MERV

مرو الشاهجان
Bölümler İçin Önizleme
  • 1/2Müellif: OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİBölüme Git
    Verimli Murgāb deltasının aşağı kısmında kurulmuştur. Ortaçağ coğrafyacıları tarafından daha güneydeki bugün mevcut olmayan küçük Merverrûz’dan (Mervü...
  • 2/2Müellif: YÜKSEL SAYANBölüme Git
    MİMARİ. Yaklaşık 60 km2’lik geniş ve düz bir alana yayılan Merv şehrinin harabeleri arasında en eski mimarlık kalıntıları Erkkale’de bulunmaktadır. Ba...
1/2
MERV
Müellif: OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2004
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/merv#1
OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİ, "MERV", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/merv#1 (11.12.2019).
Kopyalama metni
Verimli Murgāb deltasının aşağı kısmında kurulmuştur. Ortaçağ coğrafyacıları tarafından daha güneydeki bugün mevcut olmayan küçük Merverrûz’dan (Mervürrûz) ayrılması ve öneminin belirtilmesi için Merveşşâhicân (Mervüşşâhicân) adıyla anılmıştır; Ortaçağ’ın siyasî, idarî, ticarî ve kültürel açılardan önde gelen şehirlerinden biridir.

İran ile Hazar denizi kıyılarını Orta Asya’nın önemli şehirlerine bağlayan stratejik bir mevkide ve işlek bir ticaret yolu üzerinde yer alan Merv’in ne zaman kurulduğu kesin biçimde bilinmemektedir. Bölgede yapılan arkeolojik kazılarda daha eski dönemlerden itibaren düzenli bir sulama sistemiyle beslenen gelişmiş bir tarım hayatının izlerine rastlanmıştır. Şehrin kuzeyinde kalıntıları bulunan bir seddin Persler tarafından inşa edildiği ve doğudaki göçebe kavimlere karşı savunma duvarı vazifesi gördüğü anlaşılmaktadır. İstahrî bu seddin bir kısmının IV. (X.) yüzyılda mevcut olduğunu söylemektedir (Mesâlik, s. 260). Son Sâsânî hükümdarı III. Yezdicerd’in İslâm ordularına yenilerek doğuya doğru kaçtığı zaman müstahkem bir garnizon halindeki Merv’e sığındığı (Taberî, IV, 298), fakat daha sonra yakındaki bir köyde öldürüldüğü bilinmektedir.

Hz. Osman’ın Basra valisi, Horasan emîri ve sâhibü’l-ceyşi olan Abdullah b. Âmir’in emrindeki kuvvetlerin gerçekleştirdiği fetih harekâtı sırasında ele geçirilen Merv’in merzübânı 2.200.000 dirhemlik bir haraç karşılığında Araplar’la anlaşma yoluna gitmişti; şehrin ilk camisi olan Benî Mâhân Camii de bu dönemde inşa edilmiştir. Ardından stratejik öneminden dolayı Horasan’ın askerî ve idarî merkezi haline getirilen şehir pek çok İran şehri gibi başlangıçta müslüman fâtihlere karşı baş kaldırmışsa da isyan bastırılmıştır. Ancak Horasan’ın bu karışık durumu Muâviye b. Ebû Süfyân dönemine kadar sürmüştür. Muâviye devamlı karışıklıkların yaşandığı, bir türlü istikrara kavuşamayan Irak’ın genel valiliğine 45 (665) yılında Ziyâd b. Ebîh’i getirdi. Ziyâd Irak’ta istikrarı sağladıktan sonra önce Hakem b. Amr’ı, ardından Rebî‘ b. Ziyâd el-Hârisî’yi merkezi Merv olan Horasan valiliğine tayin etti. Bu dönemde özellikle Kûfe ve Basra ordugâhlarından getirilen önemli miktardaki Arap askerinin aileleriyle birlikte şehrin etrafındaki köylere yerleştirildiği görülmektedir. Bu tarihten sonra Orta Asya’daki fetihlerde önemli rol oynayan Merv şehrini bazan Irak genel valisi, bazan da bizzat halifenin tayin ettiği valiler yönetti. Muâviye’nin ölümü üzerine şehirde başlayan karışıklıklar, Halife Abdülmelik b. Mervân’ın Irak genel valisi Haccâc b. Yûsuf es-Sekafî tarafından Horasan’a gönderilen Mühelleb b. Ebû Sufre’nin gelişine (78/697) kadar devam etti. Bu tarihten sonra şehrin hâkimiyeti üç nesil boyunca Mühellebîler’in elinde kaldı. Merv’in ikinci camisi olan Mescid-i Atîk’in bu dönemde inşa edildiği anlaşılmaktadır.

Abbâsî ihtilâli Merv’de patlak verdi. Ebû Müslim-i Horasânî 129’da (747) Araplar’dan çok İranlı köylülerle diğer mevâlîden oluşturduğu ordusunun başında şehre girdiğinde çarpışmayı göze alamayan Emevîler’in son Horasan valisi Nasr b. Seyyâr ailesiyle birlikte kaçmayı tercih etti (Taberî, VII, 353 vd.). İhtilâlin ardından valiliğe getirilen Ebû Müslim-i Horasânî ve arkasından Ebû Dâvûd ez-Zühlî imar faaliyetlerinde bulundularsa da şehrin asıl gelişmesi Me’mûn zamanına (808-817) rastlar. Merv’i kendisine başşehir olarak seçen Me’mûn’un Mâverâünnehir istikametine açılan Müşkân kapısı yakınlarında bir saray ve askerî garnizon inşa ettirmesinden sonra şehir o yönde genişlemeye başladı. Me’mûn’un iç karışıklıkların artması üzerine Bağdat’a dönmesinin ardından Horasan Tâhir b. Hüseyin’e verildi. Merv de Tâhirî hânedanının idare merkezi oldu. Ancak daha sonra merkez Nîşâbur’a nakledildi. Bununla birlikte III. (IX.) yüzyıl sonlarında Tâhirî hânedanından temsilcilerin Merv’de emirlik yaptığı bilinmektedir.

IV. (X.) yüzyıla gelindiğinde şehir nüfusunun üçte biri batı varoşlarında (rabaz) yaşıyordu; sulama kanallarının bir kısmı harap olmuş ve şehirde su sıkıntısı başlamıştı. Şehrin, Tâhirîler’in ardından Sâmânîler’in hâkimiyetine girmesi ve başşehrin Buhara’ya taşınması üzerine eski önemini büsbütün kaybetmeye başladığı anlaşılmaktadır. Merv, Sâmânîler’den sonra kurulan Gazneli hâkimiyeti döneminde de Horasan’ın idaresinde her açıdan öne geçen Nîşâbur’un yanında ikinci planda kaldı.

Merv tarihteki ikinci parlak dönemini Selçuklular zamanında yaşadı. Şehir, Dandanakan Savaşı’nın (431/1040) ardından yapılan kurultayın kararıyla Doğu Horasan’ın hâkimiyetini eline alan Çağrı Bey’in idare merkezi oldu. Çağrı Bey ve oğlu Alparslan burada kendi adlarına sikke bastırdılar. Alparslan’ın Selçuklu tahtına geçmesiyle birlikte (455/1063) şehir Horasan’ın idaresiyle görevlendirilen Selçuklu şehzadelerinin merkezi haline geldi. Melikşah zamanında surları yenilenen Merv, Sultan Muhammed Tapar döneminde doğuya tayin edilen Melik Sencer’in siyasî-idarî merkezi oldu. Tapar’ın vefatından sonra gelişen olaylarda Sencer’in Selçuklu tahtına müdahalesi ve Sâve savaşıyla (513/1119) hâkimiyeti ele geçirmesinin ardından Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun başşehri oldu. Sultan Sencer (1118-1157) uzun iktidarı müddetince burayı geliştirmek için büyük çaba harcadı. Surların dışında kalan rabaz, çevresine yeni surlar yapılmak suretiyle şehre dahil edildi, böylece Yeni Merv (Sultan Kal‘a) ortaya çıktı. Sultan Sencer zamanında her açıdan en parlak dönemini yaşayan Merv çok sayıda medrese ve kütüphanesiyle bir ilim merkezi haline geldi. Sultan Sencer’in Karahıtaylar karşısında uğradığı Katvân felâketinin (536/1141) ardından yaklaşık bir yıl uzak kaldığı Merv bu sırada Hârizmşah Atsız’ın hâkimiyetine girdi. Atsız halktan ve ulemâdan pek çok kimseyi katletti; Hârizm’e dönerken de bazı âlimleri beraberinde götürdü. Sultan Sencer bir yıl sonra yeniden şehre hâkim oldu ve 548’de (1153) Oğuzlar’a yenilip esir düşünceye kadar on bir yıl daha burada oturdu. Oğuz istilâsı döneminde Merv, Horasan’ın diğer belli başlı şehirleri gibi yağmalanarak yakılıp yıkıldı. Murgāb nehri üzerindeki su seddinin tahribi büyük kuraklık yaşanmasına ve halkın bölgeyi terketmesine yol açtı. Şehir bu tarihten sonra eski şaşaalı günlerine bir daha geri dönemedi.

Oğuzlar’ın ardından önce Hârizmşah Alâeddin Tekiş’e isyan eden kardeşi Sultanşah’ın ve daha sonra kısa bir süre için Gurlular’ın ve tekrar Hârizmşahlar’ın hâkimiyetine giren Merv, Moğol istilâsı sırasında Cengiz Han’ın oğlu Tuluy tarafından yağma ve tahrip edildiği gibi (1221) halkı da kılıçtan geçirildi (Cüveynî, I, 127-132). Hülâgû’nun İran’a gelmesinin ardından bölge İlhanlı topraklarına katıldı. Timurlular zamanında Şâhruh, Merv’i yeniden eski günlerine döndürebilmek için 812 (1410) yılında yeni bir bent yaptırarak sulama kanallarını tekrar faaliyete geçirdiyse de ne kâfi miktarda su temin edilebildi ne de suyu eski yerleşim merkezine taşıyabilmek mümkün oldu. Şah İsmâil’in 916 (1510) yılında Şeybânî Han’ı yenmesinden sonra Safevî hâkimiyetine giren şehir zaman zaman Özbek hücumlarına mâruz kaldı. XII. (XVIII.) yüzyılda da Buhara Emîri Murad Han’ın Murgāb Bendi’ni yıkıp halkı sürgüne yollaması yüzünden canlılığını tamamen kaybetti. Bölge 1884’te Ruslar tarafından ele geçirildi ve yeni sulama kanalları açılarak pamuk ziraatına elverişli hale getirildi. Merv günümüzde, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını ilân eden Türkmenistan Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde bulunmaktadır. Bugün şehirde Sultan Sencer Türbesi ile bazı bina ve sur harabelerinden başka yaşadığı eski ihtişamlı günleri hatırlatacak herhangi bir tarihî eser yoktur. Merv adını taşıyan idarî bölümün yüzölçümü 86.800 km2, nüfusu 1.289.500’dür (2003).

IV. (X.) yüzyıl coğrafyacılarından İstahrî, Merv’in ham ipek ihracatıyla tanındığını kaydeder (Mesâlik, s. 263). Ortaçağ boyunca Merv halkının en önemli geçim kaynağı ipek ve kumaş dokumacılığı, bakır işçiliği, hayvancılık ve ticaretti. Kaynaklarda, canlı bir ticarî hayata sahne olan şehrin pazarlarından ve burada dokunan kumaş ve kaftanlardan övgüyle söz edilir (Ya‘kūbî, s. 55; İbn Havkal, s. 171). Bugün de gıda ve deri işleme sanayiinin yanında tekstil (yün, pamuk) sanayii ile ünlüdür.

Merv’in dinî ilimler tarihinde önemli bir yeri vardır. Burada Kur’an ilimleri sahasında ilk faaliyetleri, Merv kadılığı yapan tâbiînden Yahyâ b. Ya‘mer el-Advânî’nin başlattığı rivayet edilmektedir. Merv’de kıraat ve tefsir ilminin gelişip yaygınlaşmasında Dahhâk b. Müzâhim’in büyük katkıları oldu. Onun öğrencileri arasında Ubeyd b. Süleyman el-Mervezî ve Hasan b. Yahyâ el-Mervezî ilk akla gelenlerdir. Ayrıca başka ilim dallarında da önemli isimler yetişmiştir. Bunlar arasında Ahmed b. Ali el-Mervezî, Muhammed b. Nasr el-Mervezî, Ebû İshak el-Mervezî, Ebû Hâmid el-Mervezî, Ebû Tâlib el-Mervezî, Habeş el-Hâsib el-Mervezî, Ali b. Hucr el-Mervezî, Ahmed b. Hammâd el-Mervezî, Şerîfüddin Muhammed b. Mes‘ûd el-Mervezî, Abdülkerîm b. Muhammed es-Sem‘anî el-Mervezî sayılabilir. Ahmed b. Hanbel de aslen Mervlidir. Halkın çoğunluğunun Hanefî olduğu Merv ilk tasavvufî hareketlerin ortaya çıkmasında da önemli bir yere sahiptir.

BİBLİYOGRAFYA
Müsned, V, 357; Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 452-454, 588-589, 595-596, 601-606; İbnü’l-Fakīh, Tercüme-yi Muḫtaṣarü’l-Büldân (trc. H. Mes‘ûd), Tahran 1349 hş., s.167-171; Ya‘kūbî, Kitâbü’l-Büldân (Âyetî), s. 55-56, 72-74, 78-79, 82-83; İbn Hurdâzbih, el-Mesâlik ve’l-memâlik (trc. Hüseyin Karaçânlû), Tahran 1370 hş., s. 26-29, 32, 147; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), VII, 353 vd.; ayrıca bk. İndeks; İstahrî, Mesâlik (de Goeje), s. 260-261, 263; İbn Havkal, Sefernâme-yi İbn Ḥavḳal: Îrân der Ṣûretü’l-ʿarż (trc. Ca‘fer Şuâr), Tahran 1366 hş., s. 164, 166, 167, 169-171; Ḥudûdü’l-ʿâlem (Sütûde), s. 44, 94-95; Makdisî, Aḥsenü’t-teḳāsîm (trc. Ali Nakī Münzevî), Tahran 1361 hş., I, 72; II, 433-434, 453-456; Gerdîzî, Zeynü’l-aḫbâr (nşr. Abdülhay Habîbî), Tahran 1366 hş., s. 164-166, 237, 264, 434-436; Muhammed b. Hüseyin el-Beyhakī, Târîḫ (nşr. Ali Ekber Feyyâz), Meşhed 1350 hş., s. 37-38, 568, 730, 820; Sem‘ânî, el-Ensâb (Bârûdî), V, 265-266; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân (Cündî), V, 132-136; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil (trc. Abdülkerim Özaydın), İstanbul 1991, X, 58, 113, 219-223; XI, 85, 92, 154-159, 180, 187, 194-195, 215, 306; Cüveynî, Târîḫ-i Cihângüşâ, I, 119-132; II, 5, 20-25, 48-52; Zekeriyyâ b. Muhammed el-Kazvînî, Âs̱ârü’l-bilâd (trc. Cihangir Mirzâ Kaçar, nşr. Mîr Hâşim Muhaddis), Tahran 1373 hş., s. 529-535; Müstevfî, Nüzhetü’l-ḳulûb (Strange), s. 156-157; Hâfız-ı Ebrû, Coġrâfîyâ-yi Târîḫî-yi Ḫorâsân der Târîḫ-i Ḥâfıẓ-ı Ebrû (nşr. Gulâm Rızâ Verehrâm), Tahran 1370 hş., s. 38-41; C. E. Bosworth, The Ghaznawids: Their Empire in Afghanistan and Eastern Iran: 994-1040, Edinburgh 1963, bk. İndeks; H. Horst, Die Staatsverwaltung der Grosselğūqen und Ḫōrazmšāhs: 1038-1231, Wiesbaden 1964, s. 58, 126-127, 164-165,167; Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1979-91, I, III, bk. İndeks; V. V. Barthold, Âbyârî der Turkistân (trc. K. Keşâverz), Tahran 1350 hş., s. 63-97; a.mlf., Moğol İstilâsına Kadar Türkistan (haz. Hakkı Dursun Yıldız), İstanbul 1981, s. 241-242, 380, 400, 408-411, 422, 546-549; a.mlf., Teẕkire-yi Coġrâfîyâ-yi Târîḫî-yi Îrân (trc. Hamza Serdâdver), Tahran 1372 hş., s. 73-83; İbrahim Kafesoğlu, Harezmşahlar Devleti Tarihi, Ankara 1992, bk. İndeks; G. le Strange, The Lands of the Eastern Caliphate, Frankfurt 1993, s. 397-406; J. Marquart, Îrânşehr (trc. Meryem Mîr Ahmedî), Tahran 1373 hş., s. 151-154; Yüksel Sayan, Türkmenistan’daki Mimari Eserler (XI-XVI. Yüzyıl), Ankara 1999, s. 17-22, 73-129; İsmail Aka, “Mirza Şahruh Zamanında Timurlularda İmar Faaliyetleri”, TTK Belleten, XLVIII/189-190 (1985), s. 285-297; A. Sato, “Shoki Islam Jidai no Merv”, Islam Sekai, XLIII (1994), s. 27-54; A. Yakubovskiy, “Merv”, İA, VII, 773-777; a.mlf. – [C. E. Bosworth], “Marw al-S̲h̲āhid̲j̲ān”, EI2 (İng.), VI, 618-621.
Bu bölüm ilk olarak 2004 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 29. cildinde, 221-223 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
2/2
Müellif:
MERV
Müellif: YÜKSEL SAYAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2004
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 11.12.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/merv#2-mimari
YÜKSEL SAYAN, "MERV", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/merv#2-mimari (11.12.2019).
Kopyalama metni
MİMARİ. Yaklaşık 60 km2’lik geniş ve düz bir alana yayılan Merv şehrinin harabeleri arasında en eski mimarlık kalıntıları Erkkale’de bulunmaktadır. Bazı İslâm kaynaklarına göre bu kalenin ilk bânisi Turan ve İran’ın ortak efsanevî hükümdarı Tahmûrâs (İstahrî, s. 258; Yâkūt, V, 113), Kâşgarî’ye göre ise Türk Hakanı Alp Er Tonga’dır. Kerpiçten dâirevî biçimdeki sur duvarları ile 20 hektarlık bir alanı kuşatan kalede yapılan kazılar sonucunda saray, tapınak ve ev temelleri ortaya çıkarılmıştır. Tarihi milâttan önce VI-V. yüzyıllara kadar uzanan bu kalıntıların araştırmalar ilerledikçe daha gerilere gitmesi mümkündür.

Erkkale’nin güney istikametinde ilk defa Selevkoslar tarafından iskân edilen ve sonraki dönemlerde de oturulmuş olan Gâvurkale, merkezinde hükümet binalarının bulunduğu, etrafı dörtgene yakın kerpiç sur duvarlarıyla çevrili bir yerleşim yeridir. Sâsânîler ve erken İslâm devirlerinde şehir burası ve civarındaki meskûn mahalden ibaretken Ebû Müslim-i Horasânî döneminde batıya doğru taşarak büyümüş ve Macan Ark’ı üzerinde yapılar, bu arada bir cami ile dârü’l-imâre bina edilmişti. X. yüzyılda Merv’i Horasan’ın en güzel şehri olarak nitelendiren ve temizliğinden özellikle söz eden İstahrî, şehrin içinden geçen Razik ve Macan kanallarının kıyısı boyunca köşklerin dizildiğini, yapıların balçıktan kurulduğunu ve şehirde cuma namazının kılındığı üç caminin mevcut olduğunu kaydeder. Bunlardan Benimahan adı verilen eski cami ilk fetihler devrinden kalmıştı. İkinci cami şehir kapısı yakınında yer alıyordu; Ebû Müslim’in inşa ettirdiği üçüncü cami de Macan Kanalı kıyısında ve hükümet konağının arkasında bulunuyordu (İstahrî, s. 258-263).

Merv’in batı kesiminde VI-VII. yüzyıllara tarihlendirilen iki köşk kalıntısı dikkat çekici anıtlardır. Büyük Kızkale ve Küçük Kızkale (Yiğitkale) adı verilen bu yapıların birbirine uzaklığı 100 m. kadardır. Çift katlı olarak inşa edilen köşkler, dış cephelerindeki “gofra” denilen yarım silindirik yivleri ve bir orta mekânın etrafında şekillenen merkezî planları ile bölgedeki sivil mimarinin karakteristik özelliklerini yansıtmaktadır.

Selçuklu devrinde tamamen bir Türk şehri karakteri kazanan Merv başşehir olduğu dönemde (1118-1157) mimarlıkta da büyük gelişme göstermiştir. Esasen şehrin bu parlak devri, Melikşah’ın emriyle 1080-1090 yılları arasında Gâvurkale’nin batısında Sultankale’nin inşa edilmesiyle başlamıştır. XI-XII. yüzyıllar yerleşmesini çeviren kale 1095’te Arslan Argun, 1153’te Oğuzlar tarafında tahrip edilmiş, fakat 1220-1221’deki Moğol istilâsına kadar her defasında yeniden onarılarak kullanılmıştır. Onun kuzeydoğusundaki Şehriyarkale, Selçuklu sarayı ve diğer hükümet binalarını kuşatan bir iç kaledir. Sultankale ile aynı zamanlarda kurulduğu sanılan bu kalede o dönemden çok harap durumda birkaç yapı kalıntısı mevcuttur. Büyük bir Selçuklu saray külliyesine ait bu kalıntılardan kuzeybatıdakinin muhafız birliğinin barınağı, orta kısımdakilerin ise sultan köşkü ve divanhâne olduğu kabul edilmektedir. Bugün yalnızca birkaç duvar parçası ve yer yer kümelenen kerpiç yığınlarından ibaret bulunan köşk iki katlı ve dört eyvanlı avlulu bir plan arzetmektedir. Pugaçenkova 1950’lerdeki araştırmalarında binanın iki katında elli kadar mekân tesbit etmiştir. Nisbeten daha iyi korunduğu görülen ve dıştan yivli duvarlarıyla dikkati çeken divanhâne ise uzunlamasına dikdörtgen tek hacimli iç mekândan ibaret olup üzeri tonozla kapatılmıştır.

Merv’in mimari yapıları Moğol istilâsında tamamıyla yıkıma uğramıştır. Kale ve hisarları yerle bir edilen şehirde cami, medrese, han, hamam ve kütüphaneler yakılıp yıkılmıştır. Selçuklu dönemi eserlerini neredeyse bütünüyle yok eden bu tahribattan sonra yalnızca birkaç mimari eser ayakta kalabilmiştir. Bunlardan en eski tarihli ve kitâbeli olanı, Sultankale’nin 1 km. kadar kuzeybatısında yer alan Muhammed b. Zeyd Türbesi’dir. 506 (1112-13) yılında Şerefeddin Ebû Tâhir tarafından inşa ettirilen kare planlı yapının üzeri tromplu tek kubbe ile örtülmüştür. Sultan Sencer’in XII. yüzyılın ortalarında kendisi için yaptırarak “dârü’l-âhire” adını verdiği türbesi şüphesiz Merv’in en önemli mimari anıtıdır. Sultankale’nin merkezinde bulunan ve çevresinde kazılarla açığa çıkarılan bina temellerinden bir külliyenin çekirdeğinde yer aldığı anlaşılan türbe, yalnız Merv’in ve Türkmenistan’ın değil XII. yüzyıl İslâm dünyasının şaheseri durumundadır. Kare planlı kübik bir gövde üzerinde galeriler şeklinde yükselen türbeyi içten 17 m. çapındaki nervürlü kubbesi örtmektedir. Yapı çift kubbeli iken dış kubbe ve onu kaplayan fîrûze renkli çiniler bütünüyle yok olmuştur (bk. SULTAN SENCER TÜRBESİ).

Şehirde Büreyde b. Husayb el Eslemî ve Hakem b. Amr el-Gıfârî adındaki sahâbîlere ait türbelerle Yûsuf el-Hemedânî Türbesi’nin de Moğol işgalinden önce mevcut olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. Sultankale’nin güneydoğusunda eski bir mezarlıkta bulunan sahâbî türbeleri, XV. yüzyılın başlarında Şâhruh tarafından yeniden yaptırılarak bunların kuzey yönünde iki eyvan ve batı yönünde bir mescid inşa ettirilmiştir. Kare planlı ve üzeri kubbeli olan türbeler XX. yüzyıl başlarında yeniden onarım görmüştür. Bu yapılar o günkü şekliyle ayaktadır; yıkılan mescidin yerine son yıllarda yenisi yapılmıştır.

Sultankale’nin kuzeydoğusunda yer alan Yûsuf el-Hemedânî Türbesi 535’te (1140) vefat eden Hoca Yûsuf el-Hemedânî adına inşa ettirilmiştir. İlk yapı Moğollar tarafından tahribe uğradığı için eser daha sonraları tamir görmüş olmalıdır. XVI. yüzyılın başlarında türbenin güneyinde ve 1890’da kuzeyinde birer mescid yaptırılmıştır. Her iki bina da orijinalliğini korurken türbe son zamanlarda geçirdiği bir restorasyonla tamamen yenilenmiştir. Merv’in diğer bir mezar anıtı Kız Bîbî Türbesi’dir. Sultankale’nin güneybatısında yer alan eserin kimliği tam olarak aydınlatılamamıştır. XII. yüzyıldan kaldığı kabul edilen ve yakın zamanlarda esaslı bir restorasyonla yenilenen kare planlı yapıyı üzeri tromplu sivri bir kubbe örtmektedir.

Yâkūt’un özellikle sözünü ettiği Merv’in medrese ve kütüphanelerinden hiçbir iz kalmamıştır. Eserinde şehirde on vakıf kütüphanenin bulunduğunu kaydeden Yâkūt bunların adlarını da saymaktadır (Muʿcemü’l-büldân, V, 112, 114). Ancak söz konusu yapıların mimarileri konusunda yeterli bilgi yoktur.

Moğol işgalinde Murgāb Bendi’nin yıkılmasıyla Merv vahası çöl haline geldiği için uzun süre şehirde ve çevresinde yapılaşma açısından kayda değer bir canlanma olmamıştır. Ancak çok sonraları, XV. yüzyılın başlarında Timurlu Şâhruh’un emriyle Merv’de bazı yapılar ve su bendi (Sultan Bend) onarılarak şehir ihya edilmiştir. Devrin tarihçisi Hâfız-ı Ebrû’nun kaydettiğine göre Şâhruh, Sultankale’nin güneyinde Yeni Merv de denilen Abdullah Hankale’yi kurdurmuş, gerekli binaların inşası tamamlanınca buraya başka yerlerden insanlar getirterek yerleştirmiştir. Yaklaşık on yıl zarfında şehir yine bağları bahçeleri, çarşı pazarları, cami, medrese ve han hamam gibi yapılarıyla canlı bir görünüme kavuşturulmuştur. Ancak o devrin yapılarından da pek az mimari eserin kalıntısı günümüze ulaşabilmiştir. Bu dönemin camileri arasında en önemlisinin 820’de (1417) Şâhruh tarafından inşa ettirilen Merv Camii olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. Şah I. Abbas devrine kadar işlevini sürdüren ve XIX. yüzyılın ortalarında yarı yıkık bir hal alan cami bugün mevcut değildir. Sultankale ile Abdullah Hankale arasında yöre halkı tarafından “Hacı Melikin Tandırı” diye adlandırılan üç yapı kalıntısı görülmektedir. En büyüğü XII-XIII. yüzyıllarda, diğerleri XV. yüzyılda kerpiçten kurulan ve konik bir görünüş arzeden yapılar buzhane olarak inşa edilmiştir. Abdullah Hankale’nin kuzeybatısında yer alan Bayram Ali Hankale Merv kalelerinin sonuncusudur. İnşa tarihi kesin olarak tesbit edilemeyen yapının XVII-XVIII. yüzyıllarda yaptırıldığı sanılmaktadır.

Merv Çevresindeki Mimari Yapılar. Merv şehrinin dışında Selçuklu döneminden mimarlık tarihinde çok önemli sayılan bazı yapı ve yapı kalıntıları mevcuttur. Yolöten’deki Talhatan Baba Camii şüphesiz bunların başında yer almaktadır. Merv vahasındaki Çilburç ve Başane (Kurtlutepe) camileri ise sağlam olarak günümüze kadar gelememiştir. Şehir çevresinde ıssız yol güzergâhlarında inşa edilen ve halen çok harap durumda bulunan kervansaraylar türlerinin erken örnekleri olmaları bakımından büyük değer taşımaktadır. Merv-Âmül yolu üzerinde bulunan harap Akçakale Kervansarayı iki avlulu tasarımıyla bu çevredeki kervansarayların en büyüğüdür. Buna karşılık el-Asker Kervansarayı tek avlulu bir yapıdır. Merv-Hârizm yolundaki Ode Mergen (Merguen) Kervansarayı, kare bir avlu etrafında ahır ve konaklama mekânlarının belli düzende ve simetrik tarzda dizilmesinden oluşmaktadır. Başane Kervansarayı bunlardan farklı bir plana sahiptir. İşlevi tartışmalı olmakla birlikte yapı, avlulu ve kapalı hol bölümleriyle Anadolu Selçuklu sultan hanlarında görülen klasik plan şeklinin öncüsü olarak kabul edilmektedir. Kitâbeleri bulunmadığından kesin tarihleri tesbit edilemeyen söz konusu yapılar XI-XII. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.

Merv çevresinde bölgeye dağılmış halde bulunan Hüdâyî Nazar Evliya, İmam Şâfiî, İmam Bekir ve Abdullah b. Büreyde türbeleri Türk-İslâm mezar anıtlarının erken örneklerinden sayılmaktadır. Kare planlı ve üzerleri kubbeli bu yapılardan yalnızca İmam Şâfiî Türbesi altta kripta bölümüyle iki katlı olarak bina edilmiştir. Kitâbeleri mevcut olmadığı için kesin tarihleri tesbit edilemeyen türbeler XI-XII. yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Bunlardan, Merv’de vefat eden meşhur kumandan sahâbî Büreyde b. Husayb’ın oğlu Abdullah b. Büreyde el-Eslemî’nin (ö. 115/733) bu şehirde kadılık yaptığı bilinmekte, diğer iki zatın kimliği hakkında bilgi bulunmamaktadır. İmam Şâfiî’nin kabri Kahire’de olduğuna göre ona nisbet edilen bu yapı ya bir makam-türbedir veya aynı nisbeyi taşıyan başka bir zata aittir.

BİBLİYOGRAFYA
İstahrî, Mesâlik (de Goeje), s. 258-263; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, Beyrut 1986, V, 111-114; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil (trc. Ahmed Ağırakça – Abdülkerim Özaydın), İstanbul 1987, XII, 352; V. A. Jukovskiy, Razvalini Starago Merva, St. Petersburg 1891, s. 142; E. L. Markov, Possiya v Sredney Azii, St. Petersburg 1901, I, 307-308; A. İ. Dmitriev-Mamanov, Putevoditel po Turkestanu i Sredneaziatskoy celeznoy doroge, St. Petersburg 1913, s. 196; N. M. Baçinskiy, Arhitekturnie pamyatniki Türkmenii, Moskva-Aşkabad 1939; Barthold, İslâm Medeniyeti, s. 40; G. A. Pugaçenkova, Puti Razvitiya Arhitekturı Yujnogo Türkmenistana Porı Rabovladeniya i Feodalizma, Moskva 1958; a.mlf., Starıy Merv, Aşkabad 1960; a.mlf., İskusstvo Türkmenistana, Moskva 1967; a.mlf., Gadımi Mari, Aşkabad 1982; B. M. Masson, Merv Margiananın Payitahtı, Aşkabad 1991; Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul 1993, s. 490; Azim Ahmedov, Gadimiyetin Yanı, Aşkabad 1993, s. 36-37; a.mlf., “Taze Merv”, Türkmenistanın Yadigarlikleri, sy. 47, Aşkabad 1989, s. 18-19; Yüksel Sayan, Türkmenistan’daki Mimari Eserler (XI-XVI. Yüzyıl), Ankara 1999; Orhan Tan, Merv, Ankara 2000; A. Yakubovskiy, “Merv”, İA, VII, 774-776; Emel Esin, “Merv”, TA, XXIV, 18-21.
Bu bölüm ilk olarak 2004 senesinde Ankara'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 29. cildinde, 223-225 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.