RÛZNÂME - TDV İslâm Ansiklopedisi

RÛZNÂME

روزنامه
RÛZNÂME
Müellif: FİKRET SARICAOĞLU
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2008
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 22.10.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/ruzname
FİKRET SARICAOĞLU, "RÛZNÂME", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/ruzname (22.10.2020).
Kopyalama metni
Farsça kökenli birleşik bir isim olup rûz ile (gün) nâme (mektup) kelimelerinden oluşmuş ve rûznâmec (rûznâmce) şeklinde Arapça’ya da geçmiştir. Batı dillerindeki journal kelimesi de aynı anlamdadır. Rûznâme günlük gazete için de kullanılmıştır. Osmanlı literatüründe müneccimlerin yıllık takvimlerinden günlük hadiselerin anlatıldığı tarihlere uzanan geniş bir alanda ortaya çıkan değişik türden eserlerle bürokraside günlük gelir ve giderlerin kaydedildiği defterlere rûznâme denilmiştir. Osmanlı maliye teşkilâtında muhasebenin temel defterleri olarak adı zamanla rûznâmçe şekline dönüşmüştür. Öte yandan günlük olayların kaydedilmesi sebebiyle rûznâme adıyla tanınan birçok tarih eserinin varlığı ve sır kâtiplerinin çalışmalarının bu isimle anılması kaynağın önemi ve farkıyla ilgili tesbiti güçleştirmektedir.

Sır kâtiplerinin kaleme aldıkları eserlerine rûznâme adını verdiklerine dair bir kayda rastlanmamıştır. Rûznâme nüshalarında karşılaşılan “vekāyi‘nâme, zabt-ı vekāyi-i yevmiyye-i hazret-i cenâb-ı şehriyârî, vekāyi-i yevmiyye, vukūât-ı yevmiyye, mazbata-i yevmiyye, tesvîd-i vukūât” gibi başlıklar veya hiçbir başlık taşımayan notlar sır kâtipleri tarafından muayyen bir ismin belirlenmediğini, kaleme alınan yazıların bir nevi arşiv belgesi olarak düşünüldüğünü göstermektedir. Esasen sır kâtiplerinin yazılarının büyük bir kısmı, düzensiz biçimde düşülmüş kayıtların yer aldığı çeşitli boyutlardaki kâğıtlardan ve temize çekilememiş notların bulunduğu defterlerden meydana gelmektedir. Bunlarda bir yazma eserde mevcut olması gereken unsurlar ve başlıklar bulunmamaktadır. Rûznâmelerin hemen hepsi tek nüshadır, temize çekilmeye çalışılmış metinlerde de karışıklıklar vardır.

Padişah merkezli söz konusu kayıtların bir eser türü şeklinde tanımlanmasında hükümdarın unvanının rûznâme kelimesiyle birlikte belirtilmesi önemli görülmektedir. Meselâ sır kâtibi Ömer Ağa’nın notlarında herhangi bir başlık ve tanımlama olmamasına rağmen eser Rûznâme-i Sultân Mahmûd Han diye adlandırılmıştır. Sır kâtiplerinin zabıtları dışında hadiselerin günlük olarak aktarıldığı diğer Osmanlı tarih teliflerinin, müellifleri veya başkaları tarafından verilen “vâkıât-ı rûzmerre, cerîde, rûznâme, vak‘anâme” gibi adları bulunmaktadır. Bu tür eserler, günlük olduklarına vurgu yapan ve rûznâmeyle eş anlamlı kullanılması mümkün olan “rûzmerre” başlığı altında kategorileştirilebilir. Bu durumda rûznâme tarzı, “özel olarak sır kâtiplerinin padişahın gündelik faaliyetlerini topladıkları eserler için bir tarihî kaynak çeşidi” diye tanımlanabilir.

Enderun odalarının en itibarlısı Has Oda’nın ağaları arasında yer alan sır kâtibi ağa padişahın özel kâtibi durumunda olduğundan gördüğü birçok vazife yanında padişahın günlük gündemini izlemesi ve zabıt altına almasıyla ilgili herhangi bir tâlimata, resmî bir kayda rastlanmamaktadır. XVIII. yüzyılın ilk yarısından itibaren örnekleri bugüne ulaşan rûznâmelerin bazı safhalardan sonra mevcut formu kazandığı söylenebilir. Sır kâtipleri, aldıkları sözlü tâlimat üzerine veya kendiliklerinden çeşitli tarih eserleri meydana getirmişlerdir. Yavuz Sultan Selim’in İran ve Mısır seferlerine sır kâtibi olarak katılan Keşfî Mehmed Çelebi Selimnâme sahibidir. Sefer günlükleri arasında sır kâtiplerinin kaleminden çıkması muhtemel olan ve “menzilnâme” diye bilinen birtakım eserler bulunmaktadır. IV. Murad’ın 1635’teki Revan seferi günlüğünün (TSMK, Bağdat Köşkü, nr. 405, vr. 124a-184a [haz. Yunus Zeyrek, Ankara 1999]) doğrudan gün tarihiyle başlaması, her zaman padişahın izlenmesi, otağ-ı hümâyun içindeki gelişmelerin, padişahın sözlü emirlerinin aktarılması ve bazı diplomatik özellikleri dolayısıyla sır kâtibinin kaleminden çıkmış olması muhtemeldir. II. Mustafa’nın, esere Nusretnâme adını koyarak cülûsundan itibaren vak‘aları “rûzmerre” yazmasını istediği Silâhdar Fındıklılı Mehmed Ağa sır kâtibi değildi ve Has Oda’da kendisini “müverrih” olarak tanıtmıştı (Nusretnâme, vr. 213b). Sır kâtibi Nedim Ağa, yine II. Mustafa’nın tahta çıkmasından itibaren bazı vak‘aları ve özellikle onun 1695’teki Belgrad seferini çok defa gün tarihiyle ve bazan saatleriyle birlikte manzum olarak kaleme almış ve eserin adını Zafernâme-i Gāzî Sultân Mustafa Han bin Ebû Feth Gāzî Sultân Mehmed Hân-ı Râbi‘ şeklinde bildirmiştir (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum, nr. 1343, vr. 1b-10a).

IV. Mehmed’in emriyle 1058’den (1648) itibaren “tahrîr-i vekāyi‘”e memur edilen ve sır kâtibi olan Abdi Ağa’nın (Nişancı Abdi Paşa) eseri rûznâme geleneğinin ilk formu olarak değerlendirilebilir. Bizzat padişahın vekāyi‘nâme diye isimlendirdiği çalışma, rûznâme tarzında düzenlenmekle birlikte daha çok, kayda değer bir şey oldukça tarihin yazılmasına dayanıyordu. Burada tarihî gelişmeler gün belirtildikten sonra kaydedilmiştir. Abdi Ağa, asaleten sır kâtibi olmadan önce olduğu gibi Enderun’dan ihraç edildikten sonra da tarihini yazmayı sürdürmüştür. Onun tarihi bu sebeple rûznâmeler arasına alınmamıştır. IV. Mehmed’in, resmî vekāyi‘nüvisliğin ortaya çıktığı aynı dönemde sır kâtibi Abdi Ağa’yı özel tarihçi sıfatıyla görevlendirdiği söylenebilir.

Padişahın günlük gündeminin aktarıldığı rûznâmelerde onun resmî hayatıyla ilgili açık, özel hayatıyla ilgili kapalı bilgiler yer alır. Muntazam bir program dahilinde sur içi / saray içi veya saray dışı / sur dışındaki faaliyetler, gidilen biniş yerlerinde ve bulunulan mekânlarda yapılan işler kısaca açıklanır. İmparatorlukta ve İstanbul’da, kışlık veya yazlık saraylarda cereyan eden çok önemli gelişmelerden (büyük tayinler, kararlar, kabuller, dış ve iç politikadaki önemli gelişmeler, bütün merasimler, yangın ve deprem gibi doğal âfetler, doğumlar, ölümler) mutlaka bahsedilir. Padişahın bizzat katıldığı halka açık törenlerde ayrıntılar daha fazla, daha dar çerçevede yapılan merasimlerde ayrıntılar daha azdır. Bu kabul ve merasimlerin başlıcaları cülûs, kılıç alayı, cuma selâmlığı, bayram, mevlid-i şerif, paşa kapısı ziyafeti, hırka-i şerif ziyareti, sancak, surre ihracı, arefe, Gülhâne, Eski Saray resimleri, donanmanın uğurlanışı ve karşılanışı, kalyonun denize indirilmesi, elçi kabulü, doğum, nakl-i hümâyun tebrikleri, vefat tâziyeleri, tevcîhat rikâbları, rûz-ı Hızır ziyafeti, üç ayların, kandil gecelerinin tebriği, şehzade ve sultanlarla ilgili çeşitli törenlerdir. Rûznâmelerde sadrazamlarla olağan veya olağan üstü görüşmelerin, meşveret meclislerinin gündemine dair sınırlı bilgiler de aktarılır. Bazı rûznâmelerde padişahın günlük programı saat üzerinden, bazılarında ise beş vakte göre bildirilir.

Padişahın katıldığı resmî programları başta vekāyi‘nâmeler olmak üzere diğer tarih eserlerinden bir ölçüde izlemek mümkündür. Rûznâmelerin önemi tarih teliflerinde hiç bahsedilmeyen gelişmelerin, ziyaret trafiğinin, gizli buluşmaların, tebdil gezilerinin ve az da olsa görüşmelerin gerçek gündeminin takip ediliyor olmasıdır. Gelişen aynı günlü olayların saray içinden nasıl bilindiğinin / görüldüğünün anlaşılması bakımından da bunlar son derece önemlidir. Rûznâmelerde padişahların zevkleri, ibadet alışkanlıkları, izledikleri sportif faaliyetler (süvari ciridi, tomak vb.), dinledikleri müzikler ve daha genelde kişilikleri hakkında önemli ipuçları yer almaktadır. Sır kâtiplerinin çalışmaları İstanbul şehir tarihi için de en önemli kaynaklar arasındadır. İsmiyle ve yeriyle belirtilen saraylar, yalılar, askerî yapılar, hanlar, çarşılar, mesire vb. topografik öğeler İstanbul’un panoramik görünüşüyle ilgili emsalsiz malzeme sağlar. Bazı temize çekilmiş rûznâme nüshalarında yazma eserlerin başlangıcındaki klasik rükünler (besmele-hamdele-salvele) mevcuttur. Gün, ay ve zamanla ilgili kısaltmalar veya rumuzlar kullanılır. Bilinen forma göre düzenlenmiş ilk rûznâme I. Mahmud’un cülûs tarihinden (1730) itibaren tutulmuştur.

Sır Kâtiplerinin Rûznâmeleri. 1. Sır kâtibi Hıfzî Ağa, Rûznâme-i Sultân Mahmûd Han (TSMK, Revan Köşkü, nr. 1977/III, vr. 37b-68b). I. Mahmud’un günlüğü olup 15 Rebîülevvel 1143 - 27 Safer 1144 (28 Eylül 1730 - 31 Ağustos 1731) tarihlerini ihtiva eder. Patrona isyanı sonucu tahtı bırakan III. Ahmed’in son beş gününü de içine alır. Rûznâmenin bulunduğu kısmın derkenarlarında isyan sırasında saraya gelen ve gönderilen bazı mektup, tezkire sûretleri kaydedilmiştir. İsyancıların saraya elçiler yolladıklarını bildiren satırlardan sonra on satırlık bir yer boş bırakılmış, 19 Rebîülevvel (2 Ekim) Pazartesi gecesi tahta çıkan I. Mahmud’un cülûsuyla yeniden başlanmıştır. İlk aylarda gün atlamaları olduğu halde son aylara doğru bunlar azalmaktadır. İsyancıların düzenlenen bir planla ortadan kaldırılmasıyla ilgili gelişmelere ayrıntılı biçimde yer verilmiştir. Buradaki gün tarihli bilgiler çeşitli adlarla anılan Târîh-i Kâtibü’s-sır adlı eserinde çok daha ayrıntılı şekilde yer alır (TSMK, Revan Köşkü, nr. 1315-1316; eserin Salâhî Efendi tarafından temize çekilmiş nüshaları olan Süleymaniye [Reşîd Efendi] ve Millet [Ali Emîrî Efendi] kütüphanelerindeki yazmalara dayalı neşri Bekir Sıtkı Baykal tarafından yapılmıştır, bk. bibl.). Rûznâme metninin çeviri yazısı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde mezuniyet tezi olarak hazırlanmıştır (Patrona Halil İsyanı’na ve Mahmud I Devrine Âit Tarihçe, haz. Şükran Çınar, 1974). Sır kâtibi Hıfzî ve Salâhî’nin I. Mahmud’la ilgili bir diğer rûznâmesi 1 Muharrem 1148 - 25 Cemâziyelevvel 1151 (24 Mayıs 1735 - 10 Eylül 1738) tarihlerini ihtiva eder (İÜ Ktp., TY, nr. 2518, vr. 2b-198b). Bu rûznâmeye “zabt-ı vekāyi-i yevmiyye-i cenâb-ı hazret-i şehriyârî, zabt-ı vekāyi-i şehriyârî” isimleri verilmiştir. Çerçevesiz olan nüshanın tebyiz amacıyla hazırlandığı, ancak çeşitli tashih ve eklemeler dolayısıyla müsvedde şeklinde kaldığı görülmektedir. Tarihlemede pek az karışıklık vardır. Başlıklar ve tarihler kırmızı renkli yazılarla belirlenmiştir. Metnin birdenbire kesildiği kâğıdı takip eden yaklaşık on yaprak kesilmiştir. Yazı bulunması muhtemel bu sayfalardan sonra boş varaklar mevcuttur. Sır kâtibi Hıfzî Ağa 23 Safer 1151’de (12 Haziran 1378) görevini Salâhî’ye devretmişti. Onun halefi Ömer Ağa 25 Cemâziyelâhir 1153’te (17 Eylül 1740) sır kâtipliğine getirilmiş olduğundan sır kâtibinin 1731-1735 ve 1738’den sonraki notlarının bugün için kayıp olduğu anlaşılmaktadır.

2. Sır kâtibi Ömer Ağa, Rûznâme-i Sultân Mahmûd Han (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Tarih, nr. 423, vr. 1b-220b). I. Mahmud’un günlüğü olup 25 Cemâziyelâhir 1153 - 23 Rebîülâhir 1163 (17 Eylül 1740 - 1 Nisan 1750) tarihlerini ihtiva eder. Kadılık vazifesinde iken Medine’de vefat eden müellif Kadı Ömer olarak da anılır. Kırmızı çerçeveli temize çekilmiş nüshadır. Başlıklar, üzerine çekilen çizgilerle günler, derkenarda rakamla olmak üzere yıllar kırmızı mürekkeple yazılıdır. Bazı kenar notları da bulunan nüshada muhtemelen ciltleme sırasında varakların yerleri karıştırılmıştır. Rûznâmenin çeviri yazıları İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde mezuniyet tezi olarak hazırlanmıştır (Özcan Özcan, 1965; Yavuz Oral, 1966; Kamuran Bayrak, 1972).

3. Sır kâtibi Kahvecibaşı Ahmed Bey v.dğr., Rûznâme-i Sultân Osmân Hân-ı Sâlis (TSMA, nr. E. 12358, s. 1-11). 8 Şâban - 6 Şevval 1168 (20 Mayıs - 16 Temmuz 1755; s. 1-5) ve 18 Zilkade - 23 Zilhicce 1168 (26 Ağustos - 30 Eylül 1755; s. 8-11) tarihlerini ihtiva etmektedir. 6 ve 7. sayfalar boştur. Rûznâmenin ilk kısmını kaleme alan sır kâtibinin ismi şimdilik belli değildir. Altıncı sayfada belirtildiği üzere rûznâmenin ikinci parçası Kahvecibaşı Ahmed Bey’e aittir ve onun kahvecibaşılıktan sır kâtipliğine terfi ettiği anlaşılmaktadır.

4. Sır kâtibi Abdullah Efendi v.dğr., Rûznâme-i Sultân Mustafa Hân-ı Sâlis (TSMA, nr. E. 12359, vr. 1b-40b). 16 Safer 1171 - 25 Rebîülevvel 1177 (30 Ekim 1757 - 3 Ekim 1763) tarihlerini kapsamaktadır. Müsvedde olan nüshadaki bir kayıtta (vr. 1a) metnin 25 Cemâziyelâhir 1178’e (20 Aralık 1764) kadar geldiği öğrenilmekte, böylece bir araya getirilerek cilt yapılmış kâğıtların eksik olduğu ortaya çıkmaktadır. 3 Şevval 1171 (10 Haziran 1758) tevcîhatında Cebeciler kitâbeti sır kâtipliğinden çırağ olan Abdullah Efendi’ye tevcih edilmişti (Vâsıf, I, 115-116). 6 Şevval 1174’te (11 Mayıs 1761) sır kâtibi değişmişti. Sır kâtibinin ismi / isimleri şimdilik belli değildir. III. Mustafa’nın cülûs gününden itibaren tutulan rûznâmede yaklaşık on bir aylık süreyi kapsayan varaklar eksiktir. Rûznâmenin çeviri yazısı Yunus Irmak tarafından yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır (III. Mustafa Rûznâmesi [1171-1177/1757-1763], 1991, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü). İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın III. Mustafa devrine ait rûznâme sahibi olarak andığı Kahvecibaşı Mustafa Nakşî Efendi’nin eserinden iz yoktur ve onun aktardığı satırlardan Târîh-i Nakşî’nin sır kâtibi rûznâmesi olmadığı anlaşılmaktadır.

5. Sır kâtibi Mustafa Ağa, Rûznâme-i Sultân Abdülhamîd Han (İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet, nr. O. 121, vr. 1b-48b). I. Abdülhamid’in günlüğü olup 2 Cemâziyelevvel - 29 Zilhicce 1188 (11 Temmuz 1774 - 2 Mart 1775) tarihlerini ihtiva etmektedir. Takdim amacıyla temize çekilmiş nüshadır. Çeviri yazısı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde mezuniyet tezi olarak hazırlanmıştır (Abdülhamîd I. Hakkında 8 Aylık Rûznâme [1188/1774-1775], haz. Necati Öndikmen, 1952).

6. Sır kâtipleri İsmâil Zihni, Ebûbekir Sıdkî, Bolevî İbrâhim efendiler, Rûznâme-i Sultân Abdülhamîd Han (TSMA, nr. E. 12360/1-17). I. Abdülhamid’e aittir. On beş parça kâğıt ve biri yedi, diğeri yirmi beş varaklık iki defterden oluşan rûznâme müsvedde halindedir. İlk defter ve bazıları arkalı önlü yazılmış kâğıtlar (nr. E. 12360/1-16) 16 Rebîülâhir 1192 - 8 Zilhicce 1193 (14 Mayıs 1778 - 17 Aralık 1779) tarihlerini ihtiva etmektedir ve arada bazı ay ve günler eksiktir. 1 Muharrem 1197 - 9 Receb 1203 (7 Aralık 1782 - 5 Nisan 1789) tarihlerini içine alan ikinci defter (nr. E. 12360/17, vr. 1b-25b) padişahın vefatının iki gün öncesine kadar gelmektedir. Sır kâtibi Ebûbekir Sıdkî 5 Şâban 1199’da (13 Haziran 1785) vazifeyi Bolevî İbrâhim’e (Hoca İbrâhim Feyzî) devretmişti (vr. 12a). Bazı gün tarihlerinin sonradan konulmuş olması, çeşitli çıkmalar yapılması ve yazının bozulması sebebiyle rûznâmede birtakım güçlükler ve karışıklıklar mevcuttur.

7. Sır kâtibi Bolevî İbrâhim Efendi, Rûz-nâme-i Sultân Selîm Hân-ı Sâlis (TSMA, nr. E. 12357, vr. 1b-8b). 1 Rebîülâhir 1204 - 9 Receb 1205 (19 Aralık 1789 - 14 Mart 1791) tarihlerini ihtiva etmektedir. Sır kâtibi Bolevî İbrâhim vazifesini 9 Receb 1205’te (14 Mart 1791) sır kâtibi olan Ahmed Fâiz’e devretmişti. Notların ilk şeklidir ve tek nüshadır.

8. Sır kâtibi Ahmed Fâiz Efendi, Rûznâme-i Sultân Selîm-i Hân-ı Sâlis (TSMA, nr. D. 10749, s. 1-227). 9 Receb 1205 - 29 Şâban 1217 (14 Mart 1791 - 25 Aralık 1802) tarihlerini ihtiva etmektedir. Temize çekilmeye çalışılmış nüshadır ve yıllar itibariyle bugüne ulaşan en geniş rûznâmedir. Tahsin Öz’ün bu nüshaya dayanarak başladığı neşir (bk. bibl.) tamamlanamamıştır. Rûznâmenin bütün metninin çeviri yazısı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans tezi olarak hazırlanmış ve basılmıştır (III. Selim’in Sırkâtibi Ahmed Efendi Tarafından Tutulan Rûznâme, haz. V. Sema Arıkan, Ankara 1993). Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’ndeki (nr. 4819/7) muhtemelen Enderun mensubu biri tarafından yazılan tarih İ. Hakkı Uzunçarşılı tarafından rûznâme adıyla yayımlanmıştır (bk. Belleten, XXXVII/148 [1973], s. 607-662). Söz konusu notlar sır kâtibi çalışması değildir ve rûzmerre tarifine uygundur. Ahmed Fâiz Efendi’nin III. Selim’e ait “selh-i Şâban” 1217 - 11 Cemâziyelevvel 1221 (25 Aralık 1802 - 27 Temmuz 1806) tarihlerini ihtiva eden diğer bir rûznâmesi Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunmaktadır (Millî Emlâk’tan Devralınan Defterler, nr. 11, s. 8-51). Rûznâmenin yer aldığı defter birden fazla sır kâtibinin günlük notlarının temize çekilmesiyle meydana gelmiştir. Ebatlarıyla klasik bir arşiv defteri görünümünde olan nüsha okunaklı nesih hattıyladır. Ahmed Fâiz’in notlarının çeviri yazısı, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arşivcilik Bölümü’nde lisans tezi olarak hazırlanmıştır (III. Selim’in Ruznamesi, haz. Adem Mehmetoğlu – Semih Ceylan, 2000). Sır kâtibi Ahmed Fâiz Efendi 1807’de Kabakçı isyanı sırasında çatıdan çatıya kaçarken düşmüş ve öldürülmüştür.

9. Sır kâtibi Ârif Muhît / Fennî Bey, Rûznâme-i Sultân Mustafa Hân-ı Râbi‘ (TSMA, nr. E. 1086, s. 1-4). 1-29 Şevval 1222 (2-30 Aralık 1807) tarihini ihtiva eder, arkalı önlü iki varaktan oluşan notlar müsvedde halindedir. Gün rakamları genelde belirtilmemiş, “ferdâsı” girişiyle padişahın günlük programı kayıt altına alınmıştır. Aynı sır kâtibinin IV. Mustafa’yla ilgili diğer rûznâmesi Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde yer alır (Millî Emlâk’tan Devralınan Defterler, nr. 11, s. 52-61). 23 Zilhicce 1222 - 2 Cemâziyelâhir 1223 (21 Şubat - 26 Temmuz 1808) tarihlerini içine alır. Sır kâtibi Ârif Muhît Bey, 24 Muharrem’den (22 Mart) 17 Safer 1223’e (14 Nisan 1808) kadar işlerin çokluğu sebebiyle günlük olayların yazılamadığını belirtmektedir. Sır kâtibi Ârif Muhît Bey, Alemdar Mustafa Paşa Vak‘ası esnasında öldürülmüştür (1223/1808).

10. Sır kâtibi Feyzullah Efendi, Rûznâme-i Sultân Mahmûd Hân-ı Sânî (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Millî Emlâk’tan Devralınan Defterler, nr. 11, s. 67-78). 4 Cemâziyelâhir - 7 Zilhicce 1223 (28 Temmuz 1808 - 24 Ocak 1809) tarihlerini kapsamaktadır. Üç padişah devrindeki bazı sır kâtiplerinin notlarını bir araya getirip aynı defterde temize çeken kişinin adı belirtilmemiştir. Rûznâmeleri ihtiva eden bu nüshada az da olsa bazı karalamalar ve karışıklıklar mevcuttur.

Metnin tamamı tıpkıbasımla birlikte yayımlanmıştır (Mehmet Ali Beyhan, Saray Günlüğü [1802-1809], İstanbul 2007). En önemli Osmanlı tarih kaynaklarından biri olan rûznâmelerden bugüne ulaşan metinler II. Mahmud devrinin ilk yılına ait notlarla birlikte sona ermektedir. Sır kâtiplerinin yerini alan mâbeyin başkâtipleri bu usulü izlememişler, görevden ayrıldıktan sonra daha çok hâtırat türü kabul edilebilecek tarih çalışmaları kaleme almışlardır. Bunlar arasında Abdülhamid Ferid Efendi / Paşa, Âtıf Bey, Küçük Said Efendi / Paşa, Tahsin Efendi / Paşa, Ali Cevat (Açıkalın), Halit Ziyâ (Uşaklıgil) ve Ali Fuat’ın (Türkgeldi) eserlerini belirtmek mümkündür.

BİBLİYOGRAFYA
Rûznâme, TSMK, Bağdat Köşkü, nr. 405, vr. 124a-184a (IV. Sultan Murâd’ın Revân ve Tebriz Seferi Rûznâmesi [haz. Yunus Zeyrek], Ankara 1999); Abdurrahman Abdi Paşa Vekāyi‘nâme’si (haz. Fahri Çetin Derin, doktora tezi, 1993), İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, vr. 2a-b, 100b-101a; Silâhdar, Nusretnâme: Tahlil ve Metin (haz. Mehmet Topal, doktora tezi, 2001), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, vr. 9b, 13a, 28a-b, 49b, 57b, 61a, 64b, 92b, 94a, 101a, 213b; Mustafa Nedim, Zafernâme, Millet Ktp., Ali Emîrî, nr. 1343, vr. 1b-10a; Destârî Sâlih Tarihi: Patrona Halil Ayaklanması Hakkında Bir Kaynak (nşr. Bekir Sıtkı Baykal), Ankara 1962, s. 2 vd.; Vâsıf, Târih, I, 115-116; Levend, Gazavatnâmeler, s. 132-133, 176-177; Bekir Kütükoğlu, Vekayi‘nüvis: Makaleler, İstanbul 1994, s. 197; Fikret Sarıcaoğlu, Kendi Kaleminden Bir Padişahın Portresi: Sultan I. Abdülhamid (1774-1789), İstanbul 2001, s. XXIII-XXV; Erhan Afyoncu, Tanzimat Öncesi Osmanlı Tarihi Araştırma Rehberi, İstanbul 2007, s. 105-107; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Vekayii Sultanî Tarihi Nakşî”, TTEM, yeni seri I/2 (1929), s. 12-15; a.mlf., “Topkapı Sarayı Arşivi 4819: Üçüncü Sultan Selim Zamanında Yazılmış Dış Ruznâmesinden 1206/1791 ve 1207/1792 Senelerine Âit Vekayi”, TTK Belleten, XXXVII/148 (1973), s. 607-662; Tahsin Öz, “Selim III. ün Sırkâtibi Tarafından Tutulan Rûzname”, TV, III/13 (1944), s. 26-35; III/14 (1944), s. 102-116; III/15 (1949), s. 183-199; Atsız, “İstanbul Kütüphanelerinde Tanınmamış Osmanlı Tarihleri”, Türk Kütüphaneciler Derneği Bülteni, VI/1-2, Ankara 1957, s. 73-74.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2008 yılında İstanbul'da basılan 35. cildinde, 278-281 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER