KILIÇZÂDE HAKKI - TDV İslâm Ansiklopedisi

KILIÇZÂDE HAKKI

Müellif:
KILIÇZÂDE HAKKI
Müellif: CELAL PEKDOĞAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 25.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kiliczade-hakki
CELAL PEKDOĞAN, "KILIÇZÂDE HAKKI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kiliczade-hakki (25.09.2020).
Kopyalama metni
Niş’te doğdu. Asıl adı İsmâil Hakkı’dır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (Doksanüç Harbi) sırasında ailesiyle birlikte, çeşitli etnik gruplar arasında yoğun bir karışıklığın yaşandığı Manastır’a göçmek zorunda kaldı, burada babasını kaybetti. On üç yılını geçirdiği bu ortam onun kişiliğinde derin izler bıraktı. İbtidâî, askerî rüşdî ve idâdî tahsilini Manastır’da tamamladı. İttihâd-ı Osmânî Cemiyeti’nin kurulduğu bir ortamda Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun’a kaydoldu (1890). Bu dönemde entelektüel çevrelerde hâkim olan biyolojik materyalizmden ve Ömer Hayyâm’ın fikirlerinden etkilendi. 1894’te topçu üsteğmen rütbesiyle okuldan mezun oldu. Selânik, Manastır, Bağdat, Yemen, Edirne ve İstanbul kolordularında, ayrıca Bağdat Askerî İdâdîsi’nde kitâbet muallimliği görevlerinde bulundu. 1911’de Mustafa Kemal’in Erkân-ı Harbiyye seyahatine katıldı. Aynı yıl İstanbul’daki Sütlüce Mâmûlât Ambarı müdürlüğüne ve 1912’de önce İstanbul Merkez Kumandanlığı Efrâd Dîvânıharp riyâsetine, ardından muhafızlık maiyetindeki dîvânıharp üyeliğine tayin edildi. Bu görevi sırasında binbaşlığa kadar yükseldi.

1912 Balkan Savaşı yenilgisi İsmâil Hakkı’yı da çözüm önerileri üretmeye yöneltti; bu amaçla kaleme aldığı “Pek Uyanık Bir Uyku” başlıklı yazısı İctihad mecmuasında yayımlandı (nr. 55, 57). Garpçılar’ın programı ve Atatürk inkılâplarının taslağı niteliğinde kabul edilen bu yazısıyla Garpçı ve biyolojik materyalist fikirleri benimseyen İctihad ailesine dahil edilen İsmâil Hakkı’ya İctihad ailesi tarafından Kılıçzâde unvanı verildi. Askerlik, siyaset, eğitim, kadın, ekonomi, din, dil, hukuk, mahallî idare, özel teşebbüs, kılık kıyafet gibi konularda radikal önerilerin sunulduğu makalesinde II. Meşrutiyet dönemi aydınlarından farklı şekilde bir “ütopya” ortaya koydu. Aynı mecmuada, Balkan yenilgisine ve Osmanlı Devleti’nin çöküşüne gerekçe olarak gördüğü softalık, dervişlik ve bâtıl itikadları şiddetle eleştirdi.

Kılıçzâde, bir yandan İctihad’daki yayın faaliyetini sürdürürken bir yandan da bu mecmuada yayımlanan makalelerini İ‘tikādât-ı Bâtılaya İ‘lân-ı Harb adlı kitapta bir araya getirdi. Dini tezyif ettiği ve din inkılâbı hazırlanmasına çalıştığı ileri sürülerek mahkemeye verildiyse de bir sonuç elde edilemedi. Ancak yazılarında softalar ve “saraycı”larla mücadele edilmesini istediği gerekçesiyle 15 Ocak 1914’te emekliye sevkedildi. Bu sırada Celâl Nuri ile (İleri) Abdullah Cevdet arasında meydana gelen “Şîme-i Husûmet - Şîme-i Muhabbet” tartışması (İctihad, nr. 88, 89) Celâl Nuri’yi İctihad’a rakip bir dergi çıkarmaya yöneltti. Asıl amacı yeni bir “ekmek kapısı” bulmak olan Kılıçzâde ile Celâl Nuri arasında yapılan görüşmede 16 Şubat 1914’te Hürriyet-i Fikriyye adıyla bir mecmuanın yayımlanmasına karar verildi. 19 Şubat 1914’ten sonra İctihad’daki yazılarına ara veren Kılıçzâde Hürriyet-i Fikriyye’de din, evlilik, ekonomi ve askerlik alanında çağdaş anlayış ve uygulamaların getirilmesi gerektiğini yazdı ve Voltaire’den çeviriler yaptı. Celâl Nuri ve arkadaşları dergilerinde Abdullah Cevdet’i sert bir dille eleştirirken Kılıçzâde, Abdullah Cevdet aleyhine bir tek yazı dahi yazmadığı gibi dinî fikirlerinden dolayı Celâl Nuri’yi eleştirdi (Hürriyet-i Fikriyye, nr. 8). Bu bağlamda Garpçı-Türkçü bir çizgi takip etti.

Türk kadınlarının tesettürden kurtulması, cuma hutbelerinin Türkçe okunmasına dair makalelerle pozitivist ve materyalist yazıların çıkmasından dolayı yayımına birkaç defa ara verilen Hürriyet-i Fikriyye’de Latin harfleriyle ilgili makalelerin neşri hükümet tarafından büyük bir tepkiyle karşılandı. Kılıçzâde, Dahiliye Nâzırı Talat Paşa’nın huzuruna çağrılarak uyarıldı. Söz konusu makaleler yayımlanmaya devam edince dergi kapatıldı (Mayıs 1914); yerine önce Serbest Fikir, bunun da yasaklanması üzerine (Haziran 1914) Uhuvvet-i Fikriyye çıkarılmaya başlandı, ancak Ağustos 1914’te o da kapandı.

Mayıs 1914’te İ‘tikādât-ı Bâtılaya İ‘lân-ı Harb’in ikinci baskısı yapıldı. Kılıçzâde bu defa hükümet değişikliği istemekle itham edildi ve Abdullah Cevdet’le birlikte tutuklanarak yargılandı, ancak bir ay sonra Dîvân-ı Harb-i Örfî’nin kararıyla beraat etti. Ardından İstanbul’dan ayrılmaya karar verdi, 12 Haziran 1914’te Çanakkale’ye muhâcirîn kâtibi oldu; aynı zamanda Çanakkale Muallim Mektebi’nde müdürlük ve riyâziye öğretmenliği görevlerini de yürüttü. 1917’de İzmit Muhâcirîn müdüriyetine tayin edildi. Millî Mücadele yıllarında Mustafa Kemal’in isteği üzerine halkın millî irade etrafında toplanması için çalışmalar yaptı; bir yıl süreyle İzmit Muhtelit Orta Mektebi’nde fahrî olarak tarih, coğrafya, Türkçe ve ma‘lûmât-ı medeniyye derslerini okuttu.

Gerek hükümetin fikir hürriyetine karşı olan tutumundan gerekse memuriyet hayatından dolayı Ağustos 1914’te ara vermek zorunda kaldığı basın hayatına 1918 yılı ortalarında Kocaeli gazetesinin kuruculuğu ile yeniden başlayan Kılıçzâde Hakkı millî hareket lehinde yazılar yazdı. İstanbul Gazetecileriyle İzmit Kasrı Mülâkâtı’na (16-17 Ocak 1923) Celâl Nuri’nin İleri gazetesinin İzmit muhabiri olarak katıldı, Mustafa Kemal’e yeni hükümet ve din konusunda çeşitli sorular yöneltti. Dokuz yıllık bir aradan sonra 1 Şubat 1923’te İctihad mecmuasında yazmaya başladı ve yepyeni bir hükümetle mücâhedesine yeniden giriştiğini ilân etti.

Mustafa Kemal’in isteği üzerine 11 Ocak 1924 tarihinde Hür Fikir gazetesini kuran Kılıçzâde inkılâbın felsefesine aykırı faaliyetleri eleştirdi. Ocak ayı sonlarında İleri gazetesiyle ilişkisini tamamen kesti. Bundan böyle gazetesi aracılığıyla, Ebû Bekir er-Râzî’nin görüşlerinin Jean Méslier, Reinhardt Pieter Anne Dozy, Ludwig Büchner, Karl Vogt ve Ernest Haeckel’in düşünceleriyle büyük benzerlikler gösterdiğini basit bir üslûpla halka anlatarak biyolojik materyalizm, pozitivizm ve laikliğin yerleştirilmesi için büyük çaba sarfetti. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çeşitli suçlardan dolayı birkaç defa yargılandıysa da beraat etti.

Kılıçzâde, 4 Kasım 1925’ten itibaren yazılarında Kılıçoğlu Hakkı adını kullandı. Abdullah Cevdet’in nüfus politikasıyla ilgili görüşlerinin “Avrupa’dan damızlık adam celbi” şeklinde takdim edilmesini kabullenmedi; ancak onu, İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin beyannâmesini imzalamış olmasından dolayı eleştirdi ve 16 Aralık 1926’dan itibaren İctihad mecmuasındaki yazılarına son verdi. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü ile yakın ilişkiler kuran Kılıçzâde, Atatürk ilkelerinin kökleşmesinde büyük rol oynadı. Milletvekilli olması sebebiyle işleri yoğunlaşınca 1931’de Hür Fikir’i kapattı. Mustafa Kemal’in isteği üzerine siyasete atıldı. III. Meclis döneminde Kocaeli, sonraki dört dönemde de Muş milletvekili oldu. Milletvekilliğinin son yıllarında Necip Fazıl Kısakürek ile yaklaşık üç ay süren bir kalem çatışmasına girdi (1945). Sağlığı elvermediğinden sonraki seçimlere katılmadı. On dokuz yıl süren parlamento hayatı boyunca dinî yaptırımların devlet hayatı içinde yer almaması için mücadele etti.

Maarif Komisyonu’nda da çalışan Kılıçzâde Hakkı, 1948 ve 1949 yıllarında Aylık Ansiklopedi’de astronomi ve tarihle ilgili yazılar yazdı. Kitap ve makalelerinde içtimaî hadiseleri fen bilimleri aracılığıyla yorumladı. Katı kuralları sebebiyle İslâmiyet’in toplumsal gelişmenin önünde önemli bir engel olduğunu ileri sürdü. İslâm dinini sosyolojik verilerle, vahiy inancını marazî psikoloji ile açıkladı. İslâmiyet’in toplumda oynadığı rolün yerine bilimi koymak istedi. İslâm’ın salt dinî kısmından ziyade içtimaî kısmını ön plana çıkarmaya çalıştı; yeni tefsirlere ve yeni ictihadlara ihtiyaç olduğunu ileri sürdü. Tesettürün kaldırılmasını, tek eşliliği, Latin harflerini, hukukun üstünlüğünü, laikliği ve biyolojik materyalizmi savundu. Eğitim, askerlik ve ekonomi alanında modernleşmenin zorunlu olduğunu vurguladı. Garpçı-Türkçü fikir çizgisini hayatının sonuna kadar sürdürdü. 14 Nisan 1960’ta öldü.

Eserleri. Tefrika ve tercümeleri, ayrıca ansiklopedi maddeleri bulunan Kılıçzâde Hakkı’nın eserlerinden bazıları şunlardır: 1. İ‘tikādât-ı Bâtılaya İ‘lân-ı Harb (İstanbul 1329, 1332). Çoğu İctihad mecmuasında yayımlanan makalelerini ihtiva eder. Kılıçzâde eserinde Osmanlı Devleti’nin gerilemesine sebep olan softalık, dervişlik ve bâtıl itikadlarla mücadele edilmesi gerektiğini, geri kalmaktan kurtulmak için mevcut yapıda köklü değişiklikler yapılmasının zorunlu olduğunu belirtir. Ona göre milletlerin hayatına dinlerin yerine fenler, sanatlar ve milliyet fikri hâkim kılınmalıdır. Tesettür kaldırılmalı, kadınlar özgür olmalıdır. 2. Akvemü’s-siyer Münasebetiyle Yusuf Suad Efendi’ye Tahsîsan, Softa Efendilere Tâmîmen Son Cevab (İstanbul 1331). Yusuf Suad’ın (Neğuç) Akvemü’s-siyer-Cevab: İctihad Gazetesi’nde Kılıçzâde Hakkı İmzalı Makaleye (İstanbul 1331) adlı kitabına cevap olarak yayımlanan eserde Kılıçzâde, dünyanın ve insanın milyonlarca yıl süren bir tekâmül neticesinde var olduğunu, İslâm’da bazı değişikliklerin yapılması gerektiğini ileri sürer, dinin gaye değil vasıta olduğunu savunur. 3. Peygamberler Dedesi İbrahim (Kocaeli 1926). Kılıçzâde bu eserinde de dünyanın ve insanın evrim kanunları neticesinde oluştuğunu, hangi alanda olursa olsun ilmî esaslara dayanmayan hiçbir görüşün kıymetinin olmadığını belirtir.

BİBLİYOGRAFYA
Düzceli Yusuf Suad, Akvemü’s-siyer-Cevab: İctihad Gazetesi’nde Kılıçzâde Hakkı İmzalı Makaleye, İstanbul 1331; Tarık Zafer Tunaya, Amme Hukukumuz Bakımından İkinci Meşrutiyetin Siyasî Tefekküründe “Garpçılık” Cereyanı, İstanbul 1949, s. 37-38; a.mlf., Türkiye’nin Siyasî Hayatında Batılılaşma Hareketleri, İstanbul 1960, s. 80-81; a.mlf., İslâmcılık Akımı, İstanbul 1991, s. 80; Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, Ankara 1960, s. 361-363, 393, 397; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, İstanbul 1981, s. 328-340, 362, 367, 405; Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, Ankara 1983, II/4, s. 441-443, 446; Orhan Türkdoğan, Millî Kültür Modernleşme ve İslâm, İstanbul 1983, s. 107, 147-149; , s. 235; Kemal H. Karpat, Türk Demokrasi Tarihi, İstanbul 1987, s. 25; Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, İstanbul 1992, s. 207; Şerif Mardin, Türkiye’de Toplum ve Siyâset (der. Mümtaz’er Türköne – Tuncay Önder), İstanbul 1992, s. 225; Ahmet İshak Demir, Cumhuriyet Dönemi Aydınlarının İslâm’a Bakışı (doktora tezi, 2000), İSAM Ktp., nr. 74293, tür.yer.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2002 yılında Ankara'da basılan 25. cildinde, 415-416 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER