KÜREK CEZASI

Müellif:
KÜREK CEZASI
Müellif: MEHMET İPŞİRLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2016
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kurek-cezasi
MEHMET İPŞİRLİ, "KÜREK CEZASI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kurek-cezasi (11.12.2019).
Kopyalama metni
İslâm hukukunda ve örfî kanunlarda mevcut olmayan kürek cezasının en erken örneklerine XVI. yüzyıl ortalarına ait arşiv kaynaklarında rastlanmaktadır. Bu yüzyılda mevcudu artan Osmanlı gemilerinin kürekçi ihtiyacını karşılamak için düşünülmüş örfî bir ceza türü olarak ortaya çıkmıştır. Daha önce vergi muafiyeti karşılığı yahut esir düşenlerden, kürekçi istihdamı sağlanırken buna hükümlüler de eklenmiştir. Böylece Batı’daki örnekleri gibi Osmanlılar’da da çeşitli suçluların mahkûmiyetlerini kürek cezasına çarptırılarak çekmeleri uygulamasına başlanmıştır. XVI. yüzyılın başlarından itibaren Batı’da gelişip büyüyen donanmaların kürekçi ihtiyacı için ağır cezalara çarptırılmış mahkûmların kullanıldığı, İspanya’da başladığı anlaşılan bu ceza sisteminin Venedikliler’ce de uygulandığı bilinmektedir.

Çeşitli suçlardan dolayı yakalanan kimselerin cezalarının küreğe çevrilmesi doğrudan hükümdara ait bir yetkiydi ve bu yetki Dîvân-ı Hümâyun tarafından kullanılırdı. Kürek cezası, Dîvân-ı Hümâyun’da genellikle “bâ-hatt-ı kādîasker” kaydıyla kazaskerler tarafından değerlendirilip karara bağlanırdı. Bu cezayla ilgili bazan genel mahiyette hükümler çıkarılır, bazan da küreğe konulması kararlaştırılan suçlular bizzat zikredilerek gönderilmeleri istenirdi. Kürek cezasının aynı zamanda mahallî bir karar olarak merkezin izni çerçevesinde verilebildiği durumlar vardı. Meselâ XVI. yüzyılın son çeyreğinde Manisa’da şehzade divanında kürek cezalarına çevrilen cezalar Dîvân-ı Hümâyun’a bildirilmeden oradan alınan yetkiyle icra edilmişti (Emecen, “Şehzade Divanında Suç ve Ceza”).

Kürek cezasıyla ilgili Dîvân-ı Hümâyun’a akseden kayıtlar uygulama hakkında belirleyicidir. Menteşe sancak beyine gönderilen bir fermanda sancak beyi sefere gittiğinde fesatçı bazı medrese talebesinin halkın evini basarak yağmaladığı, bunlardan bazılarının kardeşleri köy kethüdâsı, nâib, hatip vb. olduğu için yakalanamadığı belirtilerek fesat çıkaranların tutuklanıp kendilerinden davacı olanlarla birlikte davalarının görülmesi, şer‘an kısas lâzım gelenlerinin kısas edilmesi, kısas lâzım gelmeyenlerin ise küreğe konulması, bunlara yardım ve yataklık edenlerle daha önce suçu sabit olmuş ağır suçluların da küreğe konulması emrediliyordu (BA, MD, nr. 5, hk. 559). 7 Zilhicce 966 (10 Eylül 1559) tarihli kayıtta ölüm cezasına müstahak olanlar dışındaki suçluların “sicil edilip” küreğe konmak için Anabolu kaptanının adamına teslim edilmesi bildirilmekteydi. Bunların listeleri divana gönderilecek ve kimseye haksız yere müdahale edilmeyecekti. Bazı durumlarda işlenmiş suçlar için verilen kat‘-i uzuv, hapis, te’dib gibi cezaların Dîvân-ı Hümâyun’un takdiriyle kürek cezasına çevrildiği dikkati çekmektedir. Nitekim Çatalca kadısına gönderilen 26 Ramazan 975 (25 Mart 1568) tarihli bir hükümde kısası lâzım gelenler dışında organ kesme veya hapis cezasına çarptırılanların durumlarının ayrıntılı biçimde deftere kaydedilip küreğe konulmak üzere gönderilmeleri buyurulmaktadır (BA, MD, nr. 7, hk. 1146). Bu örneklere dayalı olarak uygulamada, işlediği bir suçtan dolayı yakalanan kimsenin durumu ve işlediği suç kadı tarafından bir raporla (sûret-i sicil) merkeze bildirilmekte ve cezanın takdiri Dîvân-ı Hümâyun’a bırakılmaktaydı. Buradaki tâlimatlarda esas olan hangi tür suçların kürek cezasına çevrileceği konusudur.

Mücrim defterlerindeki kayıtlardan anlaşıldığına göre hırsızlık vb. suçlar (kayıtlarda şu suçlar geçer: hırsıza yoldaşlık ve ortaklık etme, hırsızlıkla itham ve yankesicilik, mülhidlik, küfür etme, hapisten adam kaçırma, içki ve sarhoşluk, adam öldürme ve yaralama, katle yardım ve yoldaşlık, câriye dövme ve öldürme, ev basma, yol kesme, fesatlık, haramîlik ve zulmetme, fuhşiyat, livâta, ırza tecavüz fiillerini irtikâp, sahte belge düzenleme, berat çalma, ulak dövme, kalpazanlık, casusluk) kürek cezasına çevrilebiliyordu. İlgili hükümlerde genellikle suçluların küreğe konulmak üzere İstanbul’a gönderilmesi, güvenilir kimselerin suçluya refakat etmesi ve kaçmasının önlenmesi tembih edilmektedir. Bazan da küreğe mahkûm edilen kimsenin İstanbul’a gelmeden doğrudan doğruya ihtiyaç olan yerlere sevki emredilmiştir. Meselâ Van beylerbeyine gönderilen 12 Safer 975 (18 Ağustos 1567) tarihli hükümde Hüseyin adlı kimsenin reâyâya zulmettiği bildirilmekte ve güvenilir adamlarla Rodos’a gönderilmesi, orada küreğe konulduktan sonra ilgililere teslim edildiğine dair “temessük”ün İstanbul’a yollanması istenmiştir.

Bazı hükümlerden anlaşıldığına göre kürekçiye ihtiyacı olan görevliler durumu merkeze arzederek kürekçi istemekte, Dîvân-ı Hümâyun’dan gönderilen hükümlerde de ihtiyaç sahiplerine kürekçi yollanması bildirilmektedir. Aydın beyine yollanan 2 Cemâziyelevvel 973 (25 Kasım 1565) tarihli hükümde Sığla Beyi Hızır’ın gemilerine kürekçi olarak bazı mücrimlerin verilmesi istenmiş, bunun üzerine idama mahkûm olanların dışındaki mücrimlerin gönderilmesi, ayrıca mahkûmiyetlerinin sebepleri hakkında sicil sûretlerinin düzenlenip İstanbul’a yollanması emredilmiştir. Kürek cezasına mahkûmiyetin belli bir süresi olmamakla birlikte mahkûmun uzun süre tutulması esas itibariyle kabul görmüyordu. Bazı kayıtlarda kürekte uzun süre kalıp ıslâh-ı nefs edenlerin affa uğradığı görülür. Piyâle Paşa’ya gönderilen Kasım 1567 tarihli hükümde uygunsuz davranan bazı zimmîlerin küreğe konulması emredilmekte, bunların te’dib için belirli bir süre kürekte bırakılması, ancak kürekte unutulmaması için deftere kaydedilmesi istenmektedir. Batılı esirler ve gözlemciler Osmanlılar’daki kürek mahkûmiyeti hakkında farklı değerlendirmelerde bulunmuştur. XVI. yüzyılda Osmanlılar’a esir düşmüş bir İspanyol, hâtıratında kendi gemilerinde bir yıl kürek çekmektense Türkiye’de dört yıl çekmeye razı olduğunu belirtmekte, İspanya’da kürek mahkûmlarına çok az peksimet verildiğini, Osmanlılar’da ise şartların daha iyi olduğunu anlatmakta, buna karşılık B. W. Wratislaw forsa hayatının ağırlığından bahsetmektedir (Baron W. Wratislaw’ın Anıları, s. 125-127).

XIX. yüzyılda kürek cezasının yaygın biçimde uygulandığı görülmektedir. Bu dönemde cezayı belirleyen kurumlarda ve belirlenme usullerinde değişiklikler olmuştur. 1850-1855 yıllarına ait iki ayniyat defterinin kapak sayfasında, bu defterlere küreğe konulanlarla ilgili hükümlerin yazıldığı kaydı bulunmaktadır (Vaz‘-ı küreğe dair buyruldu-yı sâmî defteridir). Bu defterlerdeki hükümler cezanın XIX. yüzyılda nasıl uygulandığı hakkında bir fikir verir. Aynı yüzyılda kürek cezasının edebiyata da girmiş olduğunu Ziyâ Paşa’nın, “Milyonla çalan mesned-i izzette serefrâz / Birkaç kuruşu mürtekibin câyı kürektir” beyti gösterir. Başbakanlık Arşivi’nde, başta hatt-ı hümâyunlar olmak üzere Osmanlı Arşivi’nin pek çok tasnifinde kürek cezasına çarptırılanlarla ilgili birçok kayıt mevcuttur. İstiklâl mahkemelerinde de kürek cezalarının verildiği dikkati çeker, fakat bu sadece ismen bir cezadır.

BİBLİYOGRAFYA

BA, MD, nr. 3, hk. 168, 467; nr. 5, hk. 506, 559; nr. 7, hk. 412, 417, 454, 514, 1146; BA, KK, Defter, nr. 677; BA, Ayniyat Defteri, nr. 624, 625; BA, İE-Adliye, nr. 3, 4; B. W. Wratislaw, Baron W. Wratislaw’ın Anıları: 16. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğundan Çizgiler (trc. M. Süreyya Dilmen), İstanbul 1996, s. 125-127; Kâtib Çelebi, Tuhfetü’l-kibâr, s. 49, 97; Uzunçarşılı, Merkez-Bahriye, s. 482; U. Heyd, Studies in Old Ottoman Criminal Law (ed. V. L. Ménage), Oxford 1973, s. 304-307; Neşe Erim, “18. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunda Kürek Cezası”, IXth International Congress of Economic and Social History of Turkey, Ankara 2005, s. 179-188; Feridun M. Emecen, “Şehzade Divanında Suç ve Ceza”, Prof. Dr. M. Âkif Aydın’a Armağan, İstanbul 2016; Mehmet İpşirli, “XVI. Asrın İkinci Yarısında Kürek Cezası ile İlgili Hükümler”, TED, XII (1982), s. 203-248.
Bu madde ilk olarak 2016 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin EK-2. cildinde, 112-114 numaralı sayfalarda yer almıştır.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.