LALA MEHMED PAŞA

Müellif:
LALA MEHMED PAŞA
Müellif: MAHMUT AK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/lala-mehmed-pasa
MAHMUT AK, "LALA MEHMED PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/lala-mehmed-pasa (04.07.2020).
Kopyalama metni
Bosnalı Şahinoğlu ailesinden olup Yayça’da (Jajce) doğdu. Bazı kaynaklarda Sokullu Mehmed Paşa ile akrabalığını ifade etmek üzere Tavil Mehmed Paşa olarak da anılır. Saraya ne zaman ve nasıl alındığı bilinmemektedir. Kaynaklarda yer alan ilk görevleri peşkir ağalığı, küçük mîrâhurluk ve büyük mîrâhurluktur. Muhtemelen saraydaki hizmeti sırasında şehzadelerin eğitiminde görev aldığı için Lala unvanı ile anılmıştır. 999 Rebîülâhiri sonunda (24 Şubat 1591) Saatçi Hasan Paşa’nın yerine yeniçeri ağası oldu ve Sadrazam Sinan Paşa’nın çıktığı Avusturya seferine yeniçerilerle birlikte katılma görevi aldı. 9 Şevval 1002’de (28 Haziran 1594) İstanbul’dan ayrıldı.

Sefer sırasında önemli görevleri başarıyla yerine getirdi. Tata Kalesi’nin geri alınması sırasında (29 Şevval 1002 / 18 Temmuz 1594) cesaretiyle takdir kazandı. Fakat ertesi günü Sinan Paşa tarafından azledildi. Bununla beraber Semartin Kalesi ve Yanıkkale kuşatmalarında bulundu ve Mihalıçlı Ahmed Paşa yerine Karaman beylerbeyiliğine (Zilhicce 1002 / Ağustos 1594), kısa bir süre sonra da Satırcı Mehmed Paşa’nın azli üzerine Anadolu beylerbeyiliğine (11 Muharrem 1003 / 26 Eylül 1594) getirildi.

Ferhad Paşa’nın kısa süren ikinci sadâreti sırasında Eflak olaylarıyla ilgilenmesinden dolayı Lala Mehmed Paşa, Budin civarındaki askere serdar tayin edilerek sınırın muhafazasıyla görevlendirildi. Arkasından tekrar sadrazam olan Sinan Paşa tarafından muhasara altındaki Estergon Kalesi’ne yardıma gönderildi; ancak çetin geçen mücadeleler esnasında birliklerinden ayrı düştü ve 1400 atlı ile kaleye kapandı. Çok güç şartlar altında altmış yedi gün süren bu kuşatma sırasında kaledeki askerlerin baskısı sonucu şehri anlaşma yoluyla Avusturyalılar’a teslim etti (Zilhicce 1003 / Ağustos 1595). Ardından Budin’de kalarak Yanık, Papa, Tata, Pespirim (Weszprim), Polata, Semartin gibi serhad kalelerinin muhafazasıyla görevlendirildi. Bu sıralarda kendisine vezirlik rütbesi de verildi (Topçular Kâtibi Abdülkadir [Kadrî] Efendi Târihi, s. 83, 88, 95; Selânikî’ye göre vezirliği daha sonra Rebîülevvel 1005 / Kasım 1596 tarihindedir; s. 636). III. Mehmed’in çıkacağı Eğri seferi hazırlıklarından olmak üzere Anadolu Beylerbeyi Vezir Lala Mehmed Paşa’ya Ösek Köprüsü başında olması emredildi. Daha sonra Yanıkkale’nin imdadına yetişmek üzere Budin’e gelmişken Eğri’ye çağrıldı ve Eğri kuşatmasına katıldı. Bunun hemen arkasından Haçova’da yapılan meydan muharebesinde sağ cenahta görev yaptı (Topçular Kâtibi Abdülkadir [Kadrî] Efendi Târihi, s. 134; krş. Hasanbeyzâde Ahmed, s. 193). Ardından Kütahya ve bağlı sancaklarında teftişte bulunması ve bölgeyi Celâlî taşkınlıklarından koruması istendi (Rebîülâhir 1005 / Aralık 1596). Aynı yıl Satırcı Mehmed Paşa’nın Varad seferine iştirak etmek üzere Rumeli tarafına geçti. Satırcı Mehmed Paşa ile buluşup Baçka’da kışladıktan sonra orduyla birlikte Varad’a hareket etti. Pançova’da Rumeli Beylerbeyi Veli Paşa’nın ölümü üzerine görevi ona verildi (14 Muharrem 1007 / 17 Ağustos 1598). Serdarla birlikte Beçkerek’e geldi, Çanad ve Arad kaleleri fethinde bulundu, ancak Varad alınamadı. O kışı Peçuy’da geçiren Lala Mehmed Paşa, üçüncü defa sadârete getirilen İbrâhim Paşa’nın serdarlığı sırasında mevcut görevine ilâveten serdarlık pâyesiyle Budin muhafazasına tayin edildi (Rebîülevvel 1007 / Ekim 1598). Ardından Budin beylerbeyiliği Rumeli beylerbeyiliğine ilhak edilerek onun idaresine verildi (Cemâziyelevvel 1008 / Kasım 1599). Bu dönemde dikkatini Budin’in güvenliğini sağlamak üzere civardaki kaleler üzerinde yoğunlaştırdı. Lala Mehmed Paşa’nın da dahil olduğu güçlü bir Osmanlı ordusu 1009 (1600-1601) yılında Babofça ve Kanije’yi kuşatıp vire ile teslim aldı (Topçular Kâtibi Abdülkadir [Kadrî] Efendi Târihi, s. 231-240). Priştine’de kışlayan Mehmed Paşa, Hisarcık’ta bulunduğu sırada Sadrazam Damad İbrâhim Paşa’nın Belgrad’da vefatı üzerine onun da vasiyetiyle serdar kaymakamı olarak ordunun idaresini üstlendi. Sadrazamlığa getirilen Yemişçi Hasan Paşa’nın askerî faaliyetlerinde önemli rol oynadı. İstolni Belgrad’ın kuşatıldığı haberi üzerine buranın imdadına gitti. Estergon’un kaybedilmesinden sonra artık serhad şehri durumuna gelmiş olan Budin’i kuşatan Avusturyalılar’ı geri çekilmeye zorladı. Merkezdeki gelişmeler üzerine İstanbul’a dönen Yemişçi Hasan Paşa’nın isteğiyle üçüncü vezirlikle Macaristan serdarı oldu (12 Ramazan 1011 / 23 Şubat 1603).

Sefer mevsiminin başlamasıyla birlikte yoğun bir faaliyet içine giren Mehmed Paşa, Yemişçi Hasan Paşa’dan sonra sadrazamlığa getirilen Yavuz (Malkoç) Ali Paşa tarafından görevinde tutulmak istendiyse de serhadde sadrazamdan başkasının başarılı olmasının zor olduğunu, II. Gazi Giray ve Celâlî Hasan Paşa’nın hizmette istekli olmamalarının bunu en iyi şekilde gösterdiğini belirterek serdarlık mesuliyetini üstlenmedi. Sadrazamın Belgrad’da vefat etmesi üzerine sadâret mührü Lala Mehmed Paşa’ya verildi (9 Rebîülevvel 1013 / 5 Ağustos 1604).

Budin civarına giden Serdârıekrem ve Sadrazam Lala Mehmed Paşa Peşte, Hatvan ve Vaç’ı geri alıp civardaki kalelerin tahkimiyle meşgul oldu. Bu yoğun faaliyetler sürerken bir yandan da iki taraf arasında barış görüşmeleri yapılıyordu. Ancak Eğri ile Estergon’un değiştirilmesi noktasında görüşmeler düğümlendi. Bunun üzerine Lala Mehmed Paşa’nın ana hedefi Estergon oldu ve Estergon kuşatmasına başlandı (24 Cemâziyelevvel 1013 / 18 Ekim 1604). Otuz bir gün süren kuşatma başarılı olmadı. Belgrad’a gelen sadrazam kışı geçirmek üzere İstanbul’a hareket etti (20 Ramazan 1013 / 9 Şubat 1605) ve padişah tarafından büyük iltifatlarla karşılandı. Baharla birlikte tekrar sefere çıkan Mehmed Paşa Estergon’a yöneldi. Önce etraftaki küçük fakat müstahkem olan Ciğerdelen, Vişegrad ve Tepedelen kalelerini alıp Estergon’un savunma hatlarını zayıflattı. Otuz beş günlük çetin mücadelelerden sonra kaleyi teslim aldı (20 Cemâziyelevvel 1014 / 3 Ekim 1605). Böylece on yıl önce Lala Mehmed Paşa tarafından vire ile bırakılan kale yine onun tarafından vire ile ele geçirilmiş oluyordu (Peçuylu İbrâhim, II, 301-308). Mehmed Paşa bu zafer üzerine “fâtih-i Estergon” olarak anılmıştır (Naîmâ, II, 157).

İstanbul’a gitmeden önce Macar Prensi Istvan Bocskay’ı, Peşte karşısında 10.000 Macar askerinin de katıldığı büyük bir törenle taç giydirerek Erdel kralı tayin etti (Kasım 1605). Estergon’un fethini müjdelemek ve İstanbul’a gitmek için izin talep etmek üzere Peçuylu İbrâhim Efendi’yi İstanbul’a gönderdi (Peçuylu İbrâhim, II, 307). Kendisine gerekli izin verildiyse de daha sonra bu iznin İran seferine çıkmak üzere verildiği, eğer Şark seferine gitmeyecekse ikinci vezirlikle orada kalıp mührü göndermesi istendi (Naîmâ, I, 437). Çaresiz kalan Lala Mehmed Paşa İstanbul’a gelince (7 Zilkade 1014 / 16 Mart 1606) iyi karşılandı ve padişahın huzurunda yapılan müşaverede Şark serdarlığı için Kuyucu Murad Paşa seçildi. Rakibi Derviş Paşa’nın tahrikiyle müzakereler uzamış ve üçüncü vezirlik verilerek Bağdat Beylerbeyi Nasuh Paşa’nın serdar olmasına emir çıkmışsa da padişah sefer için Lala Mehmed Paşa’yı istiyordu. Sadrazam ise Avusturya ile barış şartlarının olgunlaştığı, kendisi ve Kırım hanının bulunmadığı bir zamanda Bocskay’ın da yalnız kalacağı, Macarlar’ın bazı vaadlerle kraldan koparılacağı gibi tehlikeleri sıralayarak her şeye rağmen garp, şark veya donanmadan hangisi emredilirse hizmette bulunacağını söyledi. Ardından çıkan emirde İran üzerine gitmesi istendi (Orhonlu, s. 96-97, 99-100, 105). Yüz yüze görüşülecek meseleler olduğunu belirterek mülâkat rica ettiyse de ricası geri çevrildi (a.g.e., s. 101, 107). Belgrad’dan acele ile geldiğini, adamlarının, cephane ve diğer harp levazımatının Belgrad’da kaldığını, onlar olmadan sefere çıkamayacağını, gelmelerinin beklenmesi halinde mevsimin geçeceğini, önemli bir işin yapılamayacağını defalarca yazdı. Fakat padişah hiçbirini dinlemedi ve ısrarla yola çıkmasını istedi (a.g.e., s. 105, 107, 111-112). Sonuçta sefere gitmekten başka çare olmadığını anlayınca dördüncü vezirlikle Murad Paşa’yı Macaristan serdarlığına tayin ettirip sefer hazırlıklarına başladı. Bu arada yakın adamları Derviş Paşa tarafından kendisinden uzaklaştırıldı. Estergon fethinde büyük hizmetleri geçen adamlarından Yeniçeri Ağası Hüseyin Ağa Halep beylerbeyiliğine gönderildi (a.g.e., s. 107). Yine yeğeni ve serhadde nüzül emini olan Kapıcıbaşı Mustafa Ağa Kastamonu sancak beyi yapıldı. Bu uygulamalar yüzünden mâneviyatı bozulmuş olarak Üsküdar’da otağını kurdu. Ancak burada üzüntüsünden felç oldu. Buna rağmen Derviş Paşa mutlaka gitmesi gerektiği yolunda padişahı tahrik etmeyi sürdürdü (Sâfî Mustafa, II, vr. 56b-57a). Hatta vefatından iki gün önce, eğer derhal hareket etmezse hakkından gelineceği yolunda bir emir daha yazdırttı. Mehmed Paşa 14 Safer 1015 (21 Haziran 1606) tarihinde vefat etti (Hasanbeyzâde Ahmed, II, 299). Sun‘ullah Efendi’ye dayanarak Bâki Paşa’nın bir ifadesine yer veren Peçuylu, Derviş Paşa’nın Portekizli bir hekimi elde ederek Lala Mehmed Paşa’yı son nefesinde zehirlettiğini ileri sürer. Cenaze namazı Fâtih Camii’nde kılınarak Eyüp’te akrabası Sokullu Mehmed Paşa türbesinin dışına defnedildi.

Dönemin kaynaklarında kendisinden daima olumlu sıfatlarla bahsedilen Lala Mehmed Paşa’nın akrabası olan ve on beş yıl hizmetinde bulunan Peçuylu’ya göre Mehmed Paşa’nın tek kusuru çok tasarruflu davranmasıdır. Ancak Estergon fethinden sonra gazilere resmî yetkileri dahilinde verdiği zeâmet ve timarlar dışında kendi parasından 20.000 altından fazla ikramda bulunması onun cömertliğinin göstergesi olarak kabul edilir. Şark seferine gönderilmek istendiği sırada on iki yıllık emeğinin heba olacağından çekindiği, kendisinin önceliği Avusturya mücadelesine vererek bunu Osmanlılar’ın lehine tamamlamak arzusunda bulunduğu da ifade edilir. Ölümünden sonra vasiyetine uyulmayarak mallarına el konulmuş, ailesi bu sebeple zaruret içine düşmüştür.

BİBLİYOGRAFYA
Abdî Çelebi, Zafernâme-i Yanık, Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum, nr. 1328, vr. 5b, 6a-b; Selânikî, Târih (İpşirli), bk. İndeks; Sâfî Mustafa, Zübdetü’t-tevârîh, Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 2428, I, vr. 260b; nr. 2429, II, vr. 7a-b, 11a, 56b-57a; Atâî, Zeyl-i Şekāik, s. 476, 479, 609, 688; Hasanbeyzâde Ahmed, Târih (haz. Nezihi Aykut, doktora tezi, 1980), İÜ Ed.Fak. Genel Ktp., nr. TE 57, II, 190-299, 325; Mehmed b. Mehmed er-Rûmî, Nuhbetü’t-tevârîh ve’l-ahbâr ve Târîh-i Âl-i Osmân (haz. Abdurrahman Sağırlı, doktora tezi, 2000), İÜ Ed.Fak. Genel Ktp., nr. TE 138, s. 469-649; ikinci kısım, s. 34-36; Topçular Kâtibi Abdülkadir (Kadrî) Efendi Târihi (haz. Ziya Yılmazer, doktora tezi, 1990), İÜ Ed.Fak. Genel Ktp., nr. TE 80, tür.yer.; Peçuylu İbrâhim, Târih, II, 175-188, 246-252, 267-354; ayrıca bk. tür.yer.; Kâtib Çelebi, Fezleke, I, 186, 192, 246, 256-258, 272, 275-277, 288; Evliya Çelebi, Seyahatnâme (haz. Seyit Ali Kahraman – Yücel Dağlı), İstanbul 2002, VI, 160-162, 171; Naîmâ, Târih, I, 95, 134-194, 297-329, 398-445; II, 157; Hadîkatü’l-vüzerâ, s. 52-54; Ayvansarâyî, Vefeyât-ı Selâtîn, s. 28-29; Hammer (Atâ Bey), VIII, 51-52, 72-74; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/1, s. 116-117; III/2, s. 361-363; Danişmend, Kronoloji, III, 244, 535; V, 28; Cengiz Orhonlu, Osmanlı Tarihine Âid Belgeler, Telhîsler: 1597-1607, İstanbul 1970, s. 28, 62, 71-72, 91-118; Bekir Kütükoğlu, Osmanlı-İran Siyâsî Münâsebetleri: 1578-1612, İstanbul 1993, s. 275; W. J. Griswold, Anadolu’da Büyük İsyan: 1591-1611 (trc. Ülkün Tansel), İstanbul 2000, s. 35, 45, 99-100, 128-129; M. C. Şehâbeddin Tekindağ, “Mehmed Paşa, Lala”, İA, VII, 591-594; A. H. de Groot, “Meḥmed Pas̲h̲a, Lālā”, EI2 (Fr.), VI, 989-990.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara'da basılan 27. cildinde, 71-73 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER