KAYREVAN

القيروان
Müellif:
KAYREVAN
Müellif: NADİR ÖZKUYUMCU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kayrevan
NADİR ÖZKUYUMCU, "KAYREVAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kayrevan (10.12.2019).
Kopyalama metni
Kayrevân / Kayruvân adı Farsça kārîvân / kârbân / kârvân (kervan, kafile) kelimesinin (Steingass, s. 947, 1003) “ordu, ordugâh” anlamını da kazandıktan sonra Arapçalaşmış şeklidir (Lane, VII, 2577). Şehre bu adın verilmesi, Emevîler’in İfrîkıye valisi Ukbe b. Nâfi‘ tarafından 50 (670) yılında, bölgede yaşayan halkı kontrol etmek ve gerçekleştirilen fetihlerin kalıcılığını sağlamak için ordunun bir hareket ve ikmal üssü olarak kurulması sebebiyledir. Günümüzde tahıl ve hayvan ticareti yapılan, ayrıca halıcılık, el sanatları ve turizm merkezi olan Kayrevan, Tunus Cumhuriyeti’nde ve başşehir Tunus’un yaklaşık 156 km. güneyinde bulunmaktadır, nüfusu 150.000’dir (1998).

Ukbe b. Nâfi‘in ilk önce bir cami ve hükümet konağı yaptırarak başlattığı şehrin kuruluşu çalışmaları beş yıl içinde tamamlanmış ve buraya Teym, Evs, Hazrec, Ezd, Tenûh, Kinde, Kinâne gibi Arap kabilesi mensupları ile Horasan’dan gelen göçmenler ve yerli Berberîler iskân edilmiştir. Kayrevan’ın kurulması müslümanlar için iyi sonuçlar vermiş ve bölgede kontrolün sağlanması yanında Berberîler’in İslâmiyet’i kabul etmelerine yardımcı olmuştur. Ukbe b. Nâfi‘in 55 (675) yılında görevden alınması üzerine İfrîkıye valiliğine tayin edilen Ebü’l-Muhâcir Dînâr, Ukbe’nin tesis ettiği şehri yıktırarak kendi karargâhının bulunduğu yerde Tekrevan adıyla yeni bir şehir kurma çalışmalarına başladı. Fakat yedi yıl sonra I. Yezîd Ukbe’yi yeniden valiliğe getirdi ve daha önce Mısır’a bağlı olan İfrîkıye’yi doğrudan hilâfet merkezine bağladı. Ukbe b. Nâfi‘ de vilâyet merkezini tekrar imar ettiği Kayrevan’a taşıdı. Arkasından Züheyr b. Kays el-Belevî’yi yerine vekil bırakarak bir yıl süren Mağrib seferine çıktı. Ancak dönüşte Bizanslılar’la ittifak yapan Berberîler tarafından tuzağa düşürülerek öldürüldü. Züheyr b. Kays da Berka’ya çekilmek zorunda kalınca Berberî reisi Küseyle b. Lemzem, Muharrem 64’te (Eylül 683) Kayrevan’ı ve buradan Berka’ya kadar olan bölgeyi ele geçirdi. Bölge 69 (688-89) yılına kadar Küseyle’nin elinde kaldı. Aynı yıl Halife Abdülmelik b. Mervân, Berka’da bulunan Züheyr b. Kays’ı İfrîkıye valiliğine tayin etti ve onu Kayrevan üzerine gönderdi. Züheyr, ilk anda başarı kazanıp Küseyle’yi öldürmesine ve Kayrevan’a girmesine rağmen daha sonra onun Berka’dan ayrılmasını fırsat bilen Bizanslılar saldırıya geçerek burada bulunan az sayıdaki müslümanı öldürdü. Geri dönen Züheyr onlarla yaptığı savaşı kaybetti, kendisi de bu savaşta şehid oldu. Böylece İfrîkıye ve dolayısıyla Kayrevan ikinci defa Emevî hâkimiyetinden çıktı ve bölgeye Kâhine adlı bir kadın hâkim oldu.

Abdülmelik b. Mervân tarafından İfrîkıye valiliğine tayin edilen Hassân b. Nu‘mân el-Gassânî, 73 (692) yılında 40.000 kişilik ordusuyla Kayrevan’a girerek fetih hareketine başladı. Fakat üç yıl sonra Berberî Kâhine’ye yenilmesi İfrîkıye’nin tekrar elden çıkmasına sebep oldu. Hassân b. Nu‘mân büyük bir orduyla yeniden Kâhine’nin üzerine yürüyünce Kâhine elindeki bütün şehirleri yakıp yıkarak sonradan Bi’rikâhine denilen yere kadar çekildi ve burada yapılan savaşta yenilerek öldürüldü (82/701); bu olayın 79 (698) veya 84 (703) yıllarında cereyan ettiğine dair rivayetler de vardır. Hassân b. Nu‘mân, İfrîkıye’yi tam olarak hâkimiyeti altına alıp siyasî istikrarı sağladıktan sonra Kayrevan’ın etrafında yeni yerleşim alanları açtı ve şehrin genişlemesini sağladı. Ayrıca Ukbe b. Nâfi‘in yaptırdığı camiyi mihrabı hariç yıktırıp yeniden inşa ettirdi. Hassân’dan sonra İfrîkıye ve Mağrib valiliğine gönderilen Mûsâ b. Nusayr Kayrevan’a gelerek idareyi ele aldı; Mağrib, Akdeniz adaları ve Endülüs’te fetihler gerçekleştirdi.

Kayrevan’ın doğrudan Dımaşk’a bağlı bir eyalet merkezi olması durumu, Halife Abdülmelik b. Mervân ile kardeşi Mısır Valisi Abdülazîz b. Mervân arasında çıkan veliahtlık krizi sırasında bozuldu ve İfrîkıye eskisi gibi yine Mısır’a bağlandı; ancak Abdülmelik’in oğlu I. Velîd şehri tekrar hilâfet merkezine bağladı. İdarî açıdan rahata kavuşan Kayrevan bu defa da Arap-mevâlî ve Kelbî-Kaysî mücadelesine sahne oldu. Yezîd b. Abdülmelik tarafından İfrîkıye ve Mağrib valiliğine getirilen Yezîd b. Ebû Müslim, müslüman olan Berberîler’i ve mallarını ganimet kabul ederek humus alması ve onları cizye ve haraçla mükellef tutması gibi uygulamaları sebebiyle öldürüldü (102/720-21). Ubeyde b. Abdurrahman el-Kaysî’nin, kendisinden önceki bölge valisi Bişr b. Safvân el-Kelbî’nin tayin ettiği Kelbî kökenli valileri azledip çeşitli baskı ve hapis cezalarına tâbi tutması, onların yerine Kaysîler’i tayin etmesi, bu arada mevâlîye karşı da kötü davranarak Berberîler’e çeşitli haksız muamelelerde bulunması Arap-mevâlî ve Kelbî-Kaysî mücadelesini şiddetlendirdi. Hişâm b. Abdülmelik’in Ubeyde’nin yerine tayin ettiği Ubeydullah b. Habhâb el-Kaysî’nin de Kelbîler’e karşı Kaysîler’den, mevâlîye karşı Arapçı politikadan yana olması, bu süreç içerisinde Hâricîliği kabul etmiş olan Berberîler’in isyanına sebep oldu. 123’te (741) Hâricî Berberîler’in çıkardığı isyanlarda Kayrevan herhangi bir zarara uğramadı ve Hâricîler’e yenilen Araplar için güvenli bir sığınak vazifesi gördü. Şehir, Hanzale b. Safvân el-Kelbî’nin valiliği zamanında 124 (742) yılında Hâricîler’in Sufriyye koluna mensup olan Ukkâşe b. Eyyûb el-Fezârî ile Abdülvâhid b. Yezîd el-Hevvârî’nin hücumuna mâruz kaldı. Hanzale’nin Abdurrahman b. Ukbe kumandasında gönderdiği ordunun mağlûp olmasının ardından Asnam mevkiindeki savaşta Berberîler ağır bozguna uğradı ve Abdülvâhid savaş meydanında öldürüldü. Daha sonra Ukkâşe’nin üzerine yürüyen Hanzale, Karn dağı yakınında yapılan savaşta onu mağlûp etti ve Ukkâşe yakalanarak idam edildi (Cemâziyelâhir 124 / Nisan 742). 127 (745) yılında Ukbe b. Nâfi‘in torunlarından Abdurrahman b. Habîb ayaklandı ve Kayrevan üzerine yürüdü; müslüman kanı dökülmesini istemeyen Vali Hanzale’nin şehri boşaltmasıyla da içeri girerek duruma hâkim oldu ve son Emevî halifesi II. Mervân tarafından vali olarak kabul edildi. 140’ta (757) Sufrî Hâricîler’den Âsım el-Verfecûmî tarafından ele geçirilen Kayrevan’ı ertesi yıl İbâzî lideri Ebü’l-Hattâb el-Meâfirî geri aldı ve ileride Rüstemîler hânedanını kuracak olan Abdurrahman b. Rüstem’i buraya vali tayin etti. Ardından şehri, Abbâsî Halifesi Ebû Ca‘fer el-Mansûr’un İfrîkıye ve Mağrib valiliğine getirdiği Muhammed b. Eş‘as el-Huzâî zaptetti (Cemâziyelevvel 144 / Ağustos 761) ve etrafını surlarla çevirdi. Kayrevan 154’te (771) Sufrî ve İbâzî Hâricîler tarafından kuşatıldı; halk açlık felâketiyle karşı karşıya kaldı.

Ağlebîler hânedanı döneminde (800-909) Kayrevan çok parlak günler yaşadı, özellikle I. Ziyâdetullah zamanında bölge ilim, kültür ve ticaret merkezi haline geldi. Fâtımîler devrinde de (909-972) bu durumunu sürdüren şehir, 15 Ekim 944’ten itibaren bir yıl süreyle Hâricîler’den Ebû Yezîd en-Nükkârî’nin merkezi oldu. Zîrîler’in (972-1057) son yıllarında uzun süre Benî Hilâl tarafından kuşatma altında tutuldu. Zîrî Emîri Muiz b. Bâdîs şehri surlarla çevirdiyse de orada oturamadı ve 449 (1057) yılında Mehdiye’ye gitti. Savunmasız kalan Kayrevan’ı Bedevîler yağmalayarak yakıp yıktı. Ardından sırasıyla Muvahhidler, Benî Gāniye, tekrar Muvahhidler ve Hafsîler’in yönetimine giren Kayrevan 1534’te Barbaros Hayreddin Paşa tarafından zaptedildi ve zaman zaman Avrupa devletlerinin desteğindeki mahallî güçlerin eline geçmekle birlikte Fransızlar’ın işgaline uğradığı 1881’e kadar Osmanlı idaresinde kaldı. 1956’da bağımsızlığını kazanan Tunus Devleti’nin başlıca şehirlerinden biri oldu (ayrıca bk. TUNUS).

Kayrevan’a sadece İfrîkıye ve Mağrib’den değil Endülüs’ün ve Sicilya’nın çeşitli şehirlerinden de ilim tahsili için öğrenciler gelir ve ülkelerine döndükten sonra buradan aldıkları ilmî, felsefî anlayışı ve Mâlikî mezhebini yaymaya çalışırlardı. Kayrevan’dan pek çok âlim, edip ve şairle hekim-filozof yetişmiştir. Bunlar arasında Sahnûn b. Saîd, İbn Sahnûn, İshak b. İmrân, İshak b. Süleyman el-İsrâilî, Muhammed b. Hâris el-Huşenî, Ebû Ca‘fer İbnü’l-Cezzâr, İbn Ebû Zeyd, Kābisî, Kazzâz, Rakīk el-Kayrevânî, İbn Reşîḳ el-Kayrevânî, İbn Şeref el-Kayrevânî ve Ali b. Abdülganî el-Husrî zikredilebilir (geniş bilgi için bk. Muhammed Zeytûn, s. 185-409). Bugün hâlâ ayakta olan, dünyanın en eski minaresine sahip Kayrevan Ulucamii ve Üç Kapılı Cami ile Sîdî Sâhib ve Sîdî Ubeyd türbeleri şehirdeki başlıca mimari eserlerdir.

BİBLİYOGRAFYA
Lane, Lexicon, VII, 2577; Steingass, Dictionary, s. 947, 1003; Halîfe b. Hayyât, et-Târîḫ (Zekkâr), I, 149, 164, 166, 235-238, 241-242, 247-248, 265-266, 272, 314, 340, 345, 356-357; Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 311-328; İbn Hurdâzbih, el-Mesâlik ve’l-memâlik, s. 87, 91-92; Ebû Bekir el-Mâlikî, Riyâżü’n-nüfûs (nşr. Beşîr el-Bekkûş), Beyrut 1403/1983, I, 16-57, 99-118; Kindî, el-Vülât ve’l-ḳuḍât (Guest), s. 9-13, 32-33, 47-51, 54-55, 58, 71; Bekrî, Muʿcem, I, 176-177, 200; III, 1105-1106; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (ed. M. J. de Goeje), Leiden 1967, I, 131-132, 324, 574, 745-746, 903; III, 32; IV, 177-178; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, III, 25-26, 88-91, 419, 465-466; IV, 105-110, 369-373; İbn İzârî, el-Beyânü’l-muġrib, tür.yer.; İbn Haldûn, el-ʿİber, VI, 109-110; Hasan el-Vezzân, Vaṣfü İfrîḳıyye, I, 87-91; Hüseyin Mûnis, Fetḥu’l-ʿArab li’l-Maġrib, Kahire 1366/1947, s. 50-266; Habîb el-Cenhânî, el-Ḳayrevân, Tunus 1968; Sa‘d Zağlûl Abdülhamîd, Târîḫu’l-Maġribi’l-ʿArabî, İskenderiye 1979, I, 113, 137, 147-238; Seyyid Abdülazîz Sâlim, Târîḫu’l-Maġrib fi’l-ʿaṣri’l-İslâmî, İskenderiye 1982, s. 144 vd.; Muhammed et-Talbî, ed-Devletü’l-Aġlebiyye (trc. Müncî es-Sayyâdî), Beyrut 1985, bk. İndeks; a.mlf., “al-Ḳayrawān”, EI2 (İng.), IV, 824-832; Abdülazîz es-Seâlibî, Târîḫu Şimâli İfrîḳıyâ (nşr. Ahmed b. Mîlâd - Muhammed İdrîs), Beyrut 1407/1987, tür.yer.; Muhammed Zeytûn, el-Ḳayrevân ve devrühâ fi’l-ḥaḍâreti’l-İslâmiyye, Kahire 1408/1988; Müncî el-Kâ‘bî, el-Ḳayrevân, Beyrut 1990; Nadir Özkuyumcu, Fethinden Emevilerin Sonuna Kadar Mısır ve Kuzey Afrika (doktora tezi, 1993), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 10-13, 64-70, 133-215; G. Yver, “Kayravan”, İA, VI, 467-471.

Nadir Özkuyumcu
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 25. cildinde, 88-90 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.