MEVDÛD b. İMÂDÜDDİN ZENGÎ

مودود بن عماد الدين زنكي
Müellif:
MEVDÛD b. İMÂDÜDDİN ZENGÎ
Müellif: BAHATTİN KÖK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2004
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 27.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mevdud-b-imaduddin-zengi
BAHATTİN KÖK, "MEVDÛD b. İMÂDÜDDİN ZENGÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mevdud-b-imaduddin-zengi (27.05.2020).
Kopyalama metni
Muhtemelen 525 (1131) yılında doğdu. Musul Atabegi İmâdüddin Zengî’nin küçük oğludur. İmâdüddin Zengî 541’de (1146) ölünce büyük oğlu Seyfeddin Gazi Musul’da idareyi ele almış, ikinci oğlu Nûreddin Mahmud Zengî Halep’e hâkim olmuştu, üçüncü oğlu emîr-i emîrân Nusretüddin ise Harran valisiydi. Mevdûd babası öldüğünde henüz on altı yaşında bulunuyordu.

Musul Atabegi I. Seyfeddin Gazi, çocuğu olmadığı için ölümünden önceki hastalığı sırasında Vezir Cemâleddin el-İsfahânî ile başkumandanı Ali Küçük’ün arzuları üzerine kardeşi Mevdûd’un Musul atabegi olmasını uygun buldu. Seyfeddin Gazi ölünce Mevdûd Musul atabegliğine getirildi (Cemâziyelâhir 544 / Ekim 1149). Bu durumdan memnun kalmayan bazı emîrler Halep’teki Nûreddin Mahmud’a haber gönderip Seyfeddin Gazi’nin mirasına sahip çıkmasını istediler. Nûreddin yol boyunca asker toplayarak Sincar’a yürüdü. Mevdûd’u destekleyen Cemâleddin el-İsfahânî muhalif emîrlerin yanından uzaklaşması yüzünden zayıf duruma düşmüştü. Bundan dolayı Nûreddin ile mücadeleye girmeyip meseleyi müzakere yoluyla halletmeyi tercih etti. Nûreddin de her iki taraf için kötü sonuçlar doğuracak bir savaştan kaçındı ve Mevdûd’un Musul’daki hâkimiyetini tanıdı. Devlet yönetiminde Cemâleddin el-İsfahânî, Ali Küçük, Emîr İzzeddin Ebû Bekir ed-Dübeysî ve Kadı Kemâleddin Ebü’l-Fazl Muhammed eş-Şehrezûrî’den oluşan bir heyet söz sahibiydi. Mevdûd, Musul atabegi olduktan kısa bir süre sonra Mardin Artuklu Hükümdarı Timurtaş’ın kızı Zümrüd Hatun ile evlendi.

Mevdûd, ağabeyi Nûreddin Mahmud’un 10 Receb 544’te (13 Kasım 1149) Sincar Kalesi’ne hâkimiyeti meselesinden dolayı onunla savaşa girmek üzere iken veziri Cemâleddin el-İsfahânî’nin gayretiyle taraflar arasında anlaşma sağlandı. Bu antlaşmayla Mevdûd’un başında bulunduğu Musul Atabegliği zayıflarken Nûreddin Mahmud Suriye’deki durumunu güçlendirdiği gibi Fırat havzasını da kontrol altına aldı. Buna göre Musul Atabegliği’ne ait olan Hıms, Urfa, Rahbe ve Rakka’nın Nûreddin Mahmud’a verilip onun Suriye bölgesinde, Mevdûd’un da Sincar’a sahip olarak Urfa hariç el-Cezîre’de bağımsız hüküm sürmeleri kararlaştırıldı. Mevdûd’un el-Cezîre’ye hâkimiyeti, Abbâsî Halifesi Muktefî-Liemrillâh ve Irak Selçuklu Sultanı Mes‘ûd b. Muhammed Tapar tarafından onaylandı. Mesud’un 547’de (1152) Hemedan’da ölümüyle Selçuklu şehzadeleri arasında mücadele başladı. Kardeşlerden Muhammed Atabeg Mevdûd’dan yardım istedi ve taht iddiasında başarı kazanırsa kendisini Musul atabegi olarak tanıyacağını bildirdi. Irak Selçuklu Sultanı Muhammed b. Mahmûd’un 554’te (1159) ölümü üzerine Cibâl emîrleri Mevdûd’a mektup yazarak Musul’da hapsedilmiş bulunan Şehzade Süleyman Şah’ı serbest bırakmasını rica ettiler. İstekleri yerine getirildiği takdirde Mevdûd Süleyman Şah’ın atabegi, Cemâleddin el-İsfahânî vezir, Ali Küçük de başkumandan olarak tanınacaktı. Süleyman Şah’ın 556’da (1161) öldürülüp yeğeni Arslanşah b. Tuğrul’un hâkimiyeti ele geçirmesiyle Musul Atabegliği’nin Irak Selçukluları’na müdahalesi sona erdi.

Nûreddin Mahmud, görüşlerini beğendiği Mevdûd’u veliaht tayin ederek devlet adamlarına ona bağlı kalacaklarına dair yemin verdirdi (553/1158). Bu durum Sincar olayına rağmen iki kardeş arasındaki bağlılığın sürdüğünü göstermektedir. Nitekim Mevdûd Musul tahtına oturduğunda devlet yetkilileri Nûreddin’in tasvibini almışlardı. Gerek bu durum gerekse Sincar olayı onun ağabeyini metbû hükümdar olarak tanıdığını kanıtlamaktadır. Mevdûd ülkesinin her yanında Mahmud adına hutbe okutmakla ona bağlılığını kendiliğinden ortaya koymuştur. Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos’un Çukurova’ya yönelik bir sefere çıktığını öğrenen Nûreddin İslâm ülkelerinden yardım isteyince Mevdûd da bu çağrıya uyarak askerî birlikler göndermişti.

558 (1163) yılında Mevdûd, babası Zengî’nin döneminden beri devlete hizmet eden Cemâleddin el-İsfahânî’yi hakkında artan şikâyetler üzerine Ali Küçük’ün karşı çıkmasına rağmen görevden alarak tutuklattı. Cemâleddin ertesi yıl Musul’da hapishanede öldü.

Nûreddin Mahmud, bir yıl önce Franklar’ın âni baskını sonucu verdiği kayıpların öcünü almak ve Haçlılar için önemli bir konumda olan Hârim Kalesi’ni ele geçirmek amacıyla 559’da (1164) bir akın yapılmasına karar verince yine çevredeki İslâm hükümdarlarından yardım istedi. Sultanın bu çağrısına Mevdûd da uydu. 19 Ramazan 559 (10 Ağustos 1164) tarihinde Türk-İslâm ordusu Haçlılar’a karşı büyük bir zafer kazandı, iki gün sonra da Hârim Kalesi fethedildi. Mevdûd 562’de (1167) Nûreddin’in Trablus Kontluğu’na karşı düzenlediği sefere de katıldı. Bazı kale ve şehirleri ele geçirerek Humus’a döndü. Nûreddin Mahmud, Mevdûd’un bu yardımlarını karşılıksız bırakmayıp ona Rakka’yı verdi. Mevdûd, Artuklular’ın Hısnıkeyfâ ve Diyarbekir Emîri Fahreddin Karaarslan’ın ölümü üzerine onun topraklarını almak istediyse de Nûreddin buna engel oldu (27 Ramazan 562 / 17 Temmuz 1167).

Mevdûd’un veziri ve başkumandanı Ali Küçük, 563 (1168) yılında rahatsızlanınca Musul’daki görevini bırakarak kendi mülkü olan Erbil’e çekilmek istedi. On dört yaşındaki oğlu Muzafferüddin Kökböri’ye verdiği Tikrît, Sincar ve Harran gibi Erbil dışındaki şehir ve kalelerin hepsini Mevdûd’a bıraktı. Mevdûd, İmâdüddin Zengî’nin hıristiyan kölelerinden Fahreddin Abdülmesîh’i Ali Küçük’ün yerine Musul Kalesi’nin kumandanlığına getirdi.

Yakalandığı hastalığın gittikçe ilerlemesi üzerine Mevdûd, oğullarının en büyüğü ve Nûreddin Mahmud’un damadı olan İmâdüddin Zengî’yi (II) veliaht tayin etti. Ancak Vezir Fahreddin Abdülmesîh Seyfeddin Gazi’nin (II) annesi Zümrüd Hatun’la anlaşarak Mevdûd’u bu kararından döndürmeyi başardı. Mevdûd, devlet ileri gelenlerini tekrar yanına çağırarak en küçük oğlu Seyfeddin Gazi’yi veliaht seçtiğini bildirdi ve ona bağlı kalacaklarına dair onlara yemin ettirdi. Uzun süre hasta yattıktan sonra 22 Zilhicce 565’te (6 Eylül 1170) Musul’da vefat etti. Mevdûd ağır başlı, halkına karşı şefkatli, cömert, iyi huylu, hoşsohbet bir insandı (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, XI, 355-356; et-Târîḫu’l-bâhir, s. 146-150). Nûreddin’in Haçlılar’a karşı yürüttüğü cihad harekâtında ona destek vermekle Zengîler arasındaki bütünlüğün güçlenmesine de hizmet etmiştir. Mevdûd’un İmâdüddin Zengî, Seyfeddin Gazi ve İzzeddin Mesud olmak üzere üç oğlu vardı. Kızlarından Azîzetüddin Ahşevrâ Hatun, Sâlihiye’de Hanefîler için Mâridâniyye Medresesi’ni, oğlu İzzeddin Mesud’dan olan torunu Terken Hatun da Dımaşk’ın Kāsiyûn mahallesinde Şâfiîler için Atabekiyye Medresesi’ni yaptırmıştır.

BİBLİYOGRAFYA
İbnü’l-Kalânisî, Târîḫu Dımaşḳ (Amedroz), s. 285, 286, 349, 350, 355, 356, 357, 358; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, X, 119, 121, 138; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, XI, 121, 123-124, 139, 206-207, 212-214, 251-252, 254-255, 266-267, 298-299, 302, 327-332, 355-356; a.mlf., et-Târîḫu’l-bâhir fi’d-devleti’l-Atâbekiyye bi’l-Mevṣıl (nşr. Abdülkādir Ahmed Tuleymât), Bağdad-Kahire 1382/1963, s. 75, 76, 94-98, 108, 109, 112-114, 119-128, 135, 144-150; İbnü’l-Adîm, Buġyetü’ṭ-ṭaleb, s. 169, 172; a.mlf., Zübdetü’l-ḥaleb, II, 296-298, 308-309, 311, 318-321; Ebû Şâme, Kitâbü’r-Ravżateyn, Beyrut, ts., I, 66, 109-110, 122-123, 129-132, 152; İbn Hallikân, Vefeyât, I, 158-159; V, 302-303; İbn Vâsıl, Müferricü’l-kürûb, I, 118, 188-190; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, XX, 521-522; İbnü’l-İmâd, Şeẕerât, Beyrut 1399/1979, IV, 216; Cl. Cahen, La Syrie du nord, Paris 1940, s. 398-399, 409-410; N. Elisséeff, Nūr ad-Dīn, Damas 1967, II, 438-442; ayrıca bk. İndeks; a.mlf., “Mawdūd b. ʿImād al-Dīn Zankī”, EI2 (İng.), VI, 870-871; Saîd ed-Dîvecî, Târîḫu’l-Mevṣıl, Musul 1402/1982, s. 288-292; D. Patton, A History of the Atabegs of Mosul and Their Relations with the Ulama A.H. 521-660 A.D. 1127-1262 (doktora tezi, 1983), New York University, s. 119-126; Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, II, 281, 294-298, 308-309, 325-326; Bahattin Kök, Nureddin Mahmud Bin Zengî ve İslâm Kurumları Tarihindeki Yeri, İstanbul 1992, s. 60-61; K. V. Zetterstéen, “Mevdûd”, İA, VIII, 163.

Bahattin Kök
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2004 yılında Ankara'da basılan 29. cildinde, 430-431 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER