KUL KETHÜDÂSI

KUL KETHÜDÂSI
Müellif: ABDÜLKADİR ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kul-kethudasi
ABDÜLKADİR ÖZCAN, "KUL KETHÜDÂSI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kul-kethudasi (10.12.2019).
Kopyalama metni
Kethüdâ bey, ocak kethüdâsı ve kâhya olarak da anılır, ancak bu sonuncusu daha ziyade gayri resmî görevliler için kullanılırdı. Ağa bölüklerinin kuruluşuna kadar kul kethüdâsının ocak içinde belli bir odası yoktu ve başyayabaşı denilen zâbitin odasında otururdu. II. Bayezid döneminde bu bölüklerin teşkilinden sonra birinci ağa bölüğünün çorbacısı olunca bu bölüğün odasında ikamet etti. Ardından kul kethüdâlığı Şehzadebaşı’nda Acemioğlanlar Kışlası yanındaki Eski Odalar’ın sol tarafına taşındı ve kethüdâ dairesi de buraya nakledildi. On altı odadan meydana gelen kethüdâ bölüğündeki yeniçeri sayısı diğerlerine oranla çok daha kalabalık olup 700-800 civarında idi. Bu durum kul kethüdâsının yetki ve nüfuzunun bir göstergesiydi. Ağa bölüğüne mensup yeniçeriler kethüdâ bölüğünde bulunmakla övünürdü. Kanûnî Sultan Süleyman’dan itibaren padişahların ocağı ziyaretleri sırasında padişaha verilecek şerbeti kul kethüdâsı tutar, yeniçeri ağası da sunardı (Şem‘dânîzâde, I, 156). Rütbe yönünden sekbanbaşının altında, zağarcıbaşının üstünde olup terfi ederse sekbanbaşılığa, daha sonra da yeniçeri ağalığına yükselirdi. Ancak sekbanbaşılar gözden düşünce kethüdânın nüfuzu arttı ve XVII. yüzyılın ikinci yarısından sonra işlev bakımından onu geçerek doğrudan yeniçeri ağası yapıldı. Kul kethüdâsı mutlaka ocak içinden yetiştiğinden kurumun usul ve kurallarını çok iyi bilir, dışarıdan getirilen yeniçeri ağasına bu hususta yardımcı, hatta bazan vekil olurdu (Şânîzâde, I, 143). Yeniçeri ağası yeniçerilerin işlerini kul kethüdâsı ile görüşüp karara bağlardı. Ağa istemediği sürece padişah bile kethüdâ beyi kolayca azledemezdi. Padişaha karşı da ocak işlerinin vekili, hatta temsilcisi durumundaydı. Bunun sebebi belki de ocak dahilinde yeniçeriler üzerindeki nüfuzu idi. Kul kethüdâsı orta ve bölük kumandanları olan çorbacıların azil ve tayinini ağanın da rızasını alarak yapabilirdi.

II. Bayezid zamanına kadar padişahla birlikte sefere giden kul kethüdâsı bu padişah döneminde donanma ile sefere çıkan yeniçerilere kumanda etti. XVI. yüzyılın sonlarından itibaren padişah sefere gitmese de diğer yeniçeri zâbitleri gibi kethüdâlar da sefere giderdi. Kul kethüdâları savaşlarda ve kale kuşatmalarında yeniçerileri savaş nizamına sokar, hücum ve savunma tedbirlerini alır, sınırlarda muhafızlık yapan ocak bölüklerine gerekli emirleri verirdi. Taşıdığı bayrak sarı ve kırmızı renklerde olup yeniçerilerin alay bayraklarına benzerdi. Kul kethüdâsının merkezdeki başlıca görevleri ise ocaktaki disiplini sağlamak ve yasaların uygulanmasına nezaret etmekti. Ağa Divanı’nın tabii üyesi sıfatıyla yeniçeri ağasıyla görüşmek isteyenleri görüştürmek, ocak içindeki davalara bakmak da onun görevleri arasındaydı. Bir padişahın ölümü halinde saraya çağrılanlar arasında kethüdâ bey de bulunurdu. Yeniçeri ağası ve sekbanbaşı ile birlikte ölen padişahın cesedini muayene eder, tutulan raporu imzalardı. O dönemin karakolları olan kulluklara tayinleri de kethüdâ bey yapardı. Bayram ve arefe tebriklerinde selîmî kavuk giyer, sancak-ı şerifin çıkarılmasında hazır bulunurdu. Sekbanbaşı ve yeniçeri ağası dahil bütün ocak zâbitleri askeri kışkırtabileceği endişesiyle kul kethüdâsından çekinirdi. Sultan İbrâhim ve IV. Mehmed dönemlerinde, 1703 Edirne Vak‘ası’nda İstanbul’da çıkan ayaklanmaların bastırılmasında hep başrollerde bulunmuş olması bu hususa işaret eder. Ocak dahilinde tutuklamaya yetkili tek görevli de kul kethüdâsı idi.

Diğer ocak zâbitleri gibi kul kethüdâsı da devletten aldığı ulûfe dışında mirasçısız ölen ağa bölüğü yeniçerilerinin terekelerinden de hisse alırdı. Kul kethüdâsının yevmiyesi Kanûnî Sultan Süleyman zamanında 30 akçe olup bu miktar XVII. yüzyılda 40 akçeyi geçmişti. Bunlardan başka kul kethüdâsının İstanbul’da ve bazı taşra merkezlerinde bulunan karakol zâbitliğine yapılan tayinlerden de payı vardı. Sayıları fazla olan kullukların işleri ve gelirlerinin tahsili kethüdâ beyin kâtibi ve saracı tarafından yapılırdı. XVII. yüzyıl başlarında İstanbul kulluklarına yapılan bir tevcihten 85 akçe vergi tahsil edilirdi. Bunun 70 akçesi kethüdânın, 10 akçesi saracın, 5 akçesi de kulluk kâtibinindi. Taşra kulluklarının her birinden dokuz ay için 3 kuruşla (XVI. asır sonlarıyla XVII. asır başlarında 1 kuruş 60-80 akçe arasında idi) 15 akçe alınır, bunun 15 akçesi kâtibin, kalanı kethüdânın olurdu. Kul kethüdâsı da padişah değişikliklerinde bahşiş alırdı. 1648 yılında tahta çıkan IV. Mehmed’in cülûsu münasebetiyle kendisine 7000 akçe verilmişti (Eyyûbî Efendi Kānûnnâmesi, s. 58). Azledilen kul kethüdâsına senelik geliri 33-45.000 akçe olan zeâmet tevcih edilirdi. Bazı kethüdâların sancak beyi, hatta beylerbeyi tayin edildiği de olurdu (Râşid Mehmed Efendi, I, 345; Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, s. 67). İstanbul’da bulunan kul kethüdâsının başyardımcısı kethüdâ yeri denilen görevli olup önemli taşra merkezlerindeki yeniçerilerin başında da kul kethüdâsıyla kethüdâ yeri vardı. Yeniçeri Ocağı’nın 1826’da kaldırılmasıyla birlikte kul kethüdâlığı da tarihe karışmıştır.

Kethüdâ bey XVII. yüzyılda Ağa Divanı’na giderken sorgucuna balıkçıl takar, samur kuşak ve kadife üst elbisesi, ayağına da sarı çizme giyerdi. Bu sırada atına gümüş zincir ve özengiyle divan rahtı ve topuz vururdu (Eyyûbî Efendi Kānûnnâmesi, s. 42). Daha sonraki dönemlerde resmî günlerde başına özel bir üsküf takardı. Bunun alt tarafı dört parmak eninde sarı sırma ile işlenmişti, üst tarafı da arkaya fazla sarkmayacak şekilde yatıktı. Üsküfün üstünde geriye doğu kıvrık, sağa ve sola doğru eğik yelpaze görünümünde tüyden iki sorguç bulunurdu. Elbisesi yeniçeri ağasının elbisesine benzerse de kolsuz kürkünün kabı kırmızı idi, bu kola takılan iğreti kollar ise yeşil olurdu (Mahmud Şevket Paşa, s. 55-56). Sarayda toplanan Dîvân-ı Hümâyun’a gidip gelirken yeniçeri odabaşıları kethüdâ beyi Arzhâne’de ve Süleymaniye Camii önünde olmak üzere iki defa selâmlardı. Ocak zâbitlerinden idam cezasına çarptırılanları cellâda kul kethüdâsı teslim ederdi. Ağakapısı’ndaki dairesinden evine giderken kendisine başçavuşla birkaç çavuş refakat ederdi. Yeniçeri ağası ve sekbanbaşıya olduğu gibi kul kethüdâsına da üç senede bir ıstabl-ı âmireden devir atı adıyla at verilirdi. Kethüdâ beyin sakal bırakma hakkına sahip (sakallı ağalar) olduğu bilinmektedir.

BİBLİYOGRAFYA :

Selânikî, Târih (İpşirli), I, 101, 199, 247, 414; II, 845; Topçular Kâtibi Abdülkadir (Kadrî) Efendi Târihi (haz. Ziya Yılmazer), Ankara 2003, I-II, tür.yer.; Eyyûbî Efendi Kānûnnâmesi (haz. Abdülkadir Özcan), İstanbul 1994, s. 42, 44, 45, 58; Naîmâ, Târih (haz. Mehmet İpşirli), Ankara 2007, I-IV, tür.yer.; Silâhdar Mehmed Ağa, Zeyl-i Fezleke (haz. Nazire Karaçay Türkal, doktora tezi, 2012), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, tür.yer.; Râşid Mehmed Efendi – Çelebizâde Âsım Efendi, Târih-i Râşid ve Zeyli (haz. Abdülkadir Özcan v.dğr.), İstanbul 2013, I-III, tür.yer.; Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), I, 156; II, 41; Taylesanizâde Hâfız Abdullah Efendi Tarihi: İstanbul’un Uzun Dört Yılı: 1785-1789 (haz. Feridun M. Emecen), İstanbul 2003, I, 65, 68, 86, 251; Şânîzâde Mehmed Atâullah Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2008, I, 143, 660; II, 774; ayrıca bk. tür.yer.; Yeniçeri Ocağının Kaldırılışı ve II. Mahmud’un Edirne Seyahati: Mehmed Dâniş ve Eserleri (haz. Şamil Mutlu), İstanbul 1994, s. 56, 63; Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Târih (haz. Ziya Yılmazer), İstanbul 2000, s. 67, ayrıca bk. tür.yer.; D’Ohsson, Tableau général, VII, 315; Cevad Paşa, Târîh-i Askerî-i Osmânî, İstanbul 1299, s. 21, 123; Mahmud Şevket Paşa, Osmanlı Teşkilât ve Kıyâfet-i Askeriyyesi, İstanbul 1325, s. 3, 55-56; Marsigli, Osmanlı İmparatorluğunun Askeri Vaziyeti, s. 76, 85; Uzunçarşılı, Kapukulu Ocakları, I, 195-199; ayrıca bk. tür.yer.; Pakalın, II, 317-319; Mebde-i Kānûn-ı Yeniçeri, tür.yer.; Kavânîn-i Yeniçeriyân: Yeniçeri Kanunları (haz. Tayfun Toroser), İstanbul 2011, s. 115, 124-125 vd.; Mehmet Canatar, “Kethüdâ”, DİA, XXV, 332-333.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 89-90 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.