RİDÂNİYE SAVAŞI

Müellif:
RİDÂNİYE SAVAŞI
Müellif: FERİDUN EMECEN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 19.09.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ridaniye-savasi
FERİDUN EMECEN, "RİDÂNİYE SAVAŞI", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ridaniye-savasi (19.09.2019).
Kopyalama metni
Memlük Sultanlığı’nın sonunu hazırlayan ve Mısır’ın Osmanlılar’ın eline geçmesine yol açan savaş, Kahire önlerinde Matariye ile Cebelülahmer arasında Ridâniye/Reydâniye denilen mevkide meydana geldiği için bu adla anılır. Mercidâbık’taki ağır yenilginin ardından Memlükler’in ikinci direnişinin kırıldığı Ridâniye Savaşı, Osmanlılar’ın Kahire’ye girip Mısır üzerinde hâkimiyet kurmalarını sağlamıştır.

Mercidâbık Savaşı’ndan sonra sağ kurtulan Memlük emîrleri, Kansu Gavri’nin ölümü dolayısıyla Memlük Sultanlığı’na onun Kahire’de nâib bıraktığı Tomanbay’ı seçtiler. Yeni sultan, bir süre Halep’te kalıp ardından Dımaşk’a ulaşan (29 Şâban 922 / 27 Eylül 1516) Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in Kahire’ye yürüme ihtimaline karşı süratle asker toplamaya ve şehir önlerinde müdafaa hattı oluşturmaya çalıştı; bu arada Canbirdi Gazâlî kumandasındaki 5000 kişilik bir kuvveti Osmanlı harekâtı hakkında bilgi almak için Gazze’ye gönderdi. Gazâlî, Kahire üzerine yürüme konusunda tereddüt içinde bulunan Yavuz Sultan Selim’in muhtemel harekâtını önlemek maksadıyla Gazze dolayına geldiğinde Vezîriâzam Hadım Sinan Paşa’nın 4000 kişilik kuvveti onu karşılamak için harekete geçti ve Hanyûnus mevkiine yöneldi. Burada yapılan çatışmada (26 Zilkade 922 / 21 Aralık 1516) Gazâlî yenilgiye uğrayıp Kahire’ye döndü. Yavuz Sultan Selim de Memlük direnişinin kırılması sonucu Kahire’nin yolunun açıldığı kanaatine vardı ve buraya yürümeye karar verdi. Bazı devlet adamları ise Gazze’den itibaren Kahire’ye uzanan yolun tehlikelerinden, özellikle çölde kumluk arazideki sıkıntılardan ve susuzluktan söz ederek Kahire’ye gidilmesi fikrine karşı çıkıyordu. Ancak bu sırada yağan yağmurlar susuzluk tehlikesini bertaraf ettiği gibi çöl yolunda rahatça hareket etme imkânı sağladı. Gazze’ye gelen padişah (8 Zilhicce 922 / 2 Ocak 1517), buradan itibaren girilecek olan Katya çölünden geçilirken Kahire’ye kadar olan güzergâhtaki konaklama yerlerini önceden tesbit ettirerek kılavuzlar gönderdi. Gazze’den Sâlihiye’ye kadar çölde sekiz konakta durulacaktı. Sinan Paşa, yanında Hayır Bey olduğu halde 8 Ocak’ta 6000 askerle önceden hareket etti. Padişah da ertesi günü buradan ayrılıp 11 Ocak’ta Arîş’e ulaştı. Buradan Sâlihiye’ye doğru gidilirken zaman zaman Arap aşiretlerinin baskını ve yağmalama olayları cereyan etti. Bu arada Tomanbay’a bir elçi heyeti gönderilerek Osmanlı hâkimiyetini kabul etmesi halinde Mısır’ın idaresinin kendisine bırakılacağı ve seferden vazgeçileceği bildirildiyse de Memlük emîrleri buna karşı çıktıkları gibi Osmanlı elçilerini de katlettirdiler.

Osmanlı ordusu 26 Zilhicce 922’de (20 Ocak 1517) Hankin, ertesi günü Birketülhac mevkiine ulaştı ve bu son menzilde yapılan yoklamada ordudaki asker mevcudu 20.000 olarak tesbit edildi. Ordunun yarısı daha önce doğu sınırlarının müdafaası için bırakılmıştı. Osmanlı kuvvetlerinin Kahire’ye yürüdüğünü haber alan Tomanbay, 20.000 askerle Kahire yakınlarında Âdiliye mevkiinde kazdırdığı siperlerle oluşturduğu savunma hattına geldi. Aslında Tomanbay, Osmanlılar’ı zorlu çöl yolculuğunun yorgunluğu henüz üzerlerinde iken Sâlihiye mevkiinde karşılamak istiyordu. Fakat emîrler, sağlam bir müdafaa hattı kurup Osmanlı saldırısına karşı koymanın daha uygun olacağı konusunda ısrar edince bu düşüncesinden vazgeçti. Bu siperlere ayrıca İskenderiye ve Kahire Kalesi’ndeki bazı toplar getirildi, bir kısım ağır toplar da kumlara gömülerek gizlendi. Kazılan hendek Mukattam dağından itibaren Nil nehrine kadar uzanıyordu. Bazı Osmanlı kaynakları hendeğin 4 mil uzunluğunda olduğunu, top sayısının 200’ü bulduğunu belirtirse de bu sonuncu rakam şüphelidir. Memlükler’in amacı topları göstermeyerek Osmanlılar’ı sürpriz bir salvo ateşiyle karşılamak ve bunun yol açtığı karışıklıktan faydalanıp sert bir süvari saldırısı sonucu onları tamamen dağıtmaktı.

Osmanlı tarafı Memlükler’in bu planlarını esirlerden ve casuslardan haber aldı. Özellikle Osmanlılar’ın yanında yer alan ve daha sonra Mısır beylerbeyiliğine getirilecek olan Memlükler’in eski Halep emîri Hayır Bey’in adamları ayrıntılı bilgiler getirdi. Bunun üzerine Osmanlı ordusu, doğrudan müdafaa hattına saldırmayıp yandan dolaşarak Memlükler’i şaşırtma planı yaptı. Mustafa Paşa Anadolu askeriyle sağ kolda, Küçük Sinan Paşa Rumeli ordusu ile sol kolda, padişah ve kapıkulları merkezde olmak üzere saf bağlayan Osmanlı ordusu 28 Zilhicce 922 (22 Ocak 1517) sabahı (bu tarih kaynaklarda hicrî takvimdeki bir günlük oynama dikkate alınmaksızın 29 Zilhicce / 23 Ocak şeklinde hatalı olarak gösterilmiştir) harekete geçti. Vezîriâzam Sinan Paşa merkezde padişahın sağ tarafında, yeniçeri ağası Ayas Ağa yeniçerilerle sol tarafında bulunuyordu. Memlükler, öncü atlı birliklerini ortaya çıkararak Osmanlı ordusunu topların bulunduğu müdafaa hattına çekmeye çalıştı. Osmanlılar da saflarını bozmadan buraya doğru ilerlemeye başladı. Fakat top menziline girmeden önce birden yön değiştirip Mukattam dağına doğru yürüyünce Memlük ordugâhı karıştı. Hemen süvari saflarını buna göre düzenlemeye ve toplarını yan tarafa çevirmeye çalıştılar. Fakat bunu tam olarak sağlamaya fırsat bulamadan yandan dolaşan Osmanlı piyade birlikleri hafif toplarla ve tüfek atışı ile Memlük cephesini ateş altına aldılar. Topları kullanamayan Memlük kuvvetleri, dağ tarafından gelen ve savaş düzeni alan Osmanlı alayları karşısında mecburen hendekten çıkıp saflarını yeniden düzenledi.

Ridâniye denilen bu düzlükte Osmanlı topçu ve tüfekçileri yoğun bir ateş başlattı. Piyade yeniçeri tüfekçileri ateş açarak ilerledi. Memlük sol kanadı bu sebeple dağıldı. Memlükler develeri top ve tüfek ateşine karşı sürmek, ardına gizlenerek saldırmak istedilerse de ürken develerin geriye kaçması yüzünden bir kısım süvarileri ezildiği için bunu gerçekleştiremediler. Bu defa Tomanbay ve yanındaki emîrler, bütün güçleriyle Osmanlılar’ın sağ kanadına yüklenip burada padişahın bulunduğu yeri hedeflediler. Bir rivayete göre Canbirdi Gazâlî idaresindeki Memlük süvarisi bir hücumla Osmanlı hattını yarıp buraya yardıma gelen Vezîriâzam Sinan Paşa’nın üzerine saldırdı. Çatışmada yaralanan Sinan Paşa aldığı üç mızrak darbesiyle attan düştü ve hemen çadırına götürüldü, az sonra da hayatını kaybetti. Bir Memlük kaynağında ise Tomanbay’ın, yanındaki Emîr Allân ve Kertbay/Kurtbay ile birlikte Yavuz Sultan Selim’in bulunduğu yeri gözleyip yanındaki usta binicilerle saldırıya geçtiği, hatta Tomanbay’ın Sultan Selim sandığı Sinan Paşa ile teke tek çarpışıp onu atından düşürdüğü yolunda bir olaya yer verilir. Bu hadisenin doğru olma ihtimali zayıftır.

Sabah başlayıp fâsılalarla ve manevralarla yedi sekiz saat sürdüğü anlaşılan savaş sonucunda Memlükler tamamen dağıtıldı. Çaresizlik içinde kalan Tomanbay cesaretle savaşmasına rağmen yanında kalan beş on emîrle Kahire’ye doğru çekilmekten başka çare bulamadı. Daha sonra kaçan Memlükler’in bir bölümü onun yanında toplandı. Bu 7000 kişilik kuvvetle Tomanbay ısrarla Osmanlılar’a karşı direnişini sürdürdü. Savaşta Memlük kaybı 4000 dolayında idi; Osmanlı kaybının bundan biraz daha az olduğu anlaşılmaktadır. Savaşın ertesi günü Osmanlı ordularının Kahire’ye girişine izin verildi. Yavuz Sultan Selim ise Bulak tarafına geçti. Fakat 4-5 Muharrem 923 (27-28 Ocak 1517) gecesi Tomanbay yanındaki 7000 kişi ile ansızın Kahire’ye girip şehir içinde direniş başlattı. Üç gün boyunca sokaklarda Osmanlı askerleriyle halkın destek verdiği Tomanbay’ın kuvvetleri arasında kanlı çarpışmalar meydana geldi. Kahramanca direnen Tomanbay, Osmanlı kuvvetlerinin baskısı karşısında daha fazla dayanamayıp şehirden kaçtı. Böylece Kahire’de Osmanlı kontrolü sağlanmış oldu. Yavuz Sultan Selim de asayiş sağlandıktan sonra 23 Muharrem’de (15 Şubat) Kahire’ye girdi. Tomanbay’ın yakalanıp idam edilmesiyle (21 Rebîülevvel 923 / 13 Nisan 1517) Mısır’da tam anlamıyla Osmanlı idaresi kurulmuş oldu. Ridâniye Savaşı, Osmanlı ordusunun âni değişikliklere karşı farklı taktik uygulayabilme kabiliyetini göstermesi yanında ateşli silâhların etkili kullanımını da göz önüne serer. Memlükler toplarının mevcudiyetine rağmen bunları kullanma becerisine sahip değillerdi. Daha önemlisi topu askerî harekâtlarının bir parçası olarak görmüyorlardı. Son derece mahir ve savaşçı atlı birliklerine karşılık onların yenilgisini hazırlayan temel faktör de artık devri kapanmaya yüz tutmuş bu savaş anlayışları olmuştur.

BİBLİYOGRAFYA
İdrîs-i Bitlisî, Selimşahnâme (trc. Hicabi Kırlangıç), Ankara 2001, s. 322-337; Silâhşor’un Fetihnâme-i Diyâr-ı Arab Adlı Eseri (haz. Selâhattin Tansel, TV içinde), sy. 18 (1961), s. 431-435; İbn İyâs, Bedâʾiʿu’z-zühûr, V, 145-149; Şükri-i Bitlisî, Selimnâme (nşr. Mustafa Argunşah), Kayseri 1997, s. 258-280; G. M. Angiolello, Seyahatnâme (Seyyahların Gözüyle Sultanlar ve Savaşlar içinde, trc. Tufan Gündüz), İstanbul 2007, s. 111-121; Keşfî Mehmed Çelebi, Selimnâme, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2147, vr. 94a-104b; Matrakçı Nasuh, Târîh-i Sultan Bâyezid Han ve Sultan Selim Han, British Museum, Add. 23586, vr. 155b-162a; M. Sanuto, I Diarii di Marino Sanuto, Venezia 1887, XXIV, 162, 165-166, 170-172; Haydar Çelebi, Rûznâme (Feridun Bey, Münşeât içinde), I, 484-485; Ridaniye Fetihnâmesi (a.e. içinde), I, 427; İbn Zünbül, Vâḳıʿatü’s-Sulṭân el-Ġavrî maʿa Selîm el-ʿOs̱mânî (nşr. Abdülmün‘im Âmir), Kahire 1962, s. 34-58; Sücûdî Çelebi, Selimnâme (haz. İbrahim Hakkı Çuhadar, yüksek lisans tezi, 1988), EÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 82-89; Celâlzâde Mustafa Çelebi, Selimnâme (nşr. Ahmet Uğur - Mustafa Çuhadar), Ankara 1990, s. 195-201; Sa‘d b. Abdülmüteâl, Selimnâme, TSMK, Revan Köşkü, nr. 1277, vr. 88a-92b; Adâî-i Şîrâzî, Selimnâme (haz. Abdüsselam Bilgen, doktora tezi, 1988), AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, s. 142-170; Çerkezler Kâtibi Yûsuf, Selimnâme, TSMK, Hazine, nr. 1422, vr. 36b-41a; Hammer (Atâ Bey), IV, 212-214; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, II, 288-291; Selâhattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969, s. 146-168.
Bu madde ilk olarak 2008 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 35. cildinde, 87-88 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.