MED - TDV İslâm Ansiklopedisi

MED

المد
Müellif:
MED
Müellif: MEHMET ALİ SARI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.09.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/med
MEHMET ALİ SARI, "MED", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/med (22.09.2020).
Kopyalama metni
Sözlükte “arttırmak, ziyade etmek” anlamına gelen medd kelimesi “çekmek, yaymak, döşemek, uzatmak” gibi mânalarda (Lisânü’l-ʿArab, “mdd” md.) Kur’ân-ı Kerîm’de otuz üç yerde geçmektedir. Terim olarak ise bir harekeli harfin önünde yer alan ve harfin harekesi türünden olan bir med harfiyle harfin sesinin harekesi yönünde uzatılmasına denir (Ali el-Kārî, s. 81). Ziyade med sebebi olan hemze ve sükûn bulunmadığında sadece med harflerinden biriyle yapılan uzatmaya “tabiî med” (medd-i tabîî) denir ve bu tür medler ayrıca kasr olarak da adlandırılır. Tabiî medler Arap dilinin aslında var olan, dilin kelime yapısındaki uzun hecelerdir.

Tabiî medlerin oluşumunda “med harfleri” (hurûf-ı med) adı verilen şu üç harften birinin bulunması şarttır: Kendisinden önceki harf (mâ kabli) üstün harekeli olduğunda daima med harfi olan elif (نا gibi); kendisi sâkin, bir önceki harf ötre harekeli vav (قولوا gibi); kendisi sâkin, bir önceki harf esre harekeli yâ (في gibi). Med harfleri çoğu yerde yazıda görülmekle birlikte bazı durumlarda yalnız telaffuzda vardır (به - له gibi). Tabiî medlerin uzatılma süresi özellikle Kur’ân-ı Kerîm tilâveti sırasında hassasiyet isteyen bir konu olur. Bu süre için birim olarak elif ölçüsü kullanılır (İbnü’l-Cezerî, I, 322). Bu ise elif diyecek veya elif (ا) yazacak kadar bir süredir. “Bir parmak kaldırılacak kadar” ifadesi (Karabaş, s. 5) ve diğer bazı ölçüler, öngörülen bu sürenin Kur’an’ı güzel okuyan üstatların ağzından (fem-i muhsin) onları dinleyerek tesbit edilmesi gerektiğini belirtir.

Tabiî med üzerine ilâve edilerek med edilen fer‘î (arazî) medler, med harfinden sonra gelen hemze veya sükûn faktörüne göre sınıflandırılmıştır. a) Med harfini takiben aynı kelimede hemze bulunuyorsa buna “muttasıl med” (medd-i muttasıl) denir (جيئ - سوء - شاء gibi). b) Hemze med harfinden sonra ayrı kelimede bulunuyorsa “munfasıl med” (medd-i munfasıl) meydana gelir (وفي أموالهم - قوا أنفسكم - يا أبت gibi). Munfasıl medde “câiz med” adı da verilir ve kıraat imamlarına göre bir, iki, üç, dört ve beş elif mertebeleriyle icra edilir. Muttasıl med ise vâcip meddir. Onda sadece bir elif (kasır) mertebesi yoktur (İbnü’l-Cezerî, I, 321-326). c) Med harfinden sonra vakıf ve vasıl hallerinde değişmeyen sükûn (sükûn-ı lâzım) bulunuyorsa buna “lâzım med” (medd-i lâzım) denir (الحاقّة - تأمرونّي - قٓ - نٓ gibi). d) Med harfinden sonra ârız sükûn (vakıf halinde telaffuzda var olan, vasıl halinde düşen) bulunuyorsa buna da “ârız med” (medd-i ârız) adı verilir (تكذّبان - مؤمنين - يعلمون gibi). Ârız medlerin icrasında kasırla da iktifa edilirken lâzım medler mutlaka tabiî medde ilâve ile uygulanmıştır. Ârız ve lâzım medlerde süre tûl (üç elif, dört elif), tavassut (iki elif) ve kasırla (bir elif) ifade edilir.

Bir başka med türü de “lîn harfleri” denilen vav ve yâ mahreçlerinin uzatılması şeklinde olur. Sâkin vav ve “yâ”dan önceki harf fethalı olur, sonraki harf üzerinde de vakfedilirse “lîn med” (medd-i lîn) meydana gelir ve mutlak tavassut ve tûl ile med edilir (نوم - الصّيفْ gibi). Bazı kıraat imamları medleri konumlarının farklılığı sebebiyle “medd-i hacz, medd-i adl, medd-i mübâlağa, medd-i bedel” gibi ondan çok farklı isimle anmışlardır (Ali b. Muhammed es-Sehâvî, II, 522).

BİBLİYOGRAFYA
Lisânü’l-ʿArab, “mdd” md.; Dânî, et-Teysîr (nşr. O. Pretzl), İstanbul 1930, s. 30-31; Ebû Ca‘fer İbnü’l-Bâziş, el-İḳnâʿ fi’l-ḳırâʾâti’s-sebʿ (nşr. Abdülmecîd Katâmiş), Dımaşk 1403, I, 476; Ali b. Muhammed es-Sehâvî, Cemâlü’l-ḳurrâʾ ve kemâlü’l-iḳrâʾ (nşr. Ali Hüseyin el-Bevvâb), Mekke 1408/1987, II, 522; İbnü’l-Cezerî, en-Neşr, I, 321-326; Karabaş, Karabaş Tecvidi, İstanbul 1328, s. 5; Süyûtî, el-İtḳān (nşr. M. Abdülmün‘im Hafâcî), Kahire 1370/1951, I, 96-98; Ali el-Kārî, el-Mineḥu’l-fikriyye ʿalâ metni’l-Cezeriyye, Kahire 1308, s. 81; Bennâ, İtḥâfü fużalâʾi’l-beşer, İstanbul 1285, s. 45-55; Lebîb es-Saîd, el-Cemʿu’ṣ-ṣavtiyyü’l-evvel bi’l-Ḳurʾân, Kahire, ts., s. 103-112.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2003 yılında Ankara'da basılan 28. cildinde, 288-289 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER