MURADÂBÂDÎ

مرادآبادي
MURADÂBÂDÎ
Müellif: ABDULHAMİT BİRIŞIK
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 07.07.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/muradabadi
ABDULHAMİT BİRIŞIK, "MURADÂBÂDÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/muradabadi (07.07.2020).
Kopyalama metni
21 Safer 1300 (1 Ocak 1883) tarihinde Muradâbâd’da (Uttar Pradeş) doğdu. Adı Muhammed Naîmüddin’dir. Ataları, Bâbürlü Hükümdarı Evrengzîb zamanında İran’ın Meşhed şehrinden Hindistan’a gelip yerleşmiş ve kendilerine Muradâbâd’da arazi verilmişti. Babası Mevlânâ Muhammed Muînüddin Nüzhet şair ve âlim bir kişiydi. İlk eğitimini babasından aldı, ondan Urduca ve Farsça öğrendi. Sekiz yaşında hâfız oldu Muradâbâd’daki Diyûbendî ekolüne ait Medrese-i İmdâdiyye’de medrese eğitimi alarak 1902 yılında mezun oldu. Başta gelen hocası Seyyid Şah Gûl Muhammed olup ondan felsefe, mantık, matematik ve dinî ilimler okudu. Şah Fazl Ahmed Amruhavî’den geleneksel tıp öğrendi. Babası gibi o da genç yaşta Dârülulûm-i Diyûbend’in kurucularından Muhammed Kāsım Nânevtevî’nin müridi oldu. Daha sonra bu ekolden ayrılıp Birelvî (Ehl-i sünnet) cemaatinin kurucusu Ahmed Rızâ Han Birelvî’nin hareketine katıldı ve ona büyük destek verdi. Birelvî cemaati içinde aktif rol alan Muradâbâdî, kurumlarda hep üst düzey görevlerde bulundu. Cemaatin düşüncelerini yaymak için çeşitli şehirlerde konuşmalar yaptı. Ebü’l-Kelâm Âzâd’ın 1912 yılında çıkarmaya başladığı el-Hilâl gazetesinde yazılar yayımladı.

Hz. Peygamber’e bağlılıktaki aşırılığıyla bilinen Birelvî hareketine katıldıktan sonra şahsî yazılarında genellikle Gulâm-ı Mustafa lakabını kullanan Muradâbâdî 1920’de Medrese-i Encümen-i Ehl-i Sünnet adıyla bir medrese kurdu; medresenin ismi 1932’de Câmia Naîmiyye olarak değiştirildi. Daha sonra burası, Birelvî medreseleri içerisinde en çok rağbet gören bir kurum haline geldi. Birelvî ekolünün önde gelen âlimlerinin büyük kısmı bu medresede Muradâbâdî’nin eğitiminden geçmiştir. Bu sebeple Muradâbâdî “şeyhü’l-efâzıl” lakabıyla da anılır (İhsan İlâhî Zahîr, s. 52). Cemaatin liderlerinden Ahmed Yâr Han Naîmî, Muhammed Ahmed Kādirî ve Pîr Kerem Şah Ezherî de onun talebelerindendir. Muradâbâdî, Ahmed Rızâ Han’ın 1921’de vefatından sonra Birelvî ekolüne bağlı kurumların başına geçti ve Ahmed Rızâ Han’ın büyük oğlu Hâmid Rızâ Han ile birlikte hareket etti.

1925 ve 1928 yıllarında Muradâbâd’da yapılan All India Sunni Conference adlı toplantılarda aktif rol aldı. Bu toplantılarda hem cemaatin geleceği hem de Hindistan’ın siyasî durumuyla ilgili kararlar alınmasını sağladı. 26 Nisan 1946’da Benâres’teki toplantıda Hindistan’ın ikiye bölünerek istan adıyla yeni bir devletin kurulmasını isteyenlerin arasında yer aldı. Kendisi Pakistan’a hicret etmediyse de ölümünden bir süre önce cemaatin faaliyetlerini organize etmek için Pakistan’ın birçok şehrini ziyaret etti. Muradâbâdî 8 (10) Ekim 1948 tarihinde vefat etti ve Muradâbâd’da Câmia Naîmiyye’ye defnedildi (Allah Bukhsh, s. 45, 323).

Birelvî ekolü âlimlerinin genel tavrı olan aşırılıklar Muradâbâdî’de de görülür. Özellikle Diyûbendîler’e, ayrıca bid‘at ve hurafeleri reddeden âlimlere karşı çok sert davranmıştır. Ahmed Rızâ Han’a olan aşırı bağlılığı sebebiyle onun başlattığı “tekfir” anlayışına o da katılmış ve başta Eşref Ali et-Tehânevî olmak üzere Diyûbendî ulemâsının küfrüne fetva vermiştir. Birelvî cemaatini “cemaat-i Ehl-i sünnet” diye adlandırıp Kur’an ve hadislerde geçen “orta yol” ifadesini kendi cemaatinin yolu olarak takdim etmiş, bunun dışındakileri sapıklıkla suçlamıştır. Kur’an âyetlerinin tefsirinde peygamberler, velîler ve şeyhlerle ilgili bâtınî yorumlar yapmıştır. Meselâ Nisâ sûresindeki, “Her bir ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni onlara şahit olarak gösterdiğimiz zaman halleri ne olacak” meâlindeki âyetiyle (4/41) Bakara sûresinin 143. âyetini yorumlarken, “Hz. Peygamber ümmetin bütün hal ve hareketlerine şahittir, çünkü enbiya, ümmetinin bütün yaptıklarını bilir” diyerek peygambere sınırsız ilim nisbet etmiştir (Ḫazâʾinü’l-ʿirfân, s. 39-40, 152; bu türden yorumları için bk. Birışık, s. 188-194).

Eserleri. 1. Ḫazâʾinü’l-ʿirfân fî tefsîri’l-Ḳurʾân. Ahmed Rızâ Han’ın Kenzü’l-îmân fî tercemeti’l-Ḳurʾân adlı Urduca Kur’an tercümesine yazdığı kısa notlardan meydana gelen bir çalışma olup Kenzü’l-îmân ile birlikte neşredilmiş (Muradâbâd 1912), daha sonra müstakil olarak ve Kenzü’l-îmân’ın yanında çeşitli baskıları yapılmıştır (Ahmed Han, s. 41-43, 262; Cemîl Nakvî, s. 59-60; tefsirin özellikleriyle ilgili olarak bk. Hâlid Mahmûd, II, 168-178; Birışık, s. 187-194). 2. Eṭyabü’l-beyân fî reddi Taḳviyeti’l-îmân. Muradâbâdî’nin, Şah Veliyyullah ed-Dihlevî’nin torunlarından Şah İsmâil Şehîd’in Taḳviyetü’l-îmân’ına reddiye olarak kaleme aldığı bu esere Azîzüddin Muradâbâdî Ekmelü’l-beyân fî teʾyîdi Taḳviyeti’l-îmân adıyla bir cevap yazmıştır (İhsan İlâhî Zahîr, s. 52). 3. el-Kelimetü’l-ulyâ lâ ʿallâme ʿilme’l-Muṣtafâ. Müellifin gençlik yıllarında yaptığı bir çalışma olup eserde Hz. Peygamber’in gayb bilgisine sahip olduğu ileri sürülmüştür (a.g.e., s. 52, 234; İştiyâk Tâlib Karaçi, s. 6, 32). 4. Fetâvâ-yı Ṣadrü’l-efâżıl (Fetâvâ-yı Naʿîmiyye). Muradâbâdî’nin fetvalarını ihtiva eden eser Lahor’da basılmıştır (İhsan İlâhî Zahîr, s. 234). Müellifin, sohbetlerinden derlenen Mevâʿiẓ-i Naʿîmiyye adlı bir kitabı daha vardır.

BİBLİYOGRAFYA
Muradâbâdî, Ḫazâʾinü’l-ʿirfân fî tefsîri’l-Ḳurʾân (Ahmed Rızâ Han, Kenzü’l-îmân fî tercemeti’l-Ḳurʾân ile birlikte), Lahor, ts. (Ziyâü’l-Kur’ân Publications), s. 39-40, 152; İhsan İlâhî Zahîr, el-Birelviyye: ʿAḳāʾid ve Târîḫ, Lahor 1984, s. 51-52, 234; Hâlid Mahmûd, Müṭâlaʿa-i Birelviyyet, Lahor 1986, II, 168-178; Ahmed Han, Ḳurʾân-ı Kerîm key Urdû Terâcim: Kitâbiyât, İslamâbâd 1987, s. 41-43, 262; Mahmûd Ahmed Kādirî, 1992, s. 252-253; M. Serfirâz Han Safder, Tenḳīd-i Metîn ber Tefsîr-i Naʿîmüddîn, Gucranvâlâ 1992; Cemîl Nakvî, Urdû Tefâsîr: Kitâbiyât, İslamâbâd 1992, s. 59-60; Abdülhamit Birışık, Hind Altkıtası Düşünce ve Tefsir Ekolleri, İstanbul 2001, s. 186-194; Allah Bukhsh, The Ahle Sunnat Movement in British India: 1880-1921, Lahore, ts., s. 45, 315-323; İştiyâk Tâlib Karaçi, Mevlânâ Muḥammed Naʿîmüddîn Muradâbâdî, Lahor, ts. (Rızâ Akademi), s. 5, 6, 10-17, 22-25, 31-32.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2006 yılında İstanbul'da basılan 31. cildinde, 192-193 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER