NEFÎSE bint HASAN

نفيسة بنت الحسن
Müellif:
NEFÎSE bint HASAN
Müellif: RIZA SAVAŞ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.10.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nefise-bint-hasan
RIZA SAVAŞ, "NEFÎSE bint HASAN", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nefise-bint-hasan (21.10.2019).
Kopyalama metni
145 (762) yılında Mekke’de doğdu; burada ve babasının valilik yaptığı Medine’de yetişti. Genç kızlığa geçiş döneminde, babasının Halife Ebû Ca‘fer el-Mansûr tarafından isyana teşebbüs suçlamasıyla görevden alınarak hapse atılması ve mallarına el konulması sırasında büyük sıkıntılar çektiği tahmin edilebilir. Evlilik çağına geldiğinde İmam Ca‘fer es-Sâdık’ın oğlu İshak el-Mü’temin ile nikâhlanmış ve ondan Kāsım adında bir oğlu ve Ümmü Külsûm adında bir kızı olmuşsa da bu çocuklar soyunu sürdürememiştir.

Nefîse, kuvvetli bir rivayete göre 201 (816-17) yılında eşi İshak’la birlikte Kahire’ye (Fustat) gitti ve vefatına kadar orada yaşadı. Sehâvî, onun Beytülmakdis’te bulunan Hz. İbrâhim’in kabrini ziyaret ettikten sonra Mısır’a gittiğini yazar. Nefîse’nin aslında bu ziyaret bahanesiyle, Hz. Ali soyundan gelenlerin büyük bir baskı altında tutulduğu Irak’tan uzaklaşmak istediği ve Kudüs’ten kendilerine kucak açacak nüfuzlu insanların bulunduğu Mısır’a geçtiği anlaşılmaktadır. Fustat halkından büyük bir kalabalığın karşıladığı Nefîse Cemâleddin Abdullah b. Cessâs’ın evinde birkaç ay misafir kaldı. Bu süre içinde onu hem Mısırlılar hem de başka ülkelerden gelenler ziyaret etmek için âdeta yarıştılar. Sehâvî, Nefîse’nin ziyaretçilerinin çokluğunu onun gösterdiği bir keramete bağlamakta ve bir yahudinin yürüyemeyen kızını iyileştirince kızın ailesiyle beraber doksan kadar yahudinin müslüman olduğunu, bu haberin duyulmasıyla birlikte ziyaretçilerinin hızla artmaya ve oturduğu semtte büyük bir izdiham yaşanmaya başladığını nakletmektedir. Bunun üzerine Mısır Valisi Ubeydullah b. Serî b. Hakem günümüzde türbesinin bulunduğu semtteki büyük bir evini ona tahsis etti ve ziyaretçiler için haftada iki gün sınırlamasını getirdi. Nefîse’yi ziyaret edenlerin başında Bişr el-Hâfî, Ahmed b. Hanbel ve İmam Şâfiî gibi mutasavvıf ve ilim adamları bulunmaktadır. Kaynakların belirttiğine göre İmam Şâfiî, Mısır’a gittiği zaman sık sık Nefîse’yi ziyaret etmiş ve kendisinden hadis öğrenmiştir. Vefat ettiği zaman cenazesi evine götürülerek onun da cenaze namazını kılması sağlanmıştır. Nefîse’nin ziyaretçileri ölümünden sonra daha da arttı. İbn Hallikân, Mısırlılar’ın Nefîse’ye büyük bir bağlılık duyduğunu ve bunun hiç eksilmediğini, çünkü onun kabri başında yapılan duaların kabul edildiğine inanıldığını söyler. Makrîzî de Mısır’da duaların kabul edildiği dört mekândan birinin Nefîse’nin türbesi olduğunu yazmaktadır. Zehebî, cahil halk tabakasından bazı kişilerin Nefîse’nin türbesine aşırı saygı gösterdiklerini ve bunu şirke kadar götürdüklerini kaydeder. Yâfiî de Nefîse’nin türbesinde yaşanan uygunsuz hareketlere bizzat gördüklerini anlatarak dikkat çeker.

“et-Tâhire” ve “el-Hurretü’t-takıyye” lakaplarıyla anılan Nefîse’nin tefsir, hadis ve tasavvuf alanlarında önemli birikime sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak kendisine tarih boyunca gösterilen aşırı ilgi ve sevginin sebebi peygamber soyundan gelmesi ve onun zühd hayatı yaşayan çok dindar bir kadın olmasıdır. Nefîse’nin çok az yediği, az uyuduğu, çokça namaz kılıp oruç tuttuğu, otuz defa hacca gittiği ve evinin içine bir mezar kazdırarak zaman zaman buraya inip ibadette bulunduğu rivayet edilmektedir. Bu sebeple sûfî tabakat kitaplarında kendilerine özel olarak yer ayrılan Ali evlâdı arasında sayılmaktadır. İbn Tağrîberdî, Nefîse’nin kerametler ve burhanlar sahibi bir kadın olduğunu, şöhretinin Doğu’da ve Batı’da yayıldığını söyler. Sehâvî de Nefîse’nin keramet ve menkıbeleriyle ilgili rivayetlerin bazılarını nakletmiştir.

Nefîse Ramazan 208’de (Ocak 824) vefat etti ve cenazesi kocası tarafından Medine’ye götürülmek istenmesine rağmen halkın arzusu uyarınca Fustat’ta yaşadığı eve gömülerek üzerine Mısır Valisi Ubeydullah b. Serî b. Hakem tarafından bir türbe yaptırıldı. Türbe daha sonraki dönemlerde birçok defa tamir edildi ve yanına eklenen yeni binalarla bir külliye haline getirildi. İmar faaliyetlerinin başlıcaları 532’de (1138) Fâtımî Halifesi Hâfız-Lidînillâh, 693’te (1294) Memlük Sultanı Muhammed b. Kalavun ve 1170’te (1757) Osmanlı Valisi Hekimoğlu Ali Paşa tarafından gerçekleştirilmiştir. Halen türbenin çevresinde bir camiden başka çeşitli binalar ve bir kütüphane ile sûfî hücreleri bulunmakta, özellikle altın ve gümüş süslemelerinin dikkat çektiği türbe Kahire’nin en çok ilgi gören ziyaretgâhları arasında yer almaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt, VII, 342; Mus‘ab b. Abdullah ez-Zübeyrî, Nesebü Ḳureyş (nşr. E. Lévi-Provençal), Kahire 1982, s. 56; Hatîb, Târîḫu Baġdâd, VII, 309-313; Muvaffakuddin b. Osman, Mürşidü’z-züvvâr ilâ ḳubûri’l-ebrâr (nşr. M. Fethî Ebû Bekir), Kahire 1415/1995, s. 159-192; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, V, 593; VI, 8, 80; İbn Hallikân, Vefeyât, V, 423-424; Zehebî, Aʿlâmü’n-nübelâʾ, X, 106-107; Yâfiî, Mirʾâtü’l-cenân, II, 43-44; Hâlid b. Îsâ el-Belevî, Tâcü’l-mefriḳ (nşr. Hasan es-Sâih), Muhammediye, ts. (İhyâü’t-türâsi’l-İslâmî), I, 222; İbn Kunfüz, el-Vefeyât (nşr. Âdil Nüveyhiz), Beyrut 1971, s. 160; Makrîzî, el-Ḫıṭaṭ, II, 441; İbn Tağrîberdî, en-Nücûmü’z-zâhire, II, 185-186; Sehâvî, Tuḥfetü’l-aḥbâb ve buġyetü’ṭ-ṭullâb, Kahire 1406/1986, s. 104-108; Ali Paşa Mübârek, el-Ḫıṭaṭü’t-Tevfîḳıyye, Bulak 1306, V, 133-137; M. Abdülhâliḳ, el-Cevâhirü’n-nefîse fî menâḳıbi’s-Seyyide Nefîse, Kahire 1351/1932; Ziriklî, el-Aʿlâm, IX, 16-17; Hitti, İslâm Tarihi, II, 445-447; III, 711; Kehhâle, Aʿlâmü’n-nisâʾ, V, 188; Aʿyânü’ş-Şîʿa, III, 268; Tevfîk Ebû Alem, es-Seyyide Nefîse, Kahire 1998; Gülgûn Uyar, Ehl-i Beyt: İslâm Tarihinde Ali-Fâtıma Evlâdı, İstanbul 2004, s. 39, 365, 369, 485-486; Hâlid Mahmûd Tirmizî, “Seyyide Nefîse-Îk Ṣûfî Ḫâtûn”, Fikr u Naẓar, IX/6 (1971), s. 439-446; R. Strohmann, “Nafīsa”, EI2 (İng.), VII, 879.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 32. cildinde, 531-532 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.