NAHŞEBÎ, Ziyâeddin - TDV İslâm Ansiklopedisi

NAHŞEBÎ, Ziyâeddin

ضياء الدين نخشبي
Müellif:
NAHŞEBÎ, Ziyâeddin
Müellif: RIZA KURTULUŞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.06.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nahsebi-ziyaeddin
RIZA KURTULUŞ, "NAHŞEBÎ, Ziyâeddin", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nahsebi-ziyaeddin (21.06.2021).
Kopyalama metni
Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Nisbesinden Semerkant yakınlarındaki Nahşeb (Nesef) şehrinde doğduğu anlaşılmaktadır. Muhtemelen genç yaşta doğum yerinden ayrılıp Hindistan’ın Bedâûn şehrine gitti. Burada Çiştiyye şeyhi Hamîdüddîn-i Nâgavrî’nin (Nâgûrî) torunu Şeyh Ferîdüddin Nâgûrî’nin müridi oldu. Sanskritçe öğrenen Nahşebî bu dilden bazı eserleri Farsça’ya tercüme etti. Hindistan’da yazdığı eserlerinin bazılarını ithaf ettiği Halacîler hânedanına mensup Delhi Sultanı Kutbüddin Mübârek Şah’ın himayesini gördü. Uzun bir ömür sürdükten sonra 750 (1349) veya 751 (1350) yılında Bedâûn’da vefat etti ve orada defnedildi.

Eserleri. 1. Ṭûṭînâme. Nahşebî’nin en tanınmış eseri olup Sanskritçe Çukasaptati adlı kitaba dayanmaktadır. Hind kökenli bu edebiyat klasiğinin günümüze ulaşan Ṭûṭînâme adlı Farsça üç farklı versiyonu vardır. Birincisi Çihil Ṭûṭî-yi Âmiyâne, diğeri İmâd b. Muhammed’in Ṭûṭînâme’si (Cevâhirü’l-es̱mâr), sonuncusu da Nahşebî’nin çalışmasıdır. Eserin konusu özetle şöyledir: Sâid adındaki bir tüccar uzun bir yolculuğa çıkacağı sırada, yapacağı her işte evdeki papağana (tûtî) danışması hususunda hanımıyla anlaşır. Tüccar yola çıkınca genç ve güzel hanımını komşularından biri baştan çıkarmaya çalışır. Ancak anlaşma gereği kadın papağana danışır. Papağan da her gece bir hikâye anlatarak onu kocası gelinceye kadar oyalar, böylece ihanet etmesini önler. Ṭûṭînâme’nin daha önce İmâd b. Muhammed tarafından yapılan çevirisinin iyi olmaması sebebiyle Nahşebî’den bu eseri yeniden tercüme etmesi istenmiş, o da daha anlaşılır bir ifadeyle hikâyeyi her birine “gece” adını verdiği elli iki bölüm halinde çevirmiştir (730/1330). Ayrıca eklediği şiirlerle metne süslü bir anlatım kazandırmış, ancak bu özelliğiyle hikâyenin daha sonraki nesiller için ağır bir metin halini alması kaçınılmaz olmuştur. Bunun üzerine tercüme Ekber Şah’ın emriyle Ebü’l-Fazl el-Allâmî tarafından sadeleştirilmiş, bu metni de Muhammed Kādirî otuz beş bölüm halinde tekrar sadeleştirmiştir. Kādirî’nin düzenlediği Ṭûṭînâme, bazı Doğu ve Batı dillerine (Hindî, Bengalî, Tatarca, Almanca) tercümede esas alındığı gibi Sarı Abdullah da eseri yine bundan Türkçe’ye çevirmiştir (Bulak 1254; İstanbul 1256). Keşfü’ẓ-ẓunûn’da (II, 1118) Ṭûṭînâme’nin Kanûnî Sultan Süleyman adına tercüme edildiği kaydedilmektedir. Günümüz Türkçe’siyle sadeleştirilmesini ilk defa Şemsettin Kutlu yapmıştır (İstanbul, ts.). 1792’de M. Gerrans’ın Kādirî’nin metnini esas alarak on iki bölümü İngilizce’ye çevirmesinden sonra Batı’da esere ilgi duyulmaya başlanmış, eseri Carl Jakob Ludwig Iken (Stuttgart 1822) ve Georg Rosen (Leipzig 1858) Almanca’ya, Evgenii E. Berthels Rusça’ya çevirmiştir (Moscow 1979). H. Brockhaus da sekiz “gece”yi Almanca tercümesiyle birlikte neşretmiştir (Leipzig 1843). Eseri son olarak Gulâm Ali Âryâ yayımlamış (Tahran 1372 hş.), ayrıca Molla Vechî tarafından Urduca’ya çevrilmiştir (nşr. Mîr Saâdet Ali Rızvî, Haydarâbâd 1939). 2. Silkü’s-sülûk. Her birine “silk” adını verdiği 151 bölümden meydana gelen eser tasavvufî meseleler, mutasavvıfların özellikleri ve şeyhlerle ilgili hikâye, söz ve menkıbelerin yer aldığı bir kitaptır. Taş baskısından (Delhi 1895) çok sonra Gulâm Ali Âryâ tarafından neşredilen eseri (Tahran 1990) Mustafa Çiçekler ve Halil Toker Türkçe’ye çevirmiştir (İstanbul 1999). 3. Külliyât u Cüzʾiyyât. Her birine “nâmûs” adı verilen kırk bölümden oluşmakta, Çihil Nâmûs ve Nâmûs-ı Ekber diye de anılmaktadır. Kutbüddin Mübârek Şah’a takdim edilen kitap insan vücudunun her organıyla ilgili hikmetin süslü bir anlatımını konu edinmiştir (nüshaları için bk. Storey, III/2, s. 246). 4. Efsâne-i Gülrîz. Ma‘sûm Şah ile Nûşâbe adlı bir kızın aşkına dairdir (nşr. Âgā M. Kâzım Şîrâzî – K. F. Azoe, Kalküta 1912). Nahşebî’nin diğer eserleri arasında Leẕẕetü’n-nisâʾ, ʿAşere-i Mübeşşere ve Neṣâyiḥ u Mevâʾiẓ adlı çalışmalar yer almaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1118; Rieu, Catalogue of the Persian Manuscripts, II, 740-741, 753-754; Storey, Persian Literature, III/2, s. 245-246; Tebrîzî, Reyḥânetü’l-edeb, VI, 153-154; Safâ, Edebiyyât, III, 1293-1296; Rypka, HIL, s. 223, 719; Athar Abbas Rizvi, A History of Sufism in India, New Delhi 1986, I, 131-133; Ahmed-i Münzevî, Fihristvâre-i Kitâbhâ-yi Fârsî, Tahran 1374 hş., I, 438-439; N. Hanif, “Nakhshabi, Shaykh Diya’al Din”, Biographical Encyclopaedia of Sufis: South Asia, New Delhi 2000, s. 262-264; Şerîfî, “Silkü’s-sülûk”, Dânişnâme-i Edeb-i Fârsî (nşr. Hasan Enûşe), Tahran 1380 hş., I, 508-509; a.mlf., “Leccetü’n-nisâʾ”, a.e., I, 771-772; Kûtî, “Ṭûṭînâme”, a.e., I, 603-604; M. Şekûrzâde, “Çiyâ-yi Naḫşebî”, a.e., I, 594-595; Ziyâî, “Külliyyât ve Cüzviyyât”, a.e., I, 744; Cahit Öztelli, “Tûtî-Nâme Üzerine Bilgiler”, Sivas Folkloru, sy. 46, Sivas 1976, s. 3-7; O. F. Akimushkin, “The Tuti-Nama and The Predecessor of Nakhshabi: On the Question of Indo-Iranian Cultural Links”, Manuscripta Orientalia, IV/2, Helsinki 1998, s. 3-12; E. Berthels, “Nak̲h̲s̲h̲abī”, EI2 (İng.), VII, 925-926.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2006 yılında İstanbul’da basılan 32. cildinde, 309-310 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER