KOCA MUSTAFA PAŞA

Müellif:
KOCA MUSTAFA PAŞA
Müellif: FERİDUN EMECEN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/koca-mustafa-pasa
FERİDUN EMECEN, "KOCA MUSTAFA PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/koca-mustafa-pasa (22.10.2019).
Kopyalama metni
Hayatının ilk yılları ve menşei hakkında yeterli bilgiler yoktur. Rum veya Frenk asıllı olduğu, berberlik yaptığı belirtilir. Baba adı belgelerde devşirme kökenini çağrıştıracak şekilde Abdülmuin olarak geçer. Enderun’da yetiştiği, bu sırada II. Bayezid’in şehzadelik yıllarında onun hizmetine girdiği ve en yakın adamları arasında yer aldığı anlaşılmaktadır. II. Bayezid’in tahta çıkmasından sonra hazinedarbaşı oldu. 892’de (1487) kapıcılar kethûdâlığı, iki yıl sonra da kapıcıbaşılık görevine getirildi. Bu vazifede iken Fransa’dan Roma’ya nakledilen Cem Sultan için ödenmekte olan parayı götürmek üzere Papa VIII. Innocent’e gönderildi. Rodos’ta şövalyelerin reisiyle görüştü ve onun tahsis ettiği gemiyle İtalya’ya ulaştı (30 Kasım 1490). Cem Sultan’ı zehirlemek için gizli bir tâlimat aldığı, hatta Cem’in yanına girerek onunla görüştüğü, yavaş yavaş tesir eden bir zehire batırılmış ustura ile şehzadeyi tıraş ettiği ve böylece ölümüne yol açtığı, ardından cesedini alıp Bursa’ya götürdüğü şeklinde dönemin kroniklerinin bazılarında yer alan bilgiler doğru değildir. Cem’in katlini sağlamak için gizli bir tâlimat almış olsa bile (İnalcık, III [1979], s. 214), bunu fiilen gerçekleştirebilecek bir fırsatı bulmuş olması düşünülemez. Ayrıca Cem’in vefatı onun gelişinden beş yıl sonradır. Asıl görevi, II. Bayezid’e gönderdiği rapordan da anlaşılacağı üzere papanın Cem Sultan’ı göz hapsinde bulundurmasını sağlamak, üç yıllık tahsisatı ve papaya yollanan hediyeleri vermek ve her yıl şehzadenin muhafazası karşılığı 40.000 altın gönderileceği taahhüdünde bulunmaktı. Mustafa Ağa, II. Bayezid’in papaya ve Napoli hâkimine gönderdiği mektupları teslim etmiş, Cem Sultan tarafından da kabul edilerek yine II. Bayezid’in mektubunu ve gönderdiği hediyeleri şehzadeye sunmuş, hatta onu teselli edici sözler söylemişti.

1491’de İstanbul’a dönen Mustafa Ağa, Mantova markisi II. Francesko Gonzaga’nın elçileriyle irtibat kurdu. Elçiler onu, Osmanlı sarayında perde arkasında çok önemli rol oynayan etkili bir şahsiyet olarak tanıtırlar. 17 Eylül 1491’deki bu ilk elçilik heyeti bir yıl sonra tekrar İstanbul’a geldiğinde yine onu ziyaret etti. Bu diplomatik teşebbüsün başlıca konusu Cem Sultan’dı. 1492’de Ohri sancak beyi olan Mustafa Bey bu görevi sırasında da Cem Sultan meselesiyle ilgilendi. Bu husustaki gelişmeleri yakından takip ettiği gibi bir filo ile İtalya’da Sinigaglia şehrine saldırmış ve seksen esir almıştı. Onun Ohri’den sonra 901’de (1495-96) Avlonya sancak beyliğine getirildiği belirtilmekteyse de bu göreviyle ilgili bilgiler karışıktır. 903’te (1497-98) Gelibolu’ya nakledilen Mustafa Bey aynı yılın sonbaharında Rumeli beylerbeyi oldu. İtalyan kaynaklarında taşradaki bu görevlerine rağmen sarayla irtibatını kesmediği ve nüfuzunu sürdürdüğü ifade edilmektedir.

Mustafa Paşa’nın Rumeli beylerbeyiliği Mora seferine rastlar. 1 Zilkade 904’te (10 Haziran 1499) Rumeli askeriyle önden hareket eden Mustafa Paşa, İnebahtı Kalesi’nin teslimini talep etmekle görevlendirildi. Talep reddedilince İnebahtı’yı kuşatma altına aldı. Kale 21 Muharrem 905’te (28 Ağustos 1499) ele geçirildi. İnebahtı Kalesi’nin korunması ve etrafının tahkimiyle uğraşan Mustafa Paşa burada bulunan topları karadan kızaklarla çektirerek Modon’a naklettirdi. Ardından Modon kuşatmasına katıldı (5 Temmuz 1500). Mora seferinden sonra 1501’de Vezîriâzam Mesih Paşa’nın vefatı üzerine meydana gelen vezâret değişiklikleri sırasında 13 Receb 907’de (22 Ocak 1502) vezir oldu. Bir yıl sonra da ikinci vezirliğe getirildi. Bu görevi sırasında zaman zaman divanda riyâsette bulundu. Onun 1504 ve 1505 yıllarında vezîriâzam olduğu hususunda kaynaklarda açık bilgi yoktur. Ancak Beyazıt (II) Camii’nin açılış töreni vesilesiyle borçları affedilen kimselerle ilgili divandan çıkan kararı ihtiva eden Cemâziyelevvel 911 (Ekim 1505) tarihli belgede adının diğer vezirler arasında ilk sırada zikredilmiş olması bu tarihlerde sadâret mührünü taşımakta olduğunu düşündürmektedir (Gökbilgin, s. 93, 95). Venedik kaynakları 1506’da Mustafa Paşa’nın vezîriâzam bulunduğunu, tamahkârlığı ile öne çıkan paşanın Şiî akaidini benimsediğini belirtir. Hatta aşırı mal hırsı sebebiyle hakkında şikâyetleri dile getiren yazıların padişaha iletildiği de bu kaynaklarda yer alır (Reindl, s. 314-315). Belki de hakkında bu tür şikâyetlerin artması üzerine 1506 sonbaharında görevden alındı ve vezîriâzamlık Atik (Hadım) Ali Paşa’ya verildi. Fakat Mustafa Paşa ikinci vezir olarak divandaki yerini korudu. Bu durum onun II. Bayezid nezdindeki nüfuzunu ve vazgeçilmezliğini gösterir. Mustafa Paşa II. Bayezid’in yanından hiç ayrılmamış, onun en mahrem sırlarına âşina bir devlet adamı olarak o sıralarda tırmanma eğilimi gösteren saltanat mücadelelerinde önemli roller üstlenmiştir. Şâban 912’den (Aralık 1506) itibaren belgelerde adı ikinci sırada yer alan Mustafa Paşa, II. Bayezid’in oğulları arasındaki taht mücadelesinde muhtemelen padişahın da bilgisi dahilinde Şehzade Ahmed’i destekler göründü. Nitekim 1511 Eylülünde II. Bayezid’in arzusu uyarınca Şehzade Ahmed’in veliaht yapılması hususunda divanda vezirlerle mutabakata vardı. Fakat bu durum Şehzade Selim taraftarı yeniçerilerin tepkisine yol açtı ve yeniçeriler ayaklanarak (27 Cemâziyelâhir 917 / 21 Eylül 1511) Şehzade Ahmed taraftarlarının evlerini bastılar. Bu arada Mustafa Paşa’nın da evi yağmalandı, kendisi kaçtıysa da hanımı ve haremi âsilerin eline geçti (TSMA, nr. E. 3197). Yeniçeriler, Mustafa Paşa başta olmak üzere Kazasker Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi, Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa, Nişancı Tâcîzâde Câfer Çelebi gibi kimselerin İstanbul’dan uzaklaştırılmasını istediler. Ancak II. Bayezid Mustafa Paşa’yı azletmedi ve yanında tuttu. 16 Şevval 917’de de (6 Ocak 1512) onu yeniden vezîriâzamlık makamına getirdi (TSMA, nr. E. 6186). Bu hadiseler sırasında Mustafa Paşa’nın Şehzade Ahmed’den yüz çevirip Selim’i desteklemeye başlamış olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim diğer paşaların desteğini sağlayarak II. Bayezid’i tahtı Selim’e terketmesi için ikna etmeyi başardı. Böylece dolaylı da olsa bir bakıma Selim’in padişah olmasını sağlamış oldu. Belki bu sebeple makamını yeni padişah döneminde bir süre için de olsa korudu. Ancak Selim’in ekibinin eski kadroların tasfiyesine yönelik faaliyetleri, daha önce Şehzade Ahmed taraftarı olarak adı çıkmış olan Mustafa Paşa’yı zor durumda bıraktı. Anadolu’da taht için mücadele eden Şehzade Ahmed taraftarı olduğu, onunla gizlice irtibat kurduğu yolundaki dedikodular ve ithamlar sonunu hazırladı. Padişahın sürekli olarak şüphesini çektiği anlaşılan Mustafa Paşa, Ahmed’e karşı harekete geçip Ankara’ya kadar ilerleyen ve ardından Bursa’ya dönen padişah tarafından burada ansızın idam edildi (14 Ramazan 918 / 23 Kasım 1512). Bursa’da Pınarbaşıkapısı denen yere gömüldü. 120.000 duka altın tutan mallarına el konulduysa da vakıflarına dokunulmadı. Bazı Osmanlı kaynaklarında Mustafa Paşa’nın padişahı İstanbul’dan uzaklaştırmak istediği ve Ahmed üzerine yürümesini sağladığı, sonra el altından şehzadeye haber gönderdiği, hatta onun Amasya’yı almasına yol açtığı, amacının İstanbul’u karışıklıklar içerisine düşürüp Selim’i zor durumda bırakmak olduğu, bunun anlaşılması üzerine de idam edildiği belirtilir. Başka kaynaklarda ise onun bu gibi yalan isnatlarla suçsuz yere öldürülmüş olduğundan bahsedilir (Âşıkpaşazâde, s. 243).

Venedik kaynaklarında aşırı derecede tamahkâr, habis ve kaypak bir şahıs olarak tanıtılan Mustafa Paşa’nın diğer bazı kaynaklarda bunun aksine değerli bir devlet adamı olduğundan söz edilir. Dönemin pek karışık şartlarında II. Bayezid’in daima yanında bulunmuş ve sadakatle bağlandığı padişahın bir süre daha tahtta kalmasında önemli rol oynamıştır. Mevkiini Yavuz Sultan Selim’in ilk saltanat yılında da korumuş olması onun idarecilik vasfını ortaya koyar. Pek çok hayratı olan Mustafa Paşa İstanbul’da Andreas Kilisesi’ni camiye çevirtmiş ve burada medrese, imaret ve mektepten oluşan bir külliye meydana getirmiş, daha sonra bu külliyenin bulunduğu semt onun adıyla anılmıştır. Kanûnî Sultan Süleyman dönemine ait bir defterde bu semt Nâhiye-i Câmi-i Mustafa Paşa adıyla zikredilir. Ayrıca Eyüp’te bir cami, Rumeli’de Yenicekarasu’da imaret, Nevrekop’ta cami ve mektep yaptırmış, bütün bunlara zengin vakıflar tahsis etmiştir. Kızı Hundi Hatun’un adına vakfiyesinde rastlanır.

BİBLİYOGRAFYA
TSMA, nr. E. 2783, 3197, 6186, 7072; II. Bâyezid Dönemine Ait 906/1501 Tarihli Ahkâm Defteri (haz.İlhan Şahin – Feridun Emecen), İstanbul 1994, s.72-73; , s. 243; Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman (nşr. F. Giese, haz. Nihat Azamat), İstanbul 1992, s. 135-136; R. F. Kreutel, Haniwaldanus Anonimi’ne Göre Sultan Bayezid-i Velî: 1481-1512 (trc. Necdet Öztürk), İstanbul 1997, s. 20; İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, VIII. Defter, s. 176, 180-181, 187,194, 198, 229; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, İstanbul 1280, II, 34, 38-39, 220; Ayvansarâyî, Hadîkatü’l-cevâmi‘, I, 161-162; Hammer (Atâ Bey), III, 350; L. Thuasne, Djem Sultan, Paris 1892, s. 276; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 539-540; a.mlf., “Cem Sultana Dair Beş Orijinal Vesika”, TTK Belleten, XXIV/95 (1960), 468-475; Gökbilgin, Edirne ve Paşa Livâsı, s. 92-95, 107, 235, 379, 386, 406, 441-448, 474; Selahattin Tansel, Sultan II. Bayezit’in Siyasî Hayatı, İstanbul 1966, s. 190, 269, 289, 291; a.mlf., Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969, s. 11-13; H. Reindl, Männer um Bāyezīd, Berlin 1983, s. 302-318; Ahmet Uğur, The Reign of Sultan Selim I in the Light of the Selimname Literature, Berlin 1985, s. 39; N. Vatin, Sultan Djem, Ankara 1997, s. 40, 45, 206-209; Çağatay Uluçay, “Yavuz Sultan Selim Nasıl Padişah Oldu?”, TD, VII/10 (1954), s. 120-122, 125, 142; Halil İnalcık, “A Case Study in Renaissance Diplomacy. The Agreement Between Innocent VIII and Bayezid II on Djem Sultan”, JTS, III (1979), s. 212-230.
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 26. cildinde, 131-133 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.