KIYÂM bi-NEFSİHÎ

القيام بنفسه
Müellif:
KIYÂM bi-NEFSİHÎ
Müellif: OSMAN KARADENİZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kiyam-bi-nefsihi
OSMAN KARADENİZ, "KIYÂM bi-NEFSİHÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kiyam-bi-nefsihi (21.09.2019).
Kopyalama metni
Sözlükte “doğrulup ayakta durmak, devam ve sebat etmek, bir işin idaresini üzerine almak, gözetip korumak” anlamlarına gelen kıyâm kökü ile “şahıs, zat, kendi” mânasındaki nefs kelimesinden oluşan terim kelâm literatüründe Allah’ın bizâtihi mevcut olduğunu, var olmak için başkasına muhtaç bulunmadığını, dolayısıyla O’nun dışındaki her şeyin varlık kazanması ve mevcudiyetini sürdürebilmesinin O’nunla mümkün olabildiğini ifade eder. Kıyâm bi-zâtihî terkibi de aynı mânada kullanılır.

Kıyâm bi-nefsihî terkibi Kur’ân-ı Kerîm’de yer almamakla birlikte kıyâm kökünden türeyen kāim sıfatı iki âyette (Âl-i İmrân 3/18; er-Ra‘d 13/33), “her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı idare eden” anlamındaki kayyûm üç âyette (el-Bakara 2/255; Âl-i İmrân 3/2; Tâhâ 20/111) ve nezd-i ulûhiyyeti ifade etmek üzere makam kelimesi rab ismine (er-Rahmân 55/46; en-Nâziât 79/40) ve bir yerde nisbet “yâ”sına muzaf olarak (İbrâhîm 14/14) Allah’a izâfe edilmiştir.

Terim, kelâm literatürüne cevher-araz tartışmaları münasebetiyle ilk dönemlerden itibaren girmiş, “varlığını kendi başına hissettirme” anlamında kıyâm bi-nefsihî yahut kıyâm bi-zâtihî cevheri, “varlığını başkasına bağlı olarak hissettirme” mânasında kıyâm bi-gayrihî arazı nitelemek üzere kelâm ekolleri tarafından kullanılmıştır. Allah’ın bir sıfatı olarak literatürde ne zaman yer aldığı tesbit edilememekle birlikte en erken dönemin Ehl-i sünnet kelâmının kurulup gelişmeye başladığı IV. (X.) yüzyıldan sonra olduğu söylenebilir. Nitekim İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî’nin terimin anlamıyla ilgili olarak Ebû İshak el-İsferâyînî’den yaptığı nakil (el-İrşâd, s. 33) V. (XI.) yüzyılın başlarında bu tabirin tartışıldığını göstermektedir. Daha sonra terkip halinde ilâhî bir sıfat olarak naslarda yer almaması sebebiyle Selef âlimleri, ayrıca es-sıfâtü’l-meânîyi kabul etmeyen Mu‘tezile kelâmcıları tarafından dikkate alınmamışsa da Mâtürîdiyye ve Eş‘ariyye kelâmcılarınca ele alınıp işlenmiştir.

Kelâm âlimlerine göre kıyâm bi-nefsihî Allah’ın varlığının, başkasına bağımlı bir zorunluluktan değil kendinden kaynaklanan bir gereklilik olduğunu, ayrıca O’nun mevcudiyeti ve bekāsı için bir başkasına veya kendi dışındaki bir sebebe muhtaç bulunmayan yegâne mutlak varlık (vâcibü’l-vücûd li-zâtih) olduğunu ifade eder. İlk dönem kelâmcılarının bir kısmı bu sıfatın Allah’ın bir mekâna yahut mahalle muhtaç olmaktan münezzeh oluşunu, bazıları ise cevherin de en azından başlangıçta bir yaratıcıya ve tahsis ediciye ihtiyaç duyduğunu, dolayısıyla sözü edilen sıfatın aynı zamanda Allah’ın var edici yahut bir tahsis ediciden de müstağni bulunduğunu ifade ettiğini belirtmişlerse de (a.g.e., s. 33-34) müteahhirîn kelâmcıları terimin anlamını daha da genişletmiş ve onunla Allah’ın hiçbir yönden başkasına muhtaç olmadığının ifade edildiğini kaydetmişlerdir (Ali el-Kārî, s. 43-44). Buna göre Allah hiçbir zaman yokluğu düşünülemeyen, herhangi bir mekâna, sebebe, mûcit ve müessire ihtiyaç duymayan, ezelî ve ebedî, vâcibü’l-vücûd olan yegâne varlıktır. Kelâm literatüründen yararlanan İslâm filozofları da terimin daha çok kıyâm bi-zâtihî kullanımını tercih ederek Allah’ın mutlak anlamda bir mahal veya mekânda olmaktan münezzeh bulunduğunu belirtmişlerdir (Tehânevî, II, 1225).

Kıyâm bi-nefsihî, Allah’ın hem varlık açısından başkasına muhtaç olmadığını hem de ulûhiyyetini niteleyen, O’nun kâinatı yaratıp idare edişini dile getiren yetkinlik sıfatlarının fonksiyonerliği açısından her türlü acz, eksiklik ve ihtiyaç kavramını zât-ı ilâhiyyeden nefyettiği için genellikle selbî sıfatlardan biri olarak kabul edilmiştir. Ancak terim, “kâinatı yaratıp mevcudiyetini sürdürme” anlamı yönüyle fiilî sıfatlar içinde de mütalaa edilebilir.

BİBLİYOGRAFYA
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ḳvm” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ḳvm” md.; Cürcânî, et-Taʿrîfât, s. 71-72; a.mlf., Şerḥu’l-Mevâḳıf, İstanbul 1286, s. 475-478; Tehânevî, Keşşâf, II, 1225; Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 199; Ebû Hayyân et-Tevhîdî, el-Muḳābesât (nşr. M. Tevfîk Hüseyin), Beyrut 1989, s. 147-148, 181-187, 371-373; Kādî Abdülcebbâr, Şerḥu’l-Uṣûli’l-ḫamse, s. 175-182; Abdülkāhir el-Bağdâdî, Uṣûlü’d-dîn, İstanbul 1346, s. 72; Beyhakī, el-İʿtiḳād, Beyrut 1986, s. 34-40; Şehristânî, Nihâyetü’l-iḳdâm (nşr. A. Guillaume), London 1934, s. 181, 203; Nesefî, Tebṣıratü’l-edille (Salamé), II, 166-187; Seyfettin el-Âmidî, Ġāyetü’l-merâm (nşr. Hasan Mahmûd Abdüllatîf), Kahire 1391/1971, s. 9, 57, 198, 267, 288-289; Cüveynî, el-İrşâd (Muhammed), s. 33-34; Teftâzânî, Şerḥu’l-Maḳāṣıd (nşr. Abdurrahman Umeyre), Beyrut 1409/1989, IV, 69-71; a.mlf., Şerḥu’l-ʿAḳāʾid, İstanbul 1315, s. 67; Kemâleddin İbn Ebû Şerîf, el-Müsâmere, İstanbul 1400/1979, s. 17-21; Ali el-Kārî, Şerḥu kitâbi’l-Fıḳhi’l-ekber, Beyrut 1404/1984, s. 43-44; İbrâhim b. İbrâhim el-Lekānî, Şerḥu Cevhereti’t-tevḥîd, Kahire 1375/1955, s. 80-82; İzmirli, Yeni İlm-i Kelâm, II, 92.
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 25. cildinde, 515 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.