KENZÎLER - TDV İslâm Ansiklopedisi

KENZÎLER

بنو الكنز
Müellif:
KENZÎLER
Müellif: AHMET KAVAS
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.07.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kenziler
AHMET KAVAS, "KENZÎLER", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kenziler (25.07.2021).
Kopyalama metni
Arap yarımadasından Mısır’a göç eden Kenzîler (Benî Kenz, Evlâdü’l-Kenz ve Künûz), Rebîa b. Nizâr b. Mead b. Adnân soyundan gelen kollardan biridir. Araplar, Mısır’ı fethetmelerinin ardından bir taraftan güneydeki Nûbe Hıristiyan Krallığı’nın kendilerine karşı Bizans’la iş birliği yapmasından çekinirken diğer taraftan Asvan bölgesindeki zengin altın ve zümrüt madenlerini elde etmek istediler. Farklı sebeplerle hicretin ilk asrında Arap yarımadasındaki yurtlarından ayrılmak zorunda kalan kabilelerden Mısır’a göç ettirilenler, Halife Mütevekkil-Alellah zamanında daha ziyade Yukarı Mısır (Saîd) ve civarına yerleştirildi.

Asıl yurtları Necid ve Tihâme’de çıkan kavgalar sonucunda yaşadıkları yerleri IX. yüzyılda terkeden Rebîa kabilesine mensup olanların bir kısmı Bahreyn tarafına giderken diğer kısmı Mısır’a göç etti. Cüheyne Arap kabilesiyle birlikte Asvan ve civarına yerleşen bu kabilenin alt kolu olan Kenzîler, daha sonraki asırlarda güneydeki Bece ve Nûbe bölgesine göç etmek zorunda kaldılar. Kahire’deki merkezî idare ile arası açıldığında Benî Kenz güneydeki bölgelere sığındı. İshak b. Beşîr, Ebû Abdullah Muhammed b. Ali ve özellikle yerine geçen oğlu Ebü’l-Mekârim Hibetullah kabilenin bölgedeki en önemli şahsiyetleridir. Fâtımîler döneminde Abbâsîler’le mücadelelerine engel olmaya çalışan Benî Hilâl ve Benî Süleym kabileleri de bu bölgeye yerleştirildi.

Fâtımîler, 969 yılında Mısır’ı ele geçirip devletin merkezini buraya taşımalarının ardından bilhassa Saîd bölgesinde yaşayan Arap kabilelerine önem verdiler. Zira bu dönemde Endülüs Emevî hânedanı soyundan geldiğini iddia eden Ebû Rekve adlı bir kişi, Trablusgarp’ın doğusundaki Berka bölgesinde etrafına topladığı birliklerle Mısır’a doğru harekete geçmiş ve zorlu çarpışmalardan sonra Saîd’e gelmişti. Ebû Rekve, bölgedeki Rebîa kabilesinin reisi Ehvecü’l-Mutâ‘ adıyla bilinen Ebü’l-Mekârim Hibetullah’tan Fâtımîler’e karşı yardım istedi. Ancak Ebü’l-Mekârim, Fâtımîler adına 1007 yılında onu yenerek Saîd’den çıkardı. Halife Hâkim-Biemrillâh tarafından kendisine Ebû Rekve’nin yakalanması hususundaki hizmetlerinden dolayı birçok mükâfat ve özellikle Kenzüddevle unvanı verildi. Daha sonra Rebîa Arapları’nın başına geçen reisler de aynı unvanı kullandılar. Kabilenin bu sebeple Benî Kenz olarak tanındığı ileri sürülmektedir. Kaynaklardaki bilgilerden 457-464 (1065-1071) yılları arasında Levâte kabilesinin Rîf’te, Kenzîler’in Yukarı Mısır’da hâkimiyet tesis ettikleri anlaşılmaktadır. Fâtımî halifelerini metbû tanıyan Kenzîler 466’da (1073) Halife Müstansır-Billâh’a karşı bağımsızlıklarını ilân ettiler.

Yukarı Mısır’ın güneyinde zengin zümrüt ve altın madenleri bulunmaktaydı. İslâm’ın bölgede yayılmasıyla birlikte buraya gelen Arap kabileleri bu madenlerle ilgilendiler. Allâkî (Oellaky) vadisi altın madenleri bunların başında gelmekteydi. Bu vadiye yerleşen ve giderek zenginleşen Kenzîler’in bölgedeki diğer Arap kabileleri ve Kahire’deki hükümetlerle araları genellikle iyi değildi. Fâtımî Halifesi Hâkim-Biemrillâh’ın yakın ilgisini görmelerine rağmen 469 (1076-77) yılında Vezir Bedr el-Cemâlî’yi kendilerine karşı düzenlediği sefer sırasında öldürdüler.

Özellikle son Fâtımî halifeleri, kendilerine karşı Haçlı ordularıyla anlaşacak kadar ileri giden bu Arap kabileleriyle epeyce uğraşmak zorunda kaldılar. Nûreddin Mahmud Zengî, kumandanlarından Şîrkûh el-Mansûr ve yeğeni Selâhaddîn-i Eyyûbî’yi bu kabilelerin üzerine gönderdi. Selâhaddin, amcası Şîrkûh’un ölümü üzerine Mısır’da idareyi ele geçirince Fâtımî Halifesi Hâkim-Biemrillâh tarafından orduya alınan ve sayıları Müstansır-Billâh zamanında 50.000 kişiye yükselen Sudanlılar’ı yenerek onları Kenzîler’in yaşadığı Asvan’a sürdü.

Eyyûbîler’in ilk dönemi boyunca bölgeye gelen diğer mülteciler merkezî hâkimiyete tâbi oldular. Nûbe kralı ve Yukarı Mısır’a kaçan Sudanlılar, Nûbeliler’in desteğiyle Asvan’a saldırınca Asvan Valisi Kenzüddevle Eyyûbîler’den yardım istedi. Ancak yardıma gönderilen Şücâ‘ el-Ba‘lebekkî kumandasındaki kuvvetler başarısız oldu. Daha sonra Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin ağabeyi Turan Şah’ın kumandasındaki birlik Sudanlılar’ı yenilgiye uğrattı (568/1173). Kenzîler, 570 (1174) yılında Eyyûbîler’e baş kaldırarak Fâtımî askerleriyle anlaştılar. Hatta bölgedeki Sudanlılar’ı, Araplar’ı ve diğer kabile mensuplarını etraflarında toplayarak Fâtımî Devleti’ni yeniden kurmak için harekete geçtiler. Bu sırada Yukarı Mısır’da Eyyûbîler’in nüfuzlu emîrlerinden Hüsâmeddin Ebü’l-Heycâ es-Semîn’in kardeşi vali olarak görev yapıyordu. İsyan sırasında valinin katledilmesi üzerine Ebü’l-Heycâ es-Semîn hazırlıklarını tamamlayıp Kenzîler’in üzerine yürüdü. Selâhaddîn-i Eyyûbî bir grup emîrle çok sayıda askerini Ebü’l-Heycâ’ya yardıma gönderdi. Eyyûbî kuvvetleri Tavd şehrine ulaşıp oradakilerin birçoğunu kılıçtan geçirdiler ve itaat altına aldılar. Şehirde huzur ve sükûn sağlanınca Kenzîler’in üzerine yürüdüler ve onların da bir kısmını öldürüp hâkimiyetleri altına aldılar (İbnü’l-Esîr, XI, 414; Bündârî, I, 175-176). I. el-Melikü’l-Âdil Seyfeddin’in katıldığı bu savaşta Kenzüddevle’nin 80.000 adamının öldürüldüğü rivayet edilmektedir. Bu yenilginin ardından Kenzîler’in çoğu Asvan ve civarını terkedip Nûbe’nin kuzeyine göç ederek Merîs’i merkez yaptı. Selâhaddîn-i Eyyûbî’den sonra Eyyûbîler’le Kenzîler genelde barış içinde yaşadılar. Bu sebeple XIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar kaynaklarda Kenzîler’den bahsedilmemektedir.

Memlükler’in Kenzîler’le münasebetleri karşılıklı yardımlaşmaya dayalı olduğu kadar çok zaman mücadele ile geçmiştir. Sultan Baybars ve Kalavun dönemlerinde Mısır’ın güney sınırındaki Araplar bölgede İslâm’ın hızla yayılmasını sağladılar. 686 (1287) yılında Memlük hâkimiyetinden çıkan Nûbe kralı üzerine gönderilen orduya Kūs valisi bölgede yaşayan Kenzîler de dahil her topluluktan asker aldı. Ancak Kenzîler, Memlük sultanının Nûbe hıristiyan kralının yerine bir müslüman emîr tayin edeceğini öğrenince Mâlik b. Kenz’in tercih edilmesini istediler. Memlük sultanı ise Kenzîler’in bölgedeki Araplar’ı etrafına toplayıp bir güç oluşturmasından çekinerek daha önce Mısır sarayında bulunan ve İslâm’ı kabul ettikten sonra Seyfüddin lakabını alan Nûbe yerlisi Abdullah Berşembû’yü melik tayin etti. Bunu kabullenmeyen Kenzüddevle onu yenerek öldürdü ve Nûbe tahtını ele geçirdi. Memlük sultanı bu gelişme üzerine Seyfeddin’in kardeşi olan Ebrâm’ı melik tayin etti. Ancak onun da âni ölümü üzerine Kenzüddevle 717 (1317) yılında tekrar Nûbe tahtını ele geçirdi. 723’te (1323) gönderilen ordunun önünden kaçan Kenzüddevle, Nûbe meliki tayin edilen Kurenbis’in Mısır’a gitmesinden yararlanarak tahtı bir defa daha ele geçirdi. Kenzîler’in bölgedeki bu gücü çok sayıda Arap kabilesinin buraya göç etmesine sebep oldu. Ancak kısa bir süre sonra bu kabileler arasında çekişmeler meydana gelmeye başladı. Bu çekişmeler Burcî Memlükleri döneminde daha da arttı. Kenzîler, daha önce yaşadıkları ve doğu ile batı Afrika arasında önemli bir ticaret merkezi olan Asvan’a yeniden göç etmeye başladılar. Bir kısmı ise Kızıldeniz sahilindeki Ayzâb’a yerleşti. Bölgedeki kargaşayı yatıştırmak üzere çok sayıda sefer düzenlendiyse de bir türlü huzur ortamı sağlanamadı. Asvan sürekli olarak Kenzîler’in saldırılarına mâruz kaldı. Asvan’a vali olarak gönderilen Kurt b. Ömer Kenzîler’i şehrin etrafından uzaklaştırdı. 780’de (1379) reisleri öldürüldüğü gibi çok sayıda adamı esir alınarak köle pazarlarında satıldı. 787 (1385) ve 798 (1396) yıllarında diğer Arap kabileleriyle anlaşan Kenzîler Asvan’a saldırdılar ve bölgenin idaresini Burcî Memlükleri’nden aldılar. Sultan Berkuk tarafından Buhayre’den 772 (1370) yılında Saîd’e göç ettirilen Hevvâre kabilesi 815’te (1412) Asvan’a yürüdü ve Kenzîler’i yenerek şehri ele geçirdi. Benî Kenz mensuplarının birçoğu öldürüldü, kadın ve çocukları esir edildi. Hevvâreliler şehrin etrafındaki surları da yıktılar. 848 (1444) yılında Kahire’den Hevvâreliler üzerine bir birlik gönderildi ve ele başları öldürüldü. Ancak bölgede Memlük hâkimiyetine karşı isyanların arkası kesilmedi. 878’de (1473) Hevvâreliler üzerine bir sefer daha düzenlendi. Bütün bu saldırılarda Asvan tam bir harabeye döndü.

Osmanlılar’ın Mısır’ı fethetmelerinin ardından 1538 yılında Özdemir Bey, Nil nehri boyunca güneye doğru inerek buralarda yaşayan Arap kabilelerini itaat altına aldı. Ömeroğlu vilâyeti adıyla kurulan Saîd bölgesinin idarî yapısı Benî Ömer kabilesine verildi. Buradaki kabilelerin idaresi şeyhülarapların elinde bırakılırken 1574 yılından itibaren merkezden tayin edilen sancak beylerine devredildi. Kenzîler hakkında ayrıntılı bilgi veren Evliya Çelebi, 10.000 civarında nüfusa sahip bulunduklarını ve Arap asıllı oldukları için hâlâ ana dillerini konuştuklarını söyler.

Yukarı Mısır’dan ayrılıp güneye göç eden Kenzîler’in Nûbe yerli ahalisiyle evliliklerinden doğan yeni nesle de Künûz adı verilmiş, bunların soyundan gelenler Asvan’la Kurûskû arasında yaşamıştır. XVI. yüzyılda Kenzîler dahil bütün Arap kabileleriyle Nûbeliler arasındaki evlilik münasebetleri tamamen koptu. Kenzîler XV. yüzyıldan itibaren Çin’den gelen porselen ticaretiyle meşgul olmuşlardır. Bölgede yaptıkları cami ve ev süslemelerinde bu tesir açıkça görülmektedir. Yerli Bece kabilesinin bir kısmı Araplaşmış olup kendilerinin Kenzîler’den geldiklerini iddia etmektedirler. Bu kabilenin bazı kolları bugünkü Sudan Devleti’nde yaşamaktadır. Yerlilerle kültürel bakımdan karışan Kenzîler’in konuştuğu Kenziye lehçesi mahallî dilden etkilenerek oluşmuştur. Asvan’ın etrafındaki köy ve nahiyelerde yaşamaya devam eden az sayıdaki Kenzî kendilerine has özelliklerini korumuştur.

Kenzîler dinî hayatlarında da birtakım değişiklikler geçirdiler. Fâtımîler mensup oldukları Şiî mezhebini Mısır’da yaymaya başlayınca Kenzîler de bu mezhebe girdiler. Fakat tam mânasıyla Şiîleşmedikleri için Eyyûbîler’in Mısır’a hâkim olmasından hemen sonra Sünnîliğe döndüler. Bilhassa Memlükler döneminde Asvan ve civarında çıkan kargaşa ve fitne ortamında çok acı çeken kabile mensupları sonraki asırlarda daha çok kırsal alanda yaşamayı tercih ettiler. Asvanlı şairler onları metheden şiirler yazdılar. XIX. yüzyılın başında hâlâ bölgelerinde etkili olan Kenzîler, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın 1821 yılındaki Nûbe seferlerine katıldılar. Kenzîler Mısır Devleti tarafından Nil nehri üzerinde 1912 yılında başlatılan ve 1930 ile 1960 yıllarında yeniden genişletilen Asvan Barajı sebebiyle üç defa bölgeden göç etmek zorunda bırakıldılar. Günümüzde bu kabileye mensup kimseler Nûbe bölgesinde diğer yerli etnik gruplarla karışık halde yaşamaktadır

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, XI, 414; Bahâeddin İbn Şeddâd, en-Nevâdirü’s-sulṭâniyye (nşr. Cemâleddin eş-Şeyyâl), Kahire 1964, s. 269; Bündârî, Sene’l-Berḳı’ş-Şâmî (nşr. Ramazan Şeşen), Beyrut 1971, I, 175-176; Ebû Şâme, Kitâbü’r-Ravżateyn (nşr. İbrâhim ez-Zeybek), Beyrut 1418/1997, II, 334, 337-338; İbn Haldûn, Histoire des Berbères et des dynasties musulmanes de l’Afrique septentrionale (trc. M. G. de Slane), Paris 1982, I, 10; Makrîzî, el-Beyân ve’l-iʿrâb ʿammâ bi-arżı Mıṣr mine’l-aʿrâb (nşr. Abdülmecîd Âbidîn), İskenderiye 1989, s. 44-46, 118, 123-125, 135; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, X, 830, 836-839, 972; Van Berchem, Corpus Inscriptionum, Premiére partie, Egypte, Paris 1903, s. 699-700; N. Elisséeff, Nūr ad-Dīn, Damas 1967, II, 677, 688-691; Jean-Claude Garcin, Un centre musulman de la haute-Egypte médiévale: Qūṣ, Caire 1976, s. 73-81, 93-94, 126-130, 212-215, 369-371, 424-425, 472-473, 484-485; Ramazan Şeşen, Salâhaddîn Devrinde Eyyûbîler Devleti, İstanbul 1983, s. 39; J. W. King, Historical Dictionary of Egypt, London 1984, s. 383-384; Seyyid Muhammed es-Seyyid Mahmud, XVI. Asırda Mısır Eyâleti, İstanbul 1990, s. 148, 155-156, 165-172; M. Süleyman et-Tayyib, Mevsûʿatü’l-ḳabâʾili’l-ʿArabiyye, Kahire 1993, s. 521-524; Mahmûd M. el-Huveyrî, Asvân fi’l-ʿuṣûri’l-vüsṭâ, Kahire 1996, s. 28-77, 147-148, 166-168, 200-202; S. Hillelson, “Nûbe”, İA, IX, 340, 342; a.mlf. – [C. E. Bosworth], “Nūba”, EI2 (Fr.), VIII, 92-93; P. M. Holt, “Banū’l-Kanz”, a.e., IV, 590.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2002 yılında Ankara’da basılan 25. cildinde, 259-261 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER