MEHMED EFENDİ, İmâm-ı Sultânî

Müellif:
MEHMED EFENDİ, İmâm-ı Sultânî
Müellif: TAHSİN ÖZCAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2003
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-efendi-imam-i-sultani
TAHSİN ÖZCAN, "MEHMED EFENDİ, İmâm-ı Sultânî", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mehmed-efendi-imam-i-sultani (19.11.2019).
Kopyalama metni
O dönemde Amasya sancağına bağlı olan Lâdik kazasında doğdu. Babası Mustafa Efendi’dir (Şeyhî, III, 651). Kıraat ilmindeki mahareti ve güzel sesiyle dikkat çekerek eski Mısır valisi Canbolatzâde Hüseyin Paşa’ya imam oldu ve “Canbolatzâde imamı” diye şöhret kazandı. Ardından Minkārîzâde Yahyâ Efendi’ye mülâzım oldu. Bir süre müderrislik yaparak 40 akçelik medreseden sonra sırasıyla 1080’de (1669) Hüsrev Kethüdâ Medresesi haricine, 1081’de (1670) ibtidâ-i dâhil rütbesiyle Cedîd İbrâhim Paşa, ertesi yıl mûsıle-i Sahn itibariyle Karaçelebizâde Mahmud Efendi Medresesi’ne tayin edildi.

IV. Mehmed tarafından sesi beğenildiği için 1081’de (1670) padişahın üçüncü imamı olunca “imâm-ı sultânî” diye anılmaya başlanan Mehmed Efendi 1083’te (1672) Sahn-ı Semân müderrisliğine, ertesi yıl ibtidâ-i altmışlı derecesiyle Zâl Mahmud Paşa Sultânî, mûsıle-i Süleymâniyye derecesiyle Ebû Eyyûb el-Ensârî ve 1085’te (1674) Süleymaniye medreseleri müderrisliğine getirildi. 1086’da (1675) hacca giden Ali Efendi’nin yerine IV. Mehmed’in ikinci imamı oldu ve Sultan Ahmed Medresesi’ndeki müderrisliğini de sürdürdü (Çelebizâde Âsım, s. 596).

1087’de (1676) Şam kazası pâyesiyle Yenişehir kadılığına getirilen, ancak imâm-ı sânîlik görevi devam ettiğinden bu vazifesini nâibi vasıtasıyla yürüten Mehmed Efendi ertesi yıl görevinden alındı. 1091’de (1680) Edirne, ardından İstanbul pâyeleriyle taltif edildi; 1 Zilhicce 1092’de (12 Aralık 1681) fiilen İstanbul kadısı oldu. Bir yıl kadar süren bu görevinin ardından kendisine 1095’te (1684) Anadolu kazaskerliği pâyesi verildi, 14 Cemâziyelevvel 1099’da (17 Mart 1688) Rumeli kazaskerliğine getirildi. İki yıl kadar sonra görevinden alındıysa da 1105’te (1694) Sadreddinzâde Sâdık Mehmed Efendi’nin yerine ikinci defa aynı makama tayin edildi. 4 Şâban 1106’da (20 Mart 1695) şeyhülislâm oldu. Ancak II. Mustafa, kendi hocası Erzurumlu Seyyid Feyzullah Efendi’yi şeyhülislâmlığa getirmek istediğinden iki ay altı gün şeyhülislâmlık yaptıktan sonra azledildi ve Edirne Vak‘ası’na kadar Kanlıca’daki yalısında oturdu.

Seyyid Feyzullah Efendi’nin yakınlarına iltiması ve idare tarzı sebebiyle ortaya çıkan hoşnutsuzluk neticesinde yeniçerilerin II. Mustafa’ya karşı ayaklanmasıyla başlayan ve III. Ahmed’in tahta çıkarılmasıyla sonuçlanan Edirne Vak‘ası esnasında yeniçeriler tarafından ikinci defa şeyhülislâmlığa getirildi (11 Rebîülevvel 1115 / 25 Temmuz 1703) ve III. Ahmed tahta geçince şeyhülislâmlığı tasdik edildi. Mehmed Efendi’nin Sultan Mustafa’nın hal‘ine dair fetvanın hazırlayıcısı olduğu nakledilmektedir (Defterdar Sarı Mehmed Paşa, s. 809). İkinci şeyhülislâmlığı beş ay sürmüştür. Cülûsunun ardından III. Ahmed ihtilâlcileri tasfiye ederken onlar tarafından şeyhülislâmlık makamına getirilmesi ve fitneye yol açma ihtimali bulunması sebebiyle Mehmed Efendi’yi de görevinden aldı (18 Ramazan 1115 / 25 Ocak 1704). Mecburi ikamet etmek üzere Bursa’ya gönderilen Mehmed Efendi burada tedrisle meşgul oldu ve Safer 1141 (Eylül 1728) tarihinde vefat etti.

Yumuşak mizaçlı, zâhid ve sâlih bir kimse olduğu belirtilen Mehmed Efendi’nin idarecilik kabiliyetinden yoksun olması, başkalarını rahatsız edecek sözler söylemesi ve makamını muhafaza için âsilerle birlik olması azlinin başlıca sebebidir. Yeniçeriler tarafından şeyhülislâm tayin edilişi anlatılırken bu nevi zaafları sebebiyle kendisinden “Kizbî” lakabıyla bahsedilmektedir (a.g.e., s. 797).

BİBLİYOGRAFYA
Mahmud Celâleddin Paşa, Ravzatü’l-kâmilîn (Şerh-i Şefiknâme), İstanbul 1290, tür.yer.; Anonim Osmanlı Tarihi: 1099-1116/1688-1704 (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 2000, s. 108, 234-235, 238, 248, 261, 271, 280; Defterdar Sarı Mehmed Paşa, Zübde-i Vekāyiât (haz. Abdülkadir Özcan), Ankara 1995, s. 484, 520, 534, 543-544, 797, 809, 816, 833; Silâhdar, Nusretnâme, I, 31; Şeyhî, Vekāyiu’l-fuzalâ, III, 651-653; Râşid, Târih, III, 32, 120-121; Çelebizâde Âsım, Târih, İstanbul 1282, s. 596; Devhatü’l-meşâyih, s. 78-79; Mustafa Nûri Paşa, Netâyicü’l-vukūât (nşr. Mehmed Gālib Bey), İstanbul 1327, III, 17-19; Sicill-i Osmânî, IV, 223; İlmiyye Salnâmesi, s. 496; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/2, s. 489; IV/1, s. 28, 44-45; Danişmend, Kronoloji2, V, 132, 134.

Tahsin Özcan
Bu madde ilk olarak 2003 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 28. cildinde, 453-454 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.