MUHSİN el-EMÎN

محسن الأمين
Müellif:
MUHSİN el-EMÎN
Müellif: AHMET ÖZEL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.08.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/muhsin-el-emin
AHMET ÖZEL, "MUHSİN el-EMÎN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muhsin-el-emin (24.08.2019).
Kopyalama metni
Lübnan’ın güneyindeki Cebeliâmil’de Merciuyûn’a bağlı Şakrâ köyünde doğdu. Bazı kaynaklarda 1282’de (1865) dünyaya geldiği kaydedilirse de kendisi doğum tarihinin 1284 (1867) olduğunu belirtir. Hüseyin (Züddem‘a) b. Zeyd b. Ali b. Hüseyin’in soyundan gelen tanınmış bir ulemâ ailesine mensuptur. Büyük dedeleri Irak’ın Hille şehrinden gelerek Şakrâ’ya yerleşmiş ve buradaki Şiîler’in rehberliğini yapmışlardır. Emîn lakabını babasının dedesi Muhammed el-Emîn’den dolayı almıştır.

Muhsin el-Emîn ilk eğitimini annesi, babası ve amcasının oğlu Seyyid Muhammed Hüseyin’den aldı. Sarf ve nahiv okuduktan sonra 1297’de (1880) Aytazzat köyündeki medreseye gönderildi, Seyyid Cevâd Murtazâ’nın yanında bilgisini ilerletti. Bu hocasının Irak’a gitmesi üzerine Bintücübeyl köyündeki medreseye kaydoldu (1301/1884), Seyyid Necîb Fazlullah el-Aynâtî’den belâgat, mantık, fıkıh ve usul dersleri aldı. Ayrıca Şeyh Mûsâ Şerâre’nin talebesi oldu, bu hocasının 1304’te (1887) ölümünün ardından köyüne döndü. Burada bir süre Arap dili ve edebiyatı dersleri verdi. Askere çağrıldığında bir ara köyünden ayrılıp Ba‘lebek ve Humus’ta saklandı. Daha sonra Beyrut’ta imtihanı verince askerlikten muaf tutuldu. Ardından Lübnan Şiî ulemâsının önde gelenlerinden Hüseyin Muğniyye’nin tavsiyesiyle yüksek öğrenim için Necef’e gönderildi (1308/1891). O sırada Şîa’nın önemli ilim merkezlerinden olan Necef’te fıkıh, fıkıh usulü ve felsefe okudu. Ahmed Kerbelâî, Âgā Rızâ Hemedânî, Molla Fethullah İsfahânî, Muhammed Bâkır Necmâbâdî, Mirza Hasan Şîrâzî, Kâzım Yezdî, Hasan Mâmekânî ve Ahund Molla (Muhammed Kâzım Horasânî) ders aldığı hocalarından bazılarıdır. Öğrenimini tamamlayıp bilgisiyle adını duyurunca Dımaşk ve Cebeliâmil Şiîleri tarafından merci-i taklîd olarak davet edildi. Bunun üzerine Dımaşk’a gidip oraya yerleşti (1319/1901).

Dımaşk’ta Şiî toplumunun son derece geri kaldığını, kabile ve din ihtilâfları içinde olduğunu gören Muhsin el-Emîn okulları ıslahla işe başladı, kızlar için yeni okullar açtı. Müfredat programlarını yeniden düzenledi, okutulacak dinî kitapları kaleme aldı. Ayrıca bid‘at ve hurafelerle mücadele etti. Özellikle muharrem törenlerinde insanların elleriyle yüz ve başlarına, zincirle sırtlarına vurmalarına karşı çıktı; bunun dinen haram ve aklen yanlış bir davranış olduğunu ileri sürdü. Hz. Hüseyin’in yasının diğer İslâm büyüklerinin anılmasında olduğu gibi daha anlamlı ve mutedil bir şekilde tutulması gerektiğini, bu arada vuku bulmayan birçok şeyin olmuş gibi gösterilmemesini istedi. Geleneksel törenleri savunan ve kendisini Vehhâbîlik ve zındıklıkla suçlayan, başını Şeyh Abdülhüseyin Sâdık’ın çektiği güçlü bir muhalefete rağmen görüşlerinde ısrar etti. Bu konuda çeşitli eserler yazdı. Necef’te merci-i taklid Âyetullah Ebü’l-Hasan İsfahânî de zincirle dövünmenin haram olduğuna dair bir fetva verdi.

I. Dünya Savaşı yıllarında Dımaşk’ı güvenli bulmayan Muhsin el-Emîn Şakrâ’ya göç etti ve savaşın ardından tekrar Dımaşk’a döndü. 1933’te sekizinci imam Ali er-Rızâ’nın Meşhed’deki kabrini ziyaret amacıyla İran’a gitti. Dokuz ay kadar kaldığı İran’da âlimlerle görüştü, ıslahatçı bir önder olarak saygı gördü. 1941’de Dımaşk’taki Mecmau’l-ilmiyyi’l-Arabî’ye üye seçildi ve ölümüne kadar bu kurumun faal üyelerinden biri oldu. Hayatının son aylarını tedavi için gittiği Beyrut’ta geçiren Muhsin el-Emîn 30 Mart 1952’de vefat etti. Cenazesi ertesi gün Dımaşk’a götürülerek Bâbülkebîr karşısındaki mezarlıkta Seyyide Zeyneb Haremi’nin ana girişi yakınına defnedildi.

Islahatçılığı yanında zâhid kişiliğiyle de tanınan Muhsin el-Emîn, geri kalmışlığın ve müslümanlar arasında birliğin sağlanamamasının başlıca sebepleri olarak cehalet ve taassupla beraber siyaseti gösterir. Dinin siyasî güç ve üstünlük için bir araç gibi kullanılmasının baştan beri devam ettiğini, cehalet ve siyasetin birbirini körüklediğini belirtir. Hilâfet konusunda Şîa’nın genel bakış açısına bağlı kalmakla birlikte bunun dinin temel esaslarından sayılıp sayılmaması konusunda daha esnek bir tavır takındığı anlaşılmaktadır. Şîa hadis kaynaklarındaki her bilginin doğruluğunun iddia edilemeyeceğini, bunların sıhhat derecesinin araştırılması ve sahih görülse bile Kur’an, sünnet, icmâ ve akla aykırı olanların reddedilmesi gerektiğini vurgular. Ehl-i sünnet ile Şîa arasındaki ihtilâfların giderilip aralarında birlik kurulmasını isteyen Muhsin el-Emîn, bu ihtilâfların ancak dinin özünün kavranması ve geçmişin fazla karıştırılmamasıyla ortadan kaldırılabileceğini söyler. Müslüman birliğinin de yalnız dinî ve ruhî anlamda sağlanabileceğini, bunun coğrafî ve siyasî bir temele dayanmasının mümkün olmadığını belirtir.

Eserleri. Muhsin el-Emîn’in en önemli çalışması Aʿyânü’ş-Şîʿa*dır. İsnâaşeriyye Şîası’nın imamları ile ulemâ ve ileri gelenlerinin biyografisine dair önemli bir kaynaktır. Müellifin elli yıl kadar süren bir çalışma sonunda telif ettiği eser önce cüzler halinde basılmış (Hânbâbâ, s. 75; Ali Murtazâ el-Emîn, s. 140-143), daha sonra oğlu Hasan el-Emîn tarafından biri indeks olmak üzere on bir cilt halinde yayımlanmıştır (Beyrut 1403/1983). Hasan el-Emîn gerek babasının vefatından sonra ölenler, gerekse onun eserine alamadığı veya haklarında az bilgi verdiği kişilerle ilgili olarak Müstedrekâtü Aʿyâni’ş-Şîʿa adıyla bir zeyil kaleme almıştır (I-IV, Beyrut 1408-1412/1987-1992). Çok sayıda eser kaleme almış olan Muhsin el-Emîn’in diğer çalışmaları da şunlardır: el-Ḥuṣûnü’l-menîʿa fî reddi mâ evredehû Ṣâḥibü’l-Menâr ʿale’ş-Şîʿa (Dımaşk 1327), M. Reşîd Rızâ’ya reddiyedir; Ḥaḳḳu’l-yaḳīn fî lüzûmi’t-teʾlîf beyne’l-müslimîn (Sayda 1331); ed-Dürretü’l-behiyye fî taṭbîḳi’l-mevâzîni’ş-şerʿiyye ʿale’l-ʿurfiyye (Dımaşk 1332); er-Raḥîḳu’l-maḫtûm fi’l-mens̱ûr ve’l-manẓûm (I-II, Sayda 1332-1333, 1348); el-Burhân ʿalâ vücûdi ṣâḥibi’z-zamân (Dımaşk 1333, 1346); Levâʾicü’l-eşcân fî maḳteli’l-Ḥüseyn (Eṣdaḳu’l-aḫbâr ve ed-Dürrü’n-naḍîḍ’le birlikte, Bombay 1338; Necef 1373, 1381, 1383; Sayda 1331; ilk eserle beraber, Sayda 1353); Eṣdaḳu’l-aḫbâr fî ḳıṣṣati’l-aḫẕ bi’s̱-s̱eʾr (Bombay 1338; Sayda 1353; Necef 1373); ed-Dürrü’s̱-s̱emîn fî ehemmi mâ yecibü maʿrifetüh ʿale’l-müslimîn (Sayda 1340; Dımaşk 1349, 1366/1947); et-Tenzîh li-aʿmâli’ş-Şebîh (Beyrut 1343, 1346; Sayda 1347); el-Mecâlisü’s̱-s̱eniyye fî menâḳıbi ve meṣâʾibi’n-nebî ve’l-ʿiṭreti’n-nebeviyye (I-IV, Sayda 1343, 1351; Necef 1370-1372; I-II, Beyrut 1398/1978); İḳnâʿu’l-lâʾim ʿalâ iḳāmeti’l-meʾâtim (Sayda 1343, el-Mecâlisü’s̱-s̱eniyye’nin IV. cildinde); Şerḥu Tebṣırati’l-müteʿallimîn (Dımaşk 1343, 1349, İbnü’l-Mutahhar el-Hillî’nin fıkha dair eserinin şerhidir); Keşfü’l-irtiyâb fî etbâʿi Muḥammed b. ʿAbdilvehhâb (“el-ʿUḳūdü’d-dürriyye fî reddi şübühâti’l-Vehhâbiyye” adlı 400 beyti aşkın manzumesiyle birlikte, Dımaşk 1346, 1347); Meʿâdinü’l-cevâhir ve nüzhetü’l-ḫavâṭır fî ʿulûmi’l-evâʾil ve’l-evâḫir (I-III, Sayda 1347-1352; Dımaşk 1349-1353; I-IV, Beyrut 1401-1403/1981-1983); Miftâḥu’l-cennât fi’l-edʿiye ve’l-aʿmâl ve’ṣ-ṣalavât ve’z-ziyârât (I-III, Dımaşk 1352; Beyrut 1961, 1969); Ebû Firâs el-Ḥamdânî (Dımaşk 1360/1941, 1945); ed-Dürrü’n-naḍîḍ fî merâs̱i’s-sıbṭi’ş-şehîd (Dımaşk 1365, 3. bs., Hz. Hüseyin’le ilgili mersiyeler antolojisidir); Dîvânü’l-Emîri’l-müʾminîn ʿani’r-rivâyeti’ṣ-ṣaḥîḥa (Dımaşk 1366); ʿAcâʾibü aḥkâmi’l-Emîri’l-müʾminîn (Dımaşk 1366); Ebû Nüvâs (Dımaşk 1366/1947); el-ʿAleviyyâtü’l-ʿişrûn (Dımaşk 1367, Hz. Ali’yi ve Ehl-i beyt’i methetmek için yazılan şiirleri ve açıklamalarını ihtiva eder); Diʿbil el-Ḫuzâʿî (Dımaşk 1368); Ḫıṭaṭu Cebeli ʿÂmil (Beyrut 1380/1961, 1403/1983); Ḥarbü’l-Cemel ve ḥarbü Ṣıffîn (Beyrut 1969); Raḥalâtü’s-Seyyid Muḥsin el-Emîn (Beyrut 1973); eş-Şîʿa beyne’l-ḥaḳāʾiḳ ve’l-evhâm (Naḳżu’l-Veşîʿa fî naḳdi ʿaḳāʾidi’ş-Şîʿa Mûsâ Cârullah’ın Kitâbü’l-Veşîʿa’sına reddiyedir. Şakrâ-Beyrut 1395/1975; Beyrut 1397/1977, 4. bs. 1983, diğer eserleri için bk. Muhsin el-Emîn, Aʿyânü’ş-Şîʿa, X, 371-373; Ali Murtazâ el-Emîn, s. 136-150; Hâdî Fazlullah, s. 282-287; DMT, II, 533-534).

BİBLİYOGRAFYA
Muhsin el-Emîn, Meʿâdinü’l-cevâhir, Beyrut 1403/1983, IV; a.mlf., Aʿyânü’ş-Şîʿa, X, 333-446 (bu iki eserde müellifin kendi yazdığı biyografisi ve hakkında yazılanlar yer almaktadır); M. Sâlih el-Kâzımî, Aḥsenü’l-es̱er fî men edreknâhu fi’l-ḳarni’r-râbiʿ ʿaşer, Bağdad 1352/1923, s. 31-36; Hânbâbâ, Fihrist, bk. İndeks, s. 27, 75; Ziriklî, el-Aʿlâm (Fethullah), V, 287; M. Mutî‘ el-Hâfız – Nizâr Abâza, Târîḫu ʿulemâʾi Dımaşḳ, Beyrut 1406/1986, II, 633-636; M. Abdüllatîf Sâlih el-Ferfûr, Aʿlâmü Dımaşḳ, Dımaşk 1408/1987, s. 238-239; Ali Murtazâ el-Emîn, es-Seyyid Muḥsin el-Emîn: Sîretühû ve nitâcüh, Beyrut 1413/1992; el-Muṣliḥu’l-İslâmî es-Seyyid Muḥsin el-Emîn fî ẕikrâhü’s-seneviyyeti’l-erbaʿîn, Dımaşk 1412/1992; M. Mehdî el-Mûsevî, Aḥsenü’l-vedîʿa fî terâcimi eşheri müctehidî’ş-Şîʿa, Beyrut 1413/1993, II, 85-87; Hâdî Fazlullah, es-Seyyid Muḥsin el-Emîn: el-Menâḥü’l-fikriyye ve’l-mevâḳıfü’l-ıṣlâḥiyye, Beyrut 1413/1993; “Emîn ʿÂmilî”, DMT, II, 529-534; Muhammed Ensârî, “Emîn, Muḥsin”, DMBİ, X, 279-280.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 31. cildinde, 46-47 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.