REMÂDÎ

الرمادي
Müellif:
REMÂDÎ
Müellif: MUSA YILDIZ
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2007
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/remadi
MUSA YILDIZ, "REMÂDÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/remadi (22.11.2019).
Kopyalama metni
IV. (X.) yüzyılın başlarında Kurtuba’da (Cordoba) doğdu. Humeydî, onun Remâdî nisbesini Mağrib’de (veya Endülüs’te ya da İskenderiye-Berka arasında) bulunan Remmâde adlı yerle ilgili görürse de (Ceẕvetü’l-muḳtebis, s. 346) bu özellikle nisbet kuralı açısından doğru bulunmamış ve nisbenin “kül” (çamaşır külü) anlamındaki “remâd” ile ilgisi daha gerçekçi görülmüştür. Şairin İspanyol Rumencesi’nde lakabı Ebû Cenîs’tir (Ebû Cenîş). Bu dilde “cenisa” “kül” mânasında olduğundan Ebû Cenîs, Remâdî nisbesine tekabül eder. Bu durum onun muhtemelen gençliğinde çamaşır külü ticaretiyle uğraştığını gösterir (İbn Beşküvâl, II, 637; EI2 [İng.], VIII, 419). Ebû Huneyş ve Ebû Sebîh künyeleri Ebû Cenîş’in hatalı şekilleridir. Kindî nisbesi soyunun Kinde kabilesine kadar uzandığını gösterir. Döneminin önde gelen edebiyatçıları, “Şiir Kinde’de başladı ve Kinde’de son buldu” sözüyle İmruülkays’ı ve Remâdî’yi kastetmişlerdir (İbn Dihye el-Kelbî, s. 3).

Sarakusta’da (Saragossa) bulunduğu kısa bir sürgün dönemi dışında Kurtuba’da yaşayan Remâdî’nin hayatındaki üç önemli olay Ebû Ali el-Kālî’ye bağlılığı, Hâcib Ca‘fer el-Mushafî’nin davasına sadakati ve Halve’ye olan aşkıdır. Küçük yaşta şiire ilgi duyan Remâdî âmâ şair ve edip Yahyâ b. Hüzeyl’den edebiyat ve şiir dersleri aldı. Endülüs Emevî Halifesi III. Abdurrahman tarafından 330 (942) yılında Bağdat’tan Endülüs’e davet edilen ve beraberinde Arap edebiyatıyla ilgili temel kaynakları ve ünlü şairlere ait birçok divanı da getiren Ebû Ali el-Kālî ile tanıştıktan sonra onun yanından hiç ayrılmadı ve kendisinden Kitâbü’n-Nevâdir’ini okudu. Kâlî’ye olan hayranlığını belirttiği, otuz beyti zamanımıza ulaşan (Seâlibî, II, 100) “Lâmiyye”sini nazmetti. Bu şiirindeki başarısından dolayı -daha önce İbn Hânî el-Endelüsî, İbn Derrâc ve Ebû Tâlib Abdülcebbâr’a verilmiş olan- “Mağrib’in Mütenebbîsi” unvanıyla anıldı. Kurtuba’da bir süre ders okutan Remâdî’den Zünnûnî Emîri Erkam b. Abdurrahman ve başkaları ders okudu, Ebû Bekir Mus‘ab İbnü’l-Faradî kendisinden bazı şiirlerini rivayet etti.

Endülüs Emevî halifeleri III. Abdurrahman, II. Hakem ve oğlu II. Hişâm döneminde yaşayan Remâdî, II. Hakem zamanında şöhrete kavuşarak sarayın en büyük şairi oldu. II. Hişâm’ın da önde gelen şairlerindendi. Ancak II. Hakem’in yönetimini beğenmeyen şiirler yazdığı, onu tahttan indirme ve İspanyol asıllı annesi Subh’a karşı tam bir teslimiyet içinde bulunan zayıf iradeli oğlu Hişâm’ın tahta geçmesini önleme, yerine III. Abdurrahman’ın torunu Abdurrahman b. Ubeydullah’ı tahta geçirme komplosuna karıştığı için Emevî Başveziri İbn Ebû Âmir el-Mansûr tarafından Medînetüzzehrâ’da hapse atıldı (367/978). Hapishanede kötü muameleye mâruz kalan Remâdî, “Kāfiyye” ve “Lâmiyye” kasidelerini burada yazdığı gibi kuşların özelliklerini tasvir ettiği Kitâbü’ṭ-Ṭayr adlı divanını da bu sırada kaleme aldı, her kasidenin sonunda hapisten kurtulması için şefaatçi olmasını talep ettiği Veliaht II. Hişâm’ı öven mısralara yer verdi. Dostlarının araya girmesiyle hapisten çıkarılıp Sarakusta’ya sürgüne gönderilen Remâdî, şehrin valisi Abdurrahman b. Muhammed et-Tücîbî’ye “Mîmiyye” adlı kasidesini sundu. İbn Ebû Âmir el-Mansûr tarafından kimseyle görüşmemesi şartıyla Kurtuba’ya dönmesine izin verildi. Nihayet tamamen affedilen Remâdî, İbn Ebû Âmir’in maiyetine girmeyi başardı ve 375’te (985) Berşelûne’ye (Barcelona) karşı yapılan harekâta katıldı. Endülüs Emevî Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu dönemde sefil bir hayat süren Remâdî, V. (XI.) yüzyılın ilk yıllarında (403/1013 veya 413/1022) malî sıkıntılar içinde Kurtuba’da öldü.

Kurtuba’nın parfümeri ve ziynet eşyasının satıldığı, bu sebeple kadınların uğrak yeri olan aktarlar (İşbîliye) kapısından bir cuma günü geçerken gördüğü bir câriyeye âşık olan Remâdî onunla konuşma imkânı buldu ve adının Halve olduğunu öğrendi. Câriye aynı yerde her cuma görüşebileceklerini söylediği halde Remâdî onu bir daha göremedi. Platonik aşkını şiirlerine yansıtan Remâdî, Halve’nin Sarakusta’da bulunduğu haberini alınca oraya hareket etti ve şehrin valisine sunduğu methiyenin nesîb bölümünde Halve’ye olan aşkından söz etti. Vali, Halve’nin câriyelikten kurtulması için gerekli olan 300 altını Remâdî’ye verdi (Ahmed Heykel, s. 299-300). Şairin Kurtuba’ya dönmesinden sonra unutulduğu anlaşılan bu aşk hikâyesi İbn Hazm’ın Ṭavḳu’l-ḥamâme’sinde, “Bir bakışta âşık olanlar bölümü”nde ilk sırada yer almış ve yaşanmış bir aşk hikâyesi olarak ayrıntılarıyla anlatılmıştır (s. 40-42). Remâdî’nin aşk hikâyesinin asıl şöhreti buradan kaynaklanmaktadır.

Döneminde Endülüs’ün en büyük şairlerinden sayılan Remâdî klasik temaların çoğunda eser vermiş, halk diline yakın bir yalınlıkta ve özensizliğe varan bir rahatlıkla kıssa üslûbunu andıran eserler ortaya koymuştur. En çok işlediği temalar medih, gazel ve tasvirle bazı siyasî hiciv ve eleştirilerdir. İbnü’l-Ebbâr, II. Hakem’in kardeşi Abdülazîz b. Abdülazîz’e methiye olarak yazılmış olan, bahçe ve çiçek tasvirleri içeren 100 beyitlik bir kasidesinden on mısra zikretmektedir (el-Ḥulletü’s-siyerâʾ, I, 211-212). Nilüfer, şebboy gibi çiçekler, ayrıca deniz, gemi, gök, bulut, şimşek, gece ve yıldızlarla güvercin, at ve bazı tasvirlerinde genellikle İmruülkays b. Hucr, Zeyd el-Hayl gibi şairlerin motiflerini kullanmışsa da tasvirlerindeki bazı teşbihleri orijinal bulunmuştur. Özellikle Halve için yazdığı gazel ve nesîblerinde aşk ve göz yaşı temalarını işlemiştir. Onun için nazmettiği gazellerle hapisteyken kaleme aldığı kasideleri daha özgündür. Aynı dönemde yazdığı Kitâbü’ṭ-Ṭayr’ından günümüze yalnız doğanla ilgili bir kasidesi (Lâmiyye) ulaşmıştır. Endülüs’e has müveşşah türünde de eserler veren Remâdî, bu türün ilk ustalarından İbn Abdürabbih’ten sonra ve Ubâde b. Mâüssemâ’dan önce müveşşah türüne bazı yenilikler getirmiş, “kufl”ler arasındaki kısa kıtalar olan “gusn”ları arttırmış, bunlarda halk dilini hatırlatan bir üslûp kullanmıştır. Bu sebeple İbn Senâülmülk, müveşşahlara dair olan Dârü’t-tırâz’ında lafızlarının Remâdî tarzı olmasını iyi müveşşahın bir niteliği olarak saymıştır (İhsan Abbas, s. 229). Platonik aşkıyla ilgili gazellerinde müslümanların yönetimindeki İspanyollar’ın âyin ve kıyafetlerine dair verdiği bilgilerle siyasî eleştirileri tarihî açıdan önemli belgeler niteliğindedir. Remâdî’nin şiirlerinden çok azı zamanımıza ulaşmıştır ve bir divanının bulunup bulunmadığı bilinmemektedir. Şiirlerinin bir kısmını Ebû Bekir İbnü’l-Faradî ve İbn Abdülber en-Nemerî rivayet etmiştir. Tarih, biyografi ve edebiyat kaynaklarında yer alan bazı şiirlerini Mâhir Züheyr Cerrâr Şiʿru’r-Remâdî Yûsuf b. Hârûn adıyla bir araya getirmiştir (Beyrut 1400/1980).

BİBLİYOGRAFYA
Seâlibî, Yetîmetü’d-dehr, II, 100, 114-117; İbn Hazm, Ṭavḳu’l-ḥamâme (nşr. Tâhir Ahmed el-Mekkî), Kahire 1405/1985, s. 40-42; Humeydî, Ceẕvetü’l-muḳtebis (nşr. Muhammed b. Tâvît et-Tancî), Kahire 1372/1952, s. 346-349; Feth b. Hâkān el-Kaysî, Maṭmaḥu’l-enfüs ve mesraḥu’t-teʾennüs fî mülaḥi ehli’l-Endelüs (nşr. M. Ali Şevâbike), Beyrut 1403/1983, s. 311-321; İbn Bessâm eş-Şenterînî, eẕ-Ẕaḫîre, I/1, s. 308, 309, 322, 469; II/1, s. 141, 156, 377, 467, 468; III/1, s. 346, 347, 348; İbn Beşküvâl, eṣ-Ṣıla, II, 637-638; Yâkūt, Muʿcemü’l-üdebâʾ, XX, 62-65; İbn Dihye el-Kelbî, el-Muṭrib (nşr. İbrâhim el-Ebyârî v.dğr.), Kahire 1993, s. 3-4; Abdülvâhid el-Merrâküşî, el-Muʿcib fî telḫîṣi aḫbâri’l-Maġrib (nşr. M. Saîd el-Iryân), Kahire 1368/1949, s. 23-27, 31; İbnü’l-Ebbâr, el-Ḥulletü’s-siyerâʾ (nşr. Hüseyin Mûnis), Kahire 1985, I, 211-212, 279, 280; İbn Saîd el-Mağrîbî, ʿUnvânü’l-murḳıṣât ve’l-muṭribât, Kahire 1286, s. 57; a.mlf., el-Muġrib fî ḥule’l-Maġrib (nşr. Şevkī Dayf), Kahire 1964, I, 392-394; Makkârî, Nefḥu’ṭ-ṭîb, I, 296; III, 71, 72, 75, 364-366, 441; IV, 35-40, 74; V, 601; Brockelmann, GAL, I, 318; Suppl., I, 478; Sezgin, GAS, II, 692-693; Ahmed Heykel, el-Edebü’l-Endelüsî, Kahire 1979, s. 283-302; Cevdet er-Rikâbî, Fi’l-Edebi’l-Endelüsî, Kahire 1980, s. 51, 91; Abdülalî el-Vedgīrî, Ebû ʿAlî el-Ḳālî ve es̱eruhû fi’d-dirâsâti’l-luġaviyye ve’l-edebiyye bi’l-Endelüs, Rabat 1403/1983, s. 381-383; İhsan Abbas, Târîḫu’l-edebi’l-Endelüsî, Beyrut 1985, s. 205-222, ayrıca bk. tür.yer.; H. Pérès, eş-Şiʿrü’l-Endelüsî (trc. Tâhir Ahmed el-Mekkî), Kahire 1408/1988, s. 51, 72, 75, 154, 161, 197, 209, 358; a.mlf., “al-Ramādī”, EI2 (İng.), VIII, 419-420.

Musa Yıldız
Bu madde ilk olarak 2007 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 34. cildinde, 552-553 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.