SA‘LEBE (Benî Sa‘lebe)

بنو ثعلبة
SA‘LEBE (Benî Sa‘lebe)
Müellif: MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI
Web Sitesi: TDV İslâm Ansiklopedisi
Yayımcı: TDV İslâm Araştırmaları Merkezi
Baskı Tarihi: 2009
Son Güncelleme Tarihi: -
Erişim Tarihi: 28.05.2020
Web Adresi:
https://islamansiklopedisi.org.tr/salebe-beni-salebe
MUSTAFA SABRİ KÜÇÜKAŞCI, "SA‘LEBE (Benî Sa‘lebe)", TDV İslâm Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/salebe-beni-salebe (28.05.2020).
Kopyalama metni
Benî Sa‘lebe adına ilk defa Yemen’de bulunan Sebe meliklerine ait kitâbelerde rastlanır (Cevâd Ali, II, 590). Kalkaşendî, Adnânîler’in on, Kahtânîler’in on altı kolunun Sa‘lebe adıyla anıldığını kaydeder (Nihâyetü’l-ereb, s. 181-185).

Benî Sa‘lebe adıyla tanınan başlıca kabileler şunlardır: Benî Sa‘lebe b. Sa‘d. Adnânîler’e mensup Gatafânoğulları’nın önemli kollarından biridir. Bunlar yoğun olarak Orta Arabistan’da Gayga, Surrâd ve Huşbe’de yaşıyordu. Gatafân kabilesinin diğer kolları gibi Benî Sa‘lebe b. Sa‘d da uzunca bir süre müslümanlara düşmanlık yapmıştı. Hicretin 3. yılında (624) Benî Sa‘lebe b. Sa‘d’ın Necid bölgesinde Zûemer’de Benî Muhârib ile birlikte Medine’ye baskın hazırlığı içerisinde olduğu haber alınınca onlara karşı Zûemer (Gatafân) Gazvesi düzenlendi (Vâkıdî, I, 193-194). Ertesi yıl meydana gelen Zâtürrikā‘ Gazvesi’nin asıl sebebi de Benî Sa‘lebe’nin Benî Enmâr ile birleşerek Medine’ye yönelik saldırı hazırlıkları yapmasıydı. Herhangi bir çatışmanın olmadığı Zûemer ve Zâtürrikā‘ gazveleri Benî Sa‘lebe’nin Medine’ye yönelik tehditlerini geçici bir süre durdurdu. Hz. Peygamber, 6. yılın Rebîülâhirinde (Ağustos-Eylül 627) Muhammed b. Mesleme’yi keşif ve bilgi toplamak amacıyla on arkadaşıyla birlikte Medine’den 24 mil uzaklıktaki Zülkassa’da yaşayan Benî Sa‘lebe b. Sa‘d’ın yurduna gönderdi. Müslümanların yurtlarına geldiğini farkeden Benî Sa‘lebe’den silâhlı 100 kişi onları kuşatıp yaralı olarak Medine’ye dönen Muhammed b. Mesleme dışındakileri öldürdü. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, Ebû Ubeyde b. Cerrâh kumandasında kırk kişiden oluşan bir kuvveti olay yerine gönderdi. Düşman kuvvetlerine rastlamayan Ebû Ubeyde ele geçirdiği hayvan sürüleriyle Medine’ye döndü (a.g.e., II, 551). Ebû Ubeyde aralarında ittifak oluşturarak Medine’yi ve meralarını tehdit eden Benî Sa‘lebe, Benî Muhârib ve Benî Enmâr’a karşı rebîülâhir ayının sonlarında (eylül ortaları) ikinci bir sefere çıktı. Aynı yılın cemâziyelâhir (ekim-kasım) ayında Zeyd b. Hârise kumandasındaki on kişilik bir kuvvet Benî Sa‘lebe’nin bir diğer konak yeri olan Tarîf’e sevkedildi. Birlik Tarîf’e ulaştığında Sa‘lebeoğulları, gelenlerin Hz. Peygamber kumandasındaki bir ordunun öncü birliği olduğunu sanarak yurtlarını terkettiler. Zeyd ve beraberindekiler yirmi deveyle bir miktar davarı ganimet alarak Medine’ye döndüler. Bu seferlerden özellikle ekonomik anlamda ciddi zarar gören Benî Sa‘lebe ve müttefikleri Medine’ye yönelik tehditlerinden vazgeçtiler. Resûl-i Ekrem, Ci‘râne’den döndükten sonra (8/630) Benî Sa‘lebe’den dört kişilik bir heyet Medine’ye gelerek kabilelerinin İslâmiyet’i kabul ettiğini bildirdi. Remle bint Hâris’in konağında ağırlanan Benî Sa‘lebe heyeti Medine’de birkaç gün kaldıktan sonra ayrıldı (İbn Sa‘d, I, 227). İbn Hacer el-Askalânî, Hz. Peygamber’in bu sırada Benî Sa‘lebe b. Sa‘d’ın lideri Abdullah b. Amr es-Sa‘lebî’yi kabilesine âmil olarak tayin ettiğini kaydeder (el-İṣâbe, IV, 164). Ancak Abdullah’a bu görev heyetin Medine’den ayrılmasından sonra verilmiş olmalıdır. Kûfe’ye yerleşen ve kendisinden hadis rivayet edilen Usâme b. Şureyk de bu kabileye mensuptur. Yine Kûfe’ye yerleşen Katbe b. Mâlik de özellikle hadis konusunda kendisine başvurulan sahâbîlerdendi (Sem‘ânî, III, 128). Benî Sa‘lebe b. Sa‘d ile Benî Sa‘lebe b. Yerbû‘ irtidad hareketleri içerisinde etkin biçimde yer aldı (Taberî, III, 244, 248, 278).

Gatafân’ın Sa‘lebe, Eşca‘, Fezâre gibi kollarının adı Abbâsîler döneminde daha çok duyulmaya başlandı. Sa‘lebe, Gatafân’ın bazı kollarıyla birlikte 230’daki (844-45) bedevî isyanına katıldı. Boğa el-Kebîr tarafından bastırılan bu isyandan sonra kabilenin önemli bir kısmı Gatafân’ın diğer kollarıyla birlikte Arabistan’ı terketti. Benî Sa‘lebe b. Kâ‘b. Kahtânîler’in Kehlân koluna mensup olan Gassânîler’in alt koludur. 200-636 yılları arasında hüküm sürdükleri Suriye ve çevresinde Lahmîler’e ve Sâsânîler’e karşı Bizans saflarında mücadele eden Gassânîler’in önemli bir kısmını Benî Sa‘lebe b. Kâ‘b b. Müzeykıyâ oluşturuyordu. Bundan dolayı Gassânîler’e Sa‘lebiyyûn (Âl-i Sa‘lebe) adı verilmiştir (Cevâd Ali, III, 349, 391). Hâlid b. Velîd’in Hîre halkı ile antlaşma yaparken huzuruna çıkanlar arasında Benî Sa‘lebe de zikredilir (İbn Sa‘d, VII, 278).

Benî Sa‘lebe b. Amr. Evs ve Hazrec’in kollarından bazıları bu ismi taşır. Bu kollar arasında Benî Sa‘lebe b. Amr b. Avf, Benî Sa‘lebe b. Abdüavf b. Ganm, Benî Sa‘lebe b. Ubeyd ve Benî Sa‘lebe b. Mâzin özellikle zikredilmelidir. İbn Hacer, Hz. Peygamber’in Benî Sa‘lebe b. Amr’ın liderlerinden Sayfî b. Âmir’i kabilelerine âmil tayin ettiğini kaydeder (el-İṣâbe, III, 367). İkinci Akabe Biatı’nda bulunan Sayfî, Medine’nin müslümanlaşmasında önemli rol oynamıştır. Hz. Ebû Bekir’in halife seçilmesinden sonra genellikle siyasetten uzak duran ve Medine’de yaşamayı sürdüren Benî Sa‘lebe, Emevîler döneminde meydana gelen Harre Savaşı’nda kayıplar vermiştir (Halîfe b. Hayyât, s. 188).

Benî Sa‘lebe b. Selâmân. Kahtânîler’den Tay kabilesinin kolu olan Benî Sa‘lebe b. Selâmân yoğun olarak Cev ile Necid’de yaşıyordu. Benî Sa‘lebe b. Selâmân zaman içerisinde Arabistan’ı terkederek Şam’a ve Mısır’a göç etti. Kabilenin İslâmiyet öncesinde olduğu gibi bedevî hayat sürdüğü bazı faaliyetlerinden anlaşılmaktadır. 577’de (1181-82) Selâhaddîn-i Eyyûbî, Franklar’a erzak kaçıran Benî Sa‘lebe’nin iktâlarını ellerinden alarak onları Buhayre’ye sürdü (Şeşen, s. 240). Selâhaddin, Franklar’a üstünlük sağlayınca Benî Sa‘lebe Mısır’a gitti. Kalkaşendî bunların Mısır ve Suriye’de yoğun olarak yaşadığını ve müslüman ordusu içerisinde yer aldığını kaydeder (Nihâyetü’l-ereb, s. 183). Tay kabilesinin Sa‘lebe b. Amr kolu Gazze ve çevresinde yerleşik hayata geçmiştir.

Benî Sa‘lebe b. Fityevn. Sa‘lebe adı Arabistan’da yahudiler tarafından da kullanılmıştır. Benî Sa‘lebe b. Fityevn, Medine’de yaşayan yahudi kabilelerinden Benî Kaynukā‘ın önemli kollarındandır. Medine vesikasında Benî Sa‘lebe ve onun bir kolu olan Cefne ile Sa‘lebe’nin mevlâlarının bizzat Sa‘lebeler gibi kabul edileceği kayıt altına alınmıştı. Yahudi Benî Sa‘lebe’den olan âlimler Resûl-i Ekrem’e düşmanlık besleyenlerin başında geliyordu. Bunlardan Muhayrîk adlı biri sonradan İslâmiyet’i kabul etmiştir (İbn Hişâm, II, 156).

Kaynaklarda Sa‘lebe adını taşıyan diğer bazı kabilelere ait rivayetler şöylece özetlenebilir: Câhiliye devrinde ve İslâmiyet’in ilk zamanlarında Arap kabileleri arasında meydana gelen savaşlarda (eyyâmü’l-Arab) Sa‘lebe adını taşıyan kabilelerin önemli rol oynadığı görülmektedir. Benî Sa‘lebe b. Bekir ile Benî Yerbû‘ arasında Yevmü ereb, Benî Süleym’in kolu Benî Sa‘lebe ile Benî Yerbû‘ arasında Yevmü’l-livâ ve Adnânîler’den Benî Sa‘lebe b. Yerbû‘ ile Benî Kilâb arasında Yevmü’r-rigām adıyla bilinen mücadeleler bunların en meşhurlarıdır. Mekke’ye ve ticaret için panayırlara gelenleri İslâmiyet’e davet eden Hz. Peygamber’in ulaşabildiği kabileler arasında Bekir b. Vâil’in kollarından Benî Sa‘lebe b. Ukābe de bulunuyordu (Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, III, 144). Mûte Savaşı’nda Benî Hades’in kolu olan Benî Sa‘lebe savaşın müslümanların aleyhine gelişmesinde önemli rol oynamıştır (İbn Hişâm, IV, 22; Taberî, III, 42). Hz. Ali’ye karşı muhalefet hareketlerine katılanlar arasında Sa‘lebe adını taşıyan kabilelere mensup kişiler de vardı (Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, VII, 321). Ezd kabilesinin Benî Sa‘lebe kolu Sıffîn Savaşı’nda Muâviye b. Ebû Süfyân tarafında yer almıştır (Taberî, V, 27). Hâricîler’in kollarından biri olan Seâlibe, Sa‘lebe b. Mişkân veya Sa‘lebe b. Âmir’e nisbet edilmektedir (bk. SEÂLİBE). Muâviye, Benî Sa‘lebe b. Şeybân’dan Maskale b. Hübeyre’yi Taberistan’a vali tayin etmiş (Belâzürî, Fütûh, s. 481), Irak Valisi Ziyâd b. Ebîh de Basra’daki şurta görevine Benî Sa‘lebe b. Yerbû‘dan Abdullah b. Hısn’ı getirmiştir (Halîfe b. Hayyât, s. 159). Adnânîler’den Esed kabilesinin Benî Sa‘lebe b. Dûdân kolu Kûfe ile Mekke arasında yer alan konak yerine adlarını vermişlerdi (İbn Hazm, s. 192; Cevâd Ali, III, 364). Şairliği kadar cengâverliğiyle ünlü olan sahâbeden Dırâr b. Ezver ile şair olan kız kardeşi Havle bint Ezver bu kabiledendir. “Şâiru Ehli’l-beyt” unvanıyla tanınan Kümeyt el-Esedî de bu kabileye mensuptur. Adnânîler’den Benî Süleym’in alt kollarından Benî Sa‘lebe b. Behte’ye mensup olan Amr b. Anbese’nin Hz. Peygamber’in bi‘set öncesi arkadaşlarından olduğu rivayet edilir (Kalkaşendî, s. 182).

BİBLİYOGRAFYA
Vâkıdî, el-Meġāzî, I, 160-161, 170, 193-194, 395-396; II, 551-552, 555; İbn Hişâm, es-Sîre (nşr. Ömer Abdüsselâm Tedmürî), Kahire 1987, II, 156, 159; IV, 22; İbn Sa‘d, eṭ-Ṭabaḳāt (nşr. M. Abdülkādir Atâ), Beyrut 1410/1990, I, 227; II, 47, 65-67; III, 362-364; IV, 281; VII, 278; Halîfe b. Hayyât, et-Târîḫ (Zekkâr), s. 40, 159, 188; Belâzürî, Ensâb (Zekkâr), I, 483-484; a.mlf., Fütûh (Fayda), s. 481; Taberî, Târîḫ (Ebü’l-Fazl), III, 42, 244, 248, 278; V, 27; İbn Hazm, Cemhere, s. 192; Sem‘ânî, el-Ensâb, III, 127-130; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (nşr. Halîl Me’mûn Şîhâ), Beyrut 1418/1997, II, 464; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye (nşr. Ali Abdüssâtir v.dğr.), Kahire 1408/1988, III, 144, 239, 326; VII, 321; Kalkaşendî, Nihâyetü’l-ereb, Beyrut 1405/1984, s. 181-185; İbn Hacer el-Askalânî, el-İṣâbe (nşr. Âdil Ahmed Abdülmevcûd v.dğr.), Beyrut 1418/1997, III, 367; IV, 164; V, 340; Cevâd Ali, el-Mufaṣṣal, II, 590; III, 216, 278, 330, 349, 364, 391; VI, 522; IX, 433; Hamîdullah, İslâm Peygamberi, I, 209, 509; Ramazan Şeşen, Salâhaddîn Eyyûbî ve Devlet, İstanbul 1987, s. 240; Kehhâle, Muʿcemü ḳabâʾili’l-ʿArab, Beyrut 1412/1991, I, 142-147; H. H. Bräu, “Thaʿlaba”, EI2 (İng.), X, 433-434.
Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 2009 yılında İstanbul'da basılan 36. cildinde, 27-28 numaralı sayfalarda yer almıştır. Matbu nüshayı pdf dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Her hakkı mahfuzdur. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin her türlü telif hakkı TDV İslâm Araştırmaları Merkezi’ne ait olup 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarındaki yazıların bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır; ancak kaynak gösterilmesi (TDV İslâm Ansiklopedisi internet sitesinde yer aldığının ifade edilmesi) ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi internet sayfalarında yer alan resim, fotoğraf, grafik, çizim, cetvel vs. her türlü görüntü malzemesinin başka bir ortamda yayımlanması kesinlikle yasaktır.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nden rastgele bir madde okumak ister misiniz?
BAŞKA BİR MADDE GÖSTER