RIZÂ-yi ABBÂSÎ - TDV İslâm Ansiklopedisi

RIZÂ-yi ABBÂSÎ

رضاى عبّاسى
Müellif:
RIZÂ-yi ABBÂSÎ
Müellif: ZEREN TANINDI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.10.2021
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/riza-yi-abbasi
ZEREN TANINDI, "RIZÂ-yi ABBÂSÎ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/riza-yi-abbasi (28.10.2021).
Kopyalama metni
Hayatına dair bilinen hususlar, İbrâhim Mirza’nın Meşhed’deki sarayında kurduğu resim atölyesinin mensuplarından Kâşânlı Mevlânâ Ali Asgar’ın oğlu olduğu, 1610-1635 yılları arasında İsfahan’da çalıştığı ve Abbâsî nisbesini ölümüne kadar sarayının atölyesinde görev yaptığı Şah I. Abbas’tan aldığıdır. Rızâ-yi Abbâsî’nin aynı dönemde ve aynı çevrelerde yaşayan Rızâ, Âgā/Âkā Rızâ ve Ali Rızâ imzalarıyla tanınan minyatürcü/minyatürcülerle aynı kişi olup olmadığı konusu tartışmalıdır (Canby, The Rebellious, s. 201-203). Kesin olan husus Rızâ isimli bir ressamın yaşadığıdır.

“Rızâ” imzalı resimlerin tamamı aynı elden çıkmış izlenimini vermese de bunlar ortak üslûp özelliklerine sahiptir. Siyah mürekkep ve kalemle, bazan da fırça ile çizildiği sanılan resimlerde insan figürlerinin uzun boylu ve bellerinin çukur, midelerinin hafifçe kabarık yapıldığı görülür. Erkeklerde sarığın ucu arkadan sarkıtılmış, dalgalı zülüfler omuzlara doğru uzatılmıştır; soylular sarıklarına çiçek takmıştır (a.g.e., katalog nr. 5, 13-14, 19-20, 51). Kadınlar başlarına omuzlarını da kaplayan bir örtü almışlar ve bu örtüyü kayıp düşmemesi için alınlarının üst kısmında üçgen biçiminde yükselerek arkadan bağlanan bir eşarpla tutturup çok defa da eşarbın kenarına bir tüy veya çiçek takmışlardır. Örtünün altından omuzlara doğru sarkan saçlar dalgalıdır. Kadınlar rengârenk ve şeffaf, kapalı veya dekolte giysilerle bütün takılarını takmış vaziyette resmedilmiştir (a.g.e., katalog nr. 6-7, 109, 119, 124-125). Desen izlenimi veren resimlerde arka plana altın yaldızla renklendirilmiş zarif ağaç ve çiçekler, gökyüzüne alevi andıran bulutlar yapılmıştır. Yazmalardaki minyatürlerde mimari unsurlar fonda sade fakat çok renkli verilmiş, kesik, kıvrılan çizgilerle şekillendirilen doğa görüntülerine renk tonlamalarıyla derinlik kazandırıldıktan sonra kimi defa yüzey kalabalık insan gruplarıyla doldurulmuştur (a.g.e., katalog nr. 57-58, 62-63, 70). Bu resimlerde Rızâ’nın, kişilerin bireysel özelliklerini ve kültürel kimliklerini yüz ifadeleriyle ve giyimleriyle vermedeki ustalığı onun portre ressamlığındaki yeteneğini göstermektedir. Bu tür resimler imzasız da olsa sanat tarihi terminolojisinde Rızâ-yi Abbâsî üslûbu veya İsfahan üslûbu şeklinde adlandırılmaktadır.

Hayatı hakkındaki bilgileri günümüze ulaştıran I. Abbas dönemi biyografi yazarı Kadı Ahmed, onun fırça işçiliğini ve portrelerini övdükten sonra, “Eğer yaşasalardı Mani ve Bihzâd da onun ustalığını överlerdi” demektedir (Calligraphers and Painters, s. 192-193). Rızâ-yi Abbâsî’nin üslûp sahibi bir ressam olarak ortaya çıkmasında saray çevresinde beğenilen bir ressamın oğlu sıfatıyla eski ustaların eserlerinin orijinallerini inceleme fırsatını bulmuş, çağının ünlü ustalarıyla tanışmış ve onların desteğini görmüş olmasının etkisi büyüktür. Onun 1580’li yıllarda babasıyla birlikte Herat’ta bulunduğu, o yıllarda ressam Muhammedî’nin zarif tek figür çalışmalarıyla ve onun günlük yaşama ilişkin görüntülerin gerçekçilikle betimlendiği manzara resimleriyle tanıştığı sanılmaktadır. XVI. yüzyılın son çeyreğinde Şah Abbas’ın saray kütüphanesini yöneten ressam-şair Sâdıkī Bey ile de (ö. 1609) dostluk kurmuş ve onun portre yapmadaki becerisinden etkilenmiş olmalıdır. Sâdıkī Bey’le geliştirdiği dostluğun kütüphanede mevcut, geçmiş dönemlerde yaşayan ünlü ustalara ait yarım kalmış eserlerin tamamlanması, yenilenmesi ve onarılması gibi işlerin yapılmasına yol açtığı tahmin edilmektedir (Swietochowski, s. 39-72). Bu tahmin doğrultusunda, XV. yüzyıl Timurlu şairi Câmî’nin Ḫamse’sinin (TSMK, Revan Köşkü, nr. 888) istinsah edilmesinden, tezhiplerinin ve tasvirlerinin yapılmasından yüzyıl sonra ilk iki sayfasına ve bölüm sonlarına konulan İsfahan üslûbu resimlerin Rızâ’ya ait olduğu söylenebilir.

Kitaplarda yer alan Rızâ üslûbundaki minyatürler bilinen örneklere göre ilk defa Nizâmî-i Gencevî’nin 981-983 (1573-1575) tarihli Ḫamse’sinde (TSMK, Revan Köşkü, nr. 877, vr. 1b-2a, 44b), Câmî’nin Selâmân ü Ebsâl mesnevisinin 989 (1581) tarihli bir nüshasında (TSMK, Revan Köşkü, nr. 915, vr. 30a, 42a) ve Sa‘dî-i Şîrâzî’nin 993 (1585) tarihli Bostân’ında (TSMK, Revan Köşkü, nr. 935, vr. 21b, 89b, 109b, 134b, 177a) görülmektedir. Bu eserlerdeki resimlerin Rızâ’nın ilk çalışmaları olduğu söylenebilir. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’ndeki bir murakka‘ da aynı atölyenin ürünüdür (Hazine, nr. 2166). İlk boş yaprağında “amel-i Âgā Rızâ” ibaresi yer aldığı eserdeki Ali Rızâ (vr. 3b) ve Âgā Rızâ (vr. 18a) imzalı tek figürler, Rızâ-yi Abbâsî imzalı şehir resmi (vr. 27a), Şeyh Muhammed imzalı tek figürler (vr. 9b, 24b) ve Rızâ, Ali Rızâ, Ali Rızâ-yi Tebrîzî imzalı nesta‘lik kıtalar bu eseri Rızâ-yi Abbâsî’nin hazırladığını ortaya koymaktadır. Haydar Hârizmî’nin Maḫzenü’l-esrâr’ının XVII. yüzyılın başında istinsah edilen iki nüshası Rızâ’nın minyatürleriyle süslenmiş çok özenli kitaplardır. Bunlardan birinin resimleri üzerine ressamın adı Rızâ-yi Abbâsî olarak yazılmıştır (Soudavar, s. 274-281). İkinci nüshanın birinciye göre daha özenli yapılan resimlerinin üzerinde ise imza yoktur; ancak kitabı istinsah eden kâtibin adı da Ali Rızâ-yi Abbâsî şeklinde verilmiştir. Rızâ-yi Abbâsî’nin üslûbu onun ölümünden sonra Muîn, Mehmed Kāsım gibi ressamlarla XVII. yüzyılın ikinci yarısında da sürmüş, üslûbu ve ismi Safevî ülkesinin sınırlarını aşarak İstanbul’a kadar ulaşmıştır. Evliya Çelebi, Agā Rızâ Sütlüce’de Câferâbâd Tekkesi’nin duvarına siyah kalemle bir “kepeng-i vahşî” tasvir ettiğini yazar (Seyahatnâme, s. 174).

BİBLİYOGRAFYA
Evliya Çelebi, Seyahatnâme (haz. Orhan Şaik Gökyay), İstanbul 1996, s. 174; Calligraphers and Painters: A Treatise by Qādī Ahmad, Son of Mīr-Munshī (trc. V. Minorsky), Washington 1959, s. 192-193; Karatay, Farsça Yazmalar, tür.yer.; M. L. Swietochowski, “The Historical Background and Illustrative Character of the Metropolitan Museum’s Mantiq al-Tayr of 1483”, Islamic Art in the Metropolitan Museum of Art (ed. R. Ettinghausen), New York 1972, s. 39-72; Filiz Çağman – Zeren Tanındı, Topkapı Sarayı Müzesi İslâm Minyatürleri, İstanbul 1979, nr. 112; A. Soudavar, Art of the Persian Courts, New York 1992, s. 274-281; Sheila R. Canby, The Rebellious Reformer: The Drawings and Paintings of Riza-yi ‘Abbasi of Isfahan, London 1996, s. 201-203; a.mlf., “The Pen or the Brush?”, Persian Painting from Mongol to the Qajars: Studies in Honour of Basil W. Robinson (ed. R. Hillenbrand), London 2000, s. 75-82; a.mlf., “Riḍā ʿAbbāsī”, EI2 (İng.), VIII, 508-510; T. Gandjei, “Notes on the Life and Works of Sadikī: A Poet and Painter of Safavid Times”, Isl., LII (1975), s. 112-118.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2008 yılında İstanbul’da basılan 35. cildinde, 59-61 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER