NARDA

Müellif:
NARDA
Müellif: İDRİS BOSTAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 17.06.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/narda
İDRİS BOSTAN, "NARDA", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/narda (17.06.2019).
Kopyalama metni
Yunanistan’ın batısında Narda (Arta) körfezinin kuzeyindeki delta düzlüğüyle dağlık alanın sınırında Arakhtos (Narda) nehrinin sol kenarında denize 16 km. mesafede yer alır. Eski adı Ambrakia (Ambpakia) olup milâttan önce VII. yüzyılda Korint (Corinth) şehri tiranı Kypselos’un oğlu Gorges tarafından kuruldu. Milâttan önce 297’de Epir Kralı Pyrhos burayı ülkesine merkez yaparak sanat değeri olan binalar inşa ettirdi. Milâttan önce 189’da Romalılar’ın eline geçmesi üzerine şehirdeki önemli sanat eserleri Roma’ya götürüldü. XII. yüzyılda Bizans döneminde yeniden tahkim edilen ve dinî-mimari eserlerle süslenen Narda’yı 1436’da gören Anconalı Cyriacus burada çok güzel binalar bulunduğunu belirtmektedir.

832’de (1429) Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa Yanya’yı fethedince Epir Despotu Karlo, vasal olarak Osmanlı Devleti’ni tanıdı ve 853’te (1449) Osmanlı hâkimiyetine girdi. Bu dönemde şehrin ismi Narda olarak değiştirildi. XVI. yüzyıl başlarında Pîrî Reis burayı Narda adıyla anıp aynı adlı akarsuyun Narda denizine döküldüğü yerden 6 mil uzaklıkta bulunduğunu yazar. Evliya Çelebi ise narlarının çokluğu ve ünü sebebiyle buranın Narda adını aldığını ileri sürer.

Osmanlı döneminde Narda özellikle gemilerin barınmasına müsait körfeziyle de anılır. Nitekim Barbaros Hayreddin Paşa, Preveze Savaşı (945/1538) öncesinde And-rea Doria kumandasındaki müttefik Haçlı donanması karşısında kendi donanmasını Narda körfezine çekmişti. 979 (1571) yılı başlarında muhtemelen güvenlik amacıyla Narda yakınlarındaki orman kesilerek temizlendi (BA, MD, nr. 10, hk. 225). 980’de (1573) Akdeniz’e açılan Osmanlı donanması için gerekli kürekçilerin bir kısmı Narda’dan temin edildi (BA, MD, nr. 21, hk. 685). Şehir 1683-1699’da Venedik savaşları sırasında Osmanlı yönetimindeydi. 1213’te (1798) Fransa’nın Mora ve Narda taraflarına donanma sevketmesi üzerine buna engel olmak için Osmanlı donanmasından beş altı gemi bölgeye gönderilerek gerekli tedbir alındı (BA, HH, nr. 14093).

1830’da Yunanistan bağımsızlığını elde edince Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasındaki sınır Golos körfezinden Narda körfezi arasında çizildi; Narda Osmanlılar’da kaldı. Abdülaziz’in cülûsu münasebetiyle Safer 1278’de (Ağustos 1861) Narda’da kutlamalar yapıldığı (BA, A.MKT.UM, 494/17), Kānûn-ı Esâsî’nin ilânı ile de buradaki müslüman ve hıristiyan halkın yöneticilerle birlikte 9 Zilhicce 1293’te (26 Aralık 1876) törenler düzenlediği bilinmektedir (BA, YEE, 67/33-2).

Berlin Antlaşması sonucunda (1878) Narda Yunanistan’a bırakıldı. Bu durum özellikle Arnavutluk’ta olumsuz etki yaptı. 1879’da Yunanlılar’ın Narda’yı alacakları haberi üzerine Arnavut mebusları Bâbıâli’ye bir muhtıra vererek bölgeyi silâhla savunma kararı aldıklarını bildirdiler. Ancak Osmanlı Devleti, bir savaşı göze almak istemediğinden şehri 6 Temmuz 1881’de fiilen terkedip buraya bir şehbender tayin etti (BA, Y.MTV, 41/87; BA, Y.PRK.HR, 27/17). Antlaşmaya göre Narda nehri sınır kabul edildi ve nehrin ekilebilir arazilerinin bulunduğu sağ yakası Osmanlılar’da kaldı. Narda Yunanistan’a bırakılınca burada yaşayan müslümanlar Osmanlı tarafına göç ettiler. Yaklaşık 200 hânelik müslüman ahaliden fakir olanlar için kış mevsimi sebebiyle âcilen ev inşa edilmesine ve bütün muhacirler için yeni bir kasaba oluşturulmasına karar verildi (BA, Y.A.HUS, 168/40). Aynı yıl Yunan kralının Narda’yı ziyareti sırasında antlaşmaya göre Osmanlılar tarafında kalan köprüden geçişi esnasında bir binbaşı tarafından karşılandı (BA, Y.A.HUS, 168/70; BA, Y.MTV, 41/87). 1897 Yunan savaşı sırasında Narda bir ara Osmanlılar’ın eline geçtiyse de savaş sonunda iade edildi.

Narda Osmanlı yönetiminde gelişmiş bir şehir özelliği gösteriyordu. Rebîülâhir 972’de (Kasım 1564) tamamlanan tahririne göre burada otuz dokuz hıristiyan mahallesinde vergi mükellefi 1070 hâne ve 174 mücerret (bekâr) bulunuyordu (tahminen 5000-5500 kişi). Bu mahallelerin ikisinde “mellâh” (denizci) denilen gruplar oturuyordu ve bunlar muhtemelen Narda nehri vasıtasıyla körfeze kadar nehir ulaşımı hizmetini yapıyordu. Şehirde ayrıca beş yahudi mahallesi vardı, bunlar da 213 neferdi (yaklaşık 700 kişi). Mahalle adları yahudilerin buraya nereden gelip yerleştiğini gösteriyordu (Korfoz, Pulya, Çiçilye, İspanya gibi). Narda’daki otuz iki çiftliğin sahibi müslümandı. Böylece şehrin bu sıradaki toplam nüfusunun 5700-6200’e ulaştığı tahmin edilebilir. Bu durum Narda’nın oldukça hareketli bir sosyal yapıya sahip olduğunu gösterir. Şehirde on beş kişiye ait otuz değirmen bulunuyordu, bunlardan yedisi Narda’da önemli vakıfları olan Fâik Paşa’ya aitti. Narda’nın 165.978 akçe olan vergi gelirleri Sadrazam Semiz Ali Paşa’ya tahsis edilmişti (BA, TD, nr. 350, s. 8-27).

993 (1585) tahririnde, 978 hâne ve 276 mücerredin yaşadığı otuz yedi hıristiyan mahallesinde yaklaşık 4900-5100 kişi bulunduğu, otuz iki çiftlik, otuz değirmenin mevcudiyetini koruduğu görülmektedir. Hâne sayısında bir önceki sayıma göre 100 civarında azalma, bekâr erkek nüfusta ise aynı sayıda artış olmuş, böylece nüfus yapısında az da olsa bir değişim meydana gelmişti. Yahudi mahalleleri sayısı aynı kalmakla birlikte nüfusları 173 nefere inmişti (yaklaşık 550 kişi). Böylece şehrin toplam nüfusu 5500 dolayına düşmüş, aynı gerileme vergi gelirlerinde de kendini göstermiştir (BA, TD, nr. 586, s. 330-343). Narda’daki dinî eserler arasında cami, mescid ve mektebin bulunmasına karşılık tahrir kayıtlarında müslüman mahallelerinin yer almaması bunların vakıf reâyâsı olabileceğini hatıra getirir. Nitekim 993 (1585) tarihli defterde Narda’da Fâik Paşa mahallesinin adı geçer.

III. Murad devri sonlarında 1002-1003’te (1594-1595) yapılan bir cizye tahririnde şehrin mahalle sayısında azalma olduğu görülmektedir. Buna göre Narda’da yirmi beş mahallede 247 cizye hânesi vardı (yaklaşık 1250 kişi). On yıl içinde bu orandaki bir azalmayı göç veya ihtidâ ile izah etmek mümkündür. Buna karşılık dört yahudi mahallesinde 276 hâne vardı (yaklaşık 1400 kişi). Bu da Narda’da yahudi nüfusun hıristiyanlara nisbetle artış kaydettiğini gösterir (BA, MAD, nr. 1530, s. 2-72).

Narda’da müslüman nüfus XVI. yüzyıl boyunca tedrîcî bir şekilde oluşmuş ve XVII. yüzyılda giderek artış göstermiştir. Nitekim Evliya Çelebi’nin bildirdiğine göre iki katlı, bağ ve bahçeli 2000 adet evi olan Narda’da on yedi mahalle bulunuyordu. Bunlardan üçü müslüman, dördü yahudi ve onu hıristiyan Rum mahallesiydi. Şehrin bütün evleri kiremitli ve kurşun örtülüydü. Narda’da 400 dükkân, kale dibinde kahvehaneler, büyük bir han ve saat kulesi vardı (Seyahatnâme, VIII, 643-644). 1104 (1693) tarihli bir cizye tahririne göre ise Narda’da 374 hıristiyan (1900 kişi), yetmiş altı yahudi (350 kişi) hânesi olmak üzere yaklaşık 2250 kişi yaşıyordu (BA, MAD, nr. 16145, s. 34-49). XVI. yüzyıl boyunca genel nüfus azalmasının açıkça görüldüğü bu dönemdeki düşüşlerin bölgede yaşanan savaş ortamının etkisinden kaynaklandığı düşünülebilir.

XVIII. yüzyılda durumunu koruduğu anlaşılan Narda’da Cemâziyelâhir 1262’de (Haziran 1846) dört müslüman, bir yahudi ve sekiz hıristiyan mahallesinin bulunduğu dikkati çekmektedir (BA, ML. CRD, nr. 998). Zilhicce 1264’te ise (Kasım 1848) 772 hâne hıristiyan (3850 kişi), 197 hâne müslüman (1000 kişi) yaşıyordu. Narda’da müslümanlar kale içindeki Sultan Mehmed, Câvidan, Sultan Bayezid ve İlyas Bey mahalleleriyle Fâik Paşa İmareti’nde oturuyordu. Ayrıca şehirde yedisi müslüman, otuz üçü hıristiyan Çingene hânesiyle yetmiş iki yahudi hânesi kaydedilmişti. Böylece Narda’nın toplam nüfusu 5400’e ulaşıyordu (BA, ML. CRD, nr. 1226). Narda Kalesi, Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiye göre kayalı ve alçak bir dağın dibinde dörtgen bir yapıya sahipti. Kıbleye bakan tarafında büyük demir bir kapı vardı. Kapının solunda bulunan iç kale şehre bakmakta ve içinde kırk ev yer almaktaydı. Kalenin kuzeyinde Narda nehri, doğu ve güneyinde yüksek varoşu mevcuttu. Kalede kâgir minareli, kiremitli Sultan Mehmed Camii ve yanında medresesi vardı. İç kalenin şehre bakan kısmında kale dizdarının oturduğu çok katlı bir saray bulunuyordu. Ayrıca harap bir mescidin yer aldığı kale içinde dükkân yoktu (Seyahatnâme, VIII, 643). Narda Kalesi 1129’da (1717), uzun süre tamir edilmediğinden harap hale gelmesi ve üç kulesiyle kapısının yıkılması yüzünden tamir görmüş ve bu tamirat bir yıl sürmüştü (BA, MAD, nr. 3897, s. 40, 116).

Kalede XVI. yüzyılda önemli sayıda muhafız bulunuyordu. 1099-1101 (1688-1690) arasında yirmi dokuz azeb ve reis vardı (BA, MAD, nr. 3663, s. 11). 1109’da (1698) Narda muhafızı Ömer Paşa kalenin muhafazası için yeniden otuz kaptan tayin ettirdi (BA, İE-Bahriye, nr. 861). Bundan bir yıl önce Narda’ya saldırıda bulunulacağı haberleri üzerine İnebahtı mutasarrıfı 1800 süvariyle şehri korumakla görevlendirilmişti. Bu sırada Narda Kalesi’nde altmış beşi piyade, on biri süvari yetmiş altı levent bulunuyordu (BA, AE, Mustafa II, I/79). XVIII. yüzyıl başlarında kalede sayıları değişmekle beraber yaklaşık kırk azeb, ellişer “azebân-ı sânî ve sâlis”, kırk kaptan, kırk “beşlüyan”, on topçu, dört karakolcu olmak üzere toplam 234 görevli vardı (BA, MAD, nr. 6542, s. 66-73).

Narda’nın tarihî eserleri arasında kale içinde Sultan Mehmed Camii, şehirde Beyazıt Camii sayılabilir (BA, MAD, nr. 5706, s. 6). Ayrıca kale içinde Şeyh Uryânî evkafının yer alması bir tekke olabileceğine işaret etmektedir (BA, AE, Mustafa II, 655/7). II. Mehmed devri ricâlinden Fâik Paşa’nın Narda’da cami, medrese ve imareti mevcuttu ve buraya yedi dalyan, iki hamam, on dört dükkân, bir bahçe, yedi değirmen, ayrıca kışlak, çayır, zemin ve bahçelerin gelirlerini vakfetmişti. Şehirde bir sarayının bulunması ve 905 (1499-1500) tarihli mezar taşının mevcudiyeti onun Nardalı olduğunu düşündürmektedir. Nehir üzerinde bulunan 142 m. uzunluğundaki köprü Fâik Paşa tarafından yeniden yaptırılmıştı. Narda’nın diğer mâbedleri arasında Dizdar Mustafa Mescidi, Hacı Fîruz Ağa Mescidi, Hasan b. Ramazan Mescidi yanında Yûnus, Hoca Ali ve Safer Ağa’nın yaptırdığı muallimhâneler sayılabilir (BA, TD, nr. 586, s. 496-498). Evliya Çelebi de şehrin güneyinde Tekye Camii, Yûsuf Bey Sarayı yakınında Baba Mescidi, üç medrese, beş sıbyan mektebi, üç hankahtan söz eder. Narda’da ayrıca kubbeli, içinde elli rahip olan kral kilisesi, 200 papazı ve sahip olduğu vakıf gelirleriyle gelip geçenlere hizmet eden patrik kilisesi dahil on bir kilise vardı. Bunlardan başka Cavidan Mescidi, Eskicami, Feyzullah Efendi, Hamza Bey, Hünkâr Sultan Süleyman, Kılıç Bey, Osman Paşa ve Sultan Mustafa camileri bulunan Narda’da çok sayıda medrese, mektep, tekke ve zâviye olduğu tesbit edilmektedir.

Önceleri Yanya’ya bağlı bir kaza merkezi olan Narda 1078’de (1668) Paşa sancağına bağlanmış, XIX. yüzyıl başlarında kaza merkezi, yüzyılın ortalarında ise Yanya eyaletine bağlı bir sancağın merkezi olmuştur. 1865’te Narda kaymakamlığı lağvedilerek kazası da müdürlük konumuna getirilmiş ve Preveze sancağına bağlanmıştır (BA, A.MKT.MHM, 340/45). Narda günümüzde etrafı bahçelik olan bir şehir ve tarım ticareti merkezi olup burada yünlü ve pamuklu kumaş dokumacılığı yapılır. Şehir nüfusu 20.000 dolayındadır.

BİBLİYOGRAFYA
BA, TD, nr. 350, s. 8-27; nr. 586, s. 330-343, 496-499; BA, A.DVN, dosya 812/62; A.DVN.MHM, dosya 3-A/61; BA, A.MKT.MHM, 293/78; 340/45; 358/45; BA, A.MKT.UM, 151/83; 242/5; 254/31; 463/55; 494/17; BA, AE, Mustafa II, I/79; 9/822; 655/7; BA, HH, nr. 9383; 14093; BA, İE-Bahriye, nr. 861; BA, MAD, nr. 1264, s. 4; nr. 1430, s. 4; nr. 1530, s. 2-72; nr. 2703, s. 4; nr. 3663, s. 11; nr. 3897, s. 40, 116; nr. 5706, s. 6; nr. 6542, s. 66-73; nr. 9498, s. 72; nr. 10608, s. 245; nr. 16145, s. 34-49; BA, MD, nr. 10, hk. 225; nr. 19, hk. 165; nr. 21, hk. 685, 746; nr. 82, hk. 273; BA, ML. CRD, nr. 998; 1226; BA, Y.A.HUS, 168/40, 70; BA, YEE, 43/212; 67/33-2; 111/9, 50; BA, Y.MTV, 41/87; BA, Y.PRK.HR, 27/17; Pîrî Reis, Kitâb-ı Bahriye (nşr. Ertuğrul Zekâî Ökte v.dğr.), İstanbul 1988, II, 696-697, 700; Evliya Çelebi, Seyahatnâme, VIII, 643-644; N. Jorga, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (trc. Nilüfer Epçeli), İstanbul 2005, I, 359, 393; V, 302; E. Bradford, Barbaros Hayrettin (trc. Zehra Ağralı), İstanbul 1970, s. 189-190; Ayverdi, Avrupa’da Osmanlı Mimârî Eserleri IV, s. 297-299; Semavi Eyice, “Yunanistan’da Türk Mimarî Eserleri”, TM, XII (1955), s. 212-214; a.mlf., “Yunanistan’da Unutulmuş Eski Bir Türk Eseri”, BTTD, sy. 5 (1963), s. 67-73.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 32. cildinde, 385-387 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.