REVÂNÎ

رواني
REVÂNÎ
Müellif: İSMAİL E. ERÜNSAL
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 23.05.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/revani
İSMAİL E. ERÜNSAL, "REVÂNÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/revani (23.05.2019).
Kopyalama metni
Adı İlyas Şücâ olup babasının ismi Abdullah’tır. İn‘âmât Defteri’ndeki kayıtlarda sipahi oğlu olduğu belirtilmektedir (bk. bibl.). 953 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’nde neşredilen Revânî’ye ait vakfiyelerin birinde babasının Voynuk beyi adıyla meşhur olduğu bildirilmektedir (Vakfiye, nr. 970, 1122). Bu iki kayıt birleştirildiğinde Revânî’nin menşei daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Bütün tezkire yazarları Edirneli olduğunda ittifak eder. Âlî Mustafa Efendi’nin naklettiğine göre “Revânî”yi mahlas olarak seçmesinde, Tunca nehri kıyısındaki bahçeler arasında ikametinin ve bu ırmağın tatlı akışının kendisinde uyandırdığı duyguların etkisi olmuştur (Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, s. 176). Kaynaklarda öğrenimine ve hangi tarihte İstanbul’a geldiğine dair bir kayıt bulunmamaktadır. Fakat Receb 890 ortalarında (Temmuz-Ağustos 1485) düzenlenen Şeyh Vefâ Zâviyesi’yle ilgili bir hüccette (Şer‘î Siciller, Evkāf-ı Hümâyun Mahkemesi, nr. 102, s. 151a) bulunan “... ve şarkan bi-mülki İlyas Beg, eş-şehîr bi-Revânî” kaydına göre Revânî bu tarihten önce, yani II. Bayezid’in saltanatının ilk yıllarında İstanbul’a gelmiş olmalıdır. Sehî Bey, Revânî’nin İstanbul’a geldikten sonra saraya mensup şairlerin (Tezkire, s. 220-221), Latîfî de saray çevresindeki otuzu aşkın şairin (Tezkiretü’ş-şuarâ, s. 142) arasına girdiğini belirtir. Ancak Sultan II. Bayezid’in 909-917 (1503-1511) yılları arasında verdiği in‘âmların kaydedildiği İn‘âmât Defteri’nde Revânî’nin adına ilk defa 15 Şâban 910 (21 Ocak 1505) tarihinde rastlanmaktadır (s. 93), Revânî’nin muhtemelen 911-913 (1505-1507) yılları arasında ya bir görevle İstanbul dışında olduğunu ya da herhangi bir vesile bulup padişaha kaside sunamadığını göstermektedir. İn‘âmât Defteri’nde 914’te (1508-1509) Revânî ile ilgili üç kayıt vardır. Bunların birincisinde (s. 275) “ebnâ-i sipâhiyândan” Revânî’nin bir kaside sunduğu ve 2000 akçe câize aldığı, diğer iki kayıtta ise (s. 315, 326) ramazan ve kurban bayramları dolayısıyla dönemin diğer şairleriyle birlikte kendisine nakışlı Bursa kumaşından hil‘at verildiği belirtilir.

Şuarâ tezkirelerinde, Revânî’nin surre emini olarak Hicaz’a gittiği, Haremeyn halkı için gönderilen paranın dağıtılmasında usulsüzlük yaptığına dair şikâyetler üzerine dönüşünde görevinden azledildiği ve ulûfesinin de kesildiği nakledilir. Bu olayın zamanı hakkında kaynaklarda farklı rivayetler vardır. Âlî, Latîfî, Âşık Çelebi ve Hasan Çelebi, Revânî’nin bu göreve Yavuz Sultan Selim tarafından tayin edildiğini, Sehî ise onun II. Bayezid devrinde Hicaz’a gittiğini belirtir. İn‘âmât Defteri’ndeki kayıtlar bu konuya açıklık getirdiği gibi Revânî’nin görevlendirildiği tarihi de ortaya koymaktadır. Birinci kayıtta, 915 Recebinin başında (15 Ekim 1509) Mekke’de yerleşmiş bulunan Mevlânâ Bedreddin’e Revânî vasıtasıyla yollanan hediyeler sayılmakta, 5 Receb 915 (19 Ekim 1509) tarihli ikinci kayıtta onun Haremeyn’e gönderildiği belirtilmektedir. 8 Receb 915 (22 Ekim 1509) tarihli son kayıtta ise Revânî ile birlikte Hasan adlı bir kişinin gönderildiği bildirilmekte, Mekke ve Medine halkından kendilerine hediye yollanan kimselerin adları verilmektedir (s. 353-355). Bu kayıtlar Sehî’nin naklinin doğru olduğunu ortaya koymaktadır. Tezkirelerde Revânî’nin bu göreviyle ilgili bazı anekdotlar nakledildiği gibi bu hadise dolayısıyla yazılan hicivlerden örnekler verilir.

Revânî, bu olaydan sonra Sultan Bayezid’in gazabına uğramaktan korktuğu için İstanbul’dan ayrılıp o sırada Trabzon’da valilik yapan Şehzade Selim’in yanına giderek ona intisap etmiştir. İn‘âmât Defteri’nde 915’ten (1509) 917 (1511) yılının sonuna kadar Revânî’ye ait bir kaydın bulunmaması, tezkirelerin onun surre eminliğinden sonra saltanat merkezinden uzaklaştığı rivayetlerini doğrulayan bir delil olarak değerlendirilebilir. Revânî, Trabzon’da önceleri Şehzade Selim’in ikram ve ihsanlarına mazhar olmuşsa da bir süre sonra hoş karşılanmayan bazı davranışları yüzünden gözden düştü, bütün malı müsadere edilerek şehzadenin sarayından uzaklaştırıldı. Arabistan’a gitmek için şehri terkeden Revânî, şehzadenin pişman olup arkasından adam göndermesi üzerine Trabzon’a geri döndü ve eski itibarına tekrar kavuştu. Şehzade Selim tahta çıkmak üzere 1512 yılında İstanbul’a geldiğinde Revânî de onunla birlikteydi. Âşık Çelebi’nin Müeyyedzâde Abdi Çelebi’den naklettiğine göre şair yapılan cülûs törenlerini at üstünde büyük bir coşkuyla izlemiştir (Meşâirü’ş-şuarâ, s. 240b).

Âlî Mustafa Efendi ve Latîfî’de yer alan bir rivayetten Revânî’nin Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine katıldığı ihtimali ortaya çıkmaktaysa da diğer kaynakların bu konuda herhangi bir şey söylememesi bu ihtimalin kuvvetli olmadığını göstermektedir. Âşık Çelebi, Revânî’nin Sultan Selim’in cülûsundan sonra Matbah-ı Âmire kâtipliği ve eminliğinde bulunduğunu nakleder. Bir süre sonra da Ayasofya ve Bursa kaplıcaları mütevelliliği görevlerini üstlenmiştir. Rivayete göre bu görevi sırasında Saraçhane’de Bozdoğan Kemeri yanındaki mescidinin inşaatına başlamış ve bu inşaatın yanından geçen Sultan Selim mescidin kime ait olduğunu sorduğunda Ayasofya mütevellisi Revânî Çelebi’ye ait olduğu cevabını alınca, “Hoş Ayasofya’sın, hoş! Yılda bir mescid doğurursun” diyerek Ayasofya mütevelliliğinin sağladığı maddî imkânlara işaret etmiştir.

Revânî, Kanûnî Sultan Süleyman’ın saltanatının ilk yıllarında vefat etti. Bütün tezkire müellifleri onun İstanbul’da ölüp kendi yaptırdığı mescidin hazîresine defnedildiğini belirtir. Âşık Çelebi, Kınalızâde Hasan Çelebi ve Âlî Mustafa Efendi vefat tarihi olarak 930 (1523-24) yılını verir. Hasan Çelebi ayrıca Bahârî’nin şu tarih mısraını kaydeder: “Cinandan yana cân attı Revânî” (930) (Tezkire, I, 421). İhtifalci Ziyâ Bey, 1 Mart 1924’te bölgedeki diğer bazı mezarlarla birlikte Revânî’nin mezarını da düzenlediğinde Bahârî’nin kıtasının yazılı olduğu Revânî’nin mezar taşını da bulmuştur (İstanbul ve Boğaziçi, II, 55-56). Abdülkadir Erdoğan’ın naklettiğine göre Revânî’nin mezar taşı yakın tarihlere kadar yerindeydi (Fatih Sultan Mehmed Devrinde, s. 36). Kaynaklar Revânî’nin “ayş ü işrete müptelâ, daima mahmûr u sermest” bir kimse olduğunu belirtir. Ancak Hasan Çelebi ömrünün sonlarına doğru tövbe ettiğini nakleder (Tezkire, I, 421).

Eserleri. Kaynaklarda Revânî’nin divanından ve İşretnâme adlı mesnevisinden bahsedilir. Her ne kadar Sehî, şairin “Hamse-i Rûmî” adını verdiği bir hamsesi olduğunu söylerse de bunu teşkil eden eserlerden İşretnâme dışında hiçbirinin ismini vermez. 1. Divan. İstanbul kütüphanelerinde iki nüshası mevcut olup her iki nüsha da eksiktir. 929’da (1523) istinsah edilen Millet Kütüphanesi’ndeki nüshada (Ali Emîrî Efendi, Manzum, nr. 178) bir kaside bulunmasına karşılık Yavuz Sultan Selim’e ithaf edilen Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ndeki nüshada (nr. 5664) on dört kaside mevcuttur. Buna karşılık Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ndeki nüshada gazel sayısı otuz dokuz, Millet Kütüphanesi’ndeki nüshada 405’tir. Bazı şiir mecmualarında kasidelerin sayısının on dördün çok üstünde oluşu (meselâ bk. Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3418’deki Kasâid-i Türkiyye) divanın tam bir nüshasının günümüze ulaşmadığını göstermektedir. Çağdaşı olan tezkire yazarları Revânî’nin şiirinden övgüyle söz etmiş, nazmının selis ve sade, hayallerinin nazik olduğunu, şiirde kendine mahsus bir yol tuttuğunu belirtmiştir. Revânî kendi devrinde çok tanındığından Latîfî, Âşık Çelebi ve Hasan Çelebi, tezkirelerinde şiirlerinden fazlaca örnek vermeye gerek görmemiştir. Revânî’nin şiir mecmualarındaki bazı gazellerini Ali Nihad Tarlan neşretmiş (Şiir Mecmualarında XVI ve XVII. Asır Divan Şiiri, fas. 4, İstanbul 1949, s. 5-22), divanı üzerinde bir mezuniyet (Samiye İnceoğlu, Revânî Divanı, Edisyon Kritik ve Transkripsiyonu, 1961, İÜ Edebiyat Fakültesi) ve bir yüksek lisans tezi (Ziya Avşar, Revânî’nin Hayatı, Sanatı, Eserleri ve 50 Gazelinin Şerhi, 1992, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi) yapılmıştır. 2. İşretnâme. Tezkirecilerin orijinal olduğunu belirttiği, Yavuz Sultan Selim’e sunulan bu eser 694 beyitten oluşur (Canım, s. 111). Türünün Anadolu sahasında yazılmış ilk örneği kabul edilen İşretnâme şaraptan, sâkîden, kadehten, içki meclislerinden, sazlardan bahseder. Revânî, eserin sonunda bu konulara tasavvufî anlamlar yüklemeye çalışarak özellikle işrete olan iptilâsını perdelemeye gayret etmiştir. İşretnâme üzerinde bir lisans (Mehmet İnce, Revânî, İşretnâme, 1979, Atatürk Üniversitesi) ve üç yüksek lisans (Eralp Alışık, Revânî’nin İşretnâmesi, 1986, İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; Rıdvan Canım, Sâkînâmeler ve Edirneli Revânî’nin İşretnâmesi, 1987, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü; Muhittin Çelik, Revânî, İşretnâme: Dil Özellikleri-Metin-Sözlük, 1989, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü) tezi hazırlanmış, Rıdvan Canım tarafından yapılan çalışma neşredilmiştir (bk. bibl.).

BİBLİYOGRAFYA
İn‘âmât Defteri: Defter-i Müsveddât-ı İn‘âmât ve Tasaddukāt ve Gayrihi, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet, nr. O. 71 (metinde gösterilen yerler); İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 953 (1546), Vakfiye, nr. 970, 1122; Şer‘î Siciller, Evkāf-ı Hümâyun Mahkemesi, nr. 102, s. 151a (neşri için bk. İsmail E. Erünsal, “Şeyh Vefâ ve Vakıfları Hakkında Yeni Bir Belge”, İslâm Araştırmaları Dergisi, sy. 1, İstanbul 1997, s. 47-64); Sehî, Tezkire (Kut), s. 220-223; Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-şuarâ, s. 240a-241a; Latîfî, Tezkiretü’ş-şu‘arâ ve tabsıratü’n-nuzamâ (nşr. Rıdvan Canım), Ankara 2000, s. 142, 278-281, 296; Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı (haz. Mustafa İsen), Ankara 1994, s. 176-177; Kınalızâde, Tezkire, I, 419-423; Gibb, HOP, II, 317-346; Mehmed Ziyâ, İstanbul ve Boğaziçi, İstanbul 1928, II, 55-56; Abdülkadir Erdoğan, Fatih Sultan Mehmed Devrinde İstanbul’da Bir Türk Mütefekkiri: Şeyh Vefa, Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1941, s. 36; Rıdvan Canım, Türk Edebiyatında Sâkînâmeler ve İşretnâme, Ankara 1998, s. 111; İsmail E. Erünsal, “Türk Edebiyatı Tarihine Kaynak Olarak Arşivlerin Değeri”, TM, XIX (1980), s. 215-216; a.mlf., “Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları: II. Bâyezid Devrine Âit Bir İn‘âmât Defteri”, TED, sy. 10-11 (1981), s. 310, 320, 324, 326, 329; a.mlf., “Türk Edebiyatı Tarihinin Arşiv Kaynakları: XVI. Asır Divan Şâirleriyle İlgili Bazı Arşiv Kayıtları”, MÜTAD, sy. 7 (1993), s. 256-258; Abdülkadir Karahan, “Revânî”, İA, IX, 717-719; W. Björkman – [Kathleen Burrill], “Rewānī”, EI2 (İng.), VIII, 489-490.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 30-31 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.