KURTUBA ULUCAMİİ

Müellif:
KURTUBA ULUCAMİİ
Müellif: ENGİN BEKSAÇ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2002
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 23.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/kurtuba-ulucamii
ENGİN BEKSAÇ, "KURTUBA ULUCAMİİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/kurtuba-ulucamii (23.10.2019).
Kopyalama metni
Halen kiliseye çevrilmiş bulunan ve Cordoba Katedrali denilen Kurtuba Ulucamii (el-Mescidü’l-kebîr, el-Mescidü’l-câmi‘) Endülüs dinî mimarisinin en tanınmış ve en büyük binasıdır; boyutları bakımından bütün İslâm âleminde Sâmerrâ Ulucamii ile Ebû Dülef Camii’nden sonra üçüncü sırada yer alır. Mimarisi ve tezyinatıyla müstesna bir eser olan cami bu özellikleriyle diğer büyük camileri aşmakta ve âbidevî etkisiyle kendinden emin, güçlü, bilgili, zengin bir toplumun ve bu toplumun güçlü hükümdarlarının ihtişamını gözler önüne sermek için yapıldığını göstermektedir. Yapımını 786’da I. Abdurrahman’ın başlattığı bina, zaman içerisinde çeşitli ekler ve değişikliklerle orijinal halinden farklı bir şekil almış ve bugünkü dev boyutlarına ulaşmıştır (180 × 150 m.). Yaklaşık sekiz asır önce kiliseye çevrilmiş olmasına rağmen bölge halkı arasında hâlâ Mezquita (mescid) adıyla tanınmaktadır.

I. Abdurrahman’ın oğlu I. Hişâm tarafından tamamlatılan ilk bina Emeviyye Camii örnek alınarak yapılmış ve revaklı bir avlu ile 90 m. uzunluğundaki kıble duvarına dikey uzanan on bir neften meydana gelmiştir. Orta nef geleneksel mimari esaslarına göre diğerlerinden daha geniş tutulmuştur ve mihrabı belirleyecek bir özellik göstermektedir. Enine geniş dikdörtgen bir ana plana sahip olan bu ilk kapalı mekânın çatısı on ikişer kemer bölmesine sahip on sıra sütunla taşınmaktadır. Değişik renklerdeki granit ve mermer sütunlar kaidesizdir ve tabanları zemine gömülmüştür; üzerlerindeki kemerler ise iki katlı olup alt katta at nalı, üst katta yarım daire şeklindedir. 833 ve 848’de II. Abdurrahman ana şemaya bağlı kalarak çeşitli eklemeler yaptırmış, özellikle ikinci düzenleme sırasında nef dizilerine sekizer kemer bölmesi daha ilâve ettirerek kıble duvarını 25 m. ileriye kaydırmıştır. 951’de III. Abdurrahman, bir depremde yıkılan I. Hişâm’ın yaptırdığı 20 m. yüksekliğindeki sade görünümlü minarenin yerine çok daha yüksek ve görkemli bir minare inşa ettirmiştir. 1593’te İspanyollar tarafından yıkılan minarenin, halen Giralda denilen ve Sevilla’nın sembolü durumunda olan XII. yüzyıla ait İşbîliye Ulucamii’nin 13,60 × 13,60 boyutlarında kare planlı ve 97 m. yüksekliğindeki muhteşem minaresinin (bu yüksekliğe çan kulesine çevrilirken eklenen çan yuvası dahildir) biraz daha küçük bir benzeri olduğu bilinmektedir. II. Hakem zamanında Kurtuba’nın (Cordoba) artan nüfusuna kâfi gelmeyen bina tekrar genişletilmiş ve 961 yılında yine ana plana sadık kalınarak on iki kemer bölmesinin eklenmesiyle kıble duvarı bugünkü yerine kaydırılmıştır. Bu ek kısım bir çifte kemer sırasıyla diğer bölümlerden ayrılmış ve öteki neflerden daha geniş olan orta nefin girişine, ayrıca mihrap önü ile bunun iki yanına aynı büyüklükte birer kubbe yerleştirilerek bir maksûre meydana getirilmiştir. Kaburgalı kemerler üzerinde yükselen bu kubbeler, özellikle mihrap önü kubbesiyle mihrap mekânı mozaikler ve altın yaldızlı kabartmalarla tezyin edilerek çok gösterişli bir görüntüye kavuşturulmuştur. Bizans ve Abbâsî etkileri taşıyan bu süslemeler Endülüs sanatının kendine has özellikleriyle uyum sağlamış ve bütünleşmiş durumdadır. Binanın bütün genişletmelere rağmen yine yetersiz kalması üzerine II. Hişâm’ın veziri İbn Ebû Âmir el-Mansûr tarafından doğu yanına son bir ekleme daha yaptırılmıştır. 377 (987) tarihli bu bölüm boydan boya uzanan sekiz nef halindedir ve diğer bölümlerin gölgesinde kalan aceleye getirilmiş bir yapım tarzına sahiptir. Ayrıca mihrap ortaya çekilmediğinden bina bu ekleme kanat sebebiyle asimetrik bir görünüm almıştır.

Yapımında büyük ölçüde antik döneme ve Vizigotlar’a ait devşirme malzemeye de yer verilen camide taş ve tuğla birlikte kullanılmış, taşa daha fazla ağırlık tanınmıştır. Bina ve bütün caminin kapladığı alanın üçte birini oluşturan kuzeyindeki avlu sur gibi yükselen payandalı ve mazgallı, sade görünümlü yüksek bir duvarla çevrilidir. Bu duvarın payandaları arasında doğu cephesinde altı, batı cephesinde yedi adet mihraba benzeyen kapı bulunmaktadır (çoğu İspanyollar tarafından örülerek kapatılmıştır). Avlunun üç tarafında arkası duvara dayanan revaklar yer almaktadır.

Caminin sade görünümlü dış cephesiyle tezat teşkil eden iç mekân zengin bir tezyinata sahiptir. 860 sütuna oturtulmuş iki katlı kemerlerde almaşık kullanılan kırmızı ve beyaz taşların görüntüsü çok zengin bir renk cümbüşü meydana getirmekte, bu cümbüş ve yüzlerce sütunun iç mekâna kazandırdığı ihtişam, diğer süslemelerin ve kûfî yazıların da katılmasıyla daha tesirli bir hal almış bulunmaktadır. Sedir ağacı tavan, alt kısmın ihtişamına uygun görkemli oymalarla tezyin edilmiş ve kırmızı, mavi, yeşilin hâkim olduğu renklere boyanmıştır. Bir dokuma gibi yüzeylerin işlenmesiyle elde edilen caminin genel tezyinatı yazı, bitki ve geometrik motiflerden meydana gelmiştir, en fazla yoğunlaştığı yer ise mihrap önüdür. Zengin bir görüntü arzeden mozaiklerin yanı sıra kabartma yüzeyler üzerinde kullanılan altın yaldız bu görüntünün ihtişamını iyice arttırmaktadır. Çokgen bir plan gösteren mihrap mekânı İslâm mimarisinin nâdide örneklerinden biridir. Olağan üstü zenginlikteki oymalı mermer mihrap üç dilimli kemerle taçlanan dikdörtgen bir niş şeklindedir; biraz uzağında iki tarafına birer yan mihrap konulmuştur. Mihrap gibi II. Hakem dönemine ait olan ahşap minberin yapımında çok sayıda küçük fildişi parçadan, kıymetli taşlardan ve altın çivilerden yararlanılmıştır.

Kurtuba’nın 1236’da tekrar hıristiyanların eline geçmesinden sonra kiliseye çevrilen cami üç asır boyunca aynen muhafaza edilerek kullanılmış, XVI. yüzyılda orta bölümüne Rönesans üslûbunda bir katedral eklenmiş, XVIII. yüzyılda bazı değişiklikler yapılmışsa da bina mimari özelliklerini korumuştur. 1882’de millî eser kabul edilen yapı onarılıp koruma altına alınmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
M. Asin Palacios, Huellas del Islam, Madrid 1941, tür.yer.; F. C. Gotia, Mezquita de Córdoba, Granada 1968; J. M. Oritz Juárez, La Mezquita Catedral de Córdoba, Zaragoza 1975; F. Hernández Giménez, El Almimar de Abd al-Rahmān III en la Mezquita Mayor de Córdoba, Granada 1975; a.mlf., La Mezquita Catedral de Córdoba, Cordoba 2000; M. D. de Velilla, Cordoba, Sultana de Andalucia, Cordoba 1976-78, I-II, tür.yer.; M. N. Cumplido, Mezquita Catedral de Córdoba y el Icomos, Cordoba 1976; a.mlf. - C. L. de Tena y Alvear, La Mezquita de Córdoba, Cordoba 1992; A. A. Castro, Andalucia Musulmana, Cordoba 1980, tür.yer.; E. B. Arranz, La arquitectura de la Espana arabe, Madrid 1983, tür.yer.; F. Azvar, Mezquita de Cordoba, Madrid 1985; N. M. Lowick, “Omayyaden in Spanien”, Die Kunst des Islam: Propyläen Kunstgeschichte, Berlin 1990, s. 189-207; J. D. Dodds, “The Great Mosque of Cordoba”, Al-Andalus: The Art of Islamic Spain (ed. J. D. Dodds), New York 1992, s. 11-25; M. S. Hierro - A. J. Martin, La Mezquita de Córdoba, Madrid 1995; B. H. Weber, “Mohammedan Art in Spain During the Ommiad Period”, MW, XXXVI/1 (1946), s. 46-53; Semavi Eyice, “Cami (Mimari Tarihi)”, DİA, VII, 60-61.
Bu madde ilk olarak 2002 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 26. cildinde, 453-454 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.