KİRMAN

كرمان
Müellif:
KİRMAN
Müellif: MARCEL BAZIN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.02.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kirman
MARCEL BAZIN, "KİRMAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kirman (22.02.2020).
Kopyalama metni
İran’ın ortasındaki Deştilût çölünün güneybatısını kuşatan dağlık kesimde, m. 240 yılına doğru Sâsânî İmparatoru I. Erdeşîr’in emriyle ileri bir savunma merkezi olarak kurulmuştur. Kirman (günümüz Farsça’sında Kermân) ismi Strabon’da Karamania ve Batlamyus’ta Karmana şeklinde geçen eski bir merkezin adından alınmıştır (EI2 [Fr.], V, 149).

Kirman ve çevresinin fethine Hz. Ömer’in hilâfeti sırasında 17 (638) yılında başlanmışsa da zaman zaman çeşitli isyan ve karışıklıklara sahne olan bölgede kesin İslâm hâkimiyeti 102 (720) yılında Emevî Halifesi Ömer b. Abdülazîz zamanında kurulabilmiştir. Zerdüştîliğin etkisi ise Ömer b. Abdülazîz’in valisi Gazbân b. Kab‘sirî eş-Şeybânî’nin buradaki tapınakları ortadan kaldırmasına rağmen IX. yüzyıla kadar devam etmiştir. Ancak bu etkinin tamamen yok olmadığı, bugün dahi karma toplumlu bir Mecûsî mahallesinin şehrin kuzeydoğusunda varlığını sürdürmesinden anlaşılmaktadır. Abbâsîler’in ilk döneminde pek ön plana çıkmayan Kirman’da Saffârîler’den Ya‘kūb b. Leys ile kardeşi Amr b. Leys’in valiliklerinden sonra karışıklıklar meydana geldi (289/902). 315’te (927) Sâmânîler’in tâbii Ebû Ali Muhammed b. İlyâs bölgeye hâkim oldu ve idare merkezini Sircan’dan Kirman’a taşıyınca şehrin önemi arttı. Onun bu nakildeki esas amaçlarından biri de İran Büveyhîleri’nin tehdidinden uzak kalmaktı; ancak şehir 357 (968) yılında Büveyhîler’in eline geçti. Makdisî bu dönemdeki Kirman’ı küçük, fakat üç hisarla korunmuş müstahkem bir şehir olarak tasvir eder. Bu hisarların ikisi Kal‘a-i Erdeşîr ve Kal‘a-i Duhter tepelerinde, üçüncüsü ulucaminin yakınında bulunmaktaydı. Kirman, Gazneli I. Mesud tarafından 423’te (1032) zaptedildi ve bir süre Gazneliler’in hâkimiyetinde kaldı.

Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunun ardından toplanan kurultayda eski Türk hâkimiyet anlayışına uygun olarak o zamana kadar ele geçirilen topraklarla ileride ele geçirilmesi planlanan topraklar hânedan mensupları arasında bölüştürülmüştü. Bu bölüştürme sırasında Kirman bölgesi Çağrı Bey’in oğlu Kavurd’a verildi. Buraya yönelik ilk akınlarını 434 (1042-43) yılında başlatan Kavurd, daha sonra o sıralarda Büveyhîler’in hâkimiyeti altında bulunan Kuzey Kirman’ı (Serdsîr) fethederek Kirman Selçuklu Devleti’ni kurdu (440/1048). Bu devlet zamanında Kirman en parlak dönemlerinden birini yaşadı. 583’te (1187) Kirman Selçuklu Devleti’ne son veren Oğuz Beyi Melik Dînâr bölgeyi ele geçirdi; ardından Karahıtay asıllı Barak Hâcib 619’da (1222) buraya hâkim oldu ve Kutluğhanlılar adıyla bilinen hânedanı kurdu. Kutluğhanlılar’ın Kirman hâkimiyeti İlhanlı tâbiiyetinde 706 (1306-1307) yılına kadar sürdü. 1282’de bölgeden geçen Marco Polo buranın önemli bir silâh üretim merkezi olduğunu ve Kutluğ Terken Hatun döneminde (1257-1283) çok müreffeh bir hayat yaşadığını yazar. Kirman 741’de (1340-41) Muzafferîler hânedanının kurucusu Muzafferüddin tarafından ele geçirildi. Timur’un XIV. yüzyılın sonundaki seferleri ve XV. yüzyılın büyük bir bölümünde devam eden kargaşalıklar sırasında şehir ve çevresi büyük ölçüde zarar gördü. Kirman daha sonra Karakoyunlular’ın, arkasından da Akkoyunlular’ın hâkimiyetine girdi. 908’de (1502-1503) Şah İsmâil’in zaptıyla başlayan Safevîler dönemi Kirman’a eski refah günlerini geri getirdi. Şehir, XVII. yüzyılda İran’ı Hindistan’a bağlayan ana kervan yolu ile Hürmüz Boğazı’nda yeni kurulmuş olan Benderabbas’ı Horasan’a bağlayan işlek yol üzerinde yer aldığından ticaret bakımından çok gelişti. Hollanda ve İngiliz Doğu Hindistan şirketleri burada birer acenta açarak ham yün yanında bütün İran’da aranan ünlü Kirman şallarının ihracına başladı.

XVIII. yüzyıl Kirman tarihinin en karanlık dönemidir. Şehir 1132’de (1720) ve tekrar 1134’te (1722) Afganlar tarafından alındı. Şah II. Tahmasb, beş yıl sonra Afganlar’ı ülkeden atan başkumandan Nâdir Han’ı bu başarısından ötürü mükâfatlandırmak amacıyla Horasan, Kirman, Sîstan ve Mâzenderan valiliğine tayin etti. 1149’da (1736) tahtı ele geçirerek Afşar hânedanını kuran Nâdir Şah’ın askerî harcamalarını karşılamak için aşırı vergi talepleriyle şehir âdeta tükendi ve yedi yıl süren bir kıtlık yaşadı. Ardından Zend prenslerinin sonuncusu olan Lutfî Ali Han Kirman’a sığındığında Ağa Muhammed Şah şehri kuşatmayla ele geçirdi (1208/1794) ve aylarca yağmalattı. XIX. yüzyılın ilk yarısında kraliyet ailesine mensup valilerin katı sömürü ve baskısı devam etti. İkinci yarıda ise Muhammed İsmâil Han Vekîlü’l-mülk ve Murtaza Kulı Han gibi muktedir valilerin çabalarıyla İran-Hindistan arasındaki ticaretin yeniden canlanması sonucu durum iyiye gitti. İngiliz, Hintli ve yerli tüccarlar şal ve kitre ihracatını geliştirdiler. 1870’ten itibaren Kirman’da halı dokumacılığı Tebriz pazarındaki Türk tâcirlerinin etkisiyle hızlı bir gelişme gösterdi; buna karşılık şal sanayii Keşmir’in rekabeti karşısında sarsılarak kaybolmaya yüz tuttu. Kirman’daki ekonomik güçlenme entelektüel gelişmeyi de beraberinde getirmiş ve birçok Kirmanlı XIX. yüzyıl sonundaki reform hareketlerinde yer almıştır. Bunlardan Mirza Ağa Han Berdsirî Kirmânî, İstanbul’a yerleşerek Aktar isimli Farsça bir gazete çıkarmaya başlamıştır.

Bugün 419.200 (2002) nüfuslu orta büyüklükte bir halı üretim ve ticaret merkezi olan Kirman kısmen tarihî dokusunu koruyabilmiş durumdadır. Şehrin eski kesimini çeviren surlar harabe görünümündedir. Sur içinde Cuma Camii, Bâzâr-ı Vekîl ve iç kale eksenine paralel olarak Rızâ Şah zamanında açılan cadde çevresindeki Safevîler zamanında restore edilen 750 (1349) tarihli Mescid-i Melik, Kubbe-i Sebz ve 1896 depreminde ciddi hasar gören Kutluğhanlı hükümdar türbeleri halen şehrin dikkat çeken başlıca mimari eserleridir.

Yüzölçümü 168.472 km2 olan, 2.182.300 nüfusa sahip Kirman idarî bölgesi (ostân) Kirman, Bem, Zerend, Rafsencân, Sircan, Şehribâbek, Berdsîr, Bâft, Sebzeverân (Cîruft) ve Kohnuc adlarındaki on şehristana ayrılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 429, 448, 452, 545, 560, 566, 568-570, 579, 584; Râvendî, Râhatü’s-sudûr (Ateş), I, 28, 74, 102, 123; II, 259, 290; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (Cündî), bk. İndeks; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, bk. İndeks; Cüveynî, Târîh-i Cihângüşâ (Öztürk), s. 14, 155, 228, 233, 242, 293, 295, 341, 347, 358, 383, 385, 388, 392, 414, 479, 500, 536, 543; Şebânkâreyî, Mecmaʿu’l-ensâb, Tahran 1343 hş., bk. İndeks; Kalkaşendî, Ṣubḥu’l-aʿşâ, IV, 349-351; Ahmed Ali Hân-i Vezîrî, Târîḫ-i Kirmân (nşr. M. İbrâhim Bâstânî-yi Pârîzî), Tahran 1340 hş./1961; a.mlf., “Coġrâfyâ-yi Memleket-i Kirmân”, Ferheng-i Îrân-zemîn, XIV/1-4, Tahran 1966-67, s. 20-286; Mahmûd Himmet Kirmânî, Târîḫ-i Mufaṣṣal-i Kirmân, Tahran 1250 hş.; G. C. Miles, “Some New Light on the History of Kirmān in the First Century of the Hijrah”, The World of Islam (nşr. J. Kritzeck - R. B. Winder), New York 1959, s. 85-98; L. Lockhart, Persian Cities, London 1960, s. 112-119; Fîrûz Mirzâ Fermânfermâ, Sefernâme-i Kirmân ve Beluçistân (nşr. M. Nizâm Mâfi), Tahran 1963; Bosworth, İslâm Devletleri Tarihi, s. 119, 121, 148, 201, 209, 217, 220; Erdoğan Merçil, Kirman Selçukluları, Ankara 1989; a.mlf., “Gazneliler’in Kirman Hâkimiyeti”, TD, sy. 24 (1970), s. 35-44; G. le Strange, “The Cities of Kirman”, JRAS (1901), s. 281-290; P. H. T. Beckett, “Qanats Around Kirman”, JRCAS, XL (1953), s. 47-58; I. Gershevitch, “Travels in Bashkardia”, a.e., XLVI (1959), s. 213-225; Âkây Bâstânî-yi Pârîzî, “Menâbiʿ ve Meʾâḫiẕ-i Târîḫ-i Kirmân”, Mecelle-i Dânişkede-i Edebiyyât, VIII/4, Tahran 1340 hş./1961, s. 61-85; J. Dresch, “Reconnaissance dans le Lut (Iran)”, Bulletin de l’association des géographes Français, sy. 362-363, Paris 1968, s. 143-153; P. W. English, City and Willage in Iran: Settlement and Economy in the Kirman Basin, Madison 1966; J. H. Kramers, “Kirman”, İA, VI, 815-821; A. K. S. Lambton, “Kirmān”, EI2 (Fr.), V, 149-163.
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 26. cildinde, 62-63 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.