MENFELÛTÎ, Mustafa Lutfî

مصطفى لطفي المنفلوطي
Müellif:
MENFELÛTÎ, Mustafa Lutfî
Müellif: İSMAİL DURMUŞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2004
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/menfeluti-mustafa-lutfi
İSMAİL DURMUŞ, "MENFELÛTÎ, Mustafa Lutfî", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/menfeluti-mustafa-lutfi (22.10.2019).
Kopyalama metni
1293 (1876) veya 1289 (1872) yılında Asyût’a bağlı Menfelût beldesinde doğdu. Babası Muhammed Lutfî, Menfelût şer‘î kadısı ve nakîbüleşrafı olup Hz. Hüseyin soyundan gelen Lutfî ailesine, annesi meşhur Türk ailelerinden Çorapçılar’a mensuptur (Muhammed Abdülfettâh, II, 178). Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledikten sonra Ezher’e girdi. Burada on yıl kadar süren öğrenimi sırasında başta dil ve edebiyat olmak üzere ahlâk, felsefe gibi derslere özel ilgi gösterdi. Arap nesir ve nazmının klasiklerini okuyup üslûbunu ve şiir yeteneğini geliştirdi. Dönemin Ezher şeyhi Muhammed Abduh’un derslerine devam etti, onun reformist görüşlerini benimseyerek seçkin öğrencileri ve dostları arasında yer aldı. Abduh’un muhaliflerinden olan Hidiv Abbas Hilmi’yi eleştiren bir şiirinden dolayı altı ay hapis yattı. Abduh’un vefatından (1905) sonra Ezher’den ayrılarak Menfelût’taki evinde münzevi bir hayat yaşamaya başladı. 1907 yılında el-Müʾeyyed gazetesinde önce “el-Üsbûiyyât”, ardından “en-Nazarât” başlığı altında iki yıl devam eden içtimaî, ahlâkî ve siyasî yazılarıyla şöhreti yayılmaya başladı. Sa‘d Zağlûl Paşa’nın yabancı işgaline ve emperyalizme karşı başlattığı kurtuluş mücadelesini hararetle savunup destekledi. Sa‘d Zağlûl’ün maarif ve adalet nâzırlığı dönemlerinde nezâret kâtipliği (1909-1910), ardından Cem‘iyyet-i Teşrîiyye sekreterliği ve son olarak Meclis-i Nüvvâb sekreterliği görevlerini yürüttü. 12 Temmuz 1924 tarihinde Kahire’de vefat etti.

Akıcı ve lirik üslûbu ile deneme, roman ve hikâyede modern Arap edebiyatının önde gelen yazarlarından olan Menfelûtî, Fransızca’yı iyi bilmemesine rağmen dostlarının yardımıyla Alphonse Karr, François Coppée, Edmund Rostand ve Bernardin de Saint Pierre gibi ediplerin klasiklerinden yaptığı çevirilere özgün üslûbunu yansıtmada ve onları kendi ifade kalıplarına dökmede üstün başarı gösterdi. Tercümelerine dönemindeki çeviri anlayışının bir neticesi olarak asıllarında bulunmayan bazı ilâveler yapmış olmakla birlikte bunların eserin bütünlüğünü zedelemeyecek mahiyette olduğu görülür. Hikâye ve romanlarında hazin tabloları dramatik ve lirik bir üslûpla dile getiren Menfelûtî mutsuz kadınlar, üstün şahsiyet, fazilet, ölüm ve kin gibi temaları işlemiştir. ʿİbretü’d-dehr adlı eserinde “daha fazla hazcılık” diye gördüğü Batılılaşma’nın getirdiği alkolizm, kumar, serbest aşk ve intiharların aileyi nasıl çökerttiğini gözler önüne sermiş, yine Batılılaşma’nın bir sonucu olarak ortaya çıkan feminizme karşı çıkmış, bununla birlikte eserlerinde müslüman kadının karşılaştığı problemleri dile getirmiş ve bütün sorunların çözümü için İslâm prensiplerine sarılmanın gereğini vurgulamıştır. Gustave le Bon’un etkisiyle tarihin bütün uygarlıklar için eşit biçimde geçerli olduğuna inanan Menfelûtî, kendi ülkesinin de bir gün yeniden dirileceğine olan inancı muhafaza etmenin önemini belirtmiştir. Lord Cromer’in İslâm kültürünün gelişmeye elverişli olmadığı iddiasına karşı çıkarak aslında hıristiyan kültürünün İslâmiyet’ten alındığını, İslâm kültürünün gerilemesinde bu kültürün etkisinin bulunduğunu söylemiştir. Ebü’l-Alâ el-Maarrî ile Ömer Hayyâm’ı İslâm kültürünün ideal tipleri olarak gören Menfelûtî, Maarrî’nin Risâletü’l-ġufrân’ına bir taklit yazmış ve onun vejetarizmi ile hakiki insanlık idealini savunmuş, bazılarını Arapça’ya çevirdiği Ömer Hayyâm’ın Rubâʿiyyât’ını da İslâm düşüncesinin kemal noktası kabul etmiştir. Bununla birlikte Hz. Peygamber’in sîretinin müslümanın gerçek ideali olduğunu söylemiş ve onun eski-yeni bütün felsefe ve hikmetlerin yerine ikame edilebileceğini vurgulamıştır. İslâm birliğinin hararetli savunucularından olan Menfelûtî, Gaspıralı İsmâil Bey’i destekleyerek Trablusgarplı müslümanları İtalyanlar’a karşı savaşa teşvik etmiş, Şark’ın Garp istilâsından kurtulup bağımsızlığına kavuşabilmesi için müslümanları tek vücut halinde savaş vermeye çağırmıştır. Siyasetle doğrudan ilgilenmemekle birlikte milliyetçi hareketleri desteklemiş, Mustafa Kâmil ve Sa‘d Zağlûl gibi milliyetçiler için vefatlarından sonra sitayişkâr makaleler yazmıştır.

Çağdaş Arap nesrinin ve özellikle makale türünün önde gelen şahsiyetlerinden kabul edilen Menfelûtî edebî, ahlâkî, dinî ve içtimaî muhtevalı makalelerinde İbnü’l-Mukaffa‘, Câhiz, Bedîüzzaman el-Hemedânî gibi ediplerden etkilenmekle birlikte kendine has akıcı bir üslûp geliştirmiştir. Menfelûtî’nin yazılarında kullandığı hüzünlü üslûp gerek kendi döneminde gerekse sonraki nesiller üzerinde etkili olmuş, Mısır edebiyatının bir devri Abbâs Mahmûd el-Akkād tarafından “Menfelûtî devri” olarak adlandırılmıştır. Hem muhafazakâr hem modernistler tarafından sert hücumlara hedef olmasına rağmen Menfelûtî’nin eserleri bugün de çağdaş Arap edebiyatının en çok okunan kitapları arasında yer alır.

Menfelûtî eserlerine az miktarda yansıyan şiirlerini ilk gençlik yıllarında kaleme almış, daha sonra yazarlığa yönelmiş ve hayatını yalnız şiir yazmakla geçirenleri eleştirmiştir. Şiirlerinde tasvir, gençlik-yaşlılık, ecel-ölüm, düş-gerçek, mal mülk, şeref şan, dostluk vefâ, vecdiyyât ve hikemiyyât gibi konuları işlemiştir (Ahmed Ubeyd, I, 324-341). Eski Arap şiirini ideal olarak gören Menfelûtî yenilerden yalnız Beşşâr b. Bürd ile Ebû Nüvâs’a değer vermiş, bu yüzden muhalifleri tarafından eleştirilmiştir. Menfelûtî kendi döneminin şairlerini de ümit verici bulmaz. Yazı ve şiirlerinde Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına bir taraftan üzüldüğünü, diğer taraftan Mısır’ın bağımsızlığına kavuşması sebebiyle de sevindiğini ifade eder. Eserlerinde Arap dilinin bütün zenginliklerini ortaya koymuş olan Menfelûtî sunî secîe karşı olumsuz bir tavır takınmış olmakla birlikte tabii secii yaygın biçimde kullanmıştır. Bu arada uydurma kelimelere karşı çıkmış, Kahire ve Dımaşk dil akademilerinin bu konuda tavır almalarını sağlamıştır (Brockelmann, III, 196-200).

Eserleri. 1. en-Naẓarât (Kahire 1910, 1912, 1920, 1925, 1947, 1952). Başta el-Müʾeyyed olmak üzere gazete ve dergilerde yayımlanmış yazı, makale, risâle ve şiirlerinden oluşan seçmeler koleksiyonudur. 2. el-ʿAberât (Kahire 1915, 1916, 1922, 1958). Edebî ve etkili bir üslûpla yazılmış acıklı ve kısa hikâyelerden ibarettir. 3. Muḫtârâtü’l-Menfelûṭî (Kahire 1912, 1923). Eski ve yeni edebiyatçılardan derlenmiş şiir ve nesir seçmeleri olup Ali Yûsuf’a ithaf edilen I. cildi yayımlanmıştır. 4. Kelimâtü’l-Menfelûṭî. Ahmed Ubeyd tarafından derlenmiştir (Dımaşk 1343/1924). 5. el-İntiḳām (Kahire 1923). Bu hikâye daha sonra en-Naẓarât içinde de yayımlanmıştır. 6. Fî Sebîli’t-tâc (Kahire 1920, 1925; Beyrut, ts.). Fransız şairi François Coppée’nin Pour la couronne adlı tiyatro eserinin özetidir. 7. eş-Şâʿir (Kahire 1921, 1925). Sîrânû dî Bercrâk adıyla da tanınan eser Fransız şairi Edmund Rostand’ın Cyrano de Bergérac adlı romanının tercümesidir. 8. Mecdûlîn taḥte ẓılâli’z-zeyzefûn (Kahire 1923, 1928). Fransız yazarı Alphonse Karr’ın Sous les tilleuls adlı romanının çevirisidir. 9. el-Fażîle (Kahire 1923, 1924). Fransız yazarı Bernardin de Saint Pierre’in Paul et Virginie adlı aşk romanının Ferah Antûn’un tercümesinden yararlanılarak özgün inşa kalıplarına dökülmüş şeklidir. 10. Kelîle ve Dimne. Beydebâ’ya ait eserin İbnü’l-Mukaffâ‘ tarafından yapılan Arapça çevirisinin neşridir (Beyrut 1966). Kaynaklarda Menfelûtî’nin ʿİbretü’d-dehr, el-Muḳaddime, el-Beyân, el-Lafẓ ve’l-maʿnâ, el-Ḳażıyyetü’l-Mıṣriyye min seneti 1921 ilâ seneti 1923 adlı eserleri de geçmektedir (Brockelmann, III, 195-202).

Mustafa Şelebî’nin Muṣṭafâ Luṭfî el-Menfelûṭî el-edîbü’l-iştirâkî (Kahire, ts.), Ömer ed-Desûkī’nin el-Menfelûṭî: Dirâse naḳdiyye taḥlîliyye (Kahire 1976), Abbas Beyyûmî Aclân’ın el-Menfelûṭî ve es̱eruhû fi’l-edebi’l-ḥadîs̱: Fikren ve üslûben (İskenderiye 1977), Ahmed Abdülhâdî’nin el-Menfelûṭî: Ḥayâtühû ve müʾellefâtüh (Kahire 1981), Muhammed Ebü’l-Envâr’ın Muṣṭafâ Luṭfî el-Menfelûṭî: Ḥayâtühû ve edebüh (I-III, Kahire 1981-1986), Kâmil Muhammed Uveyde’nin Muṣṭafâ Luṭfî el-Menfelûṭî: Ḥayâtühû ve edebüh (Beyrut 1993) isimli çalışmaları bulunmaktadır. Osman Aşçıoğlu tarafından Mustafa Lutfî el-Menfelûtî’nin Hayatı, Eserleri ve XIX.-XX. Asır Arap Edebiyatındaki Yeri adıyla bir doktora tezi hazırlanmıştır (1980, UÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü). Emrullah İşler, Menfelutî’nin hayatı, eserleri, edebî kişiliği ve düşünce dünyasına dair bir girişle birlikte onun hikâye ve denemelerinden yaptığı seçmeleri Erdem Nerede? adıyla Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 2000).

BİBLİYOGRAFYA
Serkîs, Muʿcem, II, 1805; Brockelmann, GAL Suppl., III, 195-202; Mârûn Abbûd, Edebü’l-ʿArab, Beyrut 1960, s. 466-467; Şevkī Dayf, el-Edebü’l-ʿArabiyyü’l-muʿâṣır, Kahire 1979, s. 227-234; Muhammed Ebü’l-Envâr, Muṣṭafa Luṭfî el-Menfelûṭî, Kahire 1981-86, I-III; H. A. R. Gibb, Studies on the Civilization of Islam, London 1982, s. 258-268; Fethi Yeken, el-Mevsûʿatü’l-ḥarekiyye, Amman 1403/1983, I, 281-282; Abbas Mahmûd el-Akkād, Mürâcaʿât fi’l-âdâb ve’l-fünûn (el-Mecmûʿatü’l-kâmile içinde), Beyrut 1403/1983, XXV, 557-568; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), VIII, 239-240; Ahmet Savran, 19. Yüzyıl Osmanlılar Döneminde Yeni Arap Edebiyatı, Erzurum 1987, s. 275-284; Ahmed Ubeyd, Meşâhîrü şuʿarâʾi’l-ʿaṣr, Beyrut 1414/1994, I, 320-341; Sa‘d Mîhâîl, Âdâbü’l-ʿaṣr, Kahire, ts. (Matbaatü’l-Ümrân), s. 256-262; Muhammed Abdülfettâh, Eşherü meşâhîri üdebâʾi’ş-şarḳ, Kahire, ts. (el-Mektebetü’l-Mısriyye), II, 178-224; Erol Ayyıldız, Mustafa Lutfî el-Menfelûtî’nin Paul ve Virginie Tercümesi ve Tenkidi, Bursa, ts. (Fatih Yayınevi); Emrullah İşler, “Modern Arap Edebiyatında Bir Öncü: Mustafa Lutfî el-Menfelûtî”, Nüsha, I/3, Ankara 2001, s. 71-88; Ch. Vial, “al-Manfalūṭī”, EI2 (İng.), VI, 414-415; E. C. M. de Moor, “al-Manfalūtī, Mustafā Lutfī”, Encyclopedia of Arabic Literature (ed. J. S. Meisami - P. Starkey), London 1998, II, 506.
Bu madde ilk olarak 2004 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 29. cildinde, 134-136 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.