MÜŞA‘ŞA‘LAR

مشعشعيان
MÜŞA‘ŞA‘LAR
Müellif: OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 10.08.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/musasalar
OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİ, "MÜŞA‘ŞA‘LAR", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/musasalar (10.08.2020).
Kopyalama metni
Hûzistan bölgesinin dinî, siyasî ve idarî tarihinde yüzyıllar boyu önemli rol oynayan hânedan, adını kurucusu Seyyid Muhammed b. Felâh’ın faaliyetinin ilk dönemleri için kullandığı Arapça şa‘şa‘a kelimesinden almıştır. Seyyid Muhammed, sözlükte “parıldama, ışık saçma” ve şarap ile kullanıldığında “başına vurma” mânasına gelen bu kelime ile bir vecd halini ifade etmiş olmalıdır. İmam Mûsâ el-Kâzım’ın soyundan geldiğini iddia eden Seyyid Muhammed Vâsıt’ta doğdu. Hille’de Şiî âlimlerinden Cemâleddin İbn Fehd’in yanında eğitim gördü. Dinî düşünceleri üvey babası olan Şeyh Ahmed’in yanında şekillendi. Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin yerde ve gökte devreden bir sır, Hz. Muhammed’in bir peygamber olarak hakikatin bir perdesi, kendisinin de diğer peygamberler gibi bir peygamber ve mehdî olduğunu iddia eden Seyyid Muhammed görüşlerini önce Vâsıt yakınlarında yaşayan Arap kabileleri arasında yaymaya çalıştı (844/1440). Bir süre sonra Dûb’a giderek Arap asıllı Meâdî kabilesinin Neys kolunu kendine bağladı. Ertesi yıl Timurlular’ın kontrolündeki Havîza’ya (Huveyza) yerleşmeyi başardı (4 Ramazan 845 / 16 Ocak 1442). Karakoyunlular’dan Bağdat hâkimi İspend b. Kara Yûsuf Havîza’ya müdahale ettiyse de bir sonuç alamadı. Seyyid Muhammed bu olayın ardından gücünü Basra ve Vâsıt’a kadar yaymak istedi, ancak başarılı olamadı (858/1454).

Bu sıralarda oğlu Seyyid Mevlâ Ali Vâsıt, Hille, Necef ve Kerbelâ’yı ele geçirerek Bağdat yakınlarındaki Ba‘kūbâ ve Selmân-ı Fârisî’yi yağmaladı (860/1456). Karakoyunlu Hükümdarı Cihan Şah’ın müdahalesi üzerine geri çekilmek zorunda kalan Mevlâ Ali, faaliyetlerini Karakoyunlular’dan Pîr Budak’ın hâkimiyetindeki Luristan’da bulunan Kuhgîlûye’de yaymaya çalışırken öldürüldü (861/1457). Mevlâ Ali’nin Hz. Ali’nin, ulûhiyyetin ta kendisi olduğunu ve onun ruhunun kendisine geçtiğini iddia etmeye başladığı kaydedilmektedir. Seyyid Muhammed, oğlunun ölümünden sonra ilerleyen yaşına rağmen görüşlerini yaymayı sürdürdü. Üzerine yürüyen Emîr Nâsır Ferecullah Ubâdî’yi Vâsıt yakınlarında mağlûp etti. Hayatının son yıllarını tefsir telifi ve ibadetle geçiren Seyyid Muhammed 870 (1465-66) veya 866 (1461-62) yılında vefat etti. İnançlarını Kelâmü’l-mehdî adlı eserinde ayrıntılı şekilde anlatan Seyyid Muhammed’in Sünnîler’i diğer dinlerin mensupları gibi değerlendirdiği görülmektedir.

Seyyid Muhammed’in oğlu ve halefi Sultan Muhsin, Karakoyunlular ve Akkoyunlular arasındaki mücadelelerden istifade ederek Bağdat civarından Basra körfezi ve Lur dağlarına kadar geniş bir sahaya hâkim oldu. Şiî âlimlerini himaye edip telif faaliyetlerini destekleyen Sultan Muhsin’in vefatından (905/1500) sonra hânedan içerisinde karışıklıklar ortaya çıktı. Şah İsmâil, zındıklıkla itham ettiği Müşa‘şa‘ hânedanı üyelerinden bazılarını öldürttü ve bölgeyi kendi idaresine bağladı (914/1508-1509). Böylece Müşa‘şa‘lar’ın bölgede yaklaşık yetmiş yıldır süren hâkimiyetleri sona ermiş oldu. Şah İsmâil’in ayrılmasının ardından Sultan Muhsin’in oğlu Felâh yeniden Havîza’yı kontrol altına almayı başardı. Bununla birlikte Şah İsmâil’e hediyeler göndererek zâhiren ona bağlılığını sürdürdü (Şüsterî, II, 401).

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı’nda (920/1514) Safevî Devleti’ne ağır bir darbe vurmasından sonra Müşa‘şa‘lar bir defa daha Hûzistan’a hâkim oldular. Bir Osmanlı istihbarat raporundan, Müşa‘şa‘lar’ın Çaldıran Savaşı’nın ardından ortaya çıkan kargaşa döneminde Hûzistan’ın yanı sıra Kürtler’in yaşadığı dağlık bölgelerle Lurisitan’ı da ele geçirdikleri anlaşılmaktadır (TSMA, nr. E. 8333). Ancak aynı yıl Felâh’ın ölümünden sonra Müşa‘şa‘lar, kısa sürede yeniden toparlanan Şah İsmâil’in hâkimiyetini bir defa daha kabul etmek zorunda kaldılar. Müşa‘şa‘ reisleri bu tarihten itibaren varlıklarını Safevîler’e tâbi valiler olarak devam ettirdiler. Bedrân b. Felâh (ö. 948/1541), Şah İsmâil ve Şah Tahmasb’a bağlılığını sürdürdü. Osmanlı Devleti’nin Irak’a sağlam bir şekilde yerleşmesi Safevîler’in uç valileri konumundaki Müşa‘şa‘lar’ı zor durumda bıraktı. Müşa‘şa‘lar, XVI. yüzyılın son çeyreğinde meydana gelen Osmanlı-Safevî savaşlarında Havîza’nın mahallî hâkimleri olarak iki ateş arasında kaldılar. Osmanlılar, Safevîler’e karşı askerî harekâtta Müşa‘şa‘lar’ı kendi yanlarına çekebilmek amacıyla yoğun gayret gösterdiler. Seyyid Seccâd b. Bedrân (ö. 992/1584) durumunu koruyabilmek için bu dönemde Osmanlı Devleti’yle siyasî ilişkiler kurdu. Bununla birlikte Müşa‘şa‘lar Osmanlı Devleti’nin bütün telkinlerine rağmen Safevîler’e bağlılıklarını sürdürdüler.

XVII. yüzyılda Seyyid Mübârek b. Muttalib b. Bedrân (ö. 1025/1616) İsnâaşeriyye Şiîliği’ni kabul etti. Seyyid Mübârek’in oğlu Nâsır, Safevî sarayına davet edilip Şah I. Abbas’ın kız kardeşiyle evlendirildi. Seyyid Mübârek’in ölümünün ardından ortaya çıkan karışıklıklar sırasında hânedanın gücü iyice zayıfladı. Müşa‘şa‘ reisleri, XVII. yüzyılın ikinci yarısı ile XVIII. yüzyılın ilk yarısında Safevî hükümdarları tarafından sınır valileri sıfatıyla tayin ve azledildiler.

Hûzistan, Afganlılar’ın 1135 (1722) yılında Safevî başşehri İsfahan’ı ele geçirmeleri üzerine yaşanan kargaşa döneminde Osmanlı Devleti tarafından ilhak edildi. Ancak kısa süre sonra duruma hâkim olan Nâdir Şah bölgeyi kendi hâkimiyetine bağladı. Bütün bu karışıklıklar sırasında statülerini korumayı başaran Müşa‘şa‘lar, Zendler ve Kaçarlar devrinde önemli ölçüde güç kaybına uğramalarına rağmen eski ve köklü bir seyyid hânedan olarak varlıklarını devam ettirmeyi başardılar. Havîza, XIX. yüzyıla gelindiğinde sulama kanallarının zarar görmesi ve nüfusun azalmasından dolayı artık eski önemini kaybetmişti. XIX. yüzyıl sonlarında Havîza çevresinde bulunan Benî Turuf kabilesinin itaatten çıkması ve XX. yüzyılın başında Muhaysınlar’ın reisi Haz‘al Han’ın Hûzistan’a hâkim olması ile birlikte hânedanın gücü iyice zayıfladı. Müşa‘şa‘lar bir süre sonra bölgedeki diğer Arap kabileleri gibi Haz‘al Han’ın nüfuzu altına girdiler (Ahmed-i Kesrevî, s. 159-160). Müşa‘şa‘lar ile akrabalık ilişkisi kuran Haz‘al Müşa‘şa‘ reisi Seyyid Mevlâ Abdülali’nin yerine kendi hanımının kardeşini tayin etti (1910). Kaçar hânedanını yıkarak devlet idaresine el koyan Rızâ Şah Pehlevî 1924 yılında Şeyh Haz‘al’ın iktidarına son verdi ve Mevlâ Abdülali’yi yeniden Müşa‘şa‘lar’ın reisi olarak tanıdı. Müşa‘şa‘lar, Hûzistan bölgesinin siyasî ve idarî tarihinde oynadığı uzun süreli siyasî rolün yanında temelde mehdîliğe dayanan dinî-mezhebî doktrinleriyle XV. yüzyılın dinî-sosyal cereyanları içerisinde önemli bir yere sahiptir.

BİBLİYOGRAFYA
BA, MD, nr. 32, s. 136-137, 140-141, 327; TSMA, nr. E. 8333; Hândmîr, Ḥabîbü’s-siyer (nşr. M. Debîr-i Siyâkī), Tahran 1362/1983, IV, 496-498; Cihângüşâ-yı Ḫâḳān: Târîḫ-i Şâh İsmâʿîl (nşr. A. D. Muztar), İslâmâbâd 1364/1986, s. 293-297; Feridun Bey, Münşeât, II, 234-235; Şüsterî, Mecâlisü’l-müʾminîn, Tahran 1365 hş., II, 395-402; İskender Bey Münşî, Târîḫ, I, 94-95, 501-502, 524-525; II, 914-915, 951-952, 959; Ahmed-i Kesrevî, Târîḫ-i Pânṣad-sâle-yi Ḫûzistân, Tahran 1330/1951, s. 8-160; Câsim Hasan Şübber, Târîḫu’l-Müşaʿşaʿiyyîn ve terâcimü aʿlâmihim, Necef 1965; M. Schmidt-Dumont, Turkmenische Herrscher des 15. Jahrhunderts in Persien und Mesopotamien nach dem Tārīh al-Ġiyāṭī, Freiburg 1970, s. 61, 126-127, 154, 159-163, 177, 195, 218-220; Kâmil Mustafa eş-Şeybî, Teşeyyuʿ ve Taṣavvuf (trc. Ali Rızâ Zekâvetî), Tahran 1374, s. 272-310; C. E. Bosworth, The New Islamic Dynasties, Edinburgh 1996, s. 277-278; M. Ali Rencber, Müşaʿşaʿiyân, Tahran 1382/2003, tür.yer.; W. Caskel, “Ein Mahdī des 15. Jahrhunderts. Saijid Muhammad Ibn Falāḥ und seine Nachkommen”, Islamica, IV, Leipzig 1931, s. 48-93; a.mlf., “Die Wālī’s von Ḥuwézeh”, a.e., VI (1934), s. 415-434; V. Minorsky, “Müşa’şa’lar”, İA, VIII, 839-843; P. Lutf, “Mus̲h̲aʿs̲h̲aʿ”, EI2 (İng.), VII, 672-675.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2006 yılında İstanbul'da basılan 32. cildinde, 155-156 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER