NESTA‘LİK

نستعليق
Müellif:
NESTA‘LİK
Müellif: ALİ ALPARSLAN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 04.04.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/nestalik
ALİ ALPARSLAN, "NESTA‘LİK", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nestalik (04.04.2020).
Kopyalama metni
Ta‘lik yazının okuma ve yazma güçlüklerinin, harf bünyelerinde görülen aşırı, girift ve karmaşık çizgilerin ortadan kaldırılıp nesih yazısı ile birleşmesinden doğan bir yazı çeşididir. Önceleri nesh ü ta‘lîk, daha sonra nesh-i ta‘lîk şeklinde yazılırken nesta‘lik olarak yaygınlaşmıştır. Nesh-i ta‘lîk, “ta‘likin hükmünü ortadan kaldırma” anlamını taşıdığı için bu adı aldığını ileri sürenler de vardır. İranlılar bu yazıya nesta‘lik, Araplar hatt-ı Fârisî, Türkler ise ta‘lik adını verirler, ancak hat literatüründe nesta‘lik terimi kullanılmıştır. Kırlangıçların yayvan uçuşunu andıran görünüşüyle ince, zarif sade ve mütenasip olan nesta‘lik “İslâm yazılarının gelini” (arûs-ı hutût) diye anılmıştır. Ağzı 2-3 mm. genişliğinde kamış kalemle yazılan nesta‘lik kıtalarda, daha ince kalemle yazılan ve “hurde, hafî, hatt-ı kitâbet” diye adlandırılan şekli ise edebî-ilmî kitaplarda ve Osmanlılar’da meşihat yazışmalarında yaygın biçimde kullanılmıştır. Nesta‘likin tabii ölçüsünün üç misli genişliğindeki kalemle yazılan şekline celî nesta‘lik adı verilmiştir. Kitâbe ve levhaların yazılmasında kullanılan celî nesta‘lik gelişmesini Osmanlı ekolünde tamamlamış, XVIII. yüzyılda Durmuşzâde Ahmed, Kâtibzâde Mehmed Refî ve Şeyhülislâm Veliyyüddin efendilerle ilk güzel örneklerini vermiştir (bk. CELÎ).

İran’da Nesta‘likin Doğuşu. VIII. (XIV.) yüzyılın ilk yarısında nesih hatla yazılmış kitaplarda harflerin ta‘lik, daha sonra nesta‘lik yazı karakterine doğru meylettiği görülmektedir. Fahreddin er-Râzî’nin 611’de (1214) nesihle yazılmış Câmiʿu’l-ʿulûm adlı eseri (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 4850) bu değişimin eldeki ilk örneklerindendir. Nesta‘lik yazının VIII. (XIV.) yüzyılın ortalarından itibaren Batı İran ve Bağdat’ta gelişmeye başladığı anlaşılmaktadır. Leningrad Devlet Kütüphanesi’nde bulunan ve Şîraz’da 772’de (1370) yazılan Külliyyât-ı ʿİmâd Faḳīh adlı eserle İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde mevcut (FY, nr. 1422), 772-773 (1370-1371) yıllarında Tebriz’de istinsah edilen Ebü’l-Meâlî Nasrullah Şîrâzî’nin Arapça’dan Farsça’ya çevirdiği Kelîle ve Dimne, Necmeddin el-Kerhî’nin 785’te (1383) yazdığı Şerḥ-i Muḫtaṣar-ı Ḳāḍî adlı eseri nesta‘lik yazının ortaya çıkışını belgeleyen örneklerdir. Celâyirliler devrinde hattat Mîr Ali b. İlyâs Bâverçî-i Tebrîzî’nin Bağdat’ta 798’de (1396) yazdığı ve halen British Museum’da bulunan (Add, nr. 18113) Hâcû-yi Kirmânî’nin Kemâlnâme adlı mesnevisiyle (Kummî, neşredenin girişi, s. 18) Bağdat’ta Sâlih b. Ali Rızâ adlı bir hattatın 800 Cemâziyelâhirinde (Şubat-Mart 1398) istinsah ettiği, İstanbul’da Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlı (Ayasofya, nr. 3924) Dîvân-ı Sulṭân Aḥmed Celâyir isimli eser oldukça gelişmiş nesta‘likle yazılmıştır.

Hattat Sultan Ali Meşhedî Ṣırâṭü’s-suṭûr adlı manzum risâlesinde, Mîr Ali Herevî mensur Midâdü’l-ḫuṭûṭ’unda, Mirza Haydar Dûglât Târîḫ-i Reşîdî’de, Bahtâver Han Mirʾâtü’l-ʿâlem’de, Kādî Mîr Ahmed Gülistân-ı Hüner’de Mîr Ali Tebrîzî’yi nesta‘lik yazının ilk şeklini ortaya koyan sanatkâr olarak gösterirler. Müstakimzâde Tuhfe-i Hattâtîn’de, Kazasker Abdülbâki Ârif Efendi’nin hocası Mehmed Tebrîzî’den naklettiği bir rivayete göre (bu rivayet, Tuhfe’den naklen Hat ve Hattâtân ile Peydâyiş-i Ḫaṭṭ u Ḫaṭṭâṭân’da da geçer) Mîr Ali Tebrîzî’nin Allah’a dua edip güzel bir yazı meydana getirmek istemesi üzerine gördüğü bir rüyada, Hz. Ali’nin ona kaz denen kuşun şeklini incelemek suretiyle arzu ettiği yazı şeklini bulacağını söylemesi üzerine kazın vücut çizgilerinden ilham alarak nesta‘lik yazıyı yaklaşık 823’te (1420) icat ettiğini kaydeder. Ancak nesta‘likin mûcidi olarak gösterilen Mîr Ali Tebrîzî’nin doğumu VIII. (XIV.) yüzyıl sonuna rastlar ki onun doğumundan önce nesta‘lik örneklerinin oldukça gelişmiş olması bu yazının Mîr Ali Tebrîzî tarafından icat edilmediğini gösterir. Araştırmacılara göre Ali Tebrîzî, nesta‘liki sanat yazısı haline getirecek kaideleri ortaya koyarak müstakil bir yazı haline getirip ona şahsiyet kazandırmıştır. Âlî Mustafa Efendi de Ali Tebrîzî’nin nesta‘lik yazı için estetik kurallar koyduğunu söyleyerek bu görüşü teyit eder.

Nesta‘lik, VIII. (XIV.) yüzyılın ortalarından itibaren Abdurrahman Hârizmî’nin temsil ettiği batı nesta‘lik üslûbu ile Mirza Ca‘fer-i Tebrîzî Baysungurî ve talebesi Azhar-i Tebrîzî’nin temsil ettiği doğu (Horasan) nesta‘lik üslûbu olmak üzere iki ayrı yolda gelişme göstermiştir. Abdurrahman Hârizmî, nesta‘liki kural içine alan Mîr Ali Tebrîzî’den ve onun oğlu Mîr Abdullah’tan ders almasına rağmen bu üslûbu terkederek yazıda bazı tasarruflarda bulunmuş, böylece Ali Tebrîzî’nin üslûbunda değişiklik yapmıştır. Oğullarından Abdürrahîm-i Enîsî Hârizmî babasının üslûbunu geliştirmiş, açtığı bu yola “şîve-i Enîsî” adı verilmiştir. Abdürrahîm gibi Akkoyunlular’ın emrinde çalışan kardeşi Abdülkerîm Hârizmî de aynı yolu takip etmiştir. Abdürrahîm’in öğrencilerinden Molla Ali Sultan Hârizmî ve Esedullāh-ı Kirmânî, İstanbul’a giderek Osmanlı sarayında ilgi ve destek görmüş, nesta‘lik yazının İstanbul’da tanınmasına öncülük etmiştir. Batı nesta‘lik üslûbu Celâyirliler ve Karakoyunlular ile Akkoyunlular’ın saltanat sürdüğü Diyarbekir, Bağdat, Tebriz gibi önemli merkezlerde, Güneydoğu İran’da Fars bölgesinde, İsfahan ve Şîraz’da X. (XVI.) yüzyıla kadar kullanıldıktan sonra önemini kaybetmiş, yerini doğu üslûbuna bırakmıştır. Ancak batı üslûbu Afganistan ve Pakistan’da devam etmiştir. Kelime ve harflerin sert duruşu, keşide ve dikey harflerin aşırı uzunluğu, sîn ve nûn gibi dâirevî harflerin fazla geniş olması batı üslûbunun belirgin özelliklerindendir. Batı üslûbunu sürdüren hattatların eserlerinin çoğu İstanbul’da Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Süleymaniye ve İstanbul Üniversitesi kütüphanelerinde bulunmaktadır. IX. (XV.) yüzyılda Mîr Ali Tebrîzî’nin yolunda yürüyen oğlu Mîr Abdullah ve onun öğrencisi Mirza Ca‘fer-i Tebrîzî ile bunun öğrencisi Azhar-i Tebrîzî’nin temsil ettiği, Sultan Ali Meşhedî’nin geliştirdiği, dolayısıyla zamanımıza kadar gelen doğu nesta‘lik üslûbu Horasan’da gelişme gösterdiği için Horasan üslûbu olarak da bilinir.

Ali Tebrîzî’nin günümüze ulaşmış pek az eseri vardır. Onun üç beyitlik bir kıtasında (Habîbullah Fezâilî, s. 455), nesta‘likin kuralları belirgin şekilde görülmekle beraber yazılarında zarafet olmadığı anlaşılmaktadır. Halen Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi’nde Edward Browne koleksiyonu arasında bulunan (Cata: P. 205, nr. R. 2 [17]), XIX. yüzyıl nesta‘lik hattatlarından Şîrazlı Rızâ Kulı Edîb’in Risâle-i Mîr ʿAlî Tebrîzî adını verdiği yirmi bir sayfalık küçük boy eserde nesta‘lik harflerinin ölçüleri Ali Tebrîzî’nin kıtalarındaki ölçülere uymaktadır. Keşîdeler on iki veya on iki buçuk nokta kadar uzamaktadır. Bu eser Pakistanlı M. Abdullah Çağatâyî tarafından 1969’da Lahor’da basılmıştır.

Mîr Abdullah’ın yazıları genellikle beğenilmese de nesta‘likin gelişmesinde ve Mirza Kemâleddin Ca‘fer-i Tebrîzî Baysungurî’nin yetişmesinde önemli rol oynamıştır. Ca‘fer-i Tebrîzî yazıda yenilik yapan ikinci büyük üstat olarak tanındığı gibi nesta‘likte harflerin birbiriyle birleşmesi (müfredat) metodunu bulan kişi olarak da meşhurdur. Timur’un torunu Gıyâseddin Baysungur’un saray kütüphanesinde kırk yıl müdürlük yaptığı için Baysungurî unvanını alan ve orada çalışan sanatkârlara başkanlık eden Ca‘fer-i Tebrîzî’nin en önemli eserlerinden biri Baysungur’un emriyle ve hurde ta‘lik ile yazdığı, Tahran’da Kitâbhâne-i Saltanatî’de bulunan şair Firdevsî’nin Şâhnâme’sidir. Hattatın İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde bir Hâfız divanı ile Baysungur için yazılmış kıtaları vardır. Horasan üslûbunun önemli sanatkârlarından biri de Ca‘fer-i Tebrîzî’nin öğrencisi Azhar-i Tebrîzî’dir. Kaynaklar onu nesta‘liki ileri götüren üçüncü üstat olarak gösterir.

Timurlular devrinde nesta‘lik yazının esas kaideleri ortaya konmuş, hükümdarların sanatkârlara her türlü imkânı sağlaması İslâm sanatlarının yeni üslûplarla zenginleşmesine zemin hazırlamıştır. Herat Valisi Baysungur’un çeşitli dallarda kırk sanatkârın çalıştığı büyük bir atölye ve kütüphane kurarak hat, tezhip, minyatür ve cilt sanatlarının gelişmesinde öncülük ettiği bilinmektedir. Bu atölyelerde yazılan ve işlenen eserler bugün dünyanın tanınmış kütüphanelerinde bulunmaktadır. Batılı araştırmacıların Baysungur Akademisi adını verdikleri bu kütüphanede geliştirilen tezhip sanatının prensipleri günümüzde de takip edilmektedir.

IX. (XV.) yüzyılda Sultan Ali Meşhedî, nesta‘lik yazıya yeni nisbetler kazandırarak yazdığı Ṣırâṭü’s-suṭûr adlı manzum risâlesinde hatla ilgili pek çok konuya açıklık getirmiştir. X. (XVI.) yüzyılda nesta‘lik Sultan Ali Meşhedî’nin öne çıkan dört talebesiyle daha ileri bir seviyeye ulaşmış, bunlardan Sultan Muhammed Nûr bilhassa hatt-ı kitâbette ün kazanmıştır. Daha sonra yetişenlerden Mîr Ali Herevî de nesta‘lik yazıda yeni bir üslûp ortaya koyan hattatlardandır. Sultan Hüseyin Baykara ile Şeybânîler ve Safevîler’in hizmetinde bulunan Ali Herevî, Ali Tebrîzî’den sonra yetişen nesta‘lik hattatlarının en güçlüsü olarak kabul edilir. Ali Herevî’nin de nesta‘likten bahseden Midâdü’l-ḫuṭûṭ adlı mensur bir eseri vardır. Öğrencilerinden Mîr Seyyid Ahmed Meşhedî ve Hâce Mahmûd Şehâbî, Şah Tahmasb devrinin tanınmış sanatkârlarındandır. XVI. yüzyılın ünlü bir sanatkârı da Baba Şah İsfahânî’dir.

Şah I. Abbas zamanında yaşayan hattat Mîr İmâd-i Hasenî-i Seyfî, nesta‘lik yazıda Mîr Ali Herevî ve Baba Şah İsfahânî’nin tavırlarını birleştirerek yeni bir çığır açmış, henüz hayatta iken şöhreti ve üslûbu İslâm dünyasına yayılmıştır. İmâd’ın üslûbu öğrencileri ve takipçileri tarafından devam ettirildiyse de İran’da bugüne kadar hiç kimse onun derecesine ulaşamamıştır. XI. (XVII.) yüzyılda İmâd’ın oğlundan ve kızından başka Reşîdâ, Abdülcebbâr el-İsfahânî, Muhammed Sâlih Hâtunâbâdî, Mîr Sâvecî, Alâeddin Sebzevârî, Buharalı Derviş Abdi, Ebû Türâb el-İsfahânî onun öne çıkan öğrencileridir. Safevîler’in ilk devirlerinde büyük gelişme gösteren nesta‘lik, XII. (XVIII.) yüzyıl ortalarında sosyal hayatta başlayan değişmeler ve siyasî çekişmeler yüzünden gerilemeye yüz tutmuş, fakat XIII. (XIX.) yüzyıl başlarında Kaçarlar zamanında yeniden canlılık kazanmaya başlamıştır. Mehmed Saîd Lâhîcânî, Molla Ali Küsârî, Muhammed Rızâ Kelhûr ve Mirza Muhammed Hüseyin Han bu devirde İmâd-i Hasenî üslûbunu sürdüren hattatlardandır. XX. yüzyıl İran hattatları da nesta‘lik yazıda İmâd üslûbunu devam ettirdiler. Bûzerî, Seyyid Hüseyin Mîr Hânî, Zerrîn Hat, Kaave, Nizâmü’l-ulemâ Cihangir, Ahaveyn, Gulâm Hüseyin Emîr Hânî günümüz İran’ında yetişmiş nesta‘lik üstatlarıdır.

Şikeste Nesta‘lik. “Kırık nesta‘lik” anlamına gelen bu yazı, nesta‘lik yazının kâtip ve hattatlar tarafından süratle ve kaideleri kırılarak yazılması sonucunda XI. (XVII.) yüzyıl ortalarında Safevîler devrinde ortaya çıkmış, kısa zamanda benimsenmiş, genellikle devlet dairelerindeki yazışmalarda ve günlük yazılarda kullanılmaya başlanmıştır. Birleşmeyen harfler bu yazıda birbiriyle ve başka harflerle birleşir. Kelimeler kısa yazılır, bir kelime diğer kelimeye bağlanır. Kâseye benzeyen sîn, kaf ve nûn gibi harfler iki şekilde, yani yuvarlak ve takriben nesih yazısındaki gibi fakat aşağı doğru uzun, dikey harfler kısa, yatay harfler ise uzunca yazılır. Şikeste nesta‘lik yalnız İran’da, az miktarda Afganistan’da ve Osmanlılar’da çok basit bir şekilde Şeyhülislâmlık Dairesi’nde kullanılmıştır.

Ta‘lik, nesta‘lik ve şikeste nesta‘lik karakterini taşıyan 1059 (1649) tarihli üç yazıdan meydana gelen bir kıta yazısına dayanılarak şikestenin Safevîler’den I. Şah Süleyman zamanının Murtaza Kulı Han Şamlû tarafından icat edildiği ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar, şikesteyi Şefîa adıyla meşhur olan Muhammed Şefî‘ Herevî Hüseynî’nin meydana çıkardığını ve bu sebeple ona “hatt-ı Şefîaî” denildiğini ileri sürerse de bu doğru değildir. Bu konuda genel görüş, Şefîa’nın bu yazıyı Murtaza Kulı Han’dan öğrendiği ve bu yazının gelişmesinde önemli rol oynadığıdır.

XI. (XVII.) yüzyılda yetişen Mirza Hasen-i Kirmânî, Muhammed Muhsin Kûmî ve oğlu Muhammed İbrâhim Kûmî’den sonra XII. (XVIII.) yüzyılda Safevîler’in son devrinde yaşayan Dervîş Abdülmecîd Talkānî ile şikeste nesta‘lik yeni bir renk kazanmıştır. Daha önce çeşitli şivelerde yazılan bu yazı onun sayesinde kısmen sabit kurallara bağlanmış, nesta‘likin İmâd ile kemale ulaşması gibi şikeste nesta‘lik de onunla zirveye ulaşmıştır.

XIII. (XIX.) yüzyılda Kaçarlar zamanında Dervîş Abdülmecîd’in üslûbu Neşât-ı İsfahânî ve Mirza Ebü’l-Kāsım Kāimmakām-ı Ferâhânî ile Ali Ekber Gülistâne tarafından devam ettirilmekle birlikte bazı hattatlar Dervîş Abdülmecîd’in yolundan ayrılarak şikesteyi okunması ve yazılması güç, girift bir hale getirmiştir. Bu karışıklığın önüne geçmek için XX. yüzyıl başlarında Kāimmakām-ı Ferâhânî, Hasan Ali Han, Emîr Nizâm Kerrûsî ve Emînüddevle şikestenin nesta‘like yakın sade bir şekilde yazılması için gayret göstermiş, ancak şikestedeki çeşitli anlayışlar ve üslûplar uzun yıllar sürmüştür. Tahran’da 1980’de kurulan Encümen-i Hoşnüvîsân-ı Îrân tarafından yayımlanan bazı kitaplar vasıtasıyla Dervîş Abdülmecîd Talkānî üslûbuna dönme çabalarının başladığı görülmektedir. Halen İran’da Yedullah Kâbülî Hânsârî ile Rızâ Moşaşaî bu yazının en usta sanatkârlarıdır.

Osmanlılar’da Nesta‘lik. Yazma eserlerin elden ele dolaşması, siyasî münasebetler yanında edebiyat çevrelerinin birbiriyle olan yakın ilişkileri, Osmanlı sarayının İranlı sanatkârlara kapılarını açması, nesta‘lik yazının Fâtih Sultan Mehmed devrinde İstanbul’da yayılmasına sebep olmuştur. Bu tarihlerde Sâbir, Hâmidî, Esedullah-ı Kirmânî gibi hattatlar Azerbaycan ve İsfahan’dan gelip İstanbul’a yerleşmişti. Nesta‘likin bu ilk öncüleri İran nesta‘likinin batı üslûbuna mensup sanatkârlardı. Bu sebeple İstanbul önce batı üslûbunu benimsemişse de kısa zamanda Horasan üslûbuna dönmüştür. İmâd’ın üslûbu öğrencilerinden Buharalı bir Türk olan Derviş Abdî-i Mevlevî tarafından İstanbul’da yayılmaya başlamış, Derviş Abdi’nin öğrencileri Tophâneli Mahmud Nûri, Siyâhî Ahmed Efendi ve onun öğrencisi Durmuşzâde Ahmed ile Osmanlı nesta‘lik üslûbu büyük bir gelişme kaydetmiştir. Mîr Ali Herevî ve İmâd’ın yazılarını inceleyerek yetişen Kazasker Abdülbâki Ârif Efendi İstanbul’da nesta‘likin ikinci kurucusu olarak kabul edilir.

Daha XI. (XVII.) yüzyılda İmâd’ın sanatına yaklaşmayı başaran Türk hattatları XII. (XVIII.) yüzyılda Kazasker Dedezâde, III. Ahmed devrinde (1703-1730) birçok binanın kitâbelerini yazan Şeyhülislâm Veliyyüddin, Hekimbaşı Kâtibzâde Mehmed Refî gibi Osmanlı hattatları İmâd’ın derecesine ulaşarak İmâd-ı Rûm diye anılmış, özellikle celî nesta‘likte büyük başarı sağlamıştır. Yesârî Mehmed Esad ilk zamanlarında İmâd’ın üslûbunda yazarken daha sonra harfleri bazan küçük, bazan büyük yazmak suretiyle nesta‘lik ve celîsinde yeni bir üslûp arama yoluna girmiştir. 1196’da (1782) yazdığı Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi kitâbesinde bütün harflerde kesin ölçüler içinde iken Topkapı Sarayı’nda 1204’te (1789) yazdığı Mihrişah Sultan Dairesi kitâbesindeki harf ölçüleri daha büyüktür. Hayatının son yıllarında ise İmâd’ın en güzel harflerini seçerek harflerde kesin ölçüleri ve âhengi sağlamış, böylece ileride oğlu Yesârîzâde Mustafa İzzet tarafından kurulacak olan Türk nesta‘lik ekolüne zemin hazırlamıştır. Yesârîzâde Mustafa İzzet, Mehmed Emin, Abdülkadir, Arapzâde Sa‘dullah, Mehmed Şehâbeddin ve celî sülüsün üstadı Yesârîzâde Mustafa Râkım onun tanınmış öğrencilerindendir. Bu sanatkârlar sonradan Yesârîzâde ekolüne dönmüştür.

Yesârî’nin ölümünden sonra oğlu Yesârîzâde Mustafa İzzet, yaklaşık 1215’ten (1800) itibaren nesta‘liki kendi anlayışına göre değiştirerek yeni kurallar ortaya koymuştur. Babasının eksik bıraktığı yerleri tamamlamış, böylece Yesârîzâde Mustafa İzzet ekolünü kurmuş, nesta‘lik ve celîsinde kesin ölçüler belirlemiştir. Hiçbir İslâm ülkesinde nesta‘lik ve özellikle kitâbelerde, cami levhalarında kullanılan celî şekli Osmanlı hat sanatındaki seviyeye ulaşamamıştır. İran yazısında harflerde kesin ölçüler yoktur. Keşîdeli harfler sekiz-on bir nokta uzunluğunda yazılırken Yesârîzâde keşîdelerde uzunluğu on-on bir nokta olarak kabul etmiştir. Kâse görünüşlü harflerin iç genişliği İran ekolünde genellikle iki buçuk nokta genişliğindeyken Türk ekolünde üç noktadır. İran ve Türk nesta‘likinde harflerin ve dolayısıyla kelimelerin fizyolojik görünüşü de farklıdır. Yesârîzâde’nin elinde harfler yataylaşmış, İran ekolünde ise sağdan sola kayar gibi yayvan bir görünüş almıştır. Diğer bir ifadeyle İran nesta‘likinde harfler ve kelimeler profilden bakılan bir insan veya cisim görünümündeyken Türk nesta‘likinde cepheden bakılan bir insan veya cisim görünümündedir.

Yesârîzâde’nin öne çıkan öğrencileri Kıbrısîzâde İsmâil Hakkı, Ali Haydar Bey, Kazasker Mustafa İzzet ve Abdülfettah Efendi gibi yüksek devlet memuriyetlerinde bulunan kimselerdir. Ayrıca Çarşambalı Hacı Ârif ve bilhassa Yesârîzâde ekolüne ayrı bir renk katan, âdeta onun bir kolunu kuran ve nesta‘likle sülüste ve celîlerinde XX. yüzyıl hattatlarının yetişmesinde büyük rol oynayan Sâmi Efendi bu ekolün en meşhur simalarıdır. Mehmed Nazif, Ömer Vasfi, Rifâî Aziz Efendi, Hulûsi Yazgan ve Necmeddin Okyay, Sâmi Efendi’nin en ünlü öğrencileridir. Ayrıca Halim Özyazıcı, Kemal Batanay ve Osmanlı-Türk hattatlarının son büyük halkasını teşkil eden Hamit Aytaç nesta‘lik üstatlarındandır. Günümüzde nesta‘lik yazının eğitim, öğretim ve tanıtılması Necmeddin Okyay ile Kemal Batanay’ın öğrencileri tarafından sürdürülmektedir.

BİBLİYOGRAFYA
Mîr Ali Herevî, Midâdü’l-ḫuṭûṭ, Tahran 1368 hş., s. 59-71; Kummî, Gülistân-ı Hüner, s. 64-78, 121, ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 16-21; Mehdî Beyânî, Aḥvâl ü Âs̱âr-ı Ḫoşnüvîsân, Tahran 1345-46 hş., I, 241-266; II, 378-380, 384-388, 409-411, 441-446, 518-538; IV, tür.yer.; Âlî, Menâkıb-ı Hünerverân, s. 32; Müstakimzâde, Tuhfe, s. 688-690; Habîb, Hat ve Hattâtân, İstanbul 1305, s. 207-215; Ekrem Hakkı Ayverdi, Fâtih Devri Hattatları ve Hat Sanatı, İstanbul 1953, s. 42-44; Rızâ Muşa‘şaî, Resmü’l-ḫaṭṭ-ı Şikeste, Tahran 1361 hş.; Azîzüddin Vekîlî Fûfelzâî, Hüner-i Ḫat der Afġānistân der Dû Ḳarn-ı Aḫîr, Kâbil 1342 hş., s. 199; Ali Râhcîrî, Peydâyiş-i Ḫaṭṭ u Ḫaṭṭâṭân be İnżimâm-ı Teẕkire-i Ḫoşnüvîsân-ı Muʿâṣır, Tahran 1346 hş., s. 115, 122, 127-128, 131, 133-135, 161-162, 203-209; Risâle-i Mîr ʿAlî Tebrîzî (nşr. M. Abdullah Çağatâyî), Lahor 1969; Habîbullah Fezâilî, Aṭlasu ḫaṭ, İsfahan 1350 hş./1971, s. 444-445, 448-461, 522-551, 561, 591-599, 607-632; Abdülhay Habîbî, Târîḫ-i Ḫaṭ ve Nüviştehâ-yi Kühen-i Afġānistân, Kâbil 1350 hş.; Şevket Rado, Türk Hattatları, İstanbul, ts. (Yayın Matbaacılık), s. 182-184, 209; P. P. Soucek, “The Art of Calligraphy”, The Arts of the Book in Central Asia: 14th-16th Centuries (ed. B. Gray), Paris 1979, s. 7-34; Resmü’l-meşḳ-i ʿİmâdü’l-küttâb es-Seyfî (nşr. Cevâd Yesâvülî), Tahran, ts.; Şikeste-nüvîsî ve Şikeste-ḫânî: Mecmûʿâʾî ez Âs̱âr-ı Üstâdân-ı Ḫaṭṭ-ı Şikeste (haz. Yedullah Kâbilî Hânsârî), Tahran 1362 hş.; M. Uğur Derman, Türk Hat Sanatının Şâheserleri, Ankara 1982, s. 19, 25, 31; Yâdnâme-i Mehemmed Rıżâ Kelhor (Encümen-i Hoşnüvîsân-ı Îrân), Sârî 1368 hş., s. 25-29; Yedullah Kâbilî Hânsârî, Semâ-ı Ḳalem-i Şikeste, Tahran 1368 hş.; Sultan Ali Meşhedî, Ṣırâṭü’s-suṭûr, Tahran 1368 hş., s. 21-32; Ali Alparslan, “İslâm Yazı Sanatı”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1989, XIV, 445-522; a.mlf., Ünlü Türk Hattatları, Ankara 1992, s. 110-128; a.mlf., Türk Hat Sanatı Tarihi, İstanbul 1999; a.mlf., “İslâm Yazı Çeşitleri 4”, Sanat Dünyamız, sy. 34, İstanbul 1985, s. 3-8; a.mlf., “Khaṭṭ”, EI2 (İng.), IV, 1122-1126; İslâm Kültür Mirâsında Hat San‘atı (haz. M. Uğur Derman), İstanbul 1992, s. 198, 206, 207, 208; M. Abdullah Çağatâyî, “Ḫaṭṭ-ı Nestaʿlîḳ der Pâkistân u Hind” (tr.c M. Ca‘fer Civân), Hüner ü Merdüm, sy. 151, Tahran 1354 hş., s. 29-37; Hüsrev Zaîmî, “Ez Nestaʿlîḳ tâ Nestaʿlîḳ”, a.e. (1355 hş.), s. 36-54.

Ali Alparslan
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 33. cildinde, 11-15 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.