NEMERÎ

النمري
NEMERÎ
Müellif: SÜLEYMAN TÜLÜCÜ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2006
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nemeri
SÜLEYMAN TÜLÜCÜ, "NEMERÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nemeri (21.11.2019).
Kopyalama metni
130 (747) yılı civarında Fırat’ın el-Cezîre bölgesindeki Re’sül‘ayn’da doğdu. Mansûr en-Nemerî olarak da tanınan şair Rebîa b. Nizâr’ın kolu Nemir b. Kāsıt kabilesine mensuptur. Çocukluğunu ve gençlik yıllarının önemli bir kısmını burada geçirdi. Muallaka şairlerinden Amr b. Külsûm’ün soyundan gelen, dönemin meşhur şair ve kâtiplerinden Külsûm b. Amr el-Attâbî ile de burada tanıştı. Şiirde onun öğrencisi, şiirlerinin râvisi ve yakın dostu oldu. Attâbî, Vezir Fazl b. Yahyâ el-Bermekî vasıtasıyla Nemerî’nin el-Cezîre’den Bağdat’a getirtilip Hârûnürreşîd’e takdim edilmesini sağladı. Bu sayede Nemerî, sunduğu methiyelerle Hârûnürreşîd’in teveccühünü kazanıp saray şairleri arasında yer aldı. Onun halife ile tanışması hakkında başka rivayetler de vardır (Şiʿru Manṣûr en-Nemerî, s. 100, 113-114; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, XIII, 97-108). Nemerî kasidelerinde hilâfetin Abbâsîler’in hakkı olduğunu söyledi ve Abbas b. Abdülmuttalib’in annesi Nüteyle’nin (Nüseyle) Nemir b. Kāsıt kabilesine mensup bulunduğunu ifade ederek akrabalık bağlarını dile getirdi, böylece halifenin dikkatini çekmeyi başardı. Ancak servet, itibar ve şöhretini borçlu olduğu hocası Attâbî ile Nemerî arasında zamanla rekabet baş gösterdi. İki şair birbirini hicvettiyse de bir süre sonra vezir ve kumandan Tâhir b. Hüseyin’in araya girmesiyle barıştı. Nemerî’nin sarayda ve devlet ricâlinin evlerinde düzenlenen edebiyat meclislerinde tanıştığı diğer şairler arasında Mervân b. Ebû Hafsa, Selm el-Hâsir, Müslim b. Velîd, Hureymî ve Mansûr b. Bâce (Bücre) sayılabilir.

Nemerî başta Abbâsî tahtının vârisi Me’mûn olmak üzere Bermekîler, özellikle de Fazl b. Yahyâ ile kardeşi Ca‘fer, ayrıca Tâhir b. Hüseyin, Bermekîler’in düşmanı olup onlardan sonra Hârûnürreşîd’in veziri olan Fazl b. Rebî‘ ve Azerbaycan Valisi Yezîd b. Mezyed gibi devlet adamlarına methiye ve mersiyeler yazdı. Bu arada Şiî temayüllerinin farkedilmesiyle hapse atıldıysa da Fazl b. Rebî‘in aracılığı ile hapisten kurtuldu. Henüz veliaht olan Me’mûn’un mâlikânesinde düzenlenen edebiyat meclislerinde birçok şairle tanıştı. Daha sonra -bir rivayete göre rakibi ve hasmı haline gelen Attâbî tarafından- Abbâsî aleyhtarı, Hz. Ali ve Ehl-i beyt taraftarı şiirleri ortaya çıkarılınca Hârûnürreşîd’in emriyle ölüme mahkûm edildi. Ölüm fermanının gereğini yapmakla görevlendirilen Zeydî Ebû İsme, Nemerî’nin bulunduğu Rakka’ya veya Re’sül‘ayn’a gittiğinde onu ölmüş buldu.

Nemerî önceleri Hâricî iken İmâmiyye âlimi Hişâm b. Hakem’in etkisiyle Şiîliğe meyletmiştir. Özellikle Hârûnürreşîd’e yazdığı methiyelerde takıyye gereği onu övmüş ve Hz. Ali ile Ehl-i beyt’e hücum etmiştir. Ancak Câhiz, birçok övgüsünde (krş. Şiʿru Manṣûr en-Nemerî, s. 98, 112, 138) Reşîd yerine Hârûn adını özellikle tercih ettiğini, bununla, “Yâ Ali! Bana nisbetle sen Mûsâ’ya nisbetle Hârûn gibisin” meâlindeki hadise (Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 9; Tirmizî, “Menâḳıb”, 20) telmihle Hz. Ali’yi kastettiğini ifade etmiştir (Şerîf el-Murtazâ, II, 276).

İnsanların zaaf ve arzularını iyi keşfeden Nemerî, övdüklerinin psikolojisine uygun düşen methiyeleriyle muhdes şairlerin ileri gelenlerinden sayılmıştır. Hârûnürreşîd için yazdığı şiirlerde, kendisi gibi takıyye yapan ve şiirlerini ayıklamaya tâbi tutan Mervân b. Ebû Hafsa’nın yolunu izlemiştir. Şiiri duygu ürünü olduğu kadar akıl ve mantık ürünü gören Nemerî (Merzübânî, el-Müveşşaḥ, s. 398) şiirde hem üslûba hem fikrî yapıya aynı derecede itina eden, lafız ve mâna sanatlarına özen gösteren, bedî‘ ekolünün öncüsü Külsûm b. Amr el-Attâbî’nin ve Müslim b. Velîd gibi şairlerin takipçisi olmuştur (Câhiz, I, 51). Mervân b. Ebû Hafsa, Ali b. Cehm, İbrâhim el-Mevsılî, Müberred, İbnü’l-Mu‘tez ve Ebû Hilâl el-Askerî gibi şair ve ediplerin takdirini kazanan Nemerî, Ebû Temmâm ve Mütenebbî’yi de belli ölçüde etkilemiştir.

Nemerî’nin yaklaşık 4000 beyit olduğu kaydedilen divanı ile (İbnü’n-Nedîm, s. 186) İbn Ebû Tâhir’in İḫtiyâru Şiʿri Manṣûr en-Nemerî adlı eseri zamanımıza ulaşmamıştır. Tayyib el-Aşşâş kaynaklardan derleyerek meydana getirdiği divanını Şiʿru Manṣûr en-Nemerî adıyla neşretmiştir (Dımaşk 1401/1981). Nâşir ayrıca Cevâd Ali’nin Nemerî’nin şiirlerini topladığını, ancak yayımlamadığını kaydetmektedir (Şiʿru Manṣûr en-Nemerî, s. 26-27). Divanda 386 beyit hacminde elli yedi parça yer almakta olup bunlardan otuz bir beyit başka şairlere aittir. Muhammed Eşkar esere dokuz beyit ilâve ettiğini belirtir. Divanda kıta ve beyitler halinde çok sayıda parçanın yer alması Nemerî’nin daha başka şiirlerinin bulunduğunu, uzun kasidelerinden yalnız kıta ve beyitlerin kaldığını göstermektedir. Nitekim Me’mûn için yazdığı “Mîmiyye”nin yalnız üç beyti ele geçmiş (İbnü’l-Mu‘tez, s. 247), Hârûnürreşîd ve Fazl b. Yahyâ için kaleme aldığı iki kaside de kaybolmuştur (Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, XIII, 103, 107). Şiirlerinin çoğu methiye olup bunlar yirmi parça halinde 200 beyitten meydana gelir. Methiyelerin on dördü Hârûnürreşîd, altısı vezir, vali ve kumandanlar için yazılmıştır. Hârûnürreşîd için kaleme aldığı övgülerinde onun erdemlerini dile getirmiş, siyasî övgülerinde ise hilâfetin Abbâsîler’in hakkı olduğunu âyet ve hadislerden delillerle ispata çalışmış, Hz. Ali’yi ve Ehl-i beyt’i yermiştir (Şiʿru Manṣûr en-Nemerî, s. 86-87, 103). Şîa’yı savunduğu şiirlerinde ise hilâfetin Hz. Ali ve evlâdının hakkı olduğunu yine âyet ve hadislerden getirdiği delillerle ispata yönelmiş (a.g.e., s. 143-144), Hz. Hüseyin için göz yaşı dökmüş, onu yardımsız bırakanların sorumlu olduğunu açıklamıştır (a.g.e., s. 122, 126-128). Hz. Ebû Bekir ile Ömer’in ve onların ardından gelenlerin Hz. Ali ve evlâdının hilâfet haklarını gasbettiğini, Abbâsîler’den silâhlı isyan ve savaşla bu hakkı geri almanın zaruretini dile getirmiş, hatta Hz. Ali’nin nebî olduğunu ileri sürmüştür (a.g.e., s. 149). Derleme divanında yer alan siyasî içerikli şiirlerinin ikisi Abbâsî, yedisi Şîa taraftarıdır; beşi ise her iki tarafa da yorumlanmaya uygundur.

Çirkinliği yüzünden kadınlardan ilgi görmeyen Nemerî’nin gazelleri sadece kasidelerinin girişinde yer alır. Yaşlılığından dolayı kadınların kendisine uzak durduğunu söyleyen şair gazellerinde gençlik günlerinin özlemini dile getirmiştir (a.g.e., s. 84-85). Onun, “Ölüm ile ayrılık birdir ya da aynı memeden emen ikizlerdir” dizesi (a.g.e., s. 139) mesel olmuştur. Gerek şiirlerinde gerekse günlük hayatında edep dışı sözlerden hoşlanmayan Nemerî döneminde yaygın olan müzekker gazeline iltifat etmemiştir. Aynı şekilde içki içmediği gibi şiirlerinde de bu tür tasvirler yer almaz. Hârûnürreşîd’in atı ve kılıcı, özellikle Bağdat hakkındaki tasviri (a.g.e., s. 41, 140-141) güzel bulunmuştur. Yazları Rakka’da oturan Hârûnürreşîd’in eşi Zübeyde Bağdat’ı özlemiş ve saray şairlerine halifenin de Bağdat’ı özlemesini sağlayacak kasideler yazmalarını emretmiştir. Nemerî’nin kaleme aldığı “Nûniyye” (a.g.e., s. 140-141) halifenin hemen Bağdat’a gitmesini sağlamış, şaire de yüklü bir ödül kazandırmıştır (İbnü’l-Mu‘tez, s. 246). Nemerî’nin, aralarında kabile bağı bulunan ve yardımlarını gördüğü Azerbaycan Valisi Yezîd b. Mezyed ile Bermekîler’e yazdığı mersiyeleri vefa duygusundan, Hz. Hüseyin’e mersiyesi Şiî inancından kaynaklanıyordu. Ferdî hicivleri az olmasına karşılık Şîa’nın hasımlarına yönelttiği yergileri çoktur. Derleme divanında soyundan, kerem ve onurundan söz ettiği üç kasidesi yer almaktadır.

BİBLİYOGRAFYA
Buhârî, “Feżâʾilü aṣḥâbi’n-nebî”, 9; Tirmizî, “Menâḳıb”, 20; Mansûr en-Nemerî, Şiʿru Manṣûr en-Nemerî (nşr. Tayyib el-Aşşâş), Dımaşk 1401/1981; Câhiz, el-Beyân ve’t-tebyîn, I, 51; II, 333; İbn Kuteybe, eş-Şiʿr ve’ş-şuʿarâʾ, II, 859-862; İbn Ebû Tâhir, Kitâbü Baġdâd (nşr. İzzet el-Attâr – Zâhid el-Kevserî), Kahire 1368/1949, s. 69-70; İbnü’l-Mu‘tez, Ṭabaḳātü’ş-şuʿarâʾ (nşr. Abdüssettâr Ahmed Ferrâc), Kahire 1375/1956, s. 42, 241-247, 438; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), VIII, 240, 262-263, 362; İbn Abdürabbih, el-ʿİḳdü’l-ferîd, V, 335; Cehşiyârî, el-Vüzerâʾ ve’l-küttâb, s. 233; Ebû Bekir es-Sûlî, Aḫbârü’ş-şuʿarâʾi’l-muḥdes̱în (nşr. J. Heyworth-Dunne), Kahire 1934, s. 76-77; Ebü’l-Kāsım ez-Zeccâcî, Mecâlisü’l-ʿulemâʾ (nşr. Abdüsselâm M. Hârûn), Kahire 1403/1983, s. 21, 32-33; Ebü’l-Ferec el-İsfahânî, el-Eġānî, Beyrut 1414-15/1994, XIII, 97-108; Merzübânî, Aḫbâru şuʿarâʾi’ş-Şîʿa (nşr. M. Hâdî el-Emînî), Necef 1388/1968, s. 79-82; a.mlf., el-Müveşşaḥ (nşr. Ali M. el-Bicâvî), Kahire 1385/1965, s. 398; İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist (Teceddüd), s. 186; Şerîf el-Murtazâ, Emâli’l-Murtażâ (nşr. M. Ebü’l-Fazl), Kahire 1373/1954, II, 274-278; Ebû İshak el-Husrî, Zehrü’l-âdâb (nşr. Ali M. el-Bicâvî), Kahire 1389/1969, II, 623-625, 648, 650-651; İbn Hazm, Cemheretü ensâbi’l-ʿArab (nşr. E. Lévi-Provençal), Kahire 1948, s. 284-285; Hatîb, Târîḫu Baġdâd, XIII, 65-69; Ebû Ubeyd el-Bekrî, Simṭü’l-leʾâlî fî şerḥi Emâli’l-Ḳālî (nşr. Abdülazîz el-Meymenî), Kahire 1354, s. 336; Sem‘ânî, el-Ensâb (Bârûdî), V, 525-526; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ, Beyrut 1413/1993, I, 388; Ahmed Ferîd Rifâî, ʿAṣrü’l-Meʾmûn, Kahire 1928, II, 333-338; O. Rescher, Abriss der Arabischen Litteraturgeschichte, Stuttgart 1933, II, 47-49; Sezgin, GAS, II, 541-542; Ömer Ferruh, Târîḫu’l-edeb, II, 139-141; Aʿyânü’ş-Şîʿa, X, 138-141; Şevkī Dayf, Târîḫu’l-edeb, III, 314-317; Mustafa eş-Şek‘a, eş-Şiʿr ve’ş-şuʿarâʾ fi’l-ʿaṣri’l-ʿAbbâsî, Beyrut 1986, s. 599-628; Muhammed Eşkar, Şuʿarâʾü’l-Cezîreti’l-Furâtiyye fi’l-ʿaṣri’l-ʿAbbâsî, Halep 1417/1996, s. 15-56; T. el-Achèche, “Manṣūr al-Namarī”, EI2 (İng.), VI, 437-438.
Bu madde ilk olarak 2006 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 32. cildinde, 550-551 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.