KINA

Müellif:
KINA
Müellif: H. NAZLI PİŞKİN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 02.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kina
H. NAZLI PİŞKİN, "KINA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kina (02.07.2020).
Kopyalama metni
Deste şeklinde, beyazımsı, çiçekleri güzel kokulu, basit yapraklı, dikenli bir ağaç olan Lawsonia inermis / spinosa L. (sinonim Lawsonia alba Lam.) bitkisi ve bu bitkinin reçineli birleşikler, başlıcası lavson olmak üzere tanen ve naftakinon türevi boyar maddeler içeren yapraklarından elde edilen ezmesine ya da tozuna verilen addır. Kına kelimesi Türkçe’ye Arapça’dan (hınnâ) geçmiştir. Doğal olarak yetiştiği yerler Mısır, Suriye ve Arabistan yarımadasıdır. Kuzey Afrika, Hindistan alt kıtası, Pakistan, Sri Lanka ve İran’ın güney bölgesinde de bulunur. I. yüzyılda yaşamış Yunan kökenli Romalı eczacı, hekim ve botanikçi Dioskorides’e göre en kaliteli kına Askalon (Askalân) ve Canopus’ta yetiştiriliyordu. Anadolu’da 1980’li yıllara kadar Alanya ve Silifke’de meraklıları tarafından az miktarda yetiştirildiği bilinmektedir. Kına, kabuğundan alkoloidler çıkarılan, kökboyasıgillerden Cicchona cinsinden ağaçların genel adı ve ateş düşürücü olan sıtma tedavisinde yararlanılan “kınakına” ile karıştırılmamalıdır. Kınanın ayrıca İran’daki “gol-e hanâ”, kına çiçeği (Impatiens balsamina L.) adıyla bilinen ve yapraklarıyla çiçekleri Çin’de tırnakları, bazan da atların kuyruklarını boyamada kullanılan bitkiyle de ilgisi yoktur. Kına çiçeklerinin kokusu Kahire’de “temrü’l-hınnâ” adıyla bilinen muhabbet çiçeğininkine (Reseda odorata) benzer. Antik Mısır’da, Ortadoğu’da, Antik Yunan ve Roma dünyasında kına, güzel kokulu çiçeklerinden parfüm imalâtı için yağ elde etmek amacıyla yetiştirilmiştir. Eski Ahid’de kına çiçeği sevgiliyi tarif için bir benzetmede geçer. Antik Mısır’da kına saç ve kumaş boyamada, mumyalamada kullanılmıştır.

Tıp. I. yüzyılda yaşamış Romalı yazar Plinius, daha sonraki yüzyıllarda hem Batı’da hem İslâm dünyasında bilinen eserinde kına çiçeğinden çıkarılan yağın mideye ve uykusuzluğa iyi geldiğini, kına yaprakları ezmesinin baştaki ve ağızdaki yaraları iyileştirdiğini, kına çiçeği tozu ile sirkeli karışımın baş ağrısını geçirdiğini ifade eder. İslâmiyet’te kınanın tıpta kullanımı, daha ziyade Dioskorides ve Câlînûs’un (Galen) kınanın faydalarına dair yazdıkları üzerine temellendirilmiştir. İbnü’l-Baytâr’ın eserinin kına bahsinde Dioskorides ve Câlînûs’tan alıntılar bulunur. İbnü’l-Baytâr, Dioskorides’e atfen, kına yapraklarının tanen içermesinden dolayı bağlayıcı bir gücü olduğunu ve kına yaprağı çiğnemenin ağızdaki yaralara iyi geldiğini, kınayla hazırlanan karışımın şişkinlik ve iltihabı giderdiğini, dekoksiyonunun ise yüzeysel yanıkları iyileştirdiğini yazar. Kına ağız yoluyla alındığında bağırsak kurtlarının vücuttan atılması tedavisinde de kullanılmıştır. İbnü’l-Baytâr, kınanın birinci dereceden soğuk ve ikinci dereceden kuru olduğunu belirtir. Şiî geleneğinde de kınanın sağlığa faydaları vurgulanmıştır. Muhammed Bâkır el-Meclisî, kınanın faydalarını sayarken kına yakan kişinin Allah tarafından üç hastalığa karşı (cüzzam, beyaz leke hastalığı ve frengi çıbanı) korunduğunu ileri sürmüştür. Osmanlı hekimleri de kınadan tedavilerde yararlanmışlardır. XVI. yüzyılda Hekim Nidâî Efendi kına ile rezene tohumu karışımının ayak topuğuna konulmasının baş ağrısına, kaynamış su ile hazırlanan kına karışımının başa sürülmesinin ise göz ağrısına iyi geldiğini yazmıştır. XVII. yüzyıl hekimi Sâlih b. Nasrullah Efendi kaynamış su ve kına ile hazırlanan gargaranın ağızdaki yaraların, kına ile suyun hamur şekline getirilmiş karışımının yakı şeklinde yakılmasının ateşli hastalıkların, ayak tabanına konulmasının çocuklarda çiçek hastalığının tedavisinde kullanıldığını bildirmiştir. Ortadoğu’daki kına kullanımı Batılı seyyahların dikkatini çekmiştir. Fransız seyyahı Jean Chardin (ö. 1713), kınanın cilde uygulanma sebebinin çok soğuk havanın ve çok soğuk suyun ciltte yol açacak tahriş ve çatlakları önlemek olduğunu ifade etmiştir. Kınanın Eskiçağ’larda tıpta kullanımlarından bazıları çeşitli değişikliklerle günümüze kadar gelmiştir. Anadolu’nun bazı yörelerinde ve bilhassa Akdeniz bölgesinde, kınanın su ile karıştırılmasıyla elde edilen koyu kıvamlı bulamaç topuklardaki çatlaklara ve ayak parmakları arasındaki yaralara sürülmektedir. Kınadan Anadolu halk veterinerliğinde hayvanların ciltlerindeki yaraların tedavisinde de yararlanılmış, cıva, kına ve insan tükürüğü ile hazırlanan karışımın hayvanın yarasına uygulandığında yarayı kuruttuğuna inanılmıştır.

Kozmetik. Kına yapraklarının dövülmesiyle elde edilen toz kınanın su ile seyreltilmesiyle elde edilen karışım, Ortadoğu kültüründe kadın ve erkekler tarafından yüzyıllardır kozmetik amaçlarla kullanılagelmektedir. Kına karışımının cilde, saça, sakala veya tırnağa uygulanması “kına yakmak/sürmek/vurmak/koymak” olarak adlandırılır. Kına karışımı kına tozunun sadece su ile karıştırılmasıyla elde edildiği gibi bu temel karışımın içine başka boyar maddeler de eklenerek nihaî renkte farklar elde edilmesi mümkündür. İstenen rengi elde etmek için kına ve su ile çivit, toz karanfil, nar kabuğu, zerdeçal, at kestanesi, taze cevizin yeşil kapçığı, çekilmiş kahve arasından seçilen malzemeler belli oranlarda karıştırılır. Bu şekilde ortaya çıkan bulamaç uygulanmak istenen saç, sakal ve tırnağa temiz halde iken sürülür. Bu işlem sırasında kına tası, kına tarağı, kına taşı, çeşitli kalınlıklarda çubuklar, kına kesesi gibi özel eşyalar kullanılır. Anadolu’da ve İran’da atların alınlarına, kuyruklarına, bileklerine de kına yakılır. Bu geleneğin arkasında atların süslenmesi, yaralarının tedavi edilmesi ve diğer atlardan ayrılması için bir işaret konulması yatar. Anadolu’da ayrıca hediye gidecek koçların alınlarına, sırtlarına ya da kuyruklarına kına yakılır. Kına törenlerde bir nişan olarak da kullanılır. Bu törenler evlenme, ölüm, askere uğurlama, sünnet, dinî bayramlar, hacı karşılaması şeklinde sıralanabilir. Koç katımı zamanında koçlara da kına yakılır. Geçiş dönemi kutlamaları arasında en yaygını, evlilik töreninden birkaç gün öncesinde yapılan ve gelinin eline kına yakılmasını ifade eden kına gecesidir. Sembolik bir anlamı olan kına gecesi töreni Türkiye’de, Kuzey Afrika, Mısır, Afganistan, Pakistan, Hindistan gibi ülkelerde bazı farklarla icra edilir. Anadolu’nun çeşitli yörelerinde sünnet törenlerinde sünnet olacak çocuğun avuç içine (silâh tutacağı elinin avuç içinde işaret ve baş parmaklarının iç tarafına) kına yakılır. Osmanlı Devleti’nde şehzadelerin sünnet düğünlerinde ziyafetli kına gecesi kutlamaları yapılmıştır.

Hadislerde kına konusu boyama bahsi altında ele alınmaktadır. Ebû Dâvûd (“Tereccül”, 4) ve Nesâî’nin (“Zînet”, 18) eserlerinde yer alan hadislerde Hz. Âişe’nin şöyle dediği belirtilmektedir: “Bir kadın perde gerisinden Resûllullah’a eliyle bir mektup uzattı. Resûlullah elini geri çekip, ‘Bu elin kadın eli mi erkek eli mi olduğunu bilemem’ dedi. Kadın, ‘Kadın elidir’ deyince Hz. Peygamber, ‘Sen kadın olsaydın tırnaklarının rengini değiştirirdin’ buyurdu. Bununla o kına yakmayı kastetmişti.” Buna göre kına kadınlar için ayırt edici bir özellik durumundadır. Ulemâ, bu hadisten yola çıkarak kına yakmanın kadınlara ısrarla tavsiye edilmiş olduğu sonucunu çıkarmıştır. Erkekler için el ve ayakların boyanması tedavi amacı dışında câiz görülmemiştir. Saçın kına karışımı ile boyanıp boyanmaması yahut hangi durumlarda ve içindeki ilâve boyar maddeye göre hangi renkte boyanıp boyanamayacağı konusunda sahâbe arasında ve hadislerde farklı görüşler mevcuttur.

BİBLİYOGRAFYA :

Plinius (Pliny the Elder), Natural History (trc. S. Jones), Oxford 1992, VI, 474-475; İbnü’l-Baytâr, Traité des simples (trc. L. Leclerc), Frankfurt 1996, I, 469, nr. 719; Dioscorides, The Greek Herbal of Dioscorides (trc. J. Goodyer), New York 1968, s. 65-66; J. Chardin, Journal du voyage du chevalier Chardin, London 1686, III, 314-315; IV, 13; Meclisî, Biḥârü’l-envâr, Beyrut 1403/1983, LXXVI, 89-90, 97, 99, 127, 135; CIII, 218; V. Loret, La flore pharaonique, Paris 1892, s. 80; A. K. Bedevian, Illustrated Polyglottic Dictionary of Plant Names, Cairo 1936; M. Zohary, Plants of the Bible, Cambridge 1982, s. 190; Ayşegül Demirhan Erdemir, “Kınanın Türk Tıbbî Folklorundaki Yeri ve Modern Tıp Bakımından Bazı Sonuçlar”, III. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara 1987, IV, 155-159; İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi: Kütüb-i Sitte, İstanbul, ts. (Feza Gazetecilik), s. 539-548; Turhan Baytop, Türkiye’de Bitkilerle Tedavi, İstanbul 1999, s. 263-264; Günay Kut, “Kanunî’nin Oğulları Sultan Bayezid ve Cihangir’in Sünnet Düğünlerindeki Kına Gecesi Ziyafeti”, Gourmet, İstanbul 1987, s. 18-22; Bircan Durdu – Aydın Durdu, “Anadolu Kültüründe Kına”, Cogito, sy. 44-45, İstanbul 2006, s. 235-253; G. S. Colin, “Ḥinnaʾ”, EI2 (İng.), III, 461; Hušang A‘lam, “Henna”, EIr., XII, 182-188.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2016 yılında İstanbul'da basılan EK-2. cildinde, 58-59 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER