYA :

Naîmâ, Târih (haz. Mehmet İpşirli), Ankara 2007, III, 1352; Anonim Osmanlı Tarihi: 1099-1116/1688-1704 (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 2000, s. 193, 397; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekayiât (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, s. 707; Silâhdar Mehmed Ağa, Zeyl-i Fezleke (haz. Nazire Karaçay Türkal, doktora tezi, 2012), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, tür.yer.; Râşid Mehmed Efendi – Çelebizâde İsmail Âsım Efendi, Târîh-i Râşid ve Zeyli (haz. Abdülkadir Özcan v.dğr.), İstanbul 2013, I, 140; II, 1012; III, 1435, 1595; Subhî Tarihi: Sâmî ve Şâkir Tarihleri ile Birlikte (haz. Mesut Aydıner), İstanbul 2007, s. 43, 150; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), II/A, s. 16; II/B, s. 75; Taylesanizâde Hâfız Abdullah Efendi Tarihi: İstanbul’un Uzun Dört Yılı: 1785-1789 (haz. Feridun M. Emecen), İstanbul 2003, s. 224; III. Selim’in Sırkâtibi Ahmed Efendi Tarafından Tutulan Rûznâme (haz. V. Sema Arıkan), Ankara 1993, s. 11, 73, 229; Teşrîfât-ı Kadîme, s. 7, 8, 52, 66, 67, 96, 101; Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2000, s. 139, 561, 620, 632, 633; a.mlf., Üss-i Zafer (haz. Mehmet Arslan), İstanbul 2005, s. 164; Uzunçarşılı, Kapukulu Ocakları, I, 392; a.mlf., Saray Teşkilâtı, s. 377, 479-480, 508; Yeniçeri Ocağının Kaldırılışı ve II. Mahmud’un Edirne Seyahati: Mehmed Dâniş Bey ve Eserleri (haz. Şamil Mutlu), İstanbul 1994, s. 58, 73; Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri (haz. Kâzım Arısan – Duygu Arısan Günay), İstanbul 2002, s. 171, 182-183; Murat Yıldız, Bahçıvanlıktan Saray Muhafızlığına: Bostancı Ocağı, İstanbul 2011, s. 218.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-2. cildinde, 23 numaralı sayfada yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER