MELEK MEHMED PAŞA - TDV İslâm Ansiklopedisi

MELEK MEHMED PAŞA

Müellif:
MELEK MEHMED PAŞA
Müellif: FATİH YEŞİL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2019
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 30.11.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/melek-mehmed-pasa
FATİH YEŞİL, "MELEK MEHMED PAŞA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/melek-mehmed-pasa (30.11.2020).
Kopyalama metni
Kaptanıderyâ Bosnalı (Fındıklılı) Hoca Süleyman Paşa’nın oğludur. 1736’da başlayan Rus harbi esnasında babasının Taman’da bulunan Osmanlı donanmasına kumanda ettiği dönemde “derya beyi” unvanıyla göreve başladı. 1152’de (1739) savaşın sona ermesiyle birlikte İstanbul’a döndü ve Tersane kethüdâlığına getirildi. Tersane’deki çalışmaları I. Mahmud tarafından beğenilince genç yaşta olmasına rağmen “derece-i sâmiye-i mîr-i mîrânî” ile 1166 Muharreminde (Kasım 1752) kaptan-ı deryâ olarak tayin edildi. Bunun hemen ardından çıktığı Akdeniz seferinde başarı kazanması sebebiyle 23 Cemâziyelâhir 1166’da (27 Nisan 1753) kendisine bir tuğ ihsan edilip vezir rütbesine terfi ettirildi. 1168 Şâbanında (Mayıs 1755) ikinci defa Akdeniz seferine çıktıysa da I. Mahmud’un ölümü üzerine Hekimoğlu Ali Paşa’nın sadârete üçüncü defa tayiniyle gözden düştü ve azledilerek İstanköy’de ikamete mecbur edildi. 1756’da Köse Mustafa Paşa’nın yeniden sadrazamlığa getirilmesiyle vezirlik rütbesi iade edildi ve Selânik valiliğine gönderildi. III. Mustafa’nın tahta çıkmasının ardından nişancı olarak saraya davet edildi. III. Ahmed’in kızı ve padişahın kız kardeşi Zeyneb Sultan ile evlendi. Bu evlilik kariyeri açısından bir dönüm noktası teşkil etti. Yanya sancağı mutasarrıfı olarak Kubbealtı vezirleri arasına katıldı.

Haziran 1764’te Vidin ve 1765’te Belgrad muhafızlığına getirilen Mehmed Paşa, aynı yıl hanımıyla birlikte ikamet etmek üzere İstanbul’a davet edilerek kendisine Anadolu beylerbeyiliği verildi. Bu göreve tayininden hemen sonra Muhsinzâde Mehmed Paşa’nın sadârete getirildiği sırada bir ay kadar sadâret kaymakamlığı görevinde bulundu. Ancak Muhsinzâde onu Aydın vilâyetini verip uzaklaştırdı. 1179 Şevval ayında (Mart 1766) Rumeli beylerbeyiliğine tayin edildi. 1767’de ilk kaptanıderyâlığında olduğu gibi sadâret mührünün Köse Mustafa Paşa’ya tevcihiyle ikinci defa Osmanlı donanmasının başına getirildi. 1180 Zilhiccesinde (Mayıs 1767) korsan faaliyetlerini önlemek üzere Akdeniz’e açıldı. 1 Ramazan 1182’de (9 Ocak 1769) başşehre dönüşünün ardından bir defa daha nişancılığa getirildi. Fakat bu görevde uzun süre kalamadı. Osmanlı-Rus harbinin başlamasından kısa bir süre sonra Mora ve Aydın muhassıllıklarına ilâveten bu defa yaklaşık altı yıl sürdüreceği rikâb-ı hümâyun kaymakamlığına ikinci defa tayin edildi. Nişancılık tecrübesine rağmen uzun müddet taşrada görev yapmasından dolayı başlangıçta Bâbıâli’nin yazışma prosedürüne hâkim olamadığı için, III. Selim devrinin üst düzey yöneticilerinin yetişmesinde önemli rol oynayan Râif İsmâil (Paşa) ve Yenişehirli Osman (Paşa) efendiler ona yardımcı oldu. III. Mustafa’nın Ocak 1774’teki ölümüne kadar sadâret kaymakamlığı görevini sürdürdü. I. Abdülhamid’in tahta çıkışının ardından görevinden azledildi. O sırada sadârette bulunan Muhsinzâde Mehmed Paşa’nın girişimiyle azlini takiben iki ay içerisinde üçüncü defa kaptan-ı deryâ olarak tayin edildi. 1774’te savaşın bitmesiyle birlikte zarar gören Hotin tahkimatlarının tamiri bahanesiyle bölgenin valiliğine gönderildi.

Mehmed Paşa’nın Hotin’e tayin edilmesinin asıl sebebi, ağır şartlar içeren Küçük Kaynarca Antlaşması’nın imzalanmasından sonra yeni bir diplomatik krizle karşılaşmak istemeyen Bâbıâli’nin Rusya’ya gönderilecek elçinin mübadelesi için tecrübeli bir devlet adamına ihtiyaç duymasıydı. Oğlu ile birlikte başarılı bir şekilde gerçekleştirdiği mübadele merasiminden sonra görevinden alınan Mehmed Paşa 1180 Rebîülevvelinde (Ağustos 1776) Belgrad muhafızlığına getirildi. 1193 Recebinde ise (Temmuz 1779) Mora muhassıllığına tayin edilmekle beraber söz konusu eyaletin, siyasî rakibi Cezayirli Gazi Hasan Paşa’ya tevcihiyle tayini Eğriboz muhafızlığına yapıldı. Kaptanıderyâlık makamında iki defa halef-selef ilişkisi içerisinde bulunduğu Gazi Hasan Paşa’nın sahneye çıkışıyla birlikte siyasî gücünün zayıflamaya başladığı anlaşılan Mehmed Paşa imparatorluğun uzak bölgelerine idareci olarak yollanmaya başlandı.

1781 yılının ilk aylarında Mısır, aynı yılın eylül ayında Belgrad, Belgrad’a tayininin üzerinden iki ay geçmeden Kandiye muhafazasına tayin edildi. 1784 başında Mora’ya ve ertesi yıl Bender muhafızlığına getirildi. Bir yıl sonra bir defa daha Vidin muhafızı oldu. Vidin’de bulunduğu sırada çıkan bir yangında bütün servetini kaybeden Mehmed Paşa’nın burada yaşadığı bir başka olumsuzluk da Gazi Hasan Paşa’nın yetiştirmesi olan Sadrazam Koca Yûsuf Paşa’nın hükmüyle yaşlılığı bahane edilerek 16 Rebîülâhir 1202’de (25 Ocak 1788) vezirlikten azledilmesi ve kalan servetinin de müsadere edilerek Sakız’a sürülmesidir. Azlin asıl sebebi, Rusya’ya yeniden savaş açılması taraftarı olan Yûsuf Paşa’nın barış yanlılarını devlet idaresinden tasfiye etmek istemesiydi. Fakat Receb 1203’te (Nisan 1789) III. Selim’in tahta çıkmasıyla birlikte Mehmed Paşa bir defa daha göreve çağrıldı. Kendisinin Vidin muhafızlığı esnasında kethüdâlığını yapan (Cenaze/Meyyit) Kethüdâ Hasan Paşa vezîriâzam olunca III. Selim tarafından “pedermânde” diye nitelenen “şeyhü’l-vüzerâ” Mehmed Paşa, Kandiye muhafızlığına getirildi. Devam etmekte olan savaşın sonuna kadar Kandiye’deki görevinde bulundu. Savaşın bitmesinden birkaç ay sonra 12 Ramazan 1206’da (4 Mayıs 1792) Koca Yûsuf Paşa’nın yerine sadrazamlığa tayin edildi.

7 Haziran 1792’de başşehre ulaşan yetmiş dört yaşındaki Mehmed Paşa’nın sadârete getirilmesinde çatışmadan uzak mutedil kişiliği ve tecrübesiyle herkesin saygısını kazanması kadar, 1768-1774 Osmanlı-Rus Harbi esnasında başarılı görülen kaymakamlığı ve Mısır valiliği sırasında mütegallibeyi sessiz sadasız kontrol altına alması önemli rol oynadı. İdam edileceğini düşünen Koca Yûsuf Paşa’yı cezalandırmak bir yana, tuğlarını ve mallarını kendisine bırakarak Trabzon valiliğiyle Anapa seraskerliğine tayini sadâreti süresince izleyeceği, muhalefeti kucaklamaya yönelik siyasetinin ilk işareti oldu. III. Selim’in onu sadârete tayinini bildiren hatt-ı hümâyununda vurguladığı üzere, Nizâm-ı Cedîd düşüncesinin hayata geçirilmesi için hazırlıkların yapıldığı kritik bir dönemde yeni idarî sisteme karşı yapılacak itirazların önünü siyasî mahfillerde genel kabul gören ve halk tarafından sevilen Melek Mehmed Paşa alabilir, hatta belki de Nizâm-ı Cedîd projesini muhalefete kabul ettirebilirdi. Mehmed Paşa’nın sadârete getirilmesiyle birlikte devlet erkânından nizâm-ı devlete dair lâyihaların toplanması bu bağlamda dikkat çekicidir. Mehmed Paşa’nın sadrazamlığı döneminde aynı zamanda, idareyi büyük ölçüde kâtip nâzırlara veren Nizâm-ı Cedîd nizamnâmelerinin kaleme alınması da gerçekleşmişti. Zira üst düzey devlet ricâlinin “ittifâk-ı ârâ” ile söz konusu nizamnâmeleri onaylamaya razı edildiği meşveret meclislerinde Mehmed Paşa önemli rol üstlenmekteydi. Bir başka ifadeyle Mehmed Paşa’nın sadâreti, imparatorluk yönetimini Nizâm-ı Cedîd kabinesi adıyla mâruf siyasî gruba veren hukukî alt yapının oluşturulduğu dönemdir. Geniş yetkilere sahip Nizâm-ı Cedîd ve Hububat nâzırlıklarının kuruluşunun yanı sıra baruthânelerin tanzimi, topçu ve arabacı kışlalarının yaptırılması, tehdit altındaki Bender, Hotin, İsmâil gibi kaleler için nizamnâmeler yazılması ve buraların tahkim edilmesi, Levent Çiftliği’nin inşası Melek Mehmed Paşa’nın sadârette bulunduğu yıllara tesadüf etmektedir. Nizâm-ı Cedîd’in hukukî alt yapısının kurgulanması ve muhalefetin büyük ölçüde kontrol altına alınmasının ardından artık Bâbıâli’de yaşı sebebiyle alay konusu olmaya başlayan Mehmed Paşa, 24 Rebîülevvel 1209’da (19 Ekim 1794) Baruthâne-i Âmire’ye yaptığı bir teftiş gezisi esnasında azledildi. Elli seneyi aşkın bir süre imparatorluğun pek çok yerinde devlete hizmet etmiş olmasına hürmeten mûtat olduğu üzere başşehir dışına gönderilmek yerine Ortaköy’de bulunan yalısında hayatını sürdürmesine izin verildi. Azlinden sonra III. Selim’in çeşitli ihsanlarına nâil olduğu anlaşılan Mehmed Paşa, 16 Şevval 1216’da (19 Şubat 1802) vefat etti ve eşi Zeyneb Sultan’ın Eminönü Soğukçeşme’de bulunan türbesine defnedildi.

BİBLİYOGRAFYA :

Şem‘dânîzâde, Müri’t-tevârîh (Aktepe), I, 171-172; II/A, s. 68, 74-75, 115; II/B, s. 20, 28, 93, 116; III, 4; Halil Nûri, Târih, Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi, nr. 239, vr. 8a-10a; Ahmed Câvid, Verd-i Mutarrâ (Hadîkatü’l-vüzerâ içinde), s. 45-47; Vâsıf, Târih (İlgürel), s. 125; a.e., TSMK, Hazine Köşkü, nr. 1406, vr. 14b; İÜ Ktp., TY, nr. 5979, vr. 8a-9a; nr. 6012, vr. 198b-199b; III. Selim’in Sırkâtibi Ahmed Efendi Tarafından Tutulan Rûznâme (nşr. V. Sema Arıkan), Ankara 1993, s. 72-73, 75-76; Câbî Ömer Efendi, Târih (haz. Mehmet Ali Beyhan), Ankara 2003, I, 48; Sefînetü’l-vüzerâ, s. 49, 51, 54; Mustafa Nûri Paşa, Netâyicü’l-vukūât (nşr. Yılmaz Kurt), Ankara 2008, s. 34, 443; Sicill-i Osmânî, IV, 509; Cevdet, Târih, V, 23, 270-271; VI, 139-141; Mufassal Osmanlı Tarihi, İstanbul 1962, V, 2802-2803; N. Itzkowitz – M. Mote, Mubadele: An Ottoman-Russian Exchange of Ambassadors, Chicago-London 1970, s. 63-72, 115, 129, 198-202; Ali Osman Çınar, Mehmed Emin Edib Efendi’nin Hayatı ve Tarihi (doktora tezi, 1999), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 323-324, 344-349; Kemal Beydilli, Osmanlı Döneminde İmamlar ve Bir İmamın Günlüğü, İstanbul 2001, s. 195, 207, 209-210, 222; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Üçüncü Sultan Selim Zamanında Yazılmış Dış Ruznâmesinden 1206/1791 ve 1207/1792 Senelerine Âit Vekayi”, TTK Belleten, XXXVII/148 (1973), s. 637-639, 655-657; Fatih Yeşil, “III. Selim Devri Siyasî Literatürüne Bir Katkı: Yeni Bir Lâyiha Üzerine Notlar”, a.e., LXXVI/275 (2012), s. 98; İsmail Parlatır, “Melek Mehmed Paşa”, TA, XXIII, 421.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2019 yılında Ankara'da basılan (gözden geçirilmiş 3. basım) EK-2. cildinde, 244-245 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER