MECMAU’l-BAHREYN

مجمع البحرين
Müellif:
MECMAU’l-BAHREYN
Müellif: CELAL KIRCA
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 18.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mecmaul-bahreyn--musa-hizir
CELAL KIRCA, "MECMAU’l-BAHREYN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mecmaul-bahreyn--musa-hizir (18.10.2019).
Kopyalama metni
“İki denizin birleştiği yer” anlamındaki bu ifade Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Mûsâ ile ilgili bir kıssa sebebiyle yer almaktadır. Buna göre Mûsâ yardımcısı olan gençle birlikte Allah katından kendisine rahmet ve ilim verilmiş, hadislerde adının Hızır olduğu belirtilen sâlih kişi ile görüşmek için iki denizin birleştiği yere gider ve o kişiden bilmediği bazı şeyleri öğrenmek ister; ancak mahiyetini anlayamadığı olaylar karşısında sabredemeyip söz verdiği halde soru sormaya devam edince beraberlikleri sona erer (el-Kehf 18/60-82).

Mecmau’l-bahreynin neresi olduğuna dair Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde bilgi bulunmamakta, gerek kıssadaki Mûsâ’nın kimliği gerekse bahr kavramının ifade ettiği anlam çerçevesinde mecmau’l-bahreynin delâlet ettiği yer konusunda İslâmî literatürde çeşitli yorumlar yer almaktadır. Arapça’da bahr kelimesi bol su, dolayısıyla deniz, göl ve büyük nehir için kullanılmakta, Lût gölüne el-Bahrü’l-meyyit (Ölüdeniz), Nil nehrine de Bahr veya Bahru Mısr denilmektedir (EI2 [Fr.], VIII, 38). Öte yandan bahreyn kelimesi Kur’an’da biri bahrân şeklinde olmak üzere dört yerde geçmektedir; ancak bunların Mûsâ ile Hızır’ın buluştuğu yer olan mecmau’l-bahreyn ile ilgisi yoktur (bk. BAHREYN).

Bugün bir ülkenin adı olan bahreyn kelimesi, İslâm öncesinde ve İslâm’ın ilk dönemlerinde Katîf ve Hasâ vahalarının da dahil olduğu Doğu Arabistan’a verilmiş bir isim olmasına karşılık (a.g.e., I, 970) müfessirler, Kehf sûresinin 60. âyetindeki bahreynin bir yerin adı olması ihtimalini göz önünde bulundurmayıp isimleri verilmeyen iki denizle bunların birleştiği yerin kastedildiğini kabul ediyorlardı; çünkü bahreynin özel isim olması halinde tekil zamir kullanılması gerektiği, halbuki âyette “o ikisinin birleştiği yere vardıklarında” denilmek suretiyle iki ayrı denize işaret edildiği belirtilmektedir (Elmalılı, V, 367-368).

İki denizin birleştiği yerin neresi olduğu tartışmalıdır. Müfessirler, bahr kelimesinin anlamından ve Kur’ân-ı Kerîm’de verilen özelliklerinden hareketle bahreyn ile kastedilen iki yerin bir nehir ve bu nehrin döküldüğü deniz veya iki ayrı deniz ya da bir nehirle onun döküldüğü göl olabileceğini ileri sürmekte; iki denizin birleştiği yerden mutlaka bir boğazın anlaşılmaması gerektiğini, zira arada bir engelin bulunduğunun belirtildiğini ifade etmektedirler.

Bu çerçevede bahreynin Fırat ve Nil nehirleriyle bunların döküldüğü deniz, mecmau’l-bahreynin de bu nehirlerin denize döküldüğü yer veya Bahr-i Fâris (Basra körfeziyle bağlantısı sebebiyle Atlas Okyanusu) ve Bizans denizi (Akdeniz), bu iki denizin birleştiği yerin de Tanca ve Cebelitarık Boğazı yahut Karadeniz’le Hazar denizi, hatta Kafkasya’daki Kur ve Res nehirlerinin arası veya İfrîkıye (Tunus çevresi) olduğu rivayet edilmektedir. Bahr-i Fâris’in Basra körfezi, Rum denizinin Kızıldeniz, mecmau’l-bahreynin Bâbülmendeb olduğu, ayrıca Basra körfeziyle Uman denizi arasındaki Hürmüz Boğazı olabileceği ileri sürülmektedir. Mecmau’l-bahreynin Basra körfeziyle Akdeniz’in birleştiği (birbirine yaklaştığı) yer yani Süveyş bölgesi ve Ürdün ırmağı ile onun döküldüğü Taberiye gölü olduğu da söylenmektedir (Taberî, XV, 271; Kurtubî, XI, 9-10; Mustafavî, I, 205; M. Tâhir b. Âşûr, XV, 362). Öte yandan hadisenin Sudan’da Mavi Nil ile Beyaz Nil’in birleştiği yerde geçtiği ifade edilmektedir (Mevdûdî, III, 182). Çivi yazılı tabletlerdeki “büyük suların kavşağı”nın ve Kur’an’daki mecmau’l-bahreynin Bahreyn adasının bulunduğu bölge olduğu da söylenmekte (Erdem, sy. 115 [1986], s. 5), Gılgamış destanı, İskender’in romanı ve bir yahudi efsanesiyle alâka kurulmaktadır (EI2 [Fr.], IV, s. 935-937).

Ancak en kuvvetli ihtimale göre mecmau’l-bahreyn Akabe ve Süveyş körfezlerinin birleştiği yerdir. Çünkü burası iki denizin ayrıldığı ve birleştiği noktadır. İbn Abbas’ın naklettiği bir hadisteki bilgilerden anlaşıldığı gibi olay (Buhârî, “Tefsîr”, 18/2-4, “ʿİlim”, 44, “Enbiyâʾ”, 27; Müslim, “Feżâʾil”, 170, 172), Hz. Mûsâ’nın İsrâiloğulları’nı Mısır’dan çıkarıp Sînâ dağına götürmesi ve burada vahiy almasından sonra vuku bulmuştur. Sînâ dağına ve Sînâ çölüne en yakın iki deniz ise Süveyş ve Akabe körfezleridir. Hz. Mûsâ’nın Hızır’la buluşmak için Cebelitârık Boğazı’na veya Nil’in doğduğu yere yahut Basra körfezindeki Bahreyn adasına gitmesi uzak ihtimaldir. Zira bilindiği kadarıyla Hz. Mûsâ, Mısır’dan ayrıldıktan sonra denizi geçip Sînâ yarımadasının batı sahilini takip ederek güneydeki Sînâ dağına ulaşmış, daha sonra arz-ı mev‘ûda gitmek üzere bu defa Sînâ yarımadasının doğu tarafından yukarıya çıkmış, İsrâiloğulları söz dinlemeyince geri dönmüş, kırk yılını Sînâ yarımadasında geçirmiş (el-Mâide 5/26) ve Tevrat’ın bildirdiğine göre Erîhâ karşısındaki Nebo dağında vefat etmiştir (Tesniye, 34/1-4).

Mecmau’l-bahreyn biri Mûsâ’nın temsil ettiği zâhir, diğeri Hızır’ın temsil ettiği bâtın ilminden oluşan iki ilim denizi veya ruhla cisim âlemlerinin birleşmesi şeklinde yorumlanmışsa da (Abdürrezzâk b. Ahmed el-Kâşânî, II, 237), birinci yorum bid‘atçılık olarak değerlendirilmiştir (Zemahşerî, II, 490).

BİBLİYOGRAFYA
M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “bḥr” md.; Buhârî, “Tefsîr”, 18/2-4, “ʿİlim”, 44, “Enbiyâʾ”, 27; Müslim, “Feżâʾil”, 170, 172; Taberî, Câmiʿu’l-beyân, XV, 271; Sa‘lebî, ʿArâʾisü’l-mecâlis, s. 166; Zemahşerî, el-Keşşâf (Kahire), II, 490; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXI, 143 vd.; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, I, 343-344, 347; Kurtubî, el-Câmiʿ, XI, 9-10; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾân, V, 170-178; Abdürrezzâk b. Ahmed el-Kâşânî, Te’vîlât-ı Kâşâniyye (trc. Ali Rıza Doksanyedi, s.nşr. M. Vehbi Güloğlu), Ankara 1987, II, 237; Elmalılı, Hak Dini, V, 366-369; VII, 371; Mustafavî, et-Taḥḳīḳ, I, 204-207; M. Tâhir b. Âşûr, Tefsîrü’t-Taḥrîr ve’t-tenvîr, [baskı yeri ve tarihi yok], XV, 362; Seyyid Kutub, Fî Ẓılâli’l-Ḳurʾân, Beyrut, ts., XV, 106; Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân, İstanbul 1996, III, 182; Sargon Erdem, “Cennet Ülkesi”, Zafer, sy. 115, Adapazarı 1986, s. 3-9; G. Rentz – W. E. Mulligan, “al-Baḥrayn”, EI2 (Fr.), I, 970; A. J. Wensinck, “al-K̲h̲aḍir”, a.e., IV, 935-937; J. H. Kramers, “al-Nīl”, a.e., VIII, 38.
Bu madde ilk olarak 2003 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 28. cildinde, 256 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.