ŞAHKULU BABA TEKELİ

Müellif:
ŞAHKULU BABA TEKELİ
Müellif: FERİDUN EMECEN
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
İlk Yayın Tarihi: 2010
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 21.11.2019
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/sahkulu-baba-tekeli
FERİDUN EMECEN, "ŞAHKULU BABA TEKELİ", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/sahkulu-baba-tekeli (21.11.2019).
Kopyalama metni
Osmanlı kaynaklarında ve arşiv belgelerinde “Şeytankulu, Sofu, Karabıyıkoğlu” gibi unvanlarla da anılır; Antalya yakınlarındaki Yalınlıköy’de bir tekke kuran Hasan Halife’nin oğlu olduğu belirtilir. Aslen Tekeli Türkmenleri’nden olan babasının Safeviyye tarikatının liderlerinden Şeyh Cüneyd ve Şeyh Haydar’ın yanında bulunduğu, daha sonra Kızılkaya’da Yalınlıköy’deki bir mağaraya çekildiği zikredilir. Yakalanan bir müridinden alınan bilgiye göre, Yalınlıköy’de dünyaya gelen Şahkulu buradaki bir mağarada dinî telkinlerle Safeviyye tarikatının görüşlerini yaymaya başlamıştır (TSMA, nr. E. 6636). Bazı kaynaklarda hem babasına hem de ona II. Bayezid’in maddî yardımda bulunduğu, hatta bir zâviye ve imaret yaptırdığı kaydedilirse de (Anonim Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 132) bu hususu doğrulayacak bir belge mevcut değildir. Fakat Safevîler’in büyük bir dinî tehdit unsuru halinde ortaya çıkmasından önce II. Bayezid’ın bütün tarikatları desteklediği bilinmektedir.

Şahkulu, muhtemelen Şah İsmâil’in 1500 yılı civarında Anadolu’ya haber göndererek müridlerini hareketlendirdiği dönemde bölgesinde etkisini arttırmaya başlamış, adamları vasıtasıyla Şah İsmâil ile irtibat kurmuştur. İsyanı alenî hale getirdiği 1510’a kadar geçen süreçte bu ilişki ağının mahiyeti hakkında herhangi bir karine bulunmamakla birlikte 1501 yılına ait resmî kayıtlar, Teke bölgesindeki taraftarlarıyla Şah İsmâil arasındaki yoğun hareketliliğe dair dikkat çekici bilgiler sunar. Ana merkezi Kızılkaya’da Safevî yanlısı dinî görüşleri yayan ve etrafına birçok kızılbaş temayüllü Türkmen’i (belgelerde Erdebil halkı, Erdebîlî) toplayan Şahkulu’nun ansızın isyan etmesinin sebepleri tam olarak belli değildir. Yakalanan taraftarlarının beyanlarından etki alanının Rumeli yakasındaki aynı dinî görüşleri paylaşan tekke dervişlerine kadar uzandığının anlaşılması isyan hareketinin sistematik bir yönü bulunduğunu akla getirir. Ancak isyan sadece dinî değil aynı zamanda siyasî faktörlere dayalıdır. Bunda, 1510 yılına doğru II. Bayezid’in oğulları arasında başlayan taht mücadelesinin yol açtığı karışık ortam ve belirsizlik önemli rol oynamıştır. Nitekim Osmanlı kaynaklarında onun adamlarıyla birlikte birdenbire Antalya civarında Şehzade Korkut’un geride bıraktığı ağırlıklara saldırması, II. Bayezid’in öldüğü ve Korkut’un bu yüzden Antalya’dan ayrıldığı kanaatine vararak artık kendi zamanının geldiği düşüncesiyle harekete geçtiği şeklinde yorumlanmıştır. Şahkulu’nun Şah İsmâil adına bu isyanı başlatmış olması ihtimali ise daha zayıf görülmektedir. Yine Osmanlı belgelerinden anlaşıldığına göre Şahkulu kendini mehdî ilân etmiş, taraftarlarınca büyük bir kurtarıcı, hatta Allah’ın tecessüm etmiş şekli ve peygamber olarak görülmüş (“Allah, peygamber budur, insanlar hesap vakti onun önüne getirilecektir, itaat etmeyen imansız gider”, TSMA, nr. E. 6321), böylece bu karışık ortamda Osmanlı Devleti’ne yeniden çeki düzen verme amacı öne çıkmıştır. Hanivaldanus kroniğine göre ise Bayezid’in hasta olduğunu, oğullarının birbirine düştüğünü, artık büyük kurtuluşun zamanının geldiğini, Osmanoğulları’nın süresinin dolduğunu, kendisine bütün yeryüzünün hâkimiyetinin verildiğini, gökyüzünden kılıç indirildiğini, bununla bütün milletleri hükmü altına alacağını söyleyerek harekete geçmiştir (Hanivaldanus Anonimine Göre Sultan Bayezid-i Veli, s. 49). Bunda, ayrıca İstanbul’da küçük kıyamet denilen 1509’daki büyük depremin etkisiyle artık kıyamet vaktinin geldiği düşüncesinin etkili olduğu da söylenebilir. Onun Kütahya ve Bursa istikametindeki ilerleyişi, ayrıca Rumeli’deki müridlerine haber yollaması alenen Osmanlı idaresini hedeflediği konusunda açık bir delil oluşturur.

Şahkulu isyanının neredeyse bütün safhaları, bugün tamamı Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde bulunan rapor ve belgelerden ayrıntılarıyla takip edilebilmektedir. Buna göre Şahkulu, Safevî yanlısı kişileri yanına topladı, bir zâviye, imaret ve müridleri için evler yaptırarak irşad ve propaganda faaliyetlerine başladı. Hareketlerini dikkatle izleyen Antalya’daki idareciler Subaşı Hasan’ı onu yakalaması için gönderdiler. Yirmi kadar adamını tutuklayabilen subaşı kendisini ele geçiremedi. Muhtemelen bundan sonra Şahkulu etrafına adam toplayarak gücünü arttırmaya başladı. Yenice derbendine gitti; timarları ellerinden alınmış eski Karaman sipahileri ona katıldı. Yanına gelenler arasında Teke-ili Türkmenleri’nden Çakıroğulları, Kızıl / Gazaloğulları, Dede Alisi, Ulama ve Kara Mahmud bulunuyordu. Maiyetindeki 400-500 kadar adamla yol kesip bazı devlet görevlilerine saldırdı. Ayrıca Antalya’dan gizlice Saruhan’a doğru yola çıkan Şehzade Korkut’un geriden gelen çadırlarını ve eşyalarını basmak istediyse de Antalya subaşısı buna engel oldu ve eşyaları Antalya’ya götürdü. Şahkulu, bu olayın ardından topladığı 3000 kişilik kuvvetle yeniden üzerine yürüyen Subaşı Hasan’ı bazı köy halkı ile sipahilerin taraf değiştirip kendi safına katılması sonucu bozguna uğrattı. Ardından bunları takip ederek Antalya önlerine gelip pazarı ve şehzadenin çadırlarını yağmaladı; karşı koymak isteyenlerin çoğunu ve bu arada Korkut’un defterdarını öldürdü, subaşıyı yaraladı (Zilhicce 916 / Mart 1511). Ardından geri çekilerek etrafı yağmalamayı sürdürdü. Bu arada yanındaki adamlarını beylerbeyi, sancak beyi ve subaşı sıfatıyla çeşitli yerlere tayin etmeye başladı. İstanoz’u (Korkut-ili) bastı, Elmalı’ya yöneldi, burada kendisine karşı koymaya çalışan 1000-2000 kadar askeri dağıttı. Kasabayı baştan başa tahrip etti, camileri yaktı. Teke-ili’nin tamamına hâkim oldu ve oradan Hamîd-ili (Isparta-Burdur) taraflarına yöneldi. Gölhisar kadısını ve subaşısını katlettirdi, zenginlerin mallarına el koydu. Süratle hareket edip Burdur’u bastı. Burada da karşı koymaya çalışan 1000-2000 kişilik kuvveti bozguna uğrattı (Şehzade Osman’ın 17 Muharrem 917 / 16 Nisan 1511 tarihli raporu: TSMA, nr. E. 2829). Oradan Kütahya’ya doğru yürüdü; yol üzerindeki Keçiborlu, Sandıklı, Sincanlı ve Altıntaş’ı yaktı. Kütahya’ya yakın Zığra köyünde karargâh kurdu. Kütahya önlerinde kendisine karşı koyan Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa’ya son derece akıllıca bir taktik uygulayarak önce bozguna uğramış gibi geri çekilip mallarını ve eşyalarını geride bıraktı. Karagöz Ahmed Paşa’nın adamları ve Kütahya halkı bu malları yağmalamakla meşgulken ansızın geri dönüp bunları dağıttı. Karagöz Ahmed Paşa’yı esir aldı, başını kestirdikten sonra şehir halkının gözünün önünde kazığa vurdurdu (23 Muharrem 917 / 22 Nisan 1511). Ardından Kütahya’yı ateşe verip Saruhan iline (Manisa) gelmiş bulunan Şehzade Korkut’un üzerine yürüdü.

Bu âni değişikliğin sebebi tam olarak anlaşılamamaktadır. Şahkulu’nun Osmanlı tahtına en büyük aday diye gördüğü Korkut’un yolunu kesip onu engellemek istemiş olması kuvvetle muhtemeldir. Ayrıca merkezden yeni birliklerin yollandığı haberini aldığı, bu durumda geriye dönerek Teke-ili’ne çekilme niyeti taşıdığı da düşünülebilir. Osmanlı kaynaklarında geri çekilişinin sebebi II. Bayezid’in hayatta olduğunu öğrenmesine bağlanır. Nitekim Kemalpaşazâde, Kütahya’dan sonra Bursa’ya yöneldiğini, fakat Bursa’yı yağmalamayı uygun görmediğini, yakalattığı bir adamdan padişahın yaşadığını öğrenince huzursuz olduğunu, askerine bunu bildirmeyip zaruret halinde gizlenecek bir kale bularak buraya sığınmak için Bursa işini geriye bıraktığını ve Alaşehir’e yöneldiğini bildirir (Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 53-55). Bursa kadısının Karagöz Ahmed Paşa olayının hemen ardından 3 Mayıs tarihli arzında Teke-ili âsilerinin Şehzade Korkut üzerine yürüdükleri, Hasan Ağa idaresindeki birlikleri Alaşehir ovasında yenip birkaç sancak beyi ile Hasan Ağa’yı öldürdükleri, şehzadenin kaçıp Manisa Kalesi’ne kapandığı, bundan sonraki amaçlarının Bursa olduğu belirtilmiştir (TSMA, nr. E. 5451). Kemalpaşazâde ise Hasan Ağa’yı Aydın sancak beyi Hasan Bey diye gösterip yanında Saruhan sancak beyi İskender ve Menteşe Beyi Sinan beyler olduğu halde toplandıklarını, fakat birbirleriyle geçimsizlikleri yüzünden Şahkulu önünde feci şekilde bozguna uğradıklarını yazar.

Aslında Şahkulu Bursa’ya yürümek niyetinde değildi. Nitekim Alaşehir başarısının ardından süratle Antalya taraflarına döndü. Kendisine bir üs ve ana merkez yapmak istediği bu kaleyi kuşattıysa da alamadı; Vezîriâzam Hadım Atik Ali Paşa idaresindeki Osmanlı kuvvetlerinin harekete geçtiğini duyunca Kızılkaya’ya çekildi. İsyanın büyümesi ve peş peşe gelen başarısızlık haberleri yüzünden II. Bayezid, Ali Paşa’yı büyük şehzadesi Ahmed ile birlikte Şahkulu’nun bertaraf edilmesiyle görevlendirmişti. Ali Paşa 4000 yeniçeri ve 4000 kapı halkıyla Şahkulu üzerine yürüdü. Şehzade Ahmed ile Altıntaş’ta buluştuktan sonra Şahkulu’nun kaçacağı yolları kesmek için Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa’ya emir gönderdi. Kendisi de Şehzade Ahmed ile 18 Rebîülevvel 917’de (15 Haziran 1511) Kızılkaya’ya ulaştı. Şahkulu ise Karaman taraflarına doğru çekilmeye başladı, önünü kesmeye çalışan Haydar Paşa’yı bozguna uğrattı. Haydar Paşa ile Kayseri sancak beyi Cündî Kemal Bey’i katlettirdi. Bu bozgunda yine Karamanlı sipahilerin Şahkulu’na karşı savaşmaması etkili olmuştur. Böylece çemberi yaran Şahkulu Beyşehir’e vardı. Ali Paşa, onun aradaki mesafeyi iyice açtığını görünce yanındaki piyade tüfekli yeniçerilerden 500’ünü bulabildiği atlara bindirip maiyetindeki diğer atlı askerlerle hızla onun peşine düştü. Bu arada asıl kuvvetlerle Şehzade Ahmed’i geride bırakmıştı. On dört günlük hızlı bir takipten sonra Şahkulu’na Sivas yakınlarında Çubuk (bazı kaynaklarda Gökçay) adlı yerde yetişti. Şehzade Ahmed’in merkeze yolladığı raporda Şahkulu ile Ali Paşa arasındaki savaşın 5 Rebîülâhir’de (2 Temmuz) cereyan ettiği ve Ali Paşa ile birlikte 170 tüfekçi yeniçerinin hayatını kaybettiği belirtilir (TSMA, nr. E. 3062). Osmanlı kaynaklarına göre bu savaş sırasında Şahkulu tıpkı Osmanlı ordusunun uyguladığı gibi ordugâhının etrafına hendek kazdırdı, develerle bir barikat oluşturdu, bu savunma duvarının arasına saldırıp geri çekilmeyi kolaylaştıracak kapılar yaptırdı. Ali Paşa’nın yanında çoğu yorgun 2000 asker vardı. Ulûfeciler kethüdâsı Kara Mûsâ’nın biraz dinlenilmesi, gelecek yardım kuvvetlerinin beklenmesi yolundaki telkinlerini dinlemedi ve yaptığı saldırılarda başarılı olamadı. Bir belgeye göre daha savaş başlar başlamaz yanındaki adamların bazıları kaçmış, Çankırı ve Ankara sipahileri gerektiği gibi savaşmamış, hatta Rum (Amasya-Tokat) sipahileri uzakta durmuş, Ali Paşa yeniçerilerle yalnız kalmış, sonunda çembere alınıp savaşarak hayatını kaybetmiştir (TSMA, nr. E. 6352).

Savaşı kazanan Şahkulu’nun âkıbeti meçhuldür. Şehzade Ahmed’in raporunda müphem ifadelerle onun savaş meydanında ölüp ölmediğinin belirlenemediği söylenirken Hacı Mustafa adlı birinin arzında Şahkulu Halife’ye tüfek kurşunu isabet edip öldüğü hakkında bir şâyia çıktığı bildirilmiştir (TSMA, nr. E. 6664). Ancak bunun Ali Paşa ile olan savaşta mı yoksa bu savaştan sonra İran tarafına giderken kendilerini takip eden mahallî birliklerle yapılan küçük çaplı mücadelelerden birinde mi gerçekleştiği anlaşılamamaktadır. Öte yandan kroniklerde farklı bilgiler vardır. Bazılarında onun savaş sırasında bir ok isabetiyle hayatını kaybettiği bildirilir. Kemalpaşazâde ise âkıbetinin belli olmadığını, “Yer delindi yere mi girdi, göğe mi çıktı kimse bilmedi” diyerek ilginç bir ifade kullanır. Anonim Tevârîh-i Âl-i Osmân’da savaş sırasında Hasan Halîfe’nin ok isabetiyle helâk olduğu, bu sebeple yandaşlarının büyük bir vaveylâ kopardıkları yazılıdır. Burada kastedilenin Şahkulu mu yoksa babası mı olduğu da yine anlaşılamamaktadır. Hanivaldanus kroniğinde ise Şahkulu’nun geride kalan adamlarıyla hızla uzaklaşarak Şah İsmâil’e sığındığı bildirilir (Hanivaldanus Anonimine Göre Sultan Bayezid-i Veli, s. 53). Kendisinden bir daha haber alınamadığına göre onun savaşta yaralandığı, yol esnasında veya Şah İsmâil’e sığındığında hayatını kaybettiği söylenebilir. Bazı kaynaklarda bu sığınmacıların bir kervanı soydukları için sultan / baba ile vezir unvanlı iki liderinin idam edildiğine dair bilgiler vardır (Hoca Sâdedin, II, 180-181). İsyana katılan Teke-ili sipahi ve Türkmenleri şahın ordusuna alınmıştır.

Karizmatik bir dinî şahsiyet olan ve bu vasıflarıyla Baba İshak’a benzeyen Şahkulu, tipik bir Türkmen babası sıfatıyla Şiî temayüllü kızılbaş grupları ve torlakları yanında toplamış, ilâhî iradenin kendisinde tecelli ettiği yolundaki propagandalar, yaptığı savaşlarda birbiri ardınca kazandığı başarılar sebebiyle kısa sürede halkın nazarında kendisinin beklenen kurtarıcı olduğu düşüncesine yol açmış olmalıdır. Onun, hayli karışık siyasî ortamdan yararlanarak tıpkı Şah İsmâil gibi yandaşları vasıtasıyla Osmanlılar’a alternatif bir yeni idare kurmayı amaçladığı söylenebilir. Halifelerini Rumeli yakasında Serez, Selânik, Yeni Zağra, Filibe, Sofya gibi yerlerdeki tekkelere göndererek onlara mektuplar yollaması da bu niyetinin bir yansıması şeklinde düşünülebilir. Şahkulu’nun bu isyanı, karakter itibariyle daha sonra çıkacak olan Safevî yanlısı isyanlardan daha farklı bir yere sahiptir.

BİBLİYOGRAFYA
 Anonim Tevârîh-i Âl-i Osman (nşr. F. Giese, haz. Nihat Azamat), İstanbul 1992, s. 132-133; Kemalpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân: IX. Defter (haz. Ahmet Uğur, The Reign of Sultan Selim I in Light of the Selimnâme Literature içinde), Berlin 1985, s. 42-49, 53-55; Hanivaldanus Anonimine Göre Sultan Bayezid-i Veli, 1481-1512 (haz. R. Kreutel, trc. Necdet Öztürk), İstanbul 1997, s. 47-53; Hadîdî, Tevârîh-i Âl-Osmân, 1299-1523 (haz. Necdet Öztürk), İstanbul 1991, s. 359-362; İshak Çelebi, Selimnâme, İÜ Ktp., TY, nr. 2614, vr. 10b-12b, 17a, 28b-30a; Muhyî Çelebi, Tevârîh-i Âl-i Osmân, Millet Ktp., Ali Emîrî, nr. 15, vr. 92b-94a; Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, İstanbul 1280, II, 162-181; Selahattin Tansel, Sultan II. Bayezit’in Siyasî Hayatı, İstanbul 1966, s. 248-256; Faruk Sümer, Safevî Devletinin Kuruluş ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Ankara 1976, s. 32-34; M. Çağatay Uluçay, “Yavuz Sultan Selim Nasıl Padişah Oldu”, TD, VI/9 (1954), s. 61-74; Şehabeddin Tekindağ, “Şah Kulu Baba Tekeli İsyanı”, BTTD, I/3 (1967), s. 34-39; I/4 (1968), s. 54-59.
Bu madde ilk olarak 2010 senesinde İstanbul'da basılan TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 38. cildinde, 284-286 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde gösterilmektedir.