MAKĀMÂT-ı ERBAA

المقامات الأربعة
Müellif:
MAKĀMÂT-ı ERBAA
Müellif: SALİM ÖĞÜT
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 07.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/makamat-i-erbaa
SALİM ÖĞÜT, "MAKĀMÂT-ı ERBAA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/makamat-i-erbaa (07.04.2020).
Kopyalama metni
Aynı anlamda mevâkıfü’l-eimme terkibi de kullanılır. Bu uygulamanın hangi tarihte başladığı ve mezhep imamlarına ait makamların üzerinde yer alan binaların hangi dönemde inşa edildiği kesin olarak bilinmemektedir. Eyüb Sabri Paşa, 663 (1265) yılında Mekke’de Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri için birer imam tayin edildiğini, bu imamların vakit namazlarını kendileri için belirlenen yerlerde kıldırmalarına karar verildiğini ifade ederek bu makamların üzerindeki yapıların büyük ihtimalle Mısır Bahrî Memlükleri Sultanı I. Baybars döneminde (1260-1277) inşa edilmiş olabileceğini belirtir (Mir’âtü’l-Haremeyn, I, 944-945). Ancak İbn Cübeyr’in (ö. 614/1217), Mescid-i Harâm’da dört büyük Sünnî mezhep mensuplarının ve Zeydîler’in ayrı cemaatler halinde vakit namazlarını kıldıklarını bildirerek bu makamlardan bahsetmesi (er-Riḥle, s. 78) ve Takıyyüddin el-Fâsî’nin 497’de (1104) Hanefî ve Mâlikî makamlarının, 540’lı (1145) yıllarda Hanbelî makamının mevcut olduğunu gösteren işaretlere rastlandığı şeklindeki ifadeleri (Şifâʾü’l-ġarâm, I, 395) dikkate alındığında bu makamların V (XI) veya VI. (XII.) yüzyıllarda ihdas edilmiş olduğu söylenebilir. Şâfiî makamı Kâbe’nin doğusunda Hacerülesved ile Rüknüşşâmî arasında makām-ı İbrâhim’in arkasında, Hanefî makamı Kâbe’nin kuzeyinde Rüknüşşâmî ile Rüknülgarbî arasında altın oluğun karşısında, Mâlikî makamı Kâbe’nin batısında Rüknülgarbî ile Rüknülyemânî arasındaydı. Hanbelî makamı ise ilk olarak tavaf alanının sınırı üzerinde Hacerülesved’in karşısında zemzem kuyusuna yakın bir yerde iken Şâfiî cemaatinin saf düzenini engellediği gerekçesiyle II. Abdülhamid döneminde 1884’te güney tarafına, Rüknülyemânî ile Hacerülesved’in arasına alınmıştır.

Memlük Sultanı el-Melikü’n-Nâsır Ferec devrinde 807 (1404-1405) yılında onarılarak yeniden yaptırılan Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî makamları iki taş sütun üzerine yapılan bir kemerden ibaretti. Şâfiî makamında iki sütun arasında herhangi bir yapı mevcut değilken Mâlikî ve Hanbelî makamlarında iki sütunun arasındaki yapının ortasında mihrap bulunuyordu. 801-802 (1399-1400) yıllarında tekrar inşa edilen Hanefî makamı ise dört taş sütun üzerine kurulmuş olup üstü kapalıydı ve öndeki iki direk arasında mermerden bir mihrap vardı.

Kâbe’nin çevresindeki bu makamlar bazı Osmanlı padişahları tarafından onarılarak yeniden yaptırıldı. Hanefî makamı Kanûnî Sultan Süleyman döneminde 947’de (1540) iki kat halinde inşa edilerek cemaatin tekbirleri daha rahat işitmesine imkân sağlamak için üst kat müezzinlere ayrıldı. Mâlikî ve Hanbelî makamları sekizgen şeklindeki dört sütun halinde tekrar yaptırılarak üzerine ahşap bir çatı ilâve edildi. Sultan Abdülaziz devrinde Hanbelî ve Mâlikî makamlarının çatıları yenilendi; Hanefî makamında yapılan onarımla batı ve doğu taraflarındaki direkler yükseltilerek mevcut iki kemer tek kemer haline getirildi.

Kaynaklarda Zeydîler’e ait ayrı bir makamın bulunduğu zikredilmemekle birlikte Mescid-i Harâm’da müstakil bir cemaat teşkil ettikleri bilinen bu mezhep mensuplarına ait bir yerin olması kuvvetle muhtemeldir. Nâdir Şah’ın, Ca‘feriyye’nin beşinci mezhep olarak tanınıp bu mezhep adına Harem’de bir makam inşa edilmesi için Osmanlı Devleti nezdindeki teşebbüsleri ise başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Makāmât-ı erbaanın bulunduğu dönemlerde ayrı ayrı oluşturulan cemaatlerde hangi mezhep imamının namaza önce başladığı konusunda farklı rivayetler ve uygulamalar söz konusudur. İbn Cübeyr akşam namazı dışındaki vakit namazlarını önce Şâfiîler’in, ardından sırasıyla Mâlikîler, Hanefîler ve Hanbelîler’in kıldığını belirtirken (er-Riḥle, s. 78-79) İbn Battûta önce Şâfiîler’in başladığını, daha sonra sırasıyla Mâlikîler, Hanbelîler ve Hanefîler’in kıldığını ifade eder (er-Riḥle, I, 397-398). Takıyyüddin el-Fâsî ilk olarak Şâfiîler’in, ardından sırasıyla Hanefîler, Mâlikîler ve Hanbelîler’in kıldığını ve 790 (1388) yılından itibaren Hanefîler’in Mâlikîler’den önce kılmaya başladığını belirtmektedir (Şifâʾü’l-ġarâm, I, 393). Daha sonraki eserlerde ise önce Hanefîler’in, ardından sırasıyla Mâlikîler, Şâfiîler ve Hanbelîler’in kıldığı, sadece sabah namazında önce Şâfiîler’in, son olarak da Hanefîler’in namaza durduğu kaydedilmektedir. Akşam namazı, vaktin darlığı sebebiyle bütün mezhep mensupları tarafından ayrı cemaatler halinde aynı anda kılınıyordu. Ancak imam ve müezzinlerin seslerinin birbirine karışması yüzünden namazı bozacak durumların ortaya çıkması üzerine Memlük Sultanı el-Melikü’n-Nâsır Ferec’in emriyle 811 (1408) yılından itibaren akşam namazları tek cemaat halinde Şâfiî mezhebine mensup imam tarafından kıldırılmaya başlandı. Ancak bu uygulamaya Memlük Sultanı el-Melikü’l-Müeyyed Şeyh el-Mahmûdî tarafından 816’da (1413) son verilerek mezhep mensuplarının akşam namazlarını kendi imamlarının arkasında ayrı cemaatler halinde kılmalarına izin verildi. İbn Zahîre (ö. 960/1553 [?]), kendi döneminde Hanefî ve Şâfiî mezhebi mensuplarının akşam namazını aynı anda kıldıklarını, bu uygulamanın bazı karışıklıklara yol açması sebebiyle durumun Kanûnî Sultan Süleyman’a bildirilmesi üzerine 931 (1525) yılı sonlarında akşam namazına önce Hanefî imamının başlamasına karar verildiğini belirtir (İbrâhim Rif‘at Paşa, I, 251).

Fıkıh âlimleri, halkın cemaate katılma konusunda gevşeklik göstermesine engel olmak için dâimî imamı bulunan camilerde cemaatle namazın tekrarlanması mekruh sayılmıştır. Aralarında İbn Âbidîn’in de bulunduğu bazı fakihler mahalle mescidinde cemaatle kılınan namazın tekrarının mekruh, yol üstünde veya çarşıda bulunan camilerde ise câiz kabul edilmesinden hareketle, Mekke ve Medine mescidlerinin de yol üstü veya çarşı camisi hükmünde sayılması gerektiği için bu mescidlerde birden fazla cemaat oluşturulmasının câiz olacağı görüşündedir. Ayrıca bu konu, farklı mezhebe mensup bir imama uyarak kılınan namazın hükmü açısından da ele alınmış, her mezhep mensubunun kendi imamına uyması gerektiği dikkate alınarak aynı mescidde birden fazla cemaatin oluşması câiz kabul edilmiştir. Mescid-i Harâm’da mezheplerin vakit namazlarını ayrı cemaatler halinde kılmaları uygulamasına Abdülazîz b. Suûd döneminde 1343 (1924-25) yılında son verilmiş ve Kâbe çevresinde bulunan mezhep imamlarına ait makamlar kaldırılmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Cübeyr, er-Riḥle, Beyrut 1400/1980, s. 78-79; İbn Kudâme, el-Muġnî, II, 7-12; İbn Battûta, er-Riḥle (nşr. Abdülhâdî et-Tâzî), Rabat 1417/1997, I, 397-398; Fâsî, Şifâʾü’l-ġarâm (nşr. Abdüsselâm Tedmürî), Beyrut 1405/1985, I, 391-395; İbnü’z-Ziyâ el-Mekkî, Târîḫu Mekkete’l-müşerrefe ve’l-Mescidi’l-Ḥarâm ve’l-Medîneti’ş-şerîfe ve’l-ḳabri’ş-şerîf (nşr. Alâ’ İbrâhim el-Ezherî – Eymen Nasr el-Ezherî), Beyrut 1418/1997, s. 161-163; Ahmed b. Muhammed el-Mekkî, İḫbârü’l-kirâm bi-aḫbâri’l-Mescidi’l-Ḥarâm (nşr. Gulâm Mustafa), Kahire 1405/1985, s. 191-198; Ebû Saîd el-Hâdimî, el-Berîḳatü’l-Maḥmûdiyye fî şerḥi’ṭ-Ṭarîḳati’l-Muḥammediyye, İstanbul 1318, I, 128; İbn Âbidîn, Reddü’l-muḥtâr, I, 252-253, 265, 371; : Mir’ât-ı Mekke, I, 926-927, 944-945; M. Lebîb el-Betenûnî, er-Riḥletü’l-Ḥicâziyye, Kahire, ts. (Mektebetü’s-sekāfeti’d-dîniyye), s. 158; İbrâhim Rifat Paşa, Mirʾâtü’l-Ḥaremeyn, Kahire 1344/1925, I, 248-252; Hüseyin Abdullah Bâselâme, Târîḫu ʿimâreti’l-Mescidi’l-Ḥarâm, Cidde 1400/1980, s. 224-240; Mv.F, XXVII, 175-177.
Bu madde ilk olarak 2003 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 27. cildinde, 415-417 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.