MÜNTEFİḲ (Benî Müntefiḳ)

بنو المنتفق
Müellif:
MÜNTEFİḲ (Benî Müntefiḳ)
Müellif: MEHMET ALİ KAPAR
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 07.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/muntefik-beni-muntefik
MEHMET ALİ KAPAR, "MÜNTEFİḲ (Benî Müntefiḳ)", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muntefik-beni-muntefik (07.07.2020).
Kopyalama metni
Kabilenin adı Müntefiḳ b. Âmir b. Ukayl b. Kâ‘b b. Rebîa b. Âmir b. Sa‘saa b. Muâviye b. Bekir b. Hevâzin b. Mansûr b. İkrime b. Kâ‘b (Hasafe) b. Kays b. Aylân’dan gelir. Müntefiḳler’i içine alan Benî Ukayl önceleri Yemâme’nin güneybatısında yaşıyordu. Daha sonra anlaşmazlığa düştüğü Benî Tağlib tarafından bu bölgeden çıkarılıp Kuzey Irak’a sürüldü ve oraya yerleşti. Bunlar Dicle ve Fırat nehirleri arasında dolaşmakla beraber genelde Bağdat, Basra ve Kûfe şehirlerinin kurulduğu bölgede oturmuşlardır; kabilenin bir kısmı Mağrib’e gitmiş, Fas ile Merakeş arasında yerleşmiştir.

Benî Müntefiḳ ileri gelenlerinden Rebî‘ b. Muâviye, Mutarrif b. Abdullah b. A‘lem ve Enes b. Kays, Medine’ye elçi olarak geldiklerinde müslüman olup Resûlullah’a biat ettiler. Hz. Peygamber de bu kişiler aracılığıyla kabile mensuplarına gönderdiği bir mektupla suyu ve hurması bol Benî Ukayl’e ait Akīk arazisini namaz kılmaları, zekât vermeleri ve söz dinleyip boyun eğmeleri şartıyla kendilerine tahsis ettiğini bildirdi. Bu üç kişi dışında Benî Ukayl ve Müntefiḳ kabilelerini temsilen Ebû Rezîn Lakīt b. Âmir ve Nehîk (Nüheyk) b. Âsım da Medine’ye geldi. Resûl-i Ekrem ile bir sabah namazından sonra görüşen heyet lideri Lakīt b. Âmir namaz kılmak, zekât vermek, müşriklerden ayrılmak, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere hem kendisi hem kavmi adına ona biat etti. Lakīt b. Âmir, Hz. Peygamber’e iman, âhiret, müminlerin vasıfları, Allah’ın varlığı ve gaybî ilimlerle ilgili bazı sorular sordu; bunları cevaplandıran Resûlullah, bu arada yine bir sorusuna karşılık olarak babasının yerine hac ve umre yapabileceğini söyledi (İbn Sa‘d, I, 302; V, 518).

Kabile mensupları hakkında Hulefâ-yi Râşidîn ve Emevî dönemleriyle ilgili fazla bilgi bulunmamakta, sadece Amr b. Muâviye b. Müntefiḳ’in Sıffîn Savaşı’na katıldığı ve Muâviye zamanında İrmîniye-Azerbaycan valiliği yaptığı, yine bu kabileden Abdullah b. Muâviye’nin Muâviye devrinde Merv ve Ahvaz, Abîde b. Kays’ın I. Yezîd döneminde İrmîniye valisi olduğu bilinmektedir. Meşhur şairlerden Cehm b. Avf da Müntefiḳ’tendir. Benî Müntefiḳ lideri Asfar 382 (992) yılında Karmatîler’e karşı savaştı ve onları kesin bir yenilgiye uğrattı. 558’de (1163) Halife Müstencid-Billâh yanlısı olarak Hille’ye giren Benî Müntefiḳ kuvvetleri şehri işgal edip çok sayıda kişiyi öldürdüler. Benî Âmir’in Basra’ya saldırmasına engel olmak için Müntefîḳ ve Hafâce kabileleri Vali Muhammed b. İsmâil’in yardımına geldi, fakat Benî Âmir tarafından mağlûp edildi (588/1192).

XVII-XIX. yüzyıllarda Bağdat-Basra arasındaki topraklarda yoğun biçimde yaşayan Benî Müntefiḳ bölgedeki Âl-i Bû Muhammed ve Benî Lâm gibi kabilelerle beraber siyasî açıdan önemli bir konumda olmuştur. Kabile genellikle, bölgeye gönderilen Osmanlı beylerbeyi ve valilerine bağlı kalmakla birlikte mahallî gücü elinde bulundurdu, Osmanlı idarecileri de bölgede asayişin temini açısından Benî Müntefiḳ’in gücünü dikkate almaya çalıştı. Benî Müntefiḳ kabilesi şeyhleri Sünnî Sa‘dûn ailesinden gelmekle beraber halkın önemli kısmı Şiî idi. XVII. yüzyıl başlarında Sa‘dûn ailesiyle Basra’ya hâkim olan Efrâsiyâb ailesi arasında evlilik yoluyla kurulan dostluk, 1034’te (1625) İranlılar’ın Basra’yı kuşatması sırasında Benî Müntefiḳ’in Efrâsiyâb ailesiyle birlikte şehri savunmasında kendini gösterdi. Daha sonra Şeyh Mâni‘ es-Sa‘dûn Basra’yı ele geçirdi (1106/1694) ve şehir 1109’a (1697) kadar Benî Müntefiḳ’in idaresinde kaldı. Halil Paşa’nın Basra valiliği sırasında Şeyh Megāmis b. Mâni‘ isyan ettiyse de (1120/1708) Bağdat Valisi Hasan Paşa’nın yardımıyla bu isyan bastırıldı. Bağdat’ın memlük idaresinde bulunduğu 1750-1831 yılları arasında da Benî Müntefiḳ bölgede denge unsuru oldu. Benî Müntefiḳ aşiretleri Osmanlı Devleti’nin yürüttüğü Vehhâbîlik karşıtı siyasete destek verdi. 1213’te (1798-99) Bağdat Valisi Süleyman Paşa’nın kethüdâsı Ali Paşa kumandasında Dir‘iye üzerine gönderdiği, ancak Hüfûf yakınlarında mağlûp edilen orduda çok sayıda Müntefiḳ mensubu vardı.

XIX. yüzyılın ortalarına doğru Benî Müntefiḳ aşiretleri mahallî gücünün zirvesine ulaşarak Semâve, Şattülarap, Kūt ve İran sınırı arasındaki bölgeyi kontrolü altına aldığı gibi Irak’ın güneyindeki toprakların vergi gelirlerini de elinde bulunduruyordu. Osmanlı Devleti’nin merkeziyetçi siyaseti karşısında Benî Müntefiḳ’in bölgedeki gücü azalmaya başladı ve 1854’te Şeyh Mansûr es-Sa‘dûn, Semâve’nin Osmanlı idaresine geçmesini kabul etmek zorunda kaldı. 1856’da Sûkuşşüyûh Benî Müntefiḳ’ten alındı. 1861’de Şatra ve Kal‘atüsâlih arasındaki topraklar Benî Müntefiḳ’in elinden çıkmış bulunuyordu. Bundan sonra Benî Müntefiḳ yöneticileri arasında Osmanlı hâkimiyetine karşı izlenecek tutum konusunda anlaşmazlık çıktı. Sa‘dûn ailesinden Nâsır Paşa, Osmanlı yönetimiyle birlikte hareket ederken Mansûr Paşa ve oğlu Sa‘dûn muhalefet yolunu seçti. Nâsır Paşa, Midhat Paşa tarafından önce Müntefiḳ sancağı mutasarrıflığına ve 1875’te Basra valiliğine getirildi. 1903 yılında Müntefiḳ aşiretlerinin başına geçen Sa‘dûn b. Mansûr, Osmanlı yönetimi tarafından Halep’e sürgün edildi ve 1911 yılında burada öldü. I. Dünya Savaşı’nda Benî Müntefiḳ, 1915’te Amâre İngilizler’in eline geçinceye kadar Osmanlı ordusunu desteklemeyi sürdürdü. Benî Müntefiḳ’e mensup Abdülmuhsin Sa‘dûn Irak’ta birkaç defa vekil, iki defa da başbakan olarak görev yaptı.

XX. yüzyıl başlarından itibaren Benî Mûntefiḳ, elindeki toprakları ve buna bağlı olarak mahallî gücünü önemli ölçüde kaybetti. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Müntefiḳ toprakları özellikle bazı aşiret isyanları ve kanunsuzluklarıyla meşhur oldu. 1929’da Müntefiḳ Arazi Komisyonu kurularak meselenin çözümü için çaba gösterildiyse de İngiliz manda yönetiminin gayretlerine rağmen olumlu bir sonuç elde edilemedi.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, I, 301-302; V, 518; Belâzürî, Fütûh (Fayda), s. 293; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), V, 12; İbn Abdürabbih, el-ʿİḳdü’l-ferîd, II, 38-39; Hemdânî, Ṣıfatü Cezîreti’l-ʿArab (nşr. Fuat Sezgin), Frankfurt 1413/1993, s. 177; İbn Hazm, Cemhere, s. 290-291, 469; Yâkūt, Muʿcemü’l-büldân, IV, 138-141; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, XII, 80; İbn Kayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-meʿâd, III, 63-65; Kalkaşendî, Nihâyetü’l-ereb, Beyrut 1405/1984, s. 301; S. H. Longrigg, Four Centuries of Modern Iraq, Oxford 1925, bk. İndeks; Abbas el-Azzâvî, ʿAşâʾirü’l-ʿIrâḳ, Bağdad 1365/1937, I, 8, 145, 149, 150, 200, 374, 384; III, 193, 246, 268; M. Ahmed Câdelmevlâ v.dğr., Eyyâmü’l-ʿArab fi’l-Câhiliyye, Kahire, ts. (Dâru ihyâi’l-kütübi’l-Arabiyye), s. 349-364; Abdülazîz Süleyman Nevvâr, Târîḫu’l-ʿIrâḳı’l-ḥadîs̱, Kahire 1388/1968, s. 152-153, 176-177, 183; Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, IV, 522; Ömer Rızâ Kehhâle, Muʿcemü ḳabâʾili’l-ʿArab, Beyrut 1402/1982, III, 1144; Muhammed Hamîdullah, el-Ves̱âʾiḳu’s-siyâsiyye, Beyrut 1405/1985, s. 312; Muhammed b. Halîfe b. Hamed en-Nebhânî et-Tâî, et-Tuḥfetü’n-Nebhâniyye fî târîḫi’l-Cezîreti’l-ʿArabiyye, Beyrut 1406/1986, s. 365-483; Gökhan Çetinsaya, Ottoman Administration of Iraq: 1890-1908 (doktora tezi, 1994), University of Manchester, s. 154-155, 197-207; Zekeriya Kurşun, Necid ve Ahsa’da Osmanlı Hakimiyeti: Vehhabî Hareketi ve Suud Devleti’nin Ortaya Çıkışı, Ankara 1998, s. 4, 5, 29, 31, 63, 90, 95, 99, 130, 150; G. Levi-Della Vida, “Müntefiḳ”, İA, VIII, 807-808; a.mlf., “al-Muntafiḳ”, EI2 (İng.), VII, 582; P. Sluglett, “al-Muntafiḳ”, a.e., VII, 582-583.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2006 yılında İstanbul'da basılan 32. cildinde, 27 numaralı sayfada yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER