MÜSTERŞİD-BİLLÂH

المسترشد بالله
MÜSTERŞİD-BİLLÂH
Müellif: OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 24.01.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/mustersid-billah
OSMAN GAZİ ÖZGÜDENLİ, "MÜSTERŞİD-BİLLÂH", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/mustersid-billah (24.01.2020).
Kopyalama metni
7 Şâban 486’da (2 Eylül 1093) dünyaya geldi. 484’te (1091) doğduğu da rivayet edilir. Babası Halife Müstazhir-Billâh, annesi Lübâbe adlı bir câriyedir. Babasının vefatının ardından hilâfet makamına geçti (16 Rebîülâhir 512 / 6 Ağustos 1118). Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’ın vefatından (511/1118) sonra başlayan siyasî karışıklıkların devam ettiği bir dönemde halife olan Müsterşid-Billâh, bu durumdan istifade ederek Abbâsîler’in Büveyhîler’in Bağdat’ı istilâ ettikleri tarihten (334/945) beri unuttukları dünyevî-siyasî hâkimiyeti yeniden canlandırmak için faaliyete geçti.

Merv’i Büyük Selçuklu Devleti’nin başşehri yapan Sultan Sencer, imparatorluğun batısını Irak Selçuklu tahtına oturttuğu yeğeni Mahmûd b. Muhammed Tapar’ın idaresine bırakmıştı. Mahmud’un Irak’taki hâkimiyetine itiraz eden kardeşi Mes‘ûd b. Muhammed Tapar, Mezyedî Emîri Dübeys b. Sadaka ile bazı Türkmenler’in desteğini alarak isyan etti (514/1120). Dübeys’in Irak’ın çeşitli bölgelerini yağmalamaya başlaması üzerine halife kendisine mektup göndererek bu faaliyetlerine son vermesini istedi. Ancak Dübeys isyanı sürdürüp Bağdat’a kadar geldi. Şehrin karşısına çadır kurup ağır sözler söyleyerek halifeyi tehdit etti. Sultan Mahmud sonunda halifenin ricasına uyup Bağdat’a geldi (Receb 514 / Ekim 1120). Dübeys, Sultan Mahmud’u oyalamaya çalıştıysa da Selçuklu kuvvetleri Hille üzerine yürüyünce kayınpederi Necmeddin İlgazi’ye sığınmak zorunda kaldı, sultan ve halifeden özür dileyip itaat arzettiğini bildirdiyse de kabul görmedi (515/1121). Dübeys’in tehditlerine karşı Sultan Mahmud’dan yaz mevsimini Bağdat’ta geçirmesini rica eden halife daha sonra hazırlıklarını tamamlayıp Dübeys üzerine yürüdü ve onu mağlûp ederek Bağdat’a döndü (517/1123). Sultan Sencer, Müsterşid-Billâh’ın Irak’ta Dübeys ile mücadeleye girerek siyasî hadiselerin içinde yer almasından rahatsız oldu. Kadı Herevî başkanlığında bir elçilik heyetini yeğeni Mahmud’a gönderip halifenin Nizâmülmülk’ün oğlu Ahmed’i vezir tayin etmesini sağladı. Sencer bu sayede hilâfet makamının hareketlerini kontrol altında tutmayı amaçlıyordu. Ahmed’in vezirliğe getirilmesi Müsterşid’i siyasî hadiselerden uzak tutmaya yetmedi. Halife kendi ordusunu kurmak için faaliyete geçti. Ancak bu durum, halifenin asker beslememesi ve Bağdat’ın güvenliğinin Selçuklular tarafından sağlanması esasına dayanan Abbâsîler’le Selçuklular arasındaki antlaşmanın ihlâli demekti. Sultan Sencer, Sultan Mahmud’a bir mektup göndererek halifenin antlaşmayı bozduğunu söyledi ve halifeyle ittifakına son verip Bağdat’a yürümesini emretti. Selçuklu ordusu tarafından kuşatılan Bağdat’ın bir kısmı yağmalandı (Zilhicce 520 / Ocak 1127). Zor durumda kalan halife Sultan Mahmud ile anlaşmak mecburiyetinde kaldı. Sultan Mahmud gerekli saygıyı gösterip Müsterşid’i yeniden hilâfet makamına oturttu (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X, 504). Bağdat’tan ayrılmadan önce faaliyetlerini daha yakından takip etmek amacıyla İmâdüddin Zengî’yi Bağdat şahneliğine getirdi.

Bu sırada Dübeys, Sultan Mahmud’un kardeşi Melik I. Tuğrul’u Irak Selçuklu tahtını ele geçirmeye teşvik etti. Bunun üzerine Sultan Mahmud Tuğrul’a karşı halifeyle ittifak yapma yoluna gitti. Mahmud ve halife karşısında güçsüz kaldıklarını anlayan Dübeys ve Tuğrul, Sultan Sencer’e sığınmak zorunda kaldılar ve Mahmud’u halifeyle iş birliği yapmakla suçladılar. Sencer, Hemedan’da bulunan yeğeni Mahmud’u huzuruna çağırdı. Mahmud amcasına itaat ederek Rey’e geldi. Tuğrul ve Dübeys’in şikâyetinin asılsız olduğunu gören Sencer Mahmud’u yanında tahta oturttu.

Sultan Sencer’in müdahalesine rağmen batıda karışıklıklar devam ediyordu. Sultan Mahmud, siyasî gücü ele geçirebilmek için yoğun bir gayret içerisinde olan halifeyi azledip yerine başka birini geçirmek için sefer hazırlıkları yaptığı bir sırada vefat etti (525/1131). Küçük yaştaki oğlu Dâvûd Irak Selçuklu tahtına çıkarıldı. Dâvûd’un henüz çocuk yaşta bulunmasından dolayı ülkenin çeşitli yerlerinde karışıklıklar meydana geldi. Müsterşid, Bağdat’ta Sultan Dâvûd adına hutbe okutulması için kendisine gönderilen elçilik heyetinin isteğini reddetti.

Bu arada Sultan Sencer’in yeğeni Mesud, Dâvud’un yaşının küçük olmasından istifade ederek Hemedan’a yürüyüp şehri ele geçirdi. Mesud’un Bağdat’ta adına hutbe okutulması isteği Sultan Sencer’in etkisiyle Halife Müsterşid-Billâh tarafından reddedildi. Halifeden umduğu desteği bulamayan Mesud, Musul Atabegi İmâdüddin Zengî ile ittifak kurdu. Mesud’dan çekinen halife çevredeki emîrleri Bağdat’a davet etti. Bu sırada Irak Selçuklu tahtında hak iddia eden Fars ve Hûzistan Meliki Selçuk Şah da Bağdat’a geldi ve halife ile görüşerek adına hutbe okutulmasını istedi. Selçuk Şah halife tarafından iyi karşılanmasına rağmen adı hutbede zikredilmedi.

Taleplerinin yerine getirilmediğini gören Mesud, güçlü bir orduyla Bağdat yakınlarına kadar gelerek müttefiki İmâdüddin Zengî’yi beklemeye başladı. Mesud’un Zengî ile birleşmesinin kendileri için iyi olmayacağını anlayan Selçuk Şah’ın atabegi Karaca es-Sâkî hızlı bir manevra ile Zengî’yi yenilgiye uğrattı. Zengî’nin yenilerek Musul’a geri çekilmesi Mesud’u zor durumda bıraktı. Atabeg Karaca’nın da katılmasıyla Müsterşid ve Selçuk Şah’ın ordusu büyük bir sayıya ulaştı. Durumun aleyhine gelişmekte olduğunu gören Mesud, halifeye amcası Sultan Sencer’in Bağdat’a yürümek üzere Rey’e geldiğini bildirip barış teklifinde bulundu. Müsterşid-Billâh Mesud’un teklifini kabul ederek Bağdat’a girmesine izin verdi. Yapılan antlaşmaya göre Mesud sultan, Selçuk Şah ise veliaht olacak, Irak halifenin vekili tarafından yönetilecekti. Mesud Bağdat’a girerek saltanat sarayına yerleşti (Cemâziyelevvel 526 / Mart-Nisan 1132). Müsterşid anlaşma gereği Mesud’u sultan, Selçuk Şah’ı da veliaht ilân edince Sultan Sencer’in adını hutbelerden kaldırdı. Bunun üzerine Sultan Sencer büyük bir orduyla Hemedan’a hareket etti, ancak asıl hedefi Bağdat’tı. Bu durum Bağdat’ta büyük bir korku ve paniğe sebep oldu. Halife Müsterşid, Mesud ve Selçuk Şah bir araya gelip savaş hazırlıklarına başladılar. Sefere bizzat katılmayı kabul eden halife ordu Bağdat’tan ayrıldıktan kısa bir süre sonra âniden fikir değiştirdi. Bağdat’ın savunmasız kalacağını bahane ederek müttefiklerden ayrıldı ve Bağdat’a döndü (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, X, 533, 535).

Öte yandan Sultan Sencer, kendisine karşı oluşturulan ittifakı bozmak için Musul Atabegi İmâdüddin Zengî ve Hille Emîri Dübeys b. Sadaka’yı kendi yanına çekti. Zengî ve Dübeys, Sultan Sencer’in isteği doğrultusunda Bağdat’a yürüdü. Bu gelişmeler ittifakın bütün planlarını altüst etti. Mesud, Sultan Sencer ile savaşı göze alamayıp Azerbaycan’a dönmek istedi. Ancak Sencer âni bir manevra ile Dînever yakınlarında Mesud’a yetişti. İki ordu 8 Receb 526 (25 Mayıs 1132) tarihinde Dînever yakınlarında karşı karşıya geldi. Savaş Sultan Sencer’in zaferiyle neticelendi. Mesud affedildiği haberini aldıktan sonra Sencer’in huzuruna gelerek bağlılığını sundu. Sencer de kendisine Gence’yi iktâ etti ve Azerbaycan’ın idaresiyle görevlendirdi. Kendisine karşı oluşturulan ittifakı dağıttığına inanan Sencer daha sonra hâkimiyet merkezi Horasan’a hareket etti. Bu sırada İmâdüddin Zengî ve Dübeys b. Sadaka’ya Müsterşid üzerine bizzat yürüyüp Bağdat’ı ele geçirmelerini emretti. Zengî 7000 kişilik kuvvetle Hısnülberâmike’ye geldi. 27 Receb 526’da (13 Haziran 1132) halifenin bizzat iştirak ettiği savaşta Zengî ve Dübeys mağlûp oldu.

Bu olayın ardından Melik Mesud, amcası Tuğrul’a karşı Halife Müsterşid-Billâh ile iş birliği yapabilmek için Bağdat önlerine geldi. Neticede anlaşma sağlandı. Melik Dâvûd da amcası Mesud’a bağlılığını sundu. Halife, Muharrem 527’den (Kasım-Aralık 1132) itibaren her yerde hutbeyi Mesud adına okutmaya başladı. 5 Rebîülevvel 527’de (14 Ocak 1133) büyük bir merasimle halife tarafından kılıç kuşatılan ve saltanat sancağı verilen Mesud ertesi gün yeğeni Dâvûd ile birlikte Azerbaycan’a hareket etti. Müsterşid-Billâh aynı yıl İmâdüddin Zengî’yi cezalandırmak üzere Musul’a yürüyüp şehri kuşattı. Ancak üç ay sonra geri dönmek zorunda kaldı. Tuğrul karşısında yenilgiye uğrayan Mesud Müsterşid’den izin alarak ertesi yıl tekrar Bağdat’a geldi (528/1134). Halifenin hışmından korkarak Mesud’a sığınan Türk asıllı bazı emîrler yüzünden bir süre sonra Müsterşid ile Mesud’un arası açıldı ve halife, Mesud’dan hemen Bağdat’ı terketmesini istedi. Tam bu sırada Irak Selçuklu Hükümdarı Sultan Tuğrul’un vefat haberi geldi. Mesud vakit kaybetmeden Hemedan’a giderek Irak Selçuklu tahtına oturdu (529/1134).

Halife aleyhtarı bazı emîrlerin Mesud’a, Mesud aleyhtarlarının da Müsterşid’e sığınmaları sultan ile halife arasında bir savaşı zorunlu kılmaktaydı. Halife güçlü bir orduyla Şâban 529’da (Mayıs-Haziran 1135) Sultan Mesud’un üzerine yürüdü. Hemedan yakınlarındaki Dâymerc’de yapılan savaş sırasında Müsterşid, ordusunda bulunan Türk asıllı emîr ve askerlerin saf değiştirmesi yüzünden yenilgiye uğradı ve devlet adamlarıyla birlikte esir edildi (10 Ramazan 529 / 24 Haziran 1135). Halifeyi yanına alarak Hemedan’a hareket eden Mesud âniden güzergâh değiştirip Azerbaycan tarafına döndü. Halifeyle yüklü bir savaş tazminatı ödemesi ve bir daha ordu kurmaması şartlarıyla anlaşmaya vardığı bir sırada Sultan Sencer’den bir elçilik heyeti geldi. Sencer, Mesud’a gönderdiği mektupta Müsterşid’i hemen serbest bırakarak Bağdat’a göndermesini emrediyordu. Halifenin Bağdat’a dönmesi için hazırlıklara başlandığı esnada Sultan Sencer’den ikinci bir elçilik heyeti geldi. Sultan Mesud, başında tanınmış Selçuklu emîrlerinden Kuran Han Barankuş’un bulunduğu elçilik heyetini karşılamaya çıktığı sırada Müsterşid-Billâh, elçilik heyeti içerisine sızan bir grup Bâtınî tarafından düzenlenen bir suikast neticesinde Merâga şehri yakınlarında öldürüldü (17 Zilkade 529 / 29 Ağustos 1135). Naaşı, Merâga şehri kapısındaki Ahmedek Medresesi’nin hazîresine defnedildi. Yerine oğlu Râşid-Billâh geçti. Müsterşid’in ölümü Bağdat’ta ve Merâga’da büyük tepki ve üzüntüye sebep oldu. Onun öldürülmesine dair bilgiler suikast biçiminin klasik İsmâilî suikast yöntemlerine benzemediğini göstermektedir. Öte yandan Selçuklu hükümdarlarının desteği olmadan böyle bir olayın gerçekleştirilmesi mümkün değildir (Özgüdenli, XXXIX/9 [2004], s. 28). Bu suikastın İsmâilîler’den çok Selçuklu iktidarının çıkarlarına uygun olduğu da açıktır.

Müsterşid kaynaklarda hırslı, azimli, heybetli ve cesur bir halife olarak tanıtılır. Gençliğinde ilimle meşgul olmuş, fıkıh ve hadis okumuştu. İyi bir hattat, fesahat ve belâgat sahibi etkileyici bir hatipti. Kirmanşah yakınlarında okuduğu bir hutbeden alıntı yapan Nizâmî-i Arûzî, Hz. Peygamber’den sonra hiç kimsenin bu belâgatta bir hutbe okumadığını belirtir. İbnü’l-Esîr onun cevabî mektuplarının rik‘anın en güzel örneklerinden olduğunu söyler (el-Kâmil, XI, 34). İmar faaliyetleriyle de ilgilenen Müsterşid-Billâh 517’de (1123) Bağdat’ın etrafındaki surları yeniden yaptırmış, Sultan Sencer’in kızı olan hanımı için sekiz köşeli (müsemmene) bir saray inşa ettirmiş ve Tâc Sarayı’na Bâbü’l-hücre adı verilen büyük bir salon ekletmiştir (Le Strange, s. 259-260).

BİBLİYOGRAFYA
Nizâmî-i Arûzî, Çehâr Maḳāle (nşr. Muhammed Kazvînî), London 1910, s. 21-22, 111; İbnü’l-Kalânisî, Târîḫu Dımaşḳ (Amedroz), s. 247-250, 275; Azimî Tarihi: Selçuklular Dönemiyle İlgili Bölümler: H.430-538 (nşr. ve trc. Ali Sevim), Ankara 1988, s. 41-57; İbnü’l-Ezrak el-Fârikī, Meyyâfârikîn ve Âmid Tarihi: Artuklular Kısmı (trc. Ahmet Savran), Erzurum 1992, s. 47-59; İbnü’l-Cevzî, el-Muntaẓam, IX, 197-199, 204-206, 216-218, 222-223, 231-232, 234-235, 242-243, 245-250, 254-256, 258; X, 2-5, 8-13, 20, 25-27, 30, 35-36, 42-52; Râvendî, Râhatü’s-sudûr (Ateş), I, 196, 198, 218-220; Ahbârü’d-devleti’s-Selcûkıyye (Lugal), s. 67-68, 70-71, 75; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil (trc. Abdülkerim Özaydın), İstanbul 1987, X, 503-504, 531-535, 541; XI, 34, 37, 42, 46-47, 63; a.mlf., et-Târîḫu’l-bâhir fi’d-devleti’l-Atâbekiyye bi’l-Mevṣıl (nşr. Abdülkādir Ahmed Tuleymât), Kahire 1382/1963, bk. İndeks; Bündârî, Zübdetü’n-Nusra (Burslan), s. 148-150, 158, 161-162, 166-167, 170; Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirʾâtü’z-zamân, VIII/1, s. 82, 90, 96-97, 156-158, 180; Cüveynî, Târîḫ-i Cihângüşâ, III, 217-221; Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânî, Câmiʿu’t-tevârîḫ (nşr. Ahmed Ateş), Ankara 1960, V/2, s. 107-115; Hindûşah es-Sâhibî, Tecâribü’s-selef (nşr. Abbas İkbâl), Tahran 1357 hş., s. 293-304; Kütübî, Fevâtü’l-Vefeyât, III, 179-182; G. le Strange, Baghdad During the Abbasid Caliphate, Oxford 1924, s. 195, 259-260, 275; Coşkun Alptekin, The Reign of Zangi, Erzurum 1978, s. 31-46; Mehmet Altay Köymen, Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tarihi, Ankara 1991, II, 5-148, 164-305; Hasan Hüseyin Adalıoğlu, Büyük Selçuklu Devleti ile Abbasî Halifeliği Münasebetleri (doktora tezi, 1996), MÜ Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, s. 105-176; Eric J. Hanne, The Caliphate Revisited: The Abbasids of 11th and 12th Century Baghdad (doktora tezi, 1998), The University of Michigan, s. 290-337; Hüseyin Kayhan, Irak Selçukluları, Konya 2001, s. 35-162; [Abbas İkbâl], “Mekâtîb-i Târîḫî, Nâme-yi Sulṭân Sencer be-Vezîri’l-Müsterşid-billâh”, Mecelle-yi Yâdigâr, IV/9-10, Tahran 1327 hş., s. 134-155; Osman Gazi Özgüdenli, “Selçuklu Hilâfet Münasebetlerinde Bir Dönüm Noktası: Halife el-Müsterşid’in Katli Meselesi”, TD, XXXIX/9 (2004), s. 1-35; K. V. Zetterstéen, “Müsterşid”, İA, VIII, 835; Carole Hillenbrand, “al-Mustars̲h̲id”, EI2 (İng.), VI, 733-735; Faruk Sümer, “Mes‘ûd b. Muhammed Tapar”, DİA, XXIX, 349-351.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 32. cildinde, 145-147 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.